Sosyal Bilimler

Bertrand Russell'da İnsan Hayatını Etkileyen Arzular | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Bertrand Russell’da İnsan Hayatını Etkileyen Arzular

İnsanlık tarihinin her döneminde çeşitli sorunlarla karşılaşılmaktadır. Felsefenin bir sorun çözme etkinliği olduğu düşünülünce, problemi anlamak ve felsefece üstesinden gelmek kaçınılmaz olur. Buna istinaden Russell, insan yaşamına etki eden ve insanın diğer insanlarla ilişkisini bozan birtakım arzular üstüne araştırma yapar. Öyle ki insanın bütün insani faaliyetlerinin, arzular ve içtepiler tarafından yönlendirildiğini düşünür. Bunların ne anlama geldiği birazdan anlaşılacak.

İnsanı eylemde bulunduran unsur merak ettiricidir. Zira insanın eylemlerinin tesadüfi ortaya çıktığı söylenemez. Ruhsal çözümlemelerden hareketle insan davranışlarının ardında duyguların olduğu söylenebilir. Russell’a göre de (2014), “insanların ne yapacaklarını bilmek istiyorsanız, (…) onların arzularını kapsayan tüm sistemlerini bilmeniz şarttır” (s. 190). Yani iyi yaşam’ın gerçekleşmesi için buz dağının görünmeyen kısmına bakmak gerekir. Sözgelimi kendisinden daha çok para kazanan biri olduğunda, aldığı maaşın kişiye yetmemesinin nedenlerini ortaya koymak gibi…

Varlığını sürdürme arzusu, her insanın ortak duygusudur. İntihar eden birinin dahi, ölmek için değil de yaşamak için sebepleri olsa, ölmeyi değil, yaşamayı tercih edeceği söylenebilir. Dolayısıyla intihar, yaşama arzusuna yönelik bir uyumsuzluktur. Hal böyleyken yaşamda olanı ya da yaşamsal ihtiyaçları araştırmakta fayda var.

Russell (2014); “yiyecek, barınma ve giyim kıt hale geldiğinde, insanların bunları güvence altına alma umuduyla sarf edecekleri çabaların ya da sergileyecekleri şiddetin sınırı yoktur” (s. 191) der. Yani insan, yaşamsal fonksiyonlarının devam etmesi için akla gelebilecek her türlü yola başvurmaktadır. Mevzu insanın buradaki içtepisiyle sonlanmaz. Yine Russell’a göre (2014), “insan tek ama çok önemli bir açıdan diğer hayvanlardan ayrılmaktadır ve bu da onun, deyim yerindeyse sonsuz, asla tatmin edilemeyecek ve onu cennette bile huzursuz edecek bazı arzularının olmasıdır” (s. 191). Diğer bir ifadeyle insan, birtakım arzulara sahip olmakla diğer insanların hayatını zorlaştırır. Bana kalırsa bu arzular, insan için iyi olanın önüne geçmektedir. Peki, bu arzular hangileridir? Russell şöyle açıklığa kavuşturur (2014):

Birkaç hurma yiyerek kıt kanaat yaşamaya alışmış olan Araplar, Doğu Roma İmparatorluğu’nun zenginliklerini ele geçirip inanılmaz lükse sahip saraylara kurulduklarında, bu sebepten ötürü pasif bir hal almadılar. (…) Onları aktif tutan başka arzuları vardı; özellikle belirtmek gerekirse dört arzuları vardı; açgözlülük, rekabet, kibir ve güç sevdası (s. 191).

Öyle anlaşılıyor ki bu dört arzu doyumsuzluğa, çekişmeye, kendini beğenmişliğe ve otoriter iradeye işaret etmektedir. Gerçekten de yaşanan birçok sorun bu arzularla ilişkilendirilebilir. Russell’ın yukarıdaki örneği, gösterişli olanın deneyimlenmesinden sonra eskisinden alınmayan hazzı gözler önüne serer. Bu demek değildir ki insan iyiye layık değildir. Bilakis insan için iyi olanın gerçekleşmesi, bu dört arzunun önüne geçmekle mümkündür. Zira açgözlülük ya da doyumda aşırılık, birden fazla insana yetecek olanın tek başına istenmesidir. Bu istemenin ardında, ihtiyaç malzemelerine ulaşma ya da malzemelerin yetmeyeceği korkusu yahut başkalarıyla girdiği ikili mücadelelerde üstün çıkma arzusu yatmaktadır. Ne var ki insanların çoğunluğu şu bilinçten yoksundur: “Ne kadar çok elde ederseniz, daima daha fazla elde etmek istersiniz; doyum sizden daima uzakta olacak bir rüyadır” (Russell, 2014, s. 192).

Rekabet, açgözlülükle ilintilidir. Başka bir deyişle çekişme yaşanmaksızın, açgözlülükten kolayca bahsedilemez. Üstelik Russell daha da ileri giderek şunu iddia eder (2014): “Açgözlülük rekabetten daima daha güçlü olsaydı dünya daha mutlu bir yer olurdu” (s. 192). Demek ki rekabet, açgözlülüğe neden olmaktadır. Başkasıyla girişilen mücadele, rekabet ortamını yaratır ve insanın daha çok istemesinin nedeni, diğerlerinden daha fazlasına sahip olmak istemesidir. Bir anlamda insan, yaşamın zorunlu ihtiyaçlarını değil, rekabet içinde açgözlülüğünü gidermeye çalışır.

Russell (2014), “kibir devasa etkiye sahip olan bir güdüdür” (s. 193) der. İnsanın kendini diğerlerinden üstün tutması, ötekileştirme unsurunu beraberinde getirir. İnsanlar; kimi yüksek, kimileri de bayağı şeklinde sınıflandırılarak, birbirlerinden ayrılır. Üstelik “kendini büyük görmek, aşırı bir alçaltılmanın sonucudur” (Russell, 2016, s. 24). Yani kendini beğenmişlik, insan ilişkilerinde yaşanan sorunların bir parçasıdır. Dolayısıyla kibir, daha yaşanılır bir dünyanın önünde engel olmaktadır.

Russell son olarak güç istencinden bahseder. Kibrin yakın akrabası olarak nitelediği güç sevdası, insanların birbirleri üzerinde hâkimiyet kurma arzusundan gelir. Zira insan, “her şeye gücü yeter olmaktan daha az hiçbir şeyle tatmin edilemez” (Russell, 2014, s. 194). Diğer bir ifadeyle karar merciinin sürekli kendisi olmasını ister. Bu şekilde rekabet ettiği kişilere üstün çıkma arayışındadır. Hâl böyle olunca güç sevdası; açgözlülük, rekabet ve kibirle ilişkilendirilebilir. İnsan açgözlülük yapar, çünkü herkesten fazlasına sahip olmak ona göre üstünlüktür. İnsan rekabet eder, çünkü kazanmak, kuvvetli olmakla eşdeğerdir. İnsan kibre sahip olur, çünkü üstünlüğü yücelik kabul etmektedir.

Sonuç olarak aç gözlülük, rekabet, kibir ve güç sevdası insan ilişkilerini bozan, insanların karakterleri ve yaşayışları üzerinde doğru yargılarda bulunmasına engel olan başlıca arzulardır. Öfke, korkaklık, yüzsüzlük, kıskançlık, cimrilik, gösteriş budalalığı gibi Aristotelesçi duygulanımlar da henüz aşılmış değildir. Peki, bu durumlar karşısında hangi önlemler alınacaktır?

Russell (2014); “dünyayı mutlu bir yer haline getirmek için ihtiyacımız olan tek şey zekâdır, diyebilirim. Ne de olsa bu iyimser bir sonuçtur, çünkü zekâ bilinen eğitim yöntemleriyle geliştirilebilecek bir şeydir” (s. 206) der. Yaşanan bu gibi sorunların, aklın doğru bir şekilde kullanılmasıyla çözüme kavuşacağını düşünür. Gerçekten de doğru bir eğitim, aklın dosdoğru kullanımına doğrudan etki edecektir. Aklın doğru kullanımı ise insanı çoğunlukla yanlış yapmaktan ve kötülük etmekten alıkoyacaktır. Nihayetinde yaşanan birçok sorunun Russell’ın ortaya koyduğu şekilde üstesinden gelinebilir.

Umut Tuna Doğaner
sosyalbilimler.org Blog Yazarı
blog@sosyalbilimler.org

Kaynakça

  • Russell, B. (2014). Etik, Toplum, Siyaset (çev. F. Sezer). İstanbul. Say.
  • Russell, B. (2016). Mutlu Olma Sanatı (çev. Y. Sağlamtürk). İstanbul. Say.

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org‘a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; Sosyal Bilimler Platformu, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.