Sosyal Bilimler

Az Bilinen Bir “Coğrafyacı”: Edward Said | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Az Bilinen Bir “Coğrafyacı”: Edward Said

Hiçbirimiz coğrafya dışında değiliz, hiçbirimiz coğrafya üzerindeki mücadeleden tamamen özgür değiliz.”
[Edward Said, Kültür ve Emperyalizm, syf. 37]

Bilinen coğrafya disiplini ve coğrafi bilgi üretme biçimlerini reddederek çağcıl ve yerinde bir tespitle şunu söylemek mümkün; öyle bilinmeseler ve kendilerini öyle ifade etmeseler de tıpkı Immanuel Kant, tıpkı Antonio Gramsci ve tıpkı Michel Fouacult gibi Edward Said’in düşünü de coğrafya ile yürümektedir ve özellikle Said için yaptığı şey tam da coğrafyadır denilebilir. Bu bakımdan kültürel, post-kolonyal çalışmalarda öncü kabul edilen bir yazar ve eleştirmen olarak Edward Said’in adı coğrafya ile anılmayı fazlasıyla hak etmektedir. Burada Said’in geliştirdiği Oryantalizm yaklaşımının kendiliğinden haiz olduğu coğrafi konumsallığın ötesinde, Said’in yolu yordamı, düşünce biçimi ve en nihayetinde coğrafi “praksisi” belirleyicidir.  Yazının başlıca amacı da, onun coğrafyayı nasıl ele aldığını ve anlamlandırdığı sorgulayarak, çalışmalarının neden coğrafi bakımdan özgün, ilksel, ön açıcı ve önemli olduğunu ortaya koymaktır.

Said’in Şarkiyatçılık [Orientalism – 1978] isimli kitabı, 20. yüzyılın en etkili kitaplarından ve post-kolonyal çalışmaların temel metinlerinden biri olarak kabul edilmektedir ve etkileri, beşeri bilimleri ve sosyal bilimleri aşmaktadır (Myers, 2006: 343-344).  Wainwrigt’a göre, Said’in eleştirel okumalar üreten bir kişi olarak dünya ölçeğindeki önemi onun aynı zamanda coğrafyacı da olarak önemini imler. Said’in oryantalist söylem ve oryantalizme yönelik eleştirisi, dünyayı anlama yöntemlerimizi ciddi bir şekilde yerinden etmektedir ve esasta -oryantalizm eleştirisi- çok sayıda insanın coğrafi ve politik olarak kritik edildiği Gramscian bir analizdir (Wainwright, 2005).

Dolayısıyla, Edward Said’in çalışmaları Mekânsal Dönüşün[i] kültürel ve post-kolonyal çalışmalar bakımından da öncülü olarak kabul edilmektedir. Bu kapsamda Said’in çalışmalarında coğrafyanın nerede durduğuna bakılırsa, “kendiliğinden” bir coğrafi yaklaşım ve içerimin bulunduğu ve bu anlamda coğrafyanın metinlere içkin olduğunu söylemek mümkündür. Yalnız bu içkinlik mekânı bir çeşit dekor (inert) ve çok popüler anlamıyla “konteynır”a indirgemek anlamına kesinlikle gelmemektedir. Said’in külliyatında oldukça önemli bir yeri olan Şarkiyatçılık [Orientalism – 1978] ve coğrafyanın çok daha ön planda olduğu Kültür ve Emperyalizm [Culture and Imperialism – 1993] isimli kitaplarının her ikisi de detaylı olarak incelendiğinde tarihsel ve kültürel bağlamın coğrafi olanla nasıl organik ve anlamlı olarak kesiştirildiği, olgunun (ve tasavvurun da) doğasında içerilen (mutlak değil, tarih/ zaman gibi varoluşa haiz anlamında) coğrafi özün incelikli olarak nasıl göz önüne getirildiği görülmektedir. Esasında Henri Lefebvre, David Harvey, Edward Soja ve benzeri kişilerin çalışmalarında yer alan ve sıklıkla vurguladıkları coğrafyanın toplumsal açıklamaya dahil olması, bir “analiz birimi” olduğu gibi mekânı zaman ile eşitlemeye yönelen yaklaşımların tam da bu coğrafya odaklı perspektifini örneklercesine Edward Said’de ne denli gösterişsiz ve gerçekçi bir biçimde yer aldığını görmek mümkündür. Zaten “Doğunun Doğululaştırılması” eksenli gerçeklik ve söylemin zihinsel üretimi/inşası noktasında ortaya koyduğu “imgesel/hayali coğrafya” (imaginative geography) kavramı da konuya kısmi bir açıklama getirmek bir yana meşhur Oryantalizm yaklaşımının temelini oluşturmaktadır. Hem sömürgecilik/kolonyal dönemini hem de sömürgecilik sonrası/post-kolonyal olarak ifade edilen sömürgeciliğin bilindik araçlardan farklı materyallerle sürdürüldüğü dönemi bu kavramla dolayımlayarak ele almaktadır. Morin’e göre, “bu kavram post-kolonyal çalışmaları ve kültür çalışmalarını mekânsal bir duyarlılıkla geliştirmek için çok yardımcı olmuştur” (2018: 576).

Edward Said’e göre yerler, bölgeler, Doğu ve Batı gibi coğrafi bölünmeler de dahil olmak üzere coğrafi ve kültürel varlıklar insan yapımı olup, ne Doğu ne de Batı hareketsiz bir doğa olgusu olarak anlaşılabilir (2017: 14-15). Buradan hareketle, Oryantalizm de Doğu ile Batı arasındaki -ontolojik ve epistemolojik- bir ayrım olduğu kabulünden hareket eden, “yabancıyı ele almaya yarayan” bir düşünme biçemi (2017:55), Doğu üzerinde yetke/otorite kurmakta kullanılan bir Batı biçemidir. “Onlar/Öteki” çoğunlukla Avrupalı’dan ayrı ve daha aşağı, genellikle iflah olmaz derecede barbar, suçlu ve ilksel ırklar olup, bu halklar tembeldir, bozuk ve gevşek kişilik sahibidir. Esasında hiçbir açıklamaya gerek kalmaksızın bir metinde “Doğulu” kelimesinin yer alması zaten belli bir kabule dayanan, üzerinde ortaklaşılmış bir kavram kümesine gönderme yapmak demektir (2017: 217). Bu bakımdan Tanrının seçilmiş ırkı ve kıtası olarak Avrupalı ve Avrupa inancı taşıyan özcü bir ayrımı içerir. Avrupalı ise bozulmamış/arȋ olan, yönetme hakkı ve becerisi olandır. Zaten sömürgecilik de bir beceri ister, diğer toplumların oluşumu ve ilerlemesi rastlantıya bırakılacak bir olay değildir. Yabanı insana, yeryüzünü dünyaya, bilinmeyen/boş toprakları “yurt”a dönüştürebilendir. Bu nedenle de yönetmeye “yazgılı”dır. (2016:11-18, 145,153).

Said,  Batı Avrupa otoritelerinin “Doğu” olarak kategorize ettikleri dünya bölgeleri hakkındaki yazılarını ve temsillerini incelerken, özellikle coğrafya kitaplarının Güneybatı Asya’yı, Ortadoğu’yu ve Yakın Doğu’yu nasıl etiketleyeceğine odaklanmıştır. Onun temel iddiası, Doğu’nun, hem itici, hem de ilgi çekici ve ilgisiz bir egzotik “öteki” olarak betimlemesi hakkındadır. Fransız filozof Michel Foucault’nun etkisinde olan Said, Oryantalistlerin bölge üzerindeki söyleminin zamanla gerçek Doğu’yu ya da herhangi bir alternatif bölgesel kavramı sildiğini öne sürmüştür (Myers, 2006: 343-344). Bu kapsam tam olarak Said’in, hem Şarkiyatçılık’ta (1978)  hem de Kültür ve Emperyalizm’de (1993) ifade ettiği başlıca toplumsal mekânsal bağlam esasında onun ortaya koyduğu ve kavramsallaştırdığı “hayali coğrafyalar” (imaginative geographies) yaklaşımı ve terimiyle örtüşmektedir. Bir bakıma tüm oryantalizm sorgulaması hayali coğrafyalara yaslanır ve oradan beslenir. Hayali coğrafyalar onun ifade ettiği yanlış temsilin üst kurmaca ile üretiminin doruk noktası, taçlandığı teorik ve pratik bütünlüktür. Said’in tüm yazınına içkin olan hayali coğrafyaların varlığı bir anlamda hem doğrudan sömürgecilik faaliyetleriyle hem de dolaylı bir tahakküm ilişkisiyle mümkün olmaktadır. Söz konusu emperyal mevcudiyetin olanağı belirli bir ekonomi politik sistemle varolan hayali coğrafyalara bağlıdır.

Said’in mekânsal düşünceye katkısının bir boyutu da “hâkimiyet alanı” (territory) kavramıyla çalışması, bu kavramın anlamına ve içeriğine yaptığı açılımdır. Post-kolonyal dünyanın doğrudan fiili müdahaleden çok hegemonik ve “görünmeyen” yapısı, Said terminolojisinde, doğrudan “hâkimiyet alanı” (territory) şeklinde kısmen yer alsa da anlam olarak -“bölge üstünde güçlendirilmiş otorite” gibi (2016:274)- tam da bu durumu karşılamaktadır. Said’de bunun en belirgin görüngülerinden biri olarak ABD’nin tüm dünyaya kendi etki alanıymışçasına bakışını ve bilhassa bulunduğu yarı küreyi kendine ait etki alanı olarak tanımlamasını örnek vermektedir. Burada küresel etki alanı denilen şey tam olarak teritoryal bir alanın ifadesidir. Hem eski sömürgecilik dönemini yaşamış ve ulusal olarak devletleşmiş ülkeler hem de bağımsız ya da çeper ülkeler denebilecek kimi ülkeler, ABD ve Said’in incelediği hâliyle İngiltere ve Fransa için tam bir “hâkimiyet alanı” konumundadırlar. Said, detaylı olarak bu hâkimiyet alanının hangi araçlarla sağlandığını ve sürdürüldüğünü açıklamaktadır (2017).

Said’in mekânsal düşünceye katkısının bir boyutu da “hakimiyet alanı” (territory) kavramıyla çalışması, bu kavramın anlamına ve içeriğine yaptığı açılımdır. Post-kolonyal dünyanın doğrudan fiili müdahaleden çok hegemonik ve “görünmeyen” yapısı Said terminolojisinde doğrudan “hakimiyet alanı” (territory) şeklinde kısmen yer alsa da anlam olarak -“bölge üstünde güçlendirilmiş otorite” gibi (2016:274)- tam da bu durumu karşılamaktadır. Said’de bunun en belirgin görüngülerinden biri olarak  ABD’nin tüm dünyaya kendi etki alanıymışçasına bakışını ve bilhassa bulunduğu yarıküreyi kendine ait etki alanı olarak tanımlamasını örnek vermektedir. Burada küresel etki alanı denilen şey tam olarak teritoryal bir alanın ifadesidir. Hem eski sömürgecilik dönemini yaşamış ve ulusal olarak devletleşmiş ülkeler hem de bağımsız ya da çeper ülkeler denebilecek kimi ülkeler, ABD ve Said’in incelediği haliyle İngiltere ve Fransa için tam bir “hakimiyet alanı” konumundadırlar. Said detaylı olarak bu hakimiyet alanının hangi araçlarla sağlandığını ve sürdürüldüğünü açıklamaktadır (2017).

Toparlanırsa, Said için, Doğu insan yapımdır fakat karşılığı olmayan bir yaratı da değildir. O herhangi bir gerçek Doğu’nun peşine düşerek doğru temsili arama iddiasında da değildir. Bununla birlikte Doğu bu haliyle yanlış bir temsille yeniden üretilmiştir ve onun ilgisi de Doğu’nun kendisi ya da “saf” hali değil pratik boyutu da olan ideoloji-kültür ve coğrafya ile iç içe geçen bu fikirsel üretimin kendisidir.

Pınar Yurdadön Aslan
Sosyal Bilimler Yazarı
pinar.yurdadon@sosyalbilimler.org


Dipnot

[i] Mekânsal Dönüş (The Spatial Turn), sosyal ve beşeri bilimlerde coğrafi farkındalığa dayanan; “mekânı” analize dahil etme, konuya mekândan yana, mekânla yaklaşma ve bu bakımdan coğrafyayı ve tarihi eşdüzeyli olarak değerlendirme biçimlerini içeren, kökleri 1970’lerin yaratıcı ortamı ve önemli aktörlerine (Foucault, de Certeau, Lefebvre gibi) kadar giden, 1980’lerde hız almış entelektüel bir harekettir.

Kaynaklar

  • Morin, K. M. (2018). Edward W. Said. (Ş. E. Ataman, Çev.). P. Hubbard & R. Kitchin, (Ed.), Mekân ve Yer Üzerine Büyük Düşünürler içinde (573-584). İstanbul: Litera.
  • Myers, G. (2006). Orientalism. In Warf, B. (Ed.). Encyclopedia of Human Geography, (343-344). California: Sage.
  • Said, E. W. (2016). Kültür ve Emperyalizm. (N. Alpay, Çev.) İstanbul: Hil. (Orijinal basım tarihi: 1993).
  • Said, E. W. (2017). Şarkiyatçılık. (B. Ülner, Çev.) İstanbul: Metis. (Orijinal basım tarihi: 1978).
  • Wainwright, J. (2005). The Geographies of Political Ecology: After Edward Said. Environment and Planning A, 37, 1033-1043.

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org’a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.