Sosyal Bilimler

Emeğin ve Mücadelenin Şarkısı: Germinal | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Emeğin ve Mücadelenin Şarkısı: Germinal

Emile Zola‘nın şaheseri Germinal, Freud’un histeri üzerine çalışmak için Paris’e geldiği ve bir madencinin oğlu olan D.H Lawrence’ın doğduğu yılda, 1885’de yayımlanmıştı. Kitap, psikolojik, sosyal ve politik açıdan zamanının çok ötesinde bir yapıt olarak değerlendirilmiş, ardıllarına büyük ölçüde öncülük etmişti.

1860’larda kuzey Fransa’daki bir madenci topluluğunu konu alan yapıt, Zola’nın 20 ciltlik Rougon-Macquart serisinin 13. kitabıdır. Her ne kadar serideki kitaplar III. Napolyon dönemine dair geniş bir panorama sunuyor olsalar da, Germinal baskılara karşı bir isyan çığlığı ve dünyayı gelecek nesillerine asla miras bırakamayacak olan fakirlerin sefaletine dair zamansız bir eser olarak öne çıkmıştır.

Fransız devrimci Fabre d’Eglantine, 1793’de, Paris’in korku dolu atmosferinden “Krallar tarafından ezildiğimiz yılları hayatlarımızın birer parçası olarak görmeye devam edemeyiz. Gregoryen takvimin her sayfası tahtın ve kilisenin önyargıları ve yalanlarıyla kirletildi.” diye seslenmişti. Fabre, botanikçi André Thouin ile beraber Ulusal Doğal Tarih Müzesi botanik bahçelerinden ilham alarak kaynağı doğal yaşam olan yeni bir takvim oluşturmak istedi. Germinal, bu takvimin 7. ayına verilen addır. Latince’de tohum, tomurcuk, filiz anlamına gelen germen sözcüğünden türemiş Fransızca bir sözcüktür. Ve en başından beri Germinal dramatik bir ay olmuştur: İki devrimci grup Hébertistler ve Dantonistler bu ayda idam edildiler, sefalet içindeki Parisliler bu ayda Ulusal Konvansiyonu bastılar ve çok sonra yine aynı ayda 1871 Paris Komünü 18 gün boyunca devrimci takvime geri döndü ve kendisini 79 yılının Germinal ayında buldu. Germinal [1993] filmi de adını bu aydan alır. Bu isim aynı zamanda çalkantılarla dolu geçmişin bir hatırlatıcısı ve güçlü bir metaforudur.

Claude Berri’nin uyarlaması, hayli uzun, aşk ve ölümden emek ilişkilerine ve sınıf savaşına kadar her şeyi ele alan yarı epik bir destandır. Yoksul bir madenci olan Maheu, üç nesildir haftada altı gün, yer altına inmekte, kolostrofobik ve tehlikeli madende çalışmaktadır. İşsiz bir makinist olan Etienne Lantier (Renaud) ölen bir işçinin yerine işe başlar. Fakat madenlerdeki koşullar her geçen gün daha tehlikeli bir hal almaktadır. Göçükleri önlemek için tavanda kullanılan payandaların giderek zayıfladığı madenciler mümkün olduğunca fazla kömür yüklemek için savaşırken (Ne kadar çok kömür çıkarırlarsa o kadar fazla kazanırlar ve ailelerini doyurmaları mümkün olur.) göz ardı edilmektedir. Üstelik koşullar işçiler için her geçen gün kötüleşmektedir. Maheu’nun eşi de diğerleri gibi (Kızı Catherine’in başlığı için kurdele almak istediğinden Chaval’ın tecavüzüne boyun eğmesi gibi) bakkala ya da maden sahiplerine yiyecek ya da giyecek için yalvararak ailesine bakmaya çalışmaktadır. Filmde işçilerin çok çocuk yapmakla ve savruk davranmakla suçlayan burjuva ailesi “Sizin Karl Marx hala doğa güçlerinin evrimine inanıyor. Sanki patronlarla konuşursanız maaaşlarını arttırırlarmış gibi. Yeryüzü yangınla temizlenmeli. Her şeyi kökünden yıkmalı. Bu çürümüş dünyada Hiçbir şey kalmazsa belki o zaman her şey yeniden yeşerebilir.” diyen Rus mülteci Souvarine için yok edilmesi gereken bir güruh olsa da, Etienne işçilerin birleşince bir güç olacağından son derece emindir. Adaletten ve birlikten, sendikalaşmadan bahseder. Ancak filmin kararlı ses tonu ve bilgece kısılan gözleriyle mert ve anarşist olarak tasvir ettiği Souvarine “Kapitalist dünyada maaşların artması bir hayaldir. İşçilerin yalnız kuru ekmeğe ve çocuk yapmaya hakkı var. Bu, boş midelerin dengesi üzerine kurulmuş bir yasadır. Açlık ve sefalet zindanlarında bir ömür boyu mahkumiyet. Hepsini yıkmak gerek. Evet. Kargaşa başka bir şey değil. Toprak kanla yıkanıp yangınla arınmalı” sözleriyle hem buna alternatif bir yaklaşım ortaya serer hem de daha sonra yapacaklarına dair ipucu verir.

Paris Komünü’nin çöküşü, Fransız solunu sosyalistler ve anarşistler arasında ikiye böldü. Zola ve Turgenyev, yazarın 1882’deki ölümünden önce, anarşist akımların Marx’ın fikirlerine karşı çıkmasından bahsetmişlerdi. Bu sohbetlerin yankılarını Germinal’de bulmak mümkündür. Özellikle anarşist fikirlerin madencileri şiddete yönelten Souvarine karakterinde vücut bulduğunu söylemek gerekir.

Yönetim ise bütün bunlara kayıtsız kalır, kömüre olan talep azaldıkça üretim azaltılır, işten çıkarmalar yaşanır. Geriye kalanların ücretlerinde de kesintiye gidilir. Zenginler servetlerini korumak için savaşırken fakirler daha öfkeli hale gelir. Bu arada Etienne, kısa bir süre önce İngiltere’de olduğu gibi bir işçi kolektifi kurma fikrine sıcak bakmaya başlar. Yavaşça, sabırla, diğer madencileri bu fikir etrafında toplar ve grev kararı verilir, bu karar sadece Maheu klanının değil, madencilerin ve patronların da cesaretini test edecektir.

Berri, en küçük ayrıntısına kadar dikkatle tasarladığı arka planı aslında terk edilmiş bir maden kasabası üzerine kurmuştur. Germinal’deki kir tabakası o kadar kalındır ki, umutsuz bir depresyon havasının aynı madenden yükselen cüruf gibi her yana çökmesi içten bile değildir. Çarpıcı resimler kadrajı işgale devam eder, büyük, pis maden çalışması sanki sonsuzluk boyunca ateş yakar, madenciler, bacaların içine ve dışına akar, ve arada bir, daha aydınlık ve kusursuz görünen bir dünya, bu karanlık resmin kıyısından güneş gibi yükselir: Derebeylerinin zengin konakları ve müreffeh yaşamları.

Maheu, grev sırasında maden sahiplerinin tuttuğu askerlerce öldürülür. Olaylar büyür ve şiddet dört koldan kasabaya yayılmaya başlar. İnsanlar, yaşama haklarını yok ettiğine inandıkları her şeye ve herkese saldırırlar ve sonuç yine büyük bir yıkım hatta cinayettir. Bu bedelin kaybedilenleri geri getirmeyişi bir yana geçerli bir kazanım da elde edilememiştir. Maheu’nun eşi ve halk olaylardan Etienne’i sorumlu tutarlar. Ancak bu karakterleri çevreleyen hayal kırıklığı ve acı yine de son derece teatral ve bazı anlarda oldukça yapaydır. Catherine gibi birçok kadının ve çocukların da dahil edildiği bu sömürü karşısında karakterler yılgın bir alışmışlıkla bazen de öfkelenmeleri, yakıp yıkmaları beklenen zamanlarda sadece ağlayarak yaşananları dışa vururlar.

Ancak, Berri’nin Jean de Florette‘inden [1986] ya da Manon des Sources‘ten [Manon’un Pınarları – 1986] veya Bertolucci’nin Novecento‘sundan [1900 – 1976] farklı olarak Germinal, oyuncuların ince ayrıntıları vurgulaması için yeterli bir manevra alanı bırakmaz.

Öfkeyle kasabaya yürüyen işçileri gören patronlardan biri, “iş, ekmek, daha iyi bir yaşam” diye bağıran işçileri kast ederek “Aptallar, aptallar, yalnızca ekmek yetemez ki” diye mırıldanır ve Fransız İhtilali’nin ünlü sözlerinden “Ekmek yoksa pasta yesinler”in sahibi Marie Antoinette’i hatırlatır. Ahlaksız davranışlarıyla dikkat çeken bakkal linç edilir. İşletme, grev yapan işçilerin yerine Belçikalı taşeron işçiler getirir. İşçilerin içinde bazıları özellikle Chazal gibi işletme tarafında olanlar grevi tembellik olarak niteler ve ‘çalışmak suç mu?’ derler.

Germinal‘in en güçlü karakterlerinden biri de toprağın kendisidir. Doymak bilmez madenden ya da canavarca insan eti tüketen “şeytani bir hayvandan” bile daha büyüktür ve aynı zamanda hem muhteşem hem de korkutucudur. Zola onu “çocuklarını bir çılgınlık anında ve mantıksız bir zalimlikle öldüren hain bir üveyanne” olarak tasvir eder: “Titreyen bir volkan, maden eritme ocakları ve yakıp kül eden kok fırınları”nın yağmaladığı, ufukta trajik silüetiyle beliriveren; gururlu kayınların yükseldiği güzel bir orman. Toprağa ve dünyaya olan sevgi en çok da minyatür Bataille’in anısında tevlit eder. Zola Batille’i dar maden koridorlarında ümitsizce koştururken gösterir. O da madenciler gibi kapana kısılmıştır.


Souvarine maden kuyusundaki kazanları bozarak büyük bir yıkıma yol açar. Etienne, Catherine ve Chaval yeraltında kapana kısılırlar. Zamana, doğaya ve insan oluşlarının kıskançlık benzeri kusurlarına karşı savaşmaya başlarlar. “Ölmek istemiyorum. Beni dışarı çıkarın” diye feryat eden Catherine, yaşadığı bütün sefalete ve acılara rağmen hayatta kalma güdüsü hala güçlüdür, kayaların ve etraflarını çevreleyen toprağın arasından, çatlaklardan sızan yeşil filiz gibi bir geçit bulmaya çalışırlar.   

Ve film bir kez daha Zola’nın sosyal gerçekçiliği ile kışkırtılarak öfkeyle taarruza geçer; çoşkuyla sembollerden uzak basit dünyaya döner. Bu dünyada, zenginler birer parazittir; fakirler de acılarıyla asilleşen ikonlardır ve çözüm uzakta ancak görüş mesafesindedir. Zaten film de bu nevi, ideolojilerinin siyah ve beyaz kutuplarının daha derin gölgelenmelerle uzlaşıya sürüklenmediği bir açıklık için yanıp tutuşmaktadır.   

Maden, kayıtsızca kazazedelerin kurtarılmasını engelleyen aşağıda ses çıkararak yaşadıklarını duyurmaya çalışan mühendis gibi can almaya devam eder. Catherine’in kardeşi Jean Len’de ablasını kurtarmaya çalışırken ölür.

Catherine’in o ana dek sadece emekli maaşının peşindeki kendi halinde bir yaşlı adam olarak tasvir ettiği dede, babalarının ölümünden sonra aileyi ziyaret eden maden sahibi ve ailesi için Demokles’in kılıcı vazifesi görür: aileni kızını boğarak öldürür. Bu Souvarine karakterini haklı çıkarmaya yönelik bir girişim olmasa bile kesinlikle bir ‘ödeşme’dir; ancak filmin umutsuzca doğurmaya çalıştığı açıklığı getirmez.

Son, hayli belirsizdir ve arkasında nihayete eremeyen bir çok mesele bırakır. Maheu’nun eşi kasabadan ayrılmakta olan  Etienne’e diğer çocuklarının da yakında kendisi gibi madene inmek zorunda kalacağını söyler ve  “Ne bekliyordun? Sırayla bu iş. Sıra onlara da gelecek. Suç tüm dünyaya ait.” der.

Film, Zola’nın ümit aşılayan son cümleleriyle biter:

Kininden kurtulmuştu. Maheu büyük bir devrim olacağını her zaman söylerdi. Onun için gerçek adaletin tecelli etmesi buydu. Örgütlenerek sakince olayları gözlemleyerek sendika kurmak ve gün gelip şartlar olgunlaşınca binlerce tembelin karşısında milyonlarca işçinin gücü eline alması ve sonunda hakim olması demekti. Adalet bu demekti. Şimdi nisan güneşi olanca görkemiyle dört bir yana ışık saçıyordu. Cana can katan o nisan sabahında uçsuz bucaksız ovanın dört bir yanından derin bir uğultu yükseliyordu: İnsan bitiyordu topraktan gelecek yüzyılda ürün vermek üzere yavaş yavaş filizlenen pek yakında yer küreyi sarsarak baş verecek olan kapkara bir insan ordusu boy atıyordu.

Zeynep Şenel Gencer
Sosyal Bilimler Sinema Editörü
z.s.gencer@sosyalbilimler.org

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları www.sosyalbilimler.org‘a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; Sosyal Bilimler Platformu, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.