Sosyal Bilimler | Kayda Değer Akademik Metinler

Sosyal Bilimler

Adam Smith, Muhafazakâr Ekonomistler İçin Nasıl (Şaşırtıcı) Bir Kahraman Hâline Geldi? | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Adam Smith, Muhafazakâr Ekonomistler İçin Nasıl (Şaşırtıcı) Bir Kahraman Hâline Geldi?

Makaleyi PDF Formatında İndir

İnsanlar Adam Smith üzerine tartışmayı seviyor. Bazılarına göre, İskoç filozof, ekonominin büyük incili The Wealth of Nations [Milletlerin Zenginliği] kitabının yazarı ve kapitalizmin koruyucu azizidir. Takipçileri doktrinin, serbest piyasanın ekonomik büyümeye yol açarak herkesi daha iyi duruma getirmesi olduğunu iddia ediyor. Smith’in şimdilerde bir ikon haline gelmiş olan ifadesinde; bize özgürlüğü, güvenliği ve refahı sağlayan, hükümetin baskıcı eli değil, pazarın “görünmez eli”dir.

Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz gibi bazıları için Smith, dinlenilmesi veya en azından gözden geçirilmesi gereken bir “neoliberal fantezi”nin somutlaşmış hâlidir. Stiglitz gibiler ekonomik büyümenin en önemli hedef olup olmaması gerektiğini sorgulayarak, eşitsizlik sorunlarına işaret  ediyor ve Smith’in sisteminin öncelikle büyük miktarda bir sermaye birikimi sağlayamayacağını savunuyorlar. Politik eğilimleriniz ne olursa olsun, Smith’in, modern piyasa yönelimli toplumun temel değerleri hakkında uzun zamandır devam eden bir tartışmanın her iki tarafında da yer aldığı çok açıktır.

Ancak Smith’in fikirleri ve kimliği konusundaki bu argümanlar yeni değildir. Anlaşılması güç olan ünü, bugün entelektüel otoritesini kanıtlamak için verdiği uzun mücadelenin sonucudur.

Smith hakkındaki ilk biyografiyi yazan Dugald Stewart, onu, 1970’lerde, şaheseri bir çeşit apolitik el kitabı olan içe dönük ve garip bir dahi olarak betimlemiştir. Stewart, tüccarları sert eleştirisi, yerleşik dine karşı düşmanlığı ve “ulusal önyargı” ya da milliyetçilik konusundaki hor görmesi gibi Smith’in  siyasi açıdan daha tahrip edici etkinliklerini önemsiz gibi göstermiştir. Buna karşılık Stewart, Milletlerin Zenginliği kitabındaki “en önemli fikirlerden biri” olduğuna inandığı şeye ışık tutmuştur.  ‘Bir devleti, en aşağılık barbarizmden en yüksek refah seviyesine taşımak için çok az şey gereklidir; yalnızca barış, hafif vergiler ve adaletli, orta halli bir yönetim; kalan her şey olayların doğal seyriyle gelir.

Stewart’ın yazdığı biyografi (ilk önce 1793’te bir methiye olarak yayımlanmış, daha sonra 1794 ve 1795’te tekrar basılmıştır), İngiliz kitlelerini korkutan başlıca olayların -1789 Fransız Devrimi, ardından gelen Terör Dönemi ve hem İngiltere hem de İskoçya’da patlak veren isyan denemelerinin- ardından bugünkü hâliyle ortaya çıkmıştır. İngiliz tarihçi Emma Rothschild’in gösterdiği gibi, Stewart’ın Smith’in fikirlerine dair yaptığı tasvirler bilimin otoritesini politik ekonomiye aşılamak amacıyla fikirlerinin arasından en iyilerinin seçilmesinden ibaretti. Siyasi olarak tehlikeli zamanlarda Smith’in “siyasal olarak güvenli” bir mirasın inşasına katkı sağlamak amacıyla politik ekonomiyi “zararsız, teknik bir tür konu” olarak tanımlamak istediğini yazıyordu. Stewart’ın çabası, Smith’in “muhafazakâr iktisat” ile olan ilişkisinin başlangıcına işaret ediyordu.

Smith çok geçmeden “ekonomi” olarak bildiğimiz “politik ekonomi bilimi”nin babası olarak ün kazanacaktı. Başlangıçta, politik ekonomi ahlâk felsefesinin bir dalıydı; siyasi iktisat okumak, gelecekteki devlet adamlarına bir milleti zengin ve mutlu kılmanın ilkeleriyle donatacaktı. Milletlerin Zenginliği, 1780’lerden 19. yüzyılın ortalarına kadar, genellikle ABD’deki politik ekonomi derslerinde ders kitabı olarak kullanılmıştır. Politik ekonomi üzerine yeni ders kitapları ve incelemeler yayımlandığında bile, 19. yüzyıldan kalma Amerikalı bir akademisyenin sözleriyle bu kitap ya da incelemeler sık sık “Politik Ekonomi Bilimi’ndeki standart tez” ile karşılaştırılıyordu.

Bu kurucu baba olma durumu (Smith’in fikirlerinin sıfır noktası kabul edilmesi) Smith’in fikirlerini çok daha ileriye taşıdı. Çünkü, politik fikirlerinin -ve genel olarak ekonomi fikirlerinin- denendiği, sınandığı ya da kullanılacağı yeni bir alan oldu. Politikacılar Smith’de inandıkları şeyleri destekleyecek çok şey bulmuşlardı, ancak “görünmez el” henüz kapitalizmin sloganı hâline gelmemişti.

ABD’de kongre üyeleri, gümrük vergileri hakkındaki görüşlerini desteklemesi için Smith’i yardıma çağırdı.1824’te Güney Karolinalı George McDuffie, serbest ticaret konusundaki tutumunu, politik ekonomi dünyasını aydınlatmak için modern zamanların insanlarından daha fazlasını yapan Adam Smith’e atıfta bulunarak savundu. Çünkü o, bilimin kurucusuydu.19. yüzyılın ikinci yarısında, Smith’e “serbest ticaret elçisi” unvanı verildi. Onun fikirlerine uyarak korumacılığı savunanlar bile çoğu zaman sadece fikirlerin meşruiyetini bozdular. Bir kongre üyesi 1859’da“Korumanın temel hedefi yerel ticareti geliştirmektir ve bu durumda Adam Smith’in kendisi serbest ticaretin öncüsüdür” diye bir ifade kullandı.

Smith’in isminin ve fikirlerinin böyle “sloganlaştırılması”, belki de “görünmez el” tabiriyle bugün bizim için en çok tanınan şeydir. Politik bir slogan olarak popülaritesi yükselen bu sloganizm, Milton Friedman’ın öne çıkan bir örneği olduğu ve 20. yüzyılın ortalarından sonuna kadar etkili olan Chicago Okulu ekonomistleri olarak adlandırılan isimlerden gelmektedir. Smith’in görünmez el metaforu, Friedman’ın halka dönük çalışmalarının çoğunda, kullanılan temalar, televizyon şovları, kamusal tartışmalar, konuşmalar ve çok satan kitaplar için merkezi bir temaydı. 1977’de Friedman, kullanılan fiyat sistemini temsil eden görünmez eli “Her biri kendi hedeflerini gerçekleştiren gönüllü milyonlarca insanın, hareketlerini; merkezi bir yön olmadan, bir fiyat sistemi üzerinden koordine edebilme şekli” olarak tarif etmiştir. Bu görüş Milletlerin Zenginliği’ni “bilimsel ekonominin başlangıcı olarak” göstermektedir. Dahası, Friedman, Smith’i Amerikan kuruluş değerleri ile de ilişkilendirmiştir. Thomas Jefferson’ın Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, 1988’de Friedman’a göre Smith’in Milletlerin Zenginliği’nin “politik bir ikizi”ydi ve ekonomik özgürlük Amerika’da politik özgürlük için bir ön şart hâline gelmiştir.

Popüler tasavvurda, Smith’in görünmez eli, Friedman’ın muhafazakâr ekonomik gündemiyle o kadar güçlü bir şekilde ilişkilendirildi ki, birçok bilim insanı aksini savunsa da insanlar genellikle Smith’in ne demek istediğini kanıksadılar.

Aslında, Smith’in kim olduğunu, ne demek istediğini ve farklı amaçlar için farklı zamanlarda yazıp tartıştığını, farklı insanlar tarafından tekrar tekrar keşfedildiğini unutmak kolaydır. Smith’in geçmiş yorumlarını ve kullanımlarını antika, yüzeysel, yanıltıcı veya yanlış olarak reddetmek herkese cazip gelebilir. Ancak, Smith’e dair yorumlar onu nasıl ve niçin okuduğumuz hakkında da bir şeyler açığa çıkarıyor. Smith’in değeri her zaman politik olmuştur ve çoğu zaman bu değer politikleştirilmiştir. Ancak bu değerin büyük kısmı, icat ettiği bilimin tarafsızlığı ve nesnelliği hakkındaki varsayımlardan kaynaklanmaktadır. Bu varsayımlar, daha sonra okurlarının kendisine yansıttığı varsayımlardır. Smith, şüphesiz bir bilim insanı oldu ancak onun “insan bilimi” (David Hume’un deyişiyle)değersiz değildi. Aynı zamanda, bilimini -özgürlük, eşitlik, büyüme vb. -tek bir normatif değerin objektifinden okumaktan kaçınmalıyız.

Adam Smith’in çalışmaları önemini hâlâ koruyor zira bir piyasa toplumunun değerlerini belirleme ve anlama, piyasanın benzersiz güçlerinden faydalanma ve en kötü insani dürtüleri hafifletme ihtiyacımız da hâlâ geçen iki yüzyılda olduğu kadar önemlidir. Ekonomik fikirler muazzam bir güç taşıdıklarından dolayı dünyayı ordular ve donanmalar kadar değiştirmişlerdir.  Smith’in düşüncesinin olağanüstü genişliği ve karmaşıklığı bize ekonomik düşünceyi ahlaki ve politik kararlardan ayırmanın imkânsız olduğunu hatırlatır.

This article was originally published at Aeon.

Çeviri: Öznur Uçan
Sosyal Bilimler / Çevirmen
oznur.ucan@sosyalbilimler.org

Kaynak: Glory M. Liu / Link

Kapak Görseli: The Wealth of the Nation, Seymour Fogel.


YASAL UYARI

Yayımlanan bu yazı Türkçeye yabancı dilden sosyalbilimler.org çevirmenleri tarafından çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yorum Yazın

Haftalık E-Bülten Aboneliği




sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.