Sosyal Bilimler

Modern Zamanlarda Tekil Bilinç Sahibi Olma Zorluğu | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Modern Zamanlarda Tekil Bilinç Sahibi Olma Zorluğu

Dağlar, rüzgar, zaman ve hatta ölüm bile yoruldu ancak kıyımlar bitmiyor. İrade sahibi varlık, insan, var olan tüm kıyımların acısını sanki kendi eti acıyormuşçasına duyup bütün bunlara bir dur diyebilmeliyken; kendini hissizleştirmeye ve olan biteni normalleştirmeye devam ediyor. Normalleştirme, normallik, normalliğin deliliği… Varolmak, belirli bir şey olmak… Bir şey olmak, dönüşüp özüne ayrı düşmek mi? Dönüşüm kaçınılmazsa da ilerleme dururken hep biraz daha ve çokça gerilemenin kaçınılmaz olduğu karamsar fikrini, bu kitle tabiatını bu sürüye dayatan kim? Bireyin özne olarak kendisinin bilincine vardığı o nadide anların kıymeti hikmetine varılabilir mi? Karl Mannheim, İdeoloji ve Ütopya’da bilince toplumsal bir içerik yükleyerek insan bilincini kendi toplumsal varlığının belirlediğini ileri sürer. Aksine insanların varlığını bilinçlerinin belirlemediğini savunur.1 Karl Marx ise Alman İdeolojisi‘nde, “bilinç hayatı değil, hayat bilinci belirler” görüşüne yer vermekte. Ona göre, “insan varlığını tayin eden şey onun bilinci değil, aksine bilinci tayin eden şey sosyal sistem yani toplumdur”. İnsanlık, düşüncesinin kendi sosyal varlığına biçim verdiğine inandığı halde, gerçek bunun tamamen tersidir; sosyal realite insanın düşüncelerine biçim vermektedir. Fikirlerin, kavramların ve bilincin ortaya çıkışı, insanların maddi hayatı ve nesnel alışverişleriyle ve gerçek hayatın dili ile doğrudan ilgilidir ve iç içe girmiş süreçlerdir.2 Benzer bilinç özelliklerine sahip bireylerin bir sosyal grup oluşturduğunu ve Marx’ın da buna sınıf bilinci dediğini biliyoruz. Peki bilinç psikolojik ve sosyolojik bir gerçeklikse eğer, nesnel çevre ile kişisel varoluş arasındaki köprünün kurulmasından doğan sıkıntılar nasıl aşılabilir? Kuşkusuz toplumsal bilincin baskısı, gözle görülebilir surette değil ve modern hayat girdabı içerisinde pek hissedilmiyor. Ortak bilinç özümsenir ve kişi sanki kendi iradi tahakkümlerini yerine getiriyor gibi davranır. Ancak zamanla moral ahlak denilen, gelenekselliğin dayattığı kolektif bir oluşumun parçası olma durumundaki insan, temeli organizmaya dayanan bireysel bilincin varlığını reddediyor. Çünkü bu topraklarda bireysel olarak düşünmek, görmek, davranmak ve bilmek; toplumsal yapıya zarar verir görüşü yetişmeye başladı. Toplumsal hadiselere yön veren kolektif yeterlilik için ortak iradenin varlığına olan gereklilik yadsınamaz. Ancak neden fikri, gerçekten fikri esas olan ortak bir irade, bir toplumsal bilinç yakalayamayalım? İnsanın dünyasını yalnızca gelenekler, dini anlayışlar, ritüeller, ayinler aydınlatıyor olamaz. İnsanı ve insanca yaşamayı merkeze alan basit dokunuşlardan söz ediyorum. Rasyonel bilinci hakim kılan modernitenin saman altından ürettiği irrasyonel bilinçlerle, sıradan insanların sıradan hayatlarını terörize ederek gasp etmesinden değil.

Kişinin kendi varlığının, evren üzerinde doldurduğu boşluğun kadrinin farkına vardığı anlara gelelim. Dilin lâl olduğu ya da kelimelerin kendi dehlizlerinde boğulduğu o anlar, yaşanan kaosun hissettirdiklerini ifadeye zorluyor. En asosyal insanın dahi günlük hayatta karşılaştığı onlarca cisimden çıkan yüzlerce uyarana –ki buna bir insanla temas ve onun sözcükleri de eklenince- tepkisiz kalması işte bu yüzden. Artık deliliğin tasviri, yaşananlara tanıklık eden, etkilenen ancak kelimelerini ve ifade yetisini henüz kaybetmemiş kesimlerin denetiminde. Yaşananlara hem tanıklık edip hem de henüz delirmemiş olmanın verdiği iç sıkıntısının buhranı,  bulantıya sebebiyet vermekte. Bu öyle bir delilik ki, Sartre’nin de Bulantı’da bizlere anlattığı gibi eşyaya temasın bile insanda tiksintiye yol açtığı durumla aynı.  Topluluğun aynı anda ve hep bir ağızdan kendini mutlu hissettiği yanılsamasını görüp o delilikte delirmemeye çalışmak, daha beter henüz delirmemiş olanın yalnızlığından. Cisimler madem ki canlı değiller, insanı etkilememeliler. Böyle demişti Sartre. Ancak ne mümkün (!). Modernitenin insan yaşamına sızdığı o günlerden bu günlere gelene dek insan temas ettiği her şeyi kirletti. Kendisinin de pürîpak olduğu sanrısına kapılıp, bakıp da gördüğünü sandı ve eşyayla beraber kendisini de pakladığına inandırdı kendini. Yaşadığı hayata birinci elden müdahale edemez olduğunu, özneyken nesne konumuna getirildiğini fark edemedi. Dış dünyada olup bitenlerin büyük ölçüde bizim dışımızda cereyan ediyor olmasına, görünmeyen demir parmaklıkların denetiminden kurtulmanın olanaksızlığına olan farkındalığımız azaldı ve de artık kendimiz olabilmeyi unuttuk. Artık önemsemiyoruz bile. Bilincin manipülasyonunun anahtarı artık modernitenin, kapitalist aklın ellerinde. Kitleler bilinçli olarak hareket edebilmeyi başarmaktan önce kendisinin tekil bilinçliliğinin farkına varmalı. Ancak o zaman kirlettiği dünyanın ve hiç günahı yokken suskun eşyaların üzerine yapışan insan eli kirlerinin farkına varacak.

Nihan Turğut
sosyalbilimler.org Blog Yazarı
blog@sosyalbilimler.org

Kaynakça

  • AYTAÇ, Ö. (2003). Bilincin Sosyolojik Analizi. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, Erişim adresi: [http://dergipark.gov.tr/esosder/issue/6118/82089]. Erişim Tarihi: 13/03/2017
  • EICHHORN, W. (1985). Çağdaş Felsefe (A. Çalışlar, çev.), İstanbul Altın Kitaplar Yayınları.
  • FROMM, E. (1993). Çağımızda Kişilik Sorunu İnsan Davranışının Kökenleri, İstanbul: Düşünen Adam Yayınları.

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org‘a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; Sosyal Bilimler Platformu, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

Dipnotlar   [ + ]

1. W.EICHHORN, Çağdaş Felsefe (A. Çalışlar, çev.), 1985, İst: Altın Kitaplar Yay., s:99.
2. ERIC FROMM, Çağımızda Kişilik Sorunu İnsan Davranışının Kökenleri, 1993, İst: Düşünen Adam Yay., s:127.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

2 yorum

  • Muhteşem bir yazı. Y kuşağı genç arkadaşlar mutlaka okumalı bu yazıyı. Bireyin kendisi olma içgüdüsel olgularından içselleştirmiş bir model yaratmışsın. Eline sağlık üstat.

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.