Sosyal Bilimler

Erich Fromm'dan: Sigmund Freud’un Misyonu | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Erich Fromm’dan: Sigmund Freud’un Misyonu

Dünyada Freud’u en iyi anlayan ve anlatanların başında Erich Fromm gelir. Bedeli Freudcu damgasıyla dışlanma girişimleri olmasına karşın Fromm hayranlık/düşmanlık çekişmelerinden uzak bilimsel bir gözle Freud’u yaşadığı zamanın ruhunu da göz önünde tutarak anlattı.

Fromm, Freud’un “benim eserim” diye bizzat vurgulamaktan hoşlandığı gündelik yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen psikanalizin büyük başarılarının yanı sıra kusurlarıyla da kurucusunun kişiliğinin izlerini taşıdığına dikkat çekiyor ve psikanalizin kökeninin hiç kuşkusuz, Freud’un kişiliğinde aranması gerektiğini ifade ediyor.

Freud nasıl biriydi? Onu kendine özgü bir biçimde davranmaya, düşünmeye ve duyumsamaya sevk eden benliğindeki itici güçler nelerdi? Düşmanlarının iddia ettiği üzere, cinsellik ve disiplinsizlik ortamında yetişmiş yoz bir Viyanalı mıydı, yoksa en sadık taraftarlarının savunduğu gibi doğruyu bulma yolunda korkusuzca ve ödün vermeden yürüyen, ailesine karşı oldukça sevecen, öğrencilerine karşı kibar, düşmanlarına karşı adil, kendini beğenmişlik veya bencillik emareleri taşımayan, dahası kişisel hiçbir kusuru olmayan büyük bir üstat mıydı?

Önce bu soruları soran Fromm sonrasında yanıtların peşine düşüyor Sigmund Freud’un Misyonu’nda.

Fromm, övmenin ya da yermenin Freud’un karmaşık kişiliğini anlamada işe yaramadığı gibi, bu kişiliğin psikanalizin yapısı üzerindeki etkisini kavramada da işe yaramadığını ifade ediyor. İnsan soyunun büyük adamlarından ve yol göstericilerinden biri olan Freud belki de derin bir hayal kırıklığı içinde hayata veda etti ama gururu ve onuru hastalık, yenilgi ve hayal kırıklığıyla asla örselenmedi ona göre. Freud, sadık takipçilerinkinden daha özgür kafaya sahip olanlar için muhtemelen birlikte yaşanması hatta sevilmesi zor bir kişiydi; bununla birlikte yetenekleri, dürüstlüğü, cesareti ve hayatının trajik seyri insanın kalbini sadece saygı ve hayranlıkla değil, ayrıca sevgi dolu bir şefkatle dolduruyordu.

Fromm, Freud ve psikanaliz konusunda gözden kaçan yığınla konuyu övme/öldürme açmazlarına düşmeden irdeliyor. Kitapta, Freud’un içinde yer etmiş en çarpıcı ve muhtemelen en güçlü duygusal kuvvet, onun gerçeğe olan tutkusu ve akla olan ödünsüz inancı olarak ifade ediliyor. Nitekim Freud’a göre akıl, varoluş meselesini çözmeye yardımcı olabilecek veya en azından insan hayatının doğasında var olan ıstırabı dindirebilecek yegâne insani yetiydi. Freud’un düşüncesine göre akıl, yaşama anlam vermek, yanılgılardan (ki Freud’a göre dinsel öğretiler bunlardan sadece biriydi) kurtulmak, engelleyici otoritelerden kurtulup kendi otoritemizi kurmak için elimizdeki tek araç veya silahtır. Freud’un akla olan bu inancı, gözlemlenebilir olguların karmaşası ve çeşitliliği içinde kuramsal gerçeği bir kez yakaladığında, gerçeğin peşinde dur durak bilmeyen arayışının temeli olmuştur.

Freud’un genç yaşta edindiği etkileyici deneyimler sayesinde toplumsal istikrarın en az siyasi istikrar kadar güvenilmez olduğunu, hiçbir geleneğin veya alışılagelmiş yapının güven aşılamadığını veya hak edilmiş bir teminat sunmadığını öğrendiğinin altını çizen Fromm, bu deneyimlerin fevkalade yetenekli bir genci, güvenmeyi göze alabileceği tek silah olarak kendine ve akla inanmaktan başka hiçbir yere götüremeyeceğini söylüyor. Fromm’a göre, aynı koşullar altında yetişen başka pek çok genç vardı ama onların hiçbiri büyüyünce birer Freud olmadığı gibi gerçeği bulmaya dönük olağanüstü bir tutku da geliştiremediler. Öyleyse Freud’un kişiliğinde bu meziyetin fevkalade yoğunluğunu izah edecek, kendine has unsurlar olmalıydı…

Bir elin nesi var iki elin sesi var derler ya, aklın ve cesaretin tek başına yetmediğini vurguluyor Fromm. Freud’un gerçeğe olan tutkusundan söz ederken, onun en olağanüstü meziyetlerinden biri olan cesaretini dile getirmezse eksik bir portre çizmiş olacağını vurguluyor. Pek çok insan potansiyel olarak akla ve gerçeğe yönelik bir tutku besler. Bu potansiyeli hayata geçirmeyi zorlaştıran husus ise cesaret gerektirmesidir ve bu cesaret de insanlarda nadiren görülür. Burada sözü edilen özel bir cesarettir. Öncelikli olarak kişinin hayatını, özgürlüğünü veya malını tehlikeye atma cesareti değildir bu. Her ne kadar bu da nadir görülen bir cesaret türü olsa da bizim konumuzun kapsamına girmiyor. Akla güvenme cesareti tecrit edilmeyi veya yalnız kalmayı göze almayı gerektirir ve bu tehdit çoğu insan için yaşama karşı tehditten daha katlanılmazdır. Ne var ki gerçeği arayış, doğası gereği, arayan kişiyi tam da bu tecrit olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakır. Gerçek ve akıl, sağduyunun ve kamuoyunun görüşlerinin karşısında yer alır. Çoğunluk işine geldiği gibi her şeyi kılıfına uydurur ve olanlara dair yüzeysel görüşlere sarılır. Aklın işleviyse bu yüzeyin ötesine geçip onun ardında saklı olan öze ulaşmaktır; madde ve insanı harekete geçiren güçleri nesnel olarak, yani arzularımız ve korkularımız tarafından yönlendirilmeden zihnimizde canlandırmaktır. Bu çaba içindeki insanın, gerçeklerden rahatsız olan ve rahatsız edene nefret duyan kişilerin küçümseme ve alaycılığına dayanıp kendi yolunda gidecek cesarete ihtiyacı vardır. Bu bağlamda Freud müstesna bir yeteneğe sahipti. Tecrit edilmesine kızıyordu, bu yüzden acı çekiyordu ama yine de tecrit halini hafifletebilecek en küçük bir tavize bile hiçbir zaman razı olmadı hatta buna yanaşmadı bile. Bu cesareti aynı zamanda onun en çok gurur duyduğu meziyetiydi; bir dahi olduğunu düşünmüyordu ama kişiliğinin en belirgin özelliği olarak cesaretinin değerini biliyordu.

Bu kesinlikle böyledir demenin ötesinde okuru ile birlikte beyin jimnastiği yapıyor okuruyla sanki konuşuyor bu yapıtında Erich Fromm. Fromm’la sohbet etmek isteyenler için bulunmaz bir fırsat Sigmund Freud’un Misyonu.

Yaşar Öztürk
kitap@sosyalbilimler.org

Künye: Erich Fromm, Sigmund Freud’un Misyonu: Freud’un Kişiliği ve Etkileri Üzerine Bir İnceleme, Çev. Bozkurt Leblebicioğlu, Say Yayınları, Şubat 2017.

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org‘a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; Sosyal Bilimler Platformu, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.