Sosyal Bilimler

Adorno: Düşünmenin Ahlakı Üstüne | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Adorno: Düşünmenin Ahlakı Üstüne

Safdillik ile incelikli düşünme yeteneği o kadar sınırsızca birbirine dolanmıştır ki, birini ötekine karşı kullanmanın hiçbir yaran olamaz. Akıldışına tapanların ve her türden entelektüel madde koleksiyoncusunun yaptığı gibi, sistemsiz ve rastlansal bir mahareti yansıtan her şeyi göklere çıkarmak bayağılıktır. Safdilliği savunan düşünce ise kendini mahkûm etmiş olur: Kurnazlık ve hurafe olduklan yerde kalırlar. Dolaysızlığı -kendi içinde dolayımlanmış bir şey olarak görmek yerine- dolayımlı bir biçimde olumlamak, düşünceyi kendi karşıtının mazeretine, dolaysız yalana dönüş­türmektir. Böyle bir çarpıtma, “hayat böyledir” vecizesinde dile gelen kişisel kuntluk ve aymazlıktan tutun da toplumsal adaletsizliğin bir doğa yasası olarak meşrulaştın İmasına kadar her türden kötü amaca hizmet eder. Ama buna dayanarak karşıt ilkeyi yüceltmek ve -benim de vaktiyle yaptığım gibi- felsefeyi bir incelikli düşünme yükümlülü­ğü olarak tanımlamak da daha yeğlenir bir tutum sayılmaz. Sorun, görmüş geçirmiş ve külyutmaz bir zekilik anlamında sofistikasyonun bilgi açısından güvenilmez bir araç olmasından ibaret değildir. Böyle bir zekilik, yaşamın pratik düzenlerine yakınlığı ve teoriye karşı kuş­kucu tutumuyla, her zaman kendisi de faydacı amaçların ağırlığı altın­da ezilmiş bir safdilliğe dönüşebilir, evet – yine de tek sorun bu değil­dir. Sofistikasyonu teorik olarak daha benimsenebilir anlamıyla alıp da onu ufuk genişleten, tekil olguların ötesine geçen ve bütünü hesaba katan bir düşünme biçimi olarak tanımladığımızda bile gökyüzünde bir kara bulut kalır. Sorun da bu öteye geçiştedir zaten: Bu geçiş, tu­tunma ve oyalanmayı bilemeyiş, genelin tikel üzerindeki egemenliği­nin böyle sessizce onaylanışı: İdealizmin hem kavranılan hipostazlaştıran aldatıcılığının hem de gaddarlığının kaynağında bu yatıyordur. Daha tikeli kavradığı anda onu geçilecek bir durağa indirgemiştir ide­alizm ve sonunda da sadece düşünme planında gerçekleşen bir barışma adına acı ve ölümle kolayca uzlaşacaktır: Kaçınılmaza imza atma­ya her zaman fazlasıyla hazır olan o burjuva insafsızlığı, son tahlilde. Bilgi, ancak tikelde uzun süre kalarak onun yalıtılmışlığını giderebi­lir; ufuk açmasının başka yolu yoktur. Bu da genelle bir ilişki demektir, doğru; ama burada söz konusu olan, bir kapsama ilişkisi değildir -belki tam tersinin geçerli olduğu bile söylenebilir. Diyalektik dolayımlama, daha soyut olana başvurmak anlamına değil, somutun kendi içinde açılıp çözülmesi anlamına gelir. Kendi de sık sık fazlaca geniş ufuklar içinde düşünmüş olan Nietszche yine de farkındaydı bunun: “İki gözü kara düşünür arasında dolayım kurmaya, aracılık etmeye ça­lışan kişi,” diyor Şen Bilim‘de, “kendi kendini bayağılaştırır: Benzer­sizi görecek gözler yoktur onda: Her yerde benzerlikler görmek, her şeyi aynı kılmak, zayıf gözlerin işaretidir.” Düşünmenin ahlakını ne bir noktada sabitleşmiş ne de fazla mesafeli kalan bir çalışma tarzı temsil eder: Ne kördür, ne içi boş; ne atomistiktir, ne de iç tutarlılık­tan ibaret. Makul insanlar arasında Hegel’in Fenomenolojisi‘ne bir “dipsiz uçurum” şöhreti kazandıran o iki ağzı da keskin yöntem, bu ahlakı en dolaysız biçimde ve çelişkisinin bütün derinliğiyle ifade eder: Olguların dış müdahaleden bağımsız olarak kendi başlarına – “saf bir seyirin altında“- konuşmalarını talep ederken, aynı anda özne olarak, düşünme olarak bilinçle ilişkilerinin de her an korunmasını öngören yöntemdir bu. Gelgelelim, böyle bir ahlaka bağlı kalmak şimdi daha da güçtür, çünkü kişinin kendini özne ile nesnenin özdeşliğine inandırması artık imkansızdır – oysa Hegel’in gözlemle yorumun çelişen taleplerini gizleyebilmesini sağlayan da bu özdeşlik varsayı­mıydı. Bugün düşünürden beklenen, şeylerin hem içinde hem dışında olmasıdır, Münchhausen’in* kendi saçlarından tutarak kendini batak­lıktan çekip çıkarışı, bir yanda doğrulama öte yanda spekülasyon se­çenekleriyle yetinmek istemeyen her türlü bilginin modelidir artık. Ama bu noktada maaşlı filozof sesini yükseltiyor ve belirgin bir bakış açısına sahip olmamakla suçluyor bizi.

 

Theodor W. Adorno
Minima Moralia: Sakatlanmış Yaşamdan Yansımalar
Çev. Orhan Koçak, Ahmet Doğukan
Metis Yayınları [2012] Sayfa: 78-79


* Baron Karl Friedrich Hieronymus Münchhausen (1720-97): Savaşlarda başından geçenleri anlattığı gülünç ve son derece abartılı öyküleriyle tanınan Alman soylusu. Osmanlılara karşı Rus ordusunda savaşmıştır.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.