Sosyal Bilimler

Bilimin Felsefi Yorumu Mümkün mü? | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Bilimin Felsefi Yorumu Mümkün mü?

Bu kısa yazıda Philipp Frank’ın Bilim Felsefesi: Bilim ile Felsefe Arasındaki Bağ kitabının bir okumasına doğru giderken hem bilimin felsefi yorumunun imkânını sorgulayacağım, hem de rasyonalist, hatta rasyonalizmüstücü1 bilim doğrultusunda bu kitabı değerlendirmeye çalışacağım. Bu kadar geniş kaynak olanağının olduğu bir alanda yorum yapmak oldukça güç olacak. Her yorum, bir aşırı yorummuş gibi gelebiliyor. Yine de okumalar çerçevesinde kalındığı sürece, yorumun mümkün olduğuna inanıyorum. Önce yorum geliştirmek için kendimize bir patika oluşturalım.

Bilim ideolojisi

Georges Canguilhem “Bilim İdeolojisi Nedir?” başlıklı makalesinde bilimle bilim ideolojisi arasındaki farkı açıklar. Bilim ideolojisi ne bir yanlış bilinçtir, ne de bir yanlış bilim veya hurafe. Bilim ideolojisi, sahih bilimi örnek alarak bundan bir ideoloji çıkarmaktır. Canguilhem’in verdiği Herbert Spencer örneği, bunu anlamamızı kolaylaştırıyor:

Spencer, ardışık farklılaşma yoluyla basitten karmaşığa doğru gerçekleşen evrime dayanarak ilerlemenin evrensel manada geçerli bir yasasını ortaya koyduğu fikrindeydi. Her şey, diğer bir değişle, çok türdeşten aza ve az bireyselleşmeden daha fazlasına doğru evrilmekteydi: Güneş sistemi, hayvan organizması, canlı türler, insan, toplum ve dil de dahil olmak üzere, insan düşünce ve eylemlerinin ürünleri. Spencer açıkça, kendi evrim yasasını Karl-Ernst von Baer’in Uber Entwicklungsgeschichte der Tiere’sinde [Hayvanların Tarihçesi Üzerine] (1828) yer alan embriyoloji ilkelerini genelleştirerek türettiğini söyler. Origin of Species’in [Türlerin Kökeni] 1859’da yayımlanması Spencer’ın görüşlerini teyit etmiş oldu: Onun evrim konusundaki genel teorisi, Darwin biyolojisinin bilimsel geçerliliğini paylaşıyordu. Ayrıca kendi evrim yasasının yeni biyolojiden çok daha sağlam kurulmuş bir bilimin destekçisi olduğunu iddia ediyordu… [Birkaç değişiklikle]

Canguilhem’in ifadesi bizi bilimin felsefi yorumu yapılırken dikkat edilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Bu ihtiyatlı rasyonalizmi Descartes’tan bu yana görsek bile, zannediyorum ki bunun zirveye ulaştığı nokta, Canguilhem’in hocalığını yapmış, Foucault, Althusser ve Bourdieu gibi önemli isimleri derinden etkilemiş ve döneminde bilim felsefesine yön vermiş isim Gaston Bachelard’dır. Bachelard bilim felsefesinin epistemolojisinden ve özellikle fizik ve kimyada yola çıkarak hem bilimin pedagojisini sorunsallaştıracak hem de bilme sorununa cevap arayacaktır.

Bilimin Rasyonel Yorumu

Doğa bilimlerinde başlangıcı Descartes kabul edilen matematiksel yöntemin deneycilikten en büyük farkı, olgulara bağımlı kalmadan teorik olarak da düşünebilmesidir. Bachelard (2015, s.52) bu bakımdan, çağdaşı Alexandre Koyré’den şöyle bahseder:

Son günlerde M. Koyré’nin Galileo konulu güzel kitabını okurken, modern bilimsel düşüncenin içinde bulunduğu bu diyalektik durumu gayet iyi anlatan bir düşünceyle karşılaştım. … Koyré bir olgunun gerçekten bilimsel olması için kuramsal açıdan sağlamasının yapılmış olması gerektiğini söyler. Buradan anlayacağımız, bir olgunun rasyonel bir kuram çerçevesinde kendi yerini, kendi doğru yerini bulması gerektiği.

Ampirizm bu yüzden rasyonalizmden farklı olarak sürekli bir deney döngüsüne bağımlıdır; deney sonucunun sürekliliği neredeyse yoktur, kendini yeniden ve yeniden teyit ettirme gereği duyar. Bu rasyonalizm ilkesinin sosyal bilimlerde en iyi yansımalarından biri olan Pierre Bourdieu sosyolojisi / sosyal bilimi, üzerinde durmak istediğimiz noktayı çok iyi ifade ediyor (2014, s.62):

Husserl, sabit olanı bulmak için tikel olana dalmak gerektiğini öğretiyordu ve Husserl’in derslerini takip eden Koyré, Galileo’nun kütlelerin düşüş modelini kurmak için eğik düzlem deneyini sonsuza dek tekrarlaması gerekmediğini göstermişti. İyi kurulmuş bir tikel örnek artık tikel olmaktan çıkar. (Vurgu bana ait.)

Elbette Bourdieu’nün çalışmalarını pratik olandan uzak olduğunu söyleyemeyiz -önce bu yorumun önünü tıkamak gerekir-, ama pratiği farklı algıladığını ve kullandığını söyleyebiliriz. Eleştirileri saf ampirizmedir, ayarsız bir pratik fetişinedir. Çünkü yönlendirici bir ilke olmadan pratiği “anlamlandırmanın” da mümkün olmadığını düşünülür. Ampiristlerin metot/yöntem bağımlılığı da buradan gelir. Bir yönteme sıkıca sarılıp, ne iş görülecekse onunla görme derdindedirler. Modern bilimin habercilerinden Descartes, kendi bilimsel araştırmalarına önsöz olarak yazdığı Yöntem Üzerine Konuşma’da “Fikir ayrılıklarımızın nedeni, bazılarımızın bazılarına göre daha üstün bir akılla donatılmış olması değil, yalnızca farklı yöntemlerle düşünmemiz ve dikkatimizi aynı şeylere yöneltmememiz” (vurgu bana ait) diyerek, yöntemin yanıltıcılığını dile getirmiş oluyordu. “Kendime ait bir yöntem geliştirdim,” demeye getiriyordu Descartes, “Herkeste bu yöntem olsun” değil.

Söyleyeceğimiz şeyi, bizden daha iyi ifade edecek birine bırakalım: “Bir olgular toplamı kendiliğinden bir bilim oluşturmaz, yani ampirizm kendi kendine yeten bir felsefe değil artık. Ampirizm miyadı dolmuş bir bireyciliğin damgasını taşır” (Bachelard, 2015, s.53). Ve devam ediyor: “Kuşku yok ki bilgindir bilimi yapan, ama bilim de bilgini yapar, bilim bilgini eğitir.”

Bilimin Felsefi Yorumu Mümkün mü?

Bourdieu’nün bir bilim insanı olarak bilim felsefecisi ve matematikçi bir ismin, Bachelard’ın takipçisi olduğunu söylemiştik. Ama bunun Spencer örneğinde olduğu gibi doğrudan bir alıntı olmadığını ifade etmemiz gerekir. Belki de bunun bir felsefi yorum olduğunu söylemek mümkündür. Peki felsefi yorum nedir? Hangi kullanımı makul, hangisi aşırıdır? Bu soruları cevap vermeye çalışma zamanıdır.

Albert Einstein’a yıllarca arkadaşlık etmiş, onun beğenisini kazanmış, o öldükten sonra da biyografisini yazmış Philipp Frank Bilim Felsefesi: Bilim ile Felsefe Arasındaki Bağ adlı kapsamlı çalışmasında bu ve benzeri soruların izini sürmektedir. İlk baskısı 1962’de yapılmış bu kitapta ileri sürülenler çoğu kısımda halen geçerliliğini korumaktadır. Çünkü Frank önemli bir felsefi geçmiş ışığında, en güncel bilimsel gelişmelerle bir yorum geliştirme uğraşındadır. Öncelikle bilimle felsefe arasındaki sahte dikotomiyi ele alan Frank, bunun eğitimde kökleştiğini gözler önüne serer: “Bilim insanlarının fikri sorulsaydı, çoğu, ‘felsefe’ bölümünün en önemsiz bölümlerden biri olduğunu söylerdi. Geleneksel eğitimde, bilimle felsefeyi birbirine bağlaması gereken zincirde ‘eksik bir halka’ vardır” (birkaç değişiklikle, s.11). Philipp Frank’ın kitap boyunca amaçlarını ikiye ayırabiliriz: (a) Bilim insanlarına aslında kendi alanlarıyla sınırlı olduklarını, dolayısıyla da diğer alanların cahili olduklarını göstermek; (b) bunun doğrultusunda onları, felsefeyle bilimin kadim dostluğuna çağırmak. Bunlar doğrultusunda bir yandan fizik ve matematik temelli kuramlardan bahsederken, öte yandan bunlara makul bir felsefi yorum getirmeye çalışmaktadır Frank. Getirilen bu felsefe, bilim ideolojisi veya yanlış bilinç olmaktan uzak durmaya gayret etmelidir.

Bu anlamda bilimin gündelik hayatta algılanışı da ayrıca önem arz etmektedir Frank için. Bilim, gündelik hayatta bir merak konusu olmanın yanında, bir “bilgelik” meselesi olabiliyor. Bunun tam karşısında, safdil bir faydacılığa, bir anlamda teknolojiciliğe yol açabiliyor. Bilim genellikle sağlayacağı fayda, ondan üretilecek nesneyle açıklanıyor. Oysa bu sadece teknoloji. Teknolojiyle bilimi eşanlamlı olarak kullanmak büyük hata olurdu. Bu noktada elimizde ikisini ayırmamız gereken bir şeyler olması gerekiyor. Bunların başında amaç farkı gelebilir. Zira teknoloji bir soruna çare bulmaya, bir boşluğu doldurmaya çalışır. Bilim ise (neredeyse) amaçsızdır. Amaç olarak ona dayatılan şeyler, tarihsel olarak baktığımızda işe yaramaz hale gelir, en fazla dönem dönem amaçları değişir diyebiliriz. Örneğin, bilim sistemli olmak zorunda mıdır, veya bilgileri biriktirmek? Bilimde katıksız bir ilerleme olduğunu söylemek mümkün müdür? Öyle olsaydı, sanırım Öklid geometrisi değil sadece Lobaçevski geometrisi öğreniyor olurduk. Bunlar arasında bir birikme ilişkisi de bulunmaz mesela. Oysa bilime bir erek/amaç yüklemek zorunda değilizdir. Merakla tetiklendiğini söylesek yeterli olur herhalde. Son olarak, Frank’ın çok güzel ifade ettiği şekilde (birkaç değişiklikle, s.60): “Bilimle felsefenin birliği ancak bilimle teknolojinin ayrı olduğu bir dönemde mümkündü(r).”

Asıl konumuza, bilim felsefesine dönelim. Frank, kitabında bilimsel düşünceyi Aristoteles, hatta onun da öncesine kadar götürüyor kimi zaman. Burada sergilediği tarihsel izlek, bize dönem dönem felsefeyle bilimin birbirlerine yaklaşıp uzaklaştığını göstermeye yetiyor. Zincirin kopuşunu ise şöyle açıklıyor (s.65):

Kopernik, Güneş merkezli sistemini geliştirdiğinde ona karşı çıkanlar yalnızca geleneksel teoloji ve felsefe yanlıları değildi; bilimde deneyciliğe şiddetle inanan yazarlar da ona karşı çıktı. Francis Bacon Kopernik’in “kendi sağlam hesaplamalarıyla kanıtlanmış her türlü kurmacayı doğaya hiç düşünmeden dahil edebilecek” bir insan olduğunu söyledi. [Birkaç değişiklikle.]

Bu noktada Bacon’ın müdahalesini anti-rasyonalist (ve deneyci) olarak görmek yanlış olmayacaktır. Zira bugün evrenin dünya merkezli olmadığından eminiz. Bacon’ın teori/kuram yerine kurgu demesi oldukça indirgemeci bir tavırdır. Daha da kötüsü, “hâlâ birkaç bilim insanı ve filozof ‘kurmaca’ ile ‘teori’ arasındaki bu ayrımı sürdürmektedir” (birkaç değişiklikle, s.65). Benzer bir durumda kalan bir diğer isim (Gaston Bachelard’ın “iyi bir rasyonalist” diye tabir ettiği) Albert Einstein’dır. “Görelilik kuramına sıklıkla ‘kurmaca’ denilirken Newton mekaniğinin ‘teori’ olduğu düşünülür,” diyor Frank. Bunu, teoriyi oluşturan önermelerin kendiliğinden kavranamaz olmalarından yola çıkarak ifade ediyorlar. Oysa yukarıda söylediklerimizden de çıkarılabileceği üzere, bilim gündelik hayatta rahatlıkla anlaşılabilecek bir şey değildir. Bilimsel kültürü edinmemiz gerekir.2 Nihayetinde Batlamyus değil, Kopernik sistemi modern bilimin çıkış noktalarından olarak kabul ediliyor. Bilimin felsefi yorumu da Kopernik’i yorumlayan Descartes’ın yorumudur, Newton’ı haber veren Descartes’ınki. Ama daha güncel bir ifadeyle söyleyecek olursak, yeni felsefelere ihtiyacımız vardır. Bachelard’ın dediği gibi “Descartes Derscartesçı değildir.”

Sonuç

Nihayetinde Philipp Frank’ın kitabı bize oldukça basit özetlenmiş fizik teorilerinden yola çıkarak makul bir felsefi yorumun mümkün olduğunu gösteriyor. Ancak bu aşırı yorum değildir. Ne günümüzdeki eğilim gibi benliği kuantum üzerinden açıklamaya çalışır, ne de tipik bir biyolojizme düşerek evrimi günümüze uygular. Popüler bilimler, insanların zihnine kitaplar aracılığıyla girmeye çalışan bir yanlış bilinç veya kısa kısa bilim ideolojileri gibidir. Oysa bize (Bachelard’ın deyimiyle) bilim öğretecek bir hoca lazımdır, Auguste Comte gibi halka açık gökbilim dersi veren bir hoca.

Her teorinin önce yanlış yorumlarının önünü tıkar Frank, daha sonra bir yorum geliştirmeye çalışır. Bu da, eğer bilimin bir ahlakı varsa, ona uygundur.

M. Taha Tunç
kitap@sosyalbilimler.org

 

Kaynakça

Bachelard, G. (2013). Bilimsel Zihnin Oluşumu. Alp Tümertekin (Çev.). İstanbul: İthaki.

___________. (2015). Rasyonalist Bağlanma. Alp Tümertekin (Çev.). İstanbul: İthaki.

Bourdieu, P., Wacquant, L. (2015). Düşünümsel Bir Antropoloji İçin Cevaplar. Nazlı Ökten (Çev.). İstanbul: İletişim.

Canguilhem, G. “Bilim ideolojisi nedir?” Özen B. Demir (Çev.): https://www.academia.edu/31100181/_Bilim_%C4%B0deolojisi_Nedir_Georges_Canguilhem_den_%C3%A7eviri_

Descartes, R. (2015). Yöntem Üzerine Konuşma. Çiğdem Dürüşken (Çev.). İstanbul: Alfa.

Frank, P. (2017). Bilim Felsefesi: Bilim ile Felsefe Arasındaki Bağ. Dilek Kadıoğlu (Çev.). İstanbul: Say.

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org‘a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; Sosyal Bilimler Platformu, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

Dipnotlar   [ + ]

1. Kavramı Gaston Bachelard Rasyonalist Bağlanma’da kullanıyor. Aynı kitabın önsözünü yazan Georges Canguilhem de bu kavram üzerinde duruyor.
2. Bilimsel kültür Bilimsel Zihnin Oluşumu’da Bachelard’ın anlattığı anlamdadır. Örneğin bir öğrenci başka, hoca başka şekilde dahil olur bilimsel kültüre. Bachelard nesnel bir öğrenmenin, bir pedagojik ilkenin yollarını araştırır burada.

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.