Sosyal Bilimler

Kelimeler Cangılında Soğukkanlı ve Aydınlık Olmak | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Kelimeler Cangılında Soğukkanlı ve Aydınlık Olmak

Sosyoloji endüstriyel toplumun çocuğudur. Bir demystification’dur, yani insan düşüncesine hürriyet getirir, sacre (kutsal) tanımaz. Tarihin hızla ilerlediği çağlar var: 1789 sonrası Fransası, endüstri devrimi sonrası İngiltere ve Amerika. Eğer sosyolog uzviyetine hâkim olan geleneğin zincirlerini koparamıyorsa, ilmi gelişemez. 1789’dan sonra dünya iki kutuba ayrıldı: sanayileşmiş ve sanayileşmemiş ülkeler. Sosyoloji eski cemiyetten gelen değer yargıları üzerinde bir düşüncedir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun varisi olan Türkiye, alt yapı ve üst yapı bakımından nev-i şahsına münhasır bir ülkedir. 1818’den itibaren fâtih kapitalizm, sanayii inkılâbımızı önledi. Türk halkı fatalist bir yığındır ve nasların içinden sıyrılmasını bilmedik. İslâmiyet terâkkiye mânî midir? şeklinde bir soru, sosyolojik kafadan mahrumiyeti gösterir. İslâm bir üst yapı müessesesidir. Bir İbn Rüşd veya İbn Haldun’un yetişmesine engel olmamıştır. Hıristiyanlık terâkkiye ne kadar engelse İslâm da o kadar engeldir. Gelişen bir cemiyet için kanattır din, çöken bir ülke için safradır. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü sosyal ve ekonomik sebeplerdendir, İslâmiyet’in bunda hiçbir rolü yoktur. Feodal istihsal sistemi, kapitalizm tarafından bozguna uğratılmıştır. İktisaden geri kalmış ülkeler tâbiri psikolojik yönden yapılan, Batı’nın yeni bir yutturmacasıdır. Anadolu köksüz bir yarı aydın yaratmış, onu tarihinden utandırmıştır. Kaderimize birtakım büyülü kelimeler hükmetmektedir, ideolojiler değil.

1789, doğuştan gelen imtiyazların kaldırılışı ve tiers etat’nın zaferi. Bütün değer hükümlerinin yeni baştan tetkike tabî tutulması. Fransız ihtilâlinden sonra bir aristokrat ailesinden gelen Saint-Simon sosyolojiyi kurar ve onun karşısında maziyi müdafaa eden bir de Bonald ile de Maistre, Comte’u hazırlarlar. Sosyoloji bir tarafıyla ihtilâlcidir, sosyalizmle beraber doğar, bir tarafıyla da maziyi yaşatmak ister.

Sosyal düşüncenin doğması için değerler levhası silinmiş, ama bunlardan bir kısmı yaşatılmıştır. Batı insanının düşüncesi bu diyaloga şahit olmuştur. Chateaubriand-Maistre-Bonald = Proudhon, Saint-Simon-Marx.

İdeoloji ileri bir endüstri cemiyetinin düşünce sistemidir. Kelime korkusu cemiyetimizin en büyük hastalıklarından biridir. Bu kelimenin arkasında hangi ferdî ve sosyal menfaatler, hangi ülkenin menfaatleri vardır? Düşünmeye başlamak kelimeler üzerinde düşünmekle başlar. Türk intelijansyası “körlerin mağarası”ndadır. Kelimelerin kölesidir, mefhumlarda, kavramlarda aydınlığa varılamamıştır. Bir çağda hâkim olan düşünceler, hâkim sınıfın düşünceleridir. Eğer hâkim sınıf büyük kavgalarla gelmemişse, bütün memlekete hâkim sınıfın karanlık düşüncesi hâkim olacaktır, düşünce olmayan düşüncesi. Üstelik Batı’nın sloganlarıyla hareket eden bir hâkim sınıf. Batı için iktisaden geri bırakacağı ülkeler, elbette düşünmemesi lâzım gelen ülkelerdir.

Sosyolojik terbiyenin ilk şartı kelimeler cangılında soğukkanlı ve aydınlık olmaktır.

Duverger’nin Fransa için işaret ettiği tehlike: Fransız insanının politik kültürünün sıfır olması, politikayı bilmemesi, politikanın dışında bırakılmış olmasıdır. Fransız insanı Montaigne’den beri tarihin içindedir. Onlar bu durumdaysa, bizim ne halde olduğumuzu düşünmek ancak ızdırap verir.

Solla sağ bir bütündür, solu tayin eden sağdır, sağı tayin eden soldur. Biz hakikatların sadece bir tarafını görmeye mahkûm edilmişizdir. Oysa yalnız bir tarafını görmek, hiçbir şeyi görmemektir. Halifeliğin müdafaa edilmediği yerde sosyalizmin hiçbir değeri yoktur. Milyarlık bütçelerle müdafaası yapılan iki büyük dünya g.rüşü var: kapitalizm ve sosyalizm. Bunlan düşünmek lâzım, ama bunların dışmdakileri de düşünmemiz lâzım. Düşünceye yasak bölge tayin edildiği andan itibaren düşünmek yoktur, bir düşüncenin esareti altına girmek vardır. Batı bütün fetihlerini entelektüel mânâdaki liberalizmine borçludur.

İnsanlık uzun zaman güzel taraflarını göğe aksettirmiştir. Feuerbach’ın sandığı gibi bir alienation değildir bu, bir zenginleşmedir. Tabiatı diviniser ettikten kutsallaştırdıktan, bir panteizm yarattıktan sonra kalıptan kalıba girmiştir inançları. İnsanın insanlaşması kutsala inanması ile başlar. “Un animal religieux” (Dindar bir hayvan). Kutsal için fedakârlık yapan, kendisinden daha büyük bir varlığa inanan bir mahlûk insan. Ama insanı mağarasından kurtaran gerçek kutsalın yanında, şuuru için zincir olan bir sahte kutsal da var. Semavi dinlerden hiçbiri insanın gündelik hayatına karışmaz hale gelmişlerdir. Tehlikeli olan, kutsalla alâkası olmayana kutsallık atfeden düşüncedir.

Bir kast için inanç hürriyeti ilk defa Hindistan’da doğmuştur, sonra Yunan ve Roma’da boğulmuş, 13. yüzyılda yeniden doğmuştur. Burjuvazi bir akıldır artık. Sahte kutsallara inanmaz. Bugün Türkiye’de belli bir sahaya inhisar etmektedir hürriyetsizlik. Ama mutlaka tamamlanmalıdır hürriyet. Düşünmek, evvelâ düşünceleri düşünmek, sonra da onların tesirinden kurtulmaktır. Nasıl fertlerin bir şuur altı varsa, milletlerin de bir şuur altı vardır. Bir teşbih: şehirde yaşayan bir avuç aydın şuuru temsil eder, köy şuur altını ve şuur pislikleri, oraya iter. O hareketsiz yığındaki her dalgalanış bir hayır habercisidir. Bu çeşitli ethnie’lerden gelen köy komünoteleri iki şey için hatırlanmıştır; savaş ve vergi.

Türkiye’de her asırda birkaç insan düşünür. Bunlar ya susturulurlar yahut dertlerini anlatacak bir kitleden mahrumdurlar. Bu amorf kalabalığın heyecan duyması şarttır. Caliban (Shakespeare’in tembel, ahlâksız halk için kullandığı tabir), Shakespeare’den sonra Batı’da uyanmıştır. Bu uyanma isyanla başlar. Köy kendisi olduğunu idrâk ettiği gün Türkiye kurtuluşunun en fecirli günüdür.

1908’den beri bütün Türk aydınları memleketi batırmışlardır. Ve bütün aydınlar Türk olduklarından utanmaktadırlar. Millet intelijansyasıyla millettir. Kendisinden utanan bir intelijansya ne getirebilir? Müslüman değildir, Türk değildir, Anadolu’yla hiçbir münasebeti yoktur. Batı kapitalizminin yaptığı tahrip ameliyesini tamir için, basmakalıp düşünceye iltifat etmemek, her düşünceyi tezadıyla bütün kabul etmek gerek.

Sartre “On ne gouverne pas innocemment” (safiyetle politika yapılamaz) der. Bir ideolojinin gerçekleştirilmesidir politika. Ferdî ahlâkla bir münasebeti yoktur. Nietzsche “herhangi bir düşünce insanın insan olarak yaşamasını sağlıyorsa doğrudur” diyor. İlmin nazarında her politikacı bir parça yalancıdır. Politika temiz bir hedefe varmak için oynanan pis bir oyundur. Her namuslu adam daha namuslu bir dünyanın kurulması için bir lağım banyosundan geçmelidir. Angaje olmamış insan mümkün olduğu kadar uyanık olmalıdır dogmalar karşısında. Kendi kafasıyla düşünmek, kendi gözleriyle görmek zorundadır. Bir imam-hatiplinin inandığı bir dâva için mücadele etmesi, bir sosyalistinkinden daha mukaddestir. çünkü şimdi tek şey yasaktır: Türk’ün gerçekten üstün olduğunu idrâk etmek. Osmanlı tarihinin şerefli bir tarih parçası olduğunu, Abdülhamid’in büyük bir hükümdar olduğunu söylemek yasaktır. Bugün sosyalizmin önü açıktır, ama gerçek bir Türk sosyalizminin kurulması için evvelâ Türk insanının bu küçüklük kompleksinden kurtulması lâzımdır. (Fertler arasında sempati olur, milletlerarasında sempati olmaz).

Cemil Meriç, 27 Kasım 1968
Kelimeler Cangılında Soğukkanlı ve Aydınlık Olmak
Sosyoloji Notları ve Konferansları
İletişim Yayınları, 1999

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.