Sosyal Bilimler | Kayda Değer Akademik Metinler

Sosyal Bilimler

Sartre: Aydın Yalnızdır, Çünkü Onu Kimse Görevlendirmemiştir | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Sartre: Aydın Yalnızdır, Çünkü Onu Kimse Görevlendirmemiştir

Aydın yalnızdır, çünkü onu hiç kimse görevlendirmemiştir. Oysa o -çelişkilerinden biri de budur- başkaları da özgürleşmedikçe özgürleşemeyecektir. Çünkü her insanın, sistemin kendisinden çalıp durduğu özel amaçlan vardır ve yabancılaşma egemen sınıfa kadar yayıldığından, bu sınıfın üyeleri bile, kendilerine ait olmayan insanlık dışı amaçlar için, yani temelinde kâr için çalışır. O halde aydın, kendi çelişkisini nesnel çelişkilerin tekil ifadesi gibi algılayarak, kendisi ve başkaları için bu çelişkilere karşı savaşan herkesin yanındadır. Bununla birlikte, aydının işini sadece beynine kazınan ideolojiyi inceleyerek (söz gelimi, ona sıradan eleştirel yöntemler uygulayarak) yaptığı düşünülemez. Aslında bu onun ideolojisidir, hem onun yaşam biçimi (gerçek anlamda orta sınıfların bir üyesi olarak), hem de Weltanschaung, yani burnunun üstüne yerleştirdiği ve arkasından dünyaya baktığı bir çift filtreli cam gibi gösterir kendini. Onu rahatsız eden çelişki, önce sadece bir acı olarak yaşanır. Ona bakmak için, onunla kendi arasına bir mesafe koyması gerekir: Oysa bunu yardımsız yapamaz. Bu yüzden, tamamen durumlara göre koşullanan bu tarihsel ajan kuşbakışı bilincin tam tersidir. Kendini tanımak için (geçmiş toplumları tanıdığımız gibi) gelecekte yer aldığını iddia etseydi, amacına asla ulaşamayacaktı: geleceği tanımamakta ya da kısmen neler olacağını bilse bile, bunu içinde barındırdığı önyargılarla, yani dönüp gelmek istediği çelişkiden yola çıkarak yapmaktadır. Egemen sınıfın ideolojisini yargılamak için, ideal olarak, kendini toplum dışında bir yere koymaya çalışsaydı, yaptığı en iyi şey çelişkisini de yanında götürmek olurdu; en kötüsündeyse, orta sınıfların üstünde (ekonomik açıdan) yer alan ve onlara tepeden bakan büyük burjuvaziyle özdeşleşir ve bu arada, hiç sorgulamadan onun ideolojisini kabul ederdi. O halde, içinde yaşadığı toplumu anlayabilmesi için aydının önünde tek bir yol var: o da, toplumu ezilenlerin bakış açısından ele almak.

Bu kesim, hiçbir yerde varolmayan evrenselliği temsil etmez, ama amaçlarım çalarak (tıpkı pratik bilgi teknisyenlerine yapıldığı gibi) ve onları ürettikleri ve onlara ne yapacaklarım söyleyen aletlerle tanımlanan özel araçları haline getirerek, onları ürünlerinin ürünü yapan baskı ve sömürüyle parçalanmış sonsuz çoğunluğun temsilcisidir; bu anlamsız parçalanmaya karşı yürüttükleri mücadele onları da evrenselliği hedeflemeye sürüklemiştir: elbette burjuvazinin değil -kendini evrensel sınıf olarak gördüğünde- ama olumsuzluktan gelen somut bir evrensellik: Ayrıcalıkların ortadan kaldırılmasından ve sınıfsız bir toplumun kurulmasından doğan bir evrensellik. Yukarıdan karar verilmiş ideolojinin tümüne uzaktan bakmanın tek çıkar yolu, varoluşları bile bu ideolojiyi çürütenlerin yanında yer almaktır. İşçi ve köylü proletarya sadece varoluşlarıyla bile, toplumlarımızın ne kadar yöreci olduğunu ve sınıflar halinde yapılandığını gözler önüne serer; üç milyar nüfustan iki milyarının yetersiz beslenmesi günümüzün toplumlarının bir başka temel gerçeğidir -gerçek budur, sözde aydınların uydurduğu saçmalık (aşırı doğurganlık) değil. Sömürülen sınıflar, bilinçlenmeleri değişken de olsa ve burjuva ideolojisi ta içlerine işlemiş de olsa, nesnel zekâlarıyla öne çıkarlar. Bu zekâ Tanrı vergisi değildir, onların topluma bakış açısından ileri gelir, zaten tek köktenci bakış açısı da budur: Politikaları ne olursa olsun (nesnel zekânın, egemen sınıfın beynine kazıdığı değerlerle ilişkisinin beraberinde getirdiği bulanıklığa göre, boyun eğme, onur ya da reformculuk). Topluma tabanından, yani köktenleşmeye en elverişli noktadan bakan, aşağıdan yukarıya baktığında egemen sınıfları ve onun safında yer alanları kültürel seçkinler gibi değil, tabanı bütün ağırlığıyla, yaşamı artık şiddetsizlik, karşılıklı kabullenme ve nezaket düzeyinde (aynı düzeydeki burjuvaların yap­ tığı gibi birbirlerinin gözünün içine bakarak) değil, ama katlanılan şiddet, yabancılaşmış emek ve temel gereksinimler açısından üreten sınıfları ezen dev heykel grupları gibi gören halk düşüncesinin ürünü olan bir bakış açısı. Aydın bu köktenci ve basit düşünceyi benimseyebilse, kendine aşağıdan yukarı bakabilecek, kendini gerçek yerinde görecek, sınıfını inkâr ettiğini, ama gene de iki bakımdan (onun içinden çıktığı ve bu sınıf onun psiko-sosyal backgroundunu oluşturduğu için ve bilgi teknisyeni olarak yeniden ona katıldığı için) onun tarafından koşullandırıldığını, ücreti ya da maaşı onların ürettikleri artı değerden ödendikçe, bütün ağırlığıyla halk katmanlarını ezdiğini görecek. Konumundaki iki yanlılığı apaçık görecek ve bu temel gerçeklere diyalektiğin sağlam yöntemlerini uygulayabildiğinde halk sınıflarının içinde ve onlar aracılığıyla burjuva toplumunun gerçeğini tanıyacak ve içinde kalan reform düşlerini elinin tersiyle iterek, kitlelerin kendilerini ezen putları kırmaktan başka çareleri olmadığını anlayarak köktenciliği benimseyip bir devrimciye dönüşecektir. İşte o zaman, onu felce uğratan ideolojilerin halkın içinde hiç kesilmeyen hortlayışıyla mücadele onun yeni görevi olacaktır.

Jean Paul Sartre, Aydınlar Üzerine, Çev. Aysel Bora, Can Yayınları, 2010, s. 47-50

Yorum Yazın

Haftalık E-Bülten Aboneliği




sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.