Sosyal Bilimler

David Hume'dan: Hayvanların Aklı Üzerine | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

David Hume’dan: Hayvanların Aklı Üzerine

Somut olguları ilgilendiren tüm akıl yürütmelerimiz, bizim herhangi bir nedenden, benzer nedenlerden sonuçlandığını gözlemlediğimiz aynı olayları beklememize neden olan bir tür benzeşim üzerine temellenmiştir. Nedenlerin tamamıyla benzer olduğu bir yerde benzeşim mükemmeldir ve ondan elde edilen çıkarım da kesin ve belirli olarak değer görür. Hiçkimse, bir parça demir gördüğünde, onun ağırlığının ve kısımlarının birbirini tutma özelliğinin olacağı konusunda bir şüpheye düşmez; bu gözlemlediği diğer tüm örneklerde de aynıdır. Fakat objelerin böyle açık bir benzerliğe sahip olmadığı bir yerde benzeşim mükemmelliği ve çıkarımın kesinliği daha azdır -her şeye rağmen benzerliğin ve benzeyişin derecesi ile orantılı olarak bazı güçlere sahip olduğu halde. Bir hayvan üzerine biçimlenmiş anatomik gözlemler, bu türden bir akıl yürütme sayesinde tüm hayvanlara genişletilirler; örneğin kan dolaşımının kurbağa ya da balık gibi bir yaratıkta var olduğu açıkça kanıtlandığında, bunun, aynı ilkenin tümünde yer aldığı şeklinde sağlam bir varsayım biçimlendirdiği kesindir. Bu benzetme yoluyla yapılan gözlemler daha ilerilere, şu anda ele almakta olduğumuz bilime bile, taşınabilir; sayesinde zihnin işlevlerinin ya da insanın tutkularının kaynaklarını ve bağlarını açıkladığımız herhangi bir teori, eğer aynı teorinin diğer tüm hayvanlardaki aynı olayların açıklanması için gerekli olduğunu görürsek, ek bir otorite kazanacaktır. Sayesinde, önceki söylemimizde, tüm deneysel akıl yürütmeleri açıklamaya çalıştığımız varsayıma göre bunun bir denemesini gerçekleştireceğiz ve bu yeni bakış açısının önceki tüm gözlemlerimizi doğrulayacağı umulmaktadır.

İlk olarak, insanlar kadar hayvanların da tecrübeden birçok şey öğrendiği ve aynı olayların her zaman aynı nedenlerden kaynaklanacağı çıkarımını yaptıkları apaçık ortada görünmektedir. Bu ilke sayesinde dış objelerin daha açık özellikleri konusunda bilgi edinmiş olur ve doğumlarından itibaren ateşin, suyun, toprağın, taşların, yükseltilerin, derinliklerin vb. doğası ve onların işlevlerinden kaynaklanan etkiler hakkında azar azar bilgi toplarlar. Genç olanın cahilliği ve tecrübesizliği burada uzun gözlemler sayesinde onu incitenden kaçınmayı ve ona haz ve rahatlık sağlayanın da peşine düşmeyi öğrenen yaşlının kurnazlığından ve sağ görüsünden açıkça ayrılmaktadır. Bulunduğu alana alıştırılmakta olan bir at, üzerinden atlayabileceği yükseklik konusunda bilgili hale gelir ve gücünü ve yeteneğini aşan bir şeye asla kalkışmaz. Yaşlı bir tazı, avın en yorucu kısmını kendinden daha genç olana bırakır· ve avını yakalayabilmek için, en elverişli olan köşelerde ve dönemeçlerde pusuya yatar; bu konudaki varsayımları da önceki gözlemlerinden ve tecrübeden başka hiçbir şeye dayanmaz.

Bu, cezanın ve ödülün yerinde uygulanmalarıyla doğal güdülerine ve eğilimlerine en karşıt durumdaki herhangi bir eylem dizisini öğrenebilen hayvanlar üzerindeki disiplinin ve öğretimin etkilerinden daha da açık bir hale gelir. Bir köpeği, tehdit ettiğiniz ya da kırbacı ona vurmak üzere kaldırdığınızda telaşlı bir duruma sokan tecrübe değil midir? Hatta onun, adına cevap vermesi ve bu tür keyfi bir sesten, sizin diğer arkadaşlarını değil de kendisini ima ettiğinizi ve adını belirli bir biçimde ve belirli bir ton ve vurguyla söylediğinizde kendisini çağırmayı amaçladığınızı çıkarması da mı tecrübe değildir?

Tüm bu durumlarda hayvanın duyularını doğrudan uyaranların ötesinde bazı olgular çıkardığını gözlemleyebiliriz ve bu çıkarımın tümü, yaratık, sunulan bir objeden, gözlemlerinde her zaman benzer objelerden kaynaklanmış olduğunu gördüğü aynı sonuçları beklerken, geçmiş tecrübeleri üzerinde temellenmiştir.

İkinci olarak, hayvanın bu çıkarımının, sayesinde benzer olguların benzer objeleri izlemesi gerektiği ve doğanın seyrinin, işlevleri konusunda her zaman düzenli olacağı sonucuna vardığı argümanın ya da akıl yürütmenin herhangi bir işlevi üzerinde temellenebilmesi imkansızdır. Zira eğer gerçekte bu doğadan herhangi bir argüman olsaydı, bu tür kusurlu zihinlerin gözlemleri için anlaşılması kesinlikle güç olurdu; çünkü bunların keşfedilmesi ve gözlemlenmesi ancak felsefi bir dâhinin en büyük özeni ve dikkati sayesinde olabilir. Bu nedenle hayvanlar bu çıkarımlar içerisinde akıl yürütme ile yönlendirilmezler: Ne çocuklar, ne genel olarak insanoğlu sıradan eylemlerinde ve sonuç çıkarmalarında ve ne de hayatın tüm aktif kısımlarında, temelde halkla aynı durumda olan ve aynı kurallarla yönetilmekte olan filozoflar bu akıl yürütmeyle yönlendirilirler. Doğa, bu alanda, herhalde, daha kullanılışlı ve uygulaması daha genel herhangi başka bir ilke sağlamış olsa gerektir; hayattaki bu tür muazzam sonuçların bir işlevi, nedenlerden yapılan çıkarımların etkisi gibi, akıl yürütmenin ve muhakemenin belirsiz işlemlerine asla güvenemez. Bu insanlar için şüpheli olsa bile hayvanlar için hiçbir sorun içermez görünmektedir; sonucun biri için kesinlikle yerleşmiş olmasıyla, benzeşimin tüm kuralları sayesinde, onun, herhangi bir istisna ya da sınırlama kabul etmeksizin, evrensel olarak kabul edilmesi gerektiği yolunda sağlam bir varsayıma sahibiz. Hayvanları, duyularını harekete geçiren her objeden onun olağan eşleniğini çıkarmaya çeken ve hayal güçlerini birinin görünüşünden inanç olarak adlandırdığımız o özel biçim içerisinde diğerlerini tasarlamaya iten sadece alışkanlıktır. Dikkatimiz ve gözlemimiz altında olan akıllı varlıkların en alt sınıfında olduğu kadar en üst sınıfında da bu işlem hakkında yapılabilecek başka bir açıklama yoktur1

Fakat hayvanlar bilgi dağarcıklarının birçok kısmını gözlemden sağladıkları halde, içinde doğanın, olağan fırsatlar üzerinde sahip oldukları kapasite paylarını arttıran ve içerisinde en uzun uygulama ve tecrübe sayesinde geliştikleri -bir parça ya da hiç- özgün yetkisinden türetilen birçok kısım da bulunmaktadır. Bunları içgüdüler olarak adlandırırız ve kendilerine olağanüstü ve insan zihninin tüm araştırmaları tarafından açıklanamaz bir şey olarak hayran kalmamıza neden olurlar. Fakat hayranlığımız, belki de, genel anlamda hayvanlarla birlikte sahip olduğumuz ve hayatın tüm iradesinin ona dayandığı deneysel akıl yürütmenin kendisinin bizim için bilinmeyen bir şekilde çalışan bir tür içgüdü ya da mekanik güçten başka bir şey olmadığını gözönüne aldığımızda, azalacak ya da yok olacaktır; onun başlıca işlevleri zihinsel yeteneklerimizin uygun objeleri şeklindeki ilişkiler ya da fikirlerin karşılaştırılması tarafından yönlendirilmemektedir. İçgüdü farklılık gösterse bile, her şeye rağmen insana ateşten sakınmasını öğreten bir güdüdür; aynı şekilde bir kuşa da, bu tür bir kesinlik içerisinde, kuluçkaya yatma sanatını ve yavrularına yaptığı bakımın düzenini ve ekonomisini öğreten de bir güdüdür.

David Hume
İnsan Zihni Üzerine Bir Araştırma
Çev. Serkan Öğdüm
İlke Kitabevi Yayınları, 1998, s. 111-116
kitap@sosyalbilimler.org

Dipnotlar   [ + ]

1. Olguları ya da nedenleri ilgilendiren tüm akıl yürütmeler salt alışkanlıktan türetildiği için insnın akıl yürütme konusunda hayvanlardan ve kendi arasında da bir diğerinden çok daha üstün olmasının nasıl gerçekleştiği sorulabilir. Aynı alışkanlık tümünün üzerinde aynı etkiye sahip değil midir? Burada insan zihinleri arasındaki büyük farkı kısaca açıklamaya çalışacağız, insanlar ve hayvanlar arasındaki ayrımın nedeni iyice anlaşıldıktan sonra. 1- Biz bir süre yaşayıp doğanın tekbiçimliliğine alıştırıldığımızda, sayesinde her zaman bilineni bilinmeyene aktardığımız ve ikincinin birinciye benzer olduğunu tasarladığımız genel bir alışkanlık ediniriz. Alışkanlık niteliğindeki bu genel ilkenin aracılığıyla, bir deneye bile akıl yürütmenin temeli olarak değer verir, deneyin doğru olarak tekrar edildiği ve tüm yabancı koşullardan bağımsız olduğu yerde belirli bir kesinlik derecesi içinde benzet bir olay bekleriz. Böylece bu nesnelerin sonuçlarının gözlemlenmesine büyük bir önem veririz ve bir insan dikkat, hafıza ve gözlem· konusunda diğerinden fazlasıyla üstün olabildiği için, bu akıl yürütmelerinde de çok büyük bir farklılık oluşturacaktır. 2- Nedenlerin herhangi bir sonuç üretmek için karışımı bulunan bir yerde, bir zihin diğerinden çok daha geniş olabilir, objelerin bütün sistemini algılayabilme ve sonuçlarını çıkarabilme konusunda daha iyi olabilir. 3- Bir insan sonuçların bir zinciri üzerinde diğerinden daha büyük bir aşamaya taşınmaya elverişli olabilir. 4- Sadece birkaç insan bir fikir karmaşasına düşmeden ve birini diğeriyle karıştırmadan uzun uzun düşünebilir ve bu zayıflığın çeşitli dereceleri vardır. 5- Sonuçların bağlı olduğu koşullar, yabancı ve dış koşullarla sıklıkla karıştırılır. Onların birbirlerinden ayrılması sürekli olarak büyük bir dikkat, doğruluk ve incelik gerektirir. 6- Özel gözlemlerden genel kurallar biçimlendirmek çok titiz bir işlemdir; acelelik ve nesneyi tüm yönleriyle göremeyen zihnin darlığı yüzünden, bu özel durumda hatalarla karşılaşmaktan daha olağan hiçbir şey yoktur. 7- Benzeşimlerden yola çıkarak akıl yürüttüğümüzde, önerilen benzeşimler konusunda daha büyük bir tecrübeye ya da daha büyük bir çabukluğa sahip olan biri daha iyi bir akıl yürütücü olacaktır. 8- Önyargılardan, eğitimden, tutkulardan, partiden vb. gelen peşin yargılar bir zihine diğerinden daha fazla etki ederler. 9- İnsan tanıklığına güvenmeye başladıktan sonra, kitaplar ve konuşmalar bir insanın tecrübe ve düşünce küresini diğerinden çok daha fazla genişletir. İnsan zihinlerindeki ayrımları ortaya koyan diğer birçok koşulu keşfetmek çok basit olacaktır.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.