Sosyal Bilimler | Kayda Değer Akademik Metinler

Sosyal Bilimler

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku Filmine Lacanyen Bir Bakış | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku Filmine Lacanyen Bir Bakış

Makaleyi PDF Formatında İndir

Çiğdem Vitrinel’in Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku [2014] filmi, Jacques Lacan’ın psikanalitik kuramı üzerinden arzu kavramını ve dolayısıyla insanın döngüsel arayışlarını irdelemeye olanak tanımaktadır. Lacan’a göre; kişinin ben ve diğeri arasında herhangi bir farkındalığının olmadığı, kendisini annesinin adeta bir uzantısı olarak algıladığı imgesel bir düzen mevcuttur. Çocuk, 6-18 aylıkken kendini aynada görmesiyle ben ve geri kalan dünyayı ayırır. Lacan, bu duruma “ayna evresi” adını verir. Çocuk böylece dilin düzenine girer ve dil öncesinde yaşadığı bütünlük hissi kaybolur. Dilin düzeni ise simgesel olarak adlandırılır ve öğrenilen dil de babanın dili, düzenidir (Barry, 2009). Lacan’ın kavramsallaştırdığı “eksik” ise öncelikle doğmuş olmaktır. Çocuk anne bedeninden, bütünlük hissinden ayrılır ve bu durum dil öncesinde kopmuş olduğu bedene geri dönme ihtiyacı olarak ortaya çıkar. Ayna evresine kadar çocuk kendi bedenini dış dünyadan ayırma yetisine sahip değildir ancak özne dilin alanına girdiğinde bu eksikliği simgesel olarak adlandıramaz ve eksik, elde edilmesi mümkün olmayan bir arzuya dönüşür (Žižek, 2013).

Film boyunca Arif [Erdal Beşikçioğlu] kafasında kurduğu ideal kadın imgesinin izini sürer. Aslında Arif, imgesel düzenden simgesel düzene geçerken kaybettiği bütünlük hissini aramaktadır. Kendisi topluma uyum sağlamış biri değildir; telefon kullanmaz, otelde yaşar. Bu özelliklerinin de etkisiyle duyduğu eksiklik hissini telafi etmek için oldukça mücadele eder. Yazdığı romanda, kendisinden izler taşıyan karakterin derin bir tutkuya sahip olduğu konusunda ısrarcıdır. Müzeyyen [Sezin Akbaşoğulları] onun için bir arzu nesnesidir. Müzeyyen sürekli Arif’in gözünden izlenir; hayal ile gerçek birçok sahnede iç içe geçer, zaman zaman Müzeyyen’in gerçekte var olmadığına ilişkin bir atmosfer yaratılır. Müzeyyen dışındaki birçok karakter onun hakkında konuşur, bu durumun da gerçeklik algısını kıran bir işlevi vardır. Arif, Müzeyyen ile birlikte olduğu süre boyunca bir müddet mutludur fakat evde bulduğu tıraş köpüğü, fotoğraf gibi nesneler sebebiyle, Müzeyyen ile ilişkisine mâni olacak üçüncü bir kişinin varlığı üzerine düşünmeye başlar. Bu vesileyle Müzeyyen hâlâ tam anlamıyla ulaşılamamış biridir. Böylece Arif’in sahip olduğu tutku hissi devam etmekte ve bütünlük arayışı sürmektedir. Arif arzu nesnesine sahip değildir, ki Lacan’a göre bu durum zaten imkânsızdır. Ancak arayışta olmak, asıl hazzı getirmektedir. Arif ile Müzeyyen’in ilişkisinde aşikâr olmayan fakat Arif’in ve dolayısıyla izleyicinin hissettiği birtakım engeller vardır. Bu engeller, Arif’in arzusunu, tutkusunun faal kalmasını sağlayan etmenlerdir.

Müzeyyen ise toplumdaki birçok kadından farklıdır. Verili toplumsal cinsiyet rollerine bağlı değildir fakat bu rollerin bilincindedir. Arif ile tanıştıkları sahnede seksten bahseder ve sonrasında “Pardon ya babaannem de kaç defa uyardı çok ayıp değil mi?” diye bir ekleme yapar. Bu gibi ek cümleler, film boyunca sık sık tekrarlanır çünkü babaanne, babanın dilini / simgesel düzenini temsil eder. Müzeyyen dilin sözel alanına geçtiğinde; babanın yasasıyla tanışmış, kısıtlanmış ve özne olarak bölünmüştür. Žižek (2013); simgeselin ben imgelerini ya simgelere dönüştürerek içerme ya da yok sayma eğiliminin, yekpare bir özneden söz etmeyi imkansızlaştırdığını dile getirir. Böylece benlik kategorilere, ikiliklere indirgenir. Müzeyyen bir sahnede “Bazen aynada başka bir kadın görüyorum. Benim tam zıddım. Ben ev haliysem o sokak, ben sokulgansam o alıp başını giden, ben gündüzüm o gece. Çapkın, güçlü, özgür…” der. Müzeyyen’in aynada gördüğü kendinin zıddı olan kadın, ondan koparılan kadındır. Simgesel düzen bütünlüklerle değil, zıtlıklarla kurulur. Müzeyyen toplumun ondan talep ettiği rolleri tam manasıyla bırakamamıştır. Ancak babaannesinin ölümü, Müzeyyen için bir şeyleri değiştirir. Onu büyüten, babanın düzenini ona tanıtan kişi babaannesidir. Bu sebeple onun ölümü, Müzeyyen için hem üzücü hem de özgürleştirici olmuştur. O andan itibaren Arif’ten uzaklaşmıştır. Bir sahnede Müzeyyen, Arif’e fahişe olmak istediğini söyler. Fahişe olmak, kişiyi birtakım sorumluluklardan azat eden ve toplumsal kısıtlamalardan kurtaran bir niteliğe sahiptir. Özünde Müzeyyen, toplum dışı bir benin arayışındadır. Arif’i ilk tanıştıklarında çekici bulma sebeplerinden biri de onun topluma dışı karakteridir.

Filmin her iki ana karakteri de bir arayış içerisindedir ve bu arayış aslında hiç bitmeyecek bir arayıştır. Fakat bu iki karakterin arayışlarına konu olan arzu nesneleri birbirinden farklıdır. Arif kendi dışında birini aramaktayken, Müzeyyen kendinin toplum tarafından kısıtlanan diğer parçasını arar. Sözel olanın alanında yaşadıkları için bu döngüsellik bitmeyecek, arayış sürecektir. Filmde kullanılan kalemtıraş bu anlamda önemli bir semboldür. Dilin kullanımı ve yazının başlangıcı; kategorileri, kültürü var eden şeydir. Kalem, simgesel düzendeki insanlardır. Dolayısıyla kalem olma durumu asla değişmeyecektir. Kalemtıraş ise sürdürülen yaşamdır ve kişileri bir kalem gibi açacak, değiştirecektir. En nihayetinde, kalem sonuna kadar açıldığında bu arayış da bitecektir. Arzulanan noktaya ulaşmak, dil öncesi bütünlük hissini geri kazanmak, özne olarak bölünmemek mümkün değildir. İnsanlar değişmekte, bununla birlikte arzu nesneleri de değişmektedir. Ancak, eksiklik hissi ve eksikliği telafi etme çabası sürekliliğini korumaktadır.

Yağmur Çağla Karakaş
Sosyal Bilimler / Yazar
yagmur.cagla.karakas@sosyalbilimler.org


Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org‘a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Yorum Yazın

Haftalık E-Bülten Aboneliği




sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.