Sosyal Bilimler

Ben Daniel Blake: Modern Eşitsizliğe Tiz Bir İsyan | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Ben Daniel Blake: Modern Eşitsizliğe Tiz Bir İsyan

Daniel Blake’in Vittorio De Sica’nın açıksözlü, naif tarzını hatırlatan tonu, kararlı bir neo-realist sadelik barındırıyor. Hikaye, tekleyen kalbi elvermese de, sosyal güvenlik yardımlarını kaybetmemek için çalışmaya devam eden 59 yaşında bir marangoza, Daniel Blake (Dave Johns)’in yürek burkan hayatına odaklanıyor. Film, ulusal sınırların çok ötesinde yankı bulması gereken bürokratik durağanlık ve sıkıcılıktan daha önemli bir konuya parmak basıyor: Gelişme ve hatta sadece hayatta kalma olanaklarının her geçen dakika azaldığı bir dünyaya.

Kırlaşmış saçları, soluk benizli halleri Daniel’ı olduğundan daha yaşlı gösteriyor; her zaman sevmediği arkadaşlarına öfkelenmek için bir neden buluyor; ancak aslında özünde huysuz ama insan canlısı biri. Çocuğu olmayan dul biri olarak yakın zamanda kalp krizi geçirmiş ve İngiliz Hükümeti’nden bir İstihdam ve Destek ödeneği alıyor. Fakat sonra, aniden, eften püften sebeplerle yardımları kesiliyor. Doktoru mümkün olmadığını söylemesine rağmen devlet, yeniden çalışmasını istiyor. Film de bizleri temyiz sürecinin ızdıraplı yollarına sürüklüyor. Ki, bu aslında kulağa geldiğinden daha büyük bir kabus. Daniel, ısrarla temyiz hakkını kazanmaya çalışıyor. Bir bürokratik zincirden diğerine koşturan Daniel’a sunulan bazı talepler gerçekten de mantıksız: haftada 35 saatini iş arayarak ve başvuru yaparak geçirmeli; ancak daha fazla dayanamıyor. Film, muhafazakar hükümet güçleri tarafından yeniden düzenlenen sistemin insanları refah dolu yaşamlarından kopararak sefalete sürüklemek için tasarlandığı gibi kaçınılmaz bir sonuca doğru ilerliyor.

Eğitimsiz eski bir marangoz olan Daniel için bu yardımları kaybetmemeye yönelik savaş- ki, bu mücadeleyi vermezse tamamen sokakta kalacağından emin- dijital çağda eski dünyaya ait kayıp bir kalıntı olduğu için, Sisifos vari beyhude bir çaba gibi görünüyor. “ Bir bilgisayarın yanından bile geçmedim” diyor. Sosyal sigorta kurumundaki katiplerin aşağılayıcı azarlamalarına aldırmadan. Ki, ona bakarak teknolojinin evrimine ayak uyduramayan en az bir tane akrabamızın yada tanıdığımızın olduğunu hatırlıyoruz. Daniel, bilgisayarda CV yazmayı öğrenmesi için kurs almaya zorlanıyor. Fakat yine dayanamayıp el yazısı kullanıyor- Ki bu da filmin en sert sosyal güvenlik memuruna ilham veriyor, kendisi Jane Lynch’in Kafkaesk bir versiyonu gibi, kağıda sanki bir utanç vesilesiymiş gibi bakıp bir kenara fırlatıyor. Daniel, bu sınıfta her düşük gelirli işe başvuran düzinelerce insan olduğunu öğreniyor. Başka bir değişle: Neden zahmet etsinler?

Sosyal Güvenlik kurumunda Daniel kendisiyle benzer durumda olan bir kadınla tanışıyor. Merhametli bir insan olarak Katie (Hayley Squires)’ye yardım etmeye çalışıyor. Giderek  “nezihleşen” Londra’dan paraları yada başarı şansları olmadan adeta kovuluyorlar. Katie, iki çocuğu ve Daniel, yapacak başka bir şey olmamasından da mütevellit beraber takılmaya başlıyorlar. Birlikte, ‘ayaktakımı’ sahte bir aile oluşturuyorlar. Squires, çarpıcı bir güzelliğe sahip olsa da, performansı öylesine duygusal ve endişe ile yoğrulmuş ki, ona baktığımızda gördüğümüz tek şey, stresi üzüntüsü. O neredeyse var olmayı bırakmış bir kadın. Kelimenin tam anlamıyla, çocuklarını beslemek ve para kazanmak için boğazından kesen ve hükümet gıda bankasında alışveriş yaparken bile zorlanan, bir açlık ve çöküş simgesi gibi.

Johns, güçlü performansıyla, Daniel’a cesaretle dolu bir ahlak duygusu kazandırıyor ancak yüzeyin altında patlamaya hazır bir sabırsız bir öfke var. Şöyle düşünün, eğer Daniel Blake, 30 yıl önce çekilmiş olsaydı, sosyal güvenlik dairesindeki kişilikler belki daha renkli şekilde yansıtılabilirdi. Fakat filmin modern dünyaya yönelen umutsuzluğu, asıl suçlunun kişiliksiz sistem olduğu algısından doğuyor ve bu fikri çok daha gerçekçi, dokunabilir somut bir olgu haline getiriyor. Bürokrasinin sadece internetle iş gören katmanları, insanları yıpratmak için tasarlanmış. Daniel, sistem varlığına hakaret edinceye kadar, son derece iyi niyetli ve olumlu bir tavır takınıyor, fakat finalde geldiği patlama noktası da sadece bir başlangıç da sayılabilir: “Ben, Daniel Blake- ifadesinin fırtına öncesi sessizliğe atfedilen doğası, filmi  kuşkusuz, eşsiz bir politik dram, ruha dokunan bir şaheser haline getiriyor. 

Zeynep Şenel Gencer
Sosyal Bilimler Platformu, Sinema Editörü
z.s.gencer@sosyalbilimler.org


Yasal Uyarı: Yayınlanan bu yazının tüm hakları Sosyal Bilimler Platformu’na (www.sosyalbilimler.org) aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.