Sosyal Bilimler

Bohem Rapsodi: Taçlandırarak Aşağılamak | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Bohem Rapsodi: Taçlandırarak Aşağılamak

Yukarıdaki başlığa bakıp aldanmayın, amacımız Freddie Mercury’yi anlatmak olsaydı, bizler de bu film üzerine yazıp çizen herkes gibi onun, dehasıyla, kitlelerin tepkilerini ölçmede Michelangelo yetisine sahip oldukları şiarına sığınarak, ‘aykırı/marjinal’ addedileni çitlerin dışına itekleyen ‘uzman’ zihniyetine isyan ettiğinden ve cinsel kimliğini kucaklayışıyla, sosyal normların katı duvarlarını yıkmaya çok yaklaşan evrensel bir ikon olduğundan dem vurabilirdik. Ve belki de en az on bin vuruşu doldurma hususunda çok iyi bir yöntem olabilirdi bu. Ancak ne yazık ki bu yazının sosyal medyada “Pink Floyd dinlemeli miyim?” gibi sorularla boş gündem yaratma teşebbüslerine yaslanan güruha hitap edeceğinden ya da Farrokh Bulsara, nam-ı diğer Freddie Mercury’nin -filmde de bas bas bağıran Hollywood yüzeysel yaklaşımıyla son derece örtüşen- bu gereksiz tanıtma/meşru kılma hevesine ihtiyacı olduğundan şüpheliyim.

Son dönemde ilk Asyalı Rock Star olarak adlandırılan Freddie Mercury’nin hayatına dair “sabun köpüğü” etkisinde bir filmi izlemek için sinema salonlarına koşarak sanatçının 45 gibi çok genç bir yaşta öldüğünden hayıflanan ve çoğu zaman da ‘su testisi su yolunda kırılır’ misali ‘çılgın’ hayatının bu erken sonu hazırladığından son derece müteessir sinefillerimizin dizlerini dövdüklerine şahit olduk. Mercury’nin, Queen grubunu kurduğu yıllarda queer bireylerin toplumsal düzeyde algılanma biçimlerinin, 68 kuşağının, protestoların, dünyaya yayılan küresel bir isyanın da etkisiyle bir nebze olsun olumlu yöne kaydığını düşünmek naif bir yaklaşım mı olurdu? Büyük olasılıkla…

O yıllardan bu zamana, dünya toplumlarının farklı cinsel yönelimlere daha fazla hoşgörüyle yaklaşmaya başlamadığını 2017 ILGA (Uluslararası Lezbiyen ve Gey Birliği) raporlarında da görebiliriz. Bu raporlarda özellikle, Afrika’da 24, Asya’da 13, Amerika kıtasında iki devletin aynı-cinslerin seksüel ilişkilerini bilfiil şiddetle yasakladığına değinilmiştir. Sadece 2017’de Kuzey Afrika’da ve Orta Doğu’da 19 devlet ahlak yasalarıyla bu tür ilişkilerin önüne geçmeye çalışmıştır.

İstatistikler ne kadar iç karartıcı olsa da ayrımcılığın sadece farklı cinsel eğilimlere yönelmediğini, ‘aykırı’ addedilen her şeyi hedef aldığı algısına ulaşmak daha üzücüdür. Bu bağlamda, global düzeyde bir ‘aynılaştırma’ ve ‘ehlileştirme’ çabasının sürdürüldüğünü söylemek hiç de yanlış olmaz. Geçtiğimiz yıllarda, Einstein, Pablo Picasso, Mary Shelley hakkındaki popüler belgeseller ünlü besteciler ve yazarlar ve hatta ressamlar hakkındaki biyografilerle, pop kültürün, Hollywood vasıtasıyla ‘dehaları’ anlatma ve bir anlamda insani ancak yaygın zihniyetçe etik sayılmayan bazı yönleri ‘kendi sınırlarına’ uygun olarak törpüleyerek ortaya koyma çabasına giriştiğini gördük. Biraz daha yakından bakarsak bu eğilimin, popüler olanı görmezden gelemeyen, bükemediği bileği, parmaklarını çapraz yaparak öpen ama sözde ‘kontaminasyon’un bile kontrollü, önceden hesaplanmış sınırlar içinde ilerlemesini sağlayan bir yapıya işaret ettiğini görebiliriz.

Mercury gibi dehaların amaçlarının her anlamda marjinal olana yönelerek sisteme ‘orta parmak göstermek’ ya da bir şekilde o sistemin direngi noktalarına saldırmak olduğunu düşünmüyorum. Bu insanların hayatları boyunca sadece kendileri olarak, bazen kabul görmeye bazen de sadece rahat bırakılmaya ve tutkularını yaşamaya ihtiyacı olan bireyler olduğu kanaatindeyim. Bu bağlamda, yaygın kanının aksine Platters’ın  ‘The Great Pretender’ şarkısını yeniden yorumlamasının, ya da sıradan bir evlilik yapmasının, cinsel kimliğini gizleme, bir ‘mış mış gibi yapma’ aşamasına atıftan ziyade, İngiltere gibi sömürgeci geleneğe sahip bir ülkeye tam da bu ulusun yüzyıllar boyu sömürdüğü bir kıtadan gelmiş olmasının, aynı Rushdie’nin Utanç romanında anlattığı gibi ‘azınlığa dâhil olmanın/diğeri addedilmenin sancısını’ çekmesinin, dâhil olma ihtiyacı duymasının metaforu/yansıması olduğu düşüncesindeyim. Bu açıdan, filmin de filme dair yorumların da bu hayatları ‘sakıncalı etkileri’ azaltılmış rafine birer hap haline getirip seyirciye sunmayı iş edinmiş bir zihniyetin kucağında olduğunu -hatta buna hizmet ettiğini- söylemek son derece yerinde olacaktır.

‘Öngörüsüz yapımcı’ sahnesini göklere çıkarıp, ‘çılgın partileri’ veya kimlik bulma dönemecini es geçen yapımın ‘hâkim algılara meydan okuyan’ bu ‘anti-kahraman’ figürünü ortaya koymada başarılı olduğunu söylemek oldukça zordur. Ancak, Hollywood’un asimile edemediğini göklere çıkarır gibi yapıp onu kendi çukuruna çekmede son derece başarılı olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz. Bohemian Rhapsody, anlattığı öznenin bohemliğinden yoksun olmasının yanı sıra, çağının en büyük dehalarından birine yapay bir reverans yapan, müzik gibi evrensel bir dili bu örtbas sürecine dâhil etmekten çekinmeyen niyetiyle eylemleri çelişen yüzeysel bir yapımdır. Scott Mendelson’ın Forbes’daki makalesinde belirttiği üzere “Freddie Mercury Homofobik biyografide slut-shaming’e maruz bırakılmıştır (Freddie Mercury Gets Slut-Shamed In Homophobic Biopic).

Filmde sunulan müzikler ve müziğin yapım aşamalarının sunumu etkileyicidir; ancak biyografik içeriği, Wikipedia yüzeyselliği, tür mecazları ve vizyona girişi sonrası yayınlanan sayısız ‘düşünce’ yazısına ilham veren çarpık püriten bir yaklaşım barındırır. Film, öznesine uygun olarak “büyük bütçeli”dir ve devasa konser alanlarında gökyüzündeki yıldızlar gibi ışıldayan seyirci kümelerinin görüntüleri de son derece göz alıcıdır. Ancak, film hedefi tutturmada başarısız olmasının yanı sıra, merkezi figüründen nefret etmeye meyilli kitlelerden medet uman bir rotaya saplanmıştır.

Bohemian Rhapsody, hem Mercury’nin seksüel yönelimlerini ve mutlu hedonistik yaşamını kabul etmek ve aynı zamanda filmi, Queen’i çoğunlukla “Wayne’in Dünyası” filmiyle tanımış olan kültürel anlamda muhafazakâr seyirci için güvenli hâle getirmek gibi iki güçlü baskı unsuru arasında kalmış görünüyor. Filmin Mercury’nin ‘belli kalıplara uymayan’ anlarını kabul edip etmeyeceğine dair onca tartışmadan sonra, salt bir kamuflajın bu neticeden daha mı iyi olabileceği sorusu zihinleri kurcalamıyor değil.

Filme dair birçok olumsuz eleştiri, yapımın Mercury’nin biseksüalitesi ve nihai AIDS teşhisini nasıl ele al(ma)dığı meselesi etrafında dönüp durdu. Ancak buradaki asıl sorun, hikâyenin Freddie’nin biseksüel oluşunu ve grup üyelerinin bile boykot ettiği ‘ahlaksız’ partileri -özellikle de Paul Prenter ile olan ilişkisini- sanatçının düşüşünün nedeni olarak göstermesidir. Aynı zamanda, filmin Live Aid konserini duygusal bir doruk noktasına ve Mercury’nin AIDS teşhisini üstesinden gelinmesi gereken can alıcı bir engele dönüştürmek için tarihi nasıl çarpıttığını gördüğümüzde de popüler deyimle ‘gözlerimizi devirmemiz’ uygun olurdu.

Yine de, Hollywood’un çarkları işledi ve Bohemian Rhapsody, ABD’deki 50 milyon ve dünya çapındaki 141 milyon dolarlık hasılatıyla, eleştirmenlerin işlerini nasıl yaptıkları ve genel film izleyicilerinin belirli bir filmi nasıl tükettiği üzerine bir referanduma dönüştü. Hollywood, aykırı ve otoriteye karşı muzaffer addederek güya taçlandırdığı bir sanatçının hayatını sansürleyerek sunmaktan/sivri köşeleri yuvarlamaktan geri durmadı. Ve yine de, hâkim zihniyete son derece karşı olan birini kalıplarıyla şekle sokması alkışlandı ve bundan kâr bile elde etti… Sonuçta, Rami Malik bir şampiyon, ama diğer herkesin kaybeden tarafta olduğu aşikâr.

Zeynep Şenel Gencer
Sosyal Bilimler / Yazar
zeynep@sosyalbilimler.org


Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org’a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.