Sosyal Bilimler

Hiç Kimse Okumuyorsa, Yayınlar Akademik Hayata Katkı Sayılabilir mi? | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Hiç Kimse Okumuyorsa, Yayınlar Akademik Hayata Katkı Sayılabilir mi?

Beşeri bilimcilerin komik makaleler üretiyor olmaları meselesinin sebeplerinden biri de, beşeri bilimcilerin (aslında bütün akademisyenlerin) üretmeleri beklenen makale veya tebliğ sayısındaki büyük artış. Bu dünyanın tersine döndüğü hissi verebilir, ama sorun sadece beşeri bilimlerle sınırlı değil. Bir bilim insanının kaç tane yayın yapması gerektiğine dair mantıksız beklentilerin yarattığı genelleşmiş bir kanaat krizi yaşıyoruz. Hiç iyi yayın yapılmıyor demek istemiyorum -bu gerçek durumdan çok çok uzak olurdu- ama iyilerin az olduğu, çoğunun ancak idare eder, pek çoğununsa idare eder bile olmadığı yayınlardan oluşan yığınlar arasında gözünüzden kaçıp gidiyor. Ben kötü yayın akıntıları içinde kaybolup giden iyi kitaplar adına isyan ediyorum. Ortalama işler basılmasın demiyorum. Bilim insanlarının elbette yazmaları gerekir. Mükemmel olanlarla yetinilmemeli, çok daha fazlası yayımlanmalıdır, çünkü “mükemmel” sadece bugünün itiraz edilemez tanımına tam olarak uymaktadır. 

Mesele, nasıl algılandığına bakılmaksızın sadece üretime yoğunlaşılmasıdır. Bu iki öge -üretim ve algılanış- arasındaki denge kaybolup gitti. Yapmamız gereken bu ikisi arasında­ ahengi yeniden inşa etmek. Buradaki sorun, kadro alma [Orijinal metinde “kadro alma” yerine tenure terimi kullamlmak­ tadır. Tenure sistemi özellikle Kanada ve ABD’de uygulanan, belli sayıda akademik yayın yapan ve belli akademik niteliklere sahip akademisyenlere verilen kalıcı kadro hakkıdır. – editör notu] sürecinin pek çoğu az okunan yayınların niceliğine dayandırılıyor olması. Hiçbir yayın okunmuyor falan demek istemiyorum, ama bazıları hiç okunmuyor. Kuşaktan kuşağa her ilkokul öğrencisine aktarılan şu eski felsefe sorusunu hatırlayın: 

Eğer bir ormanda bir ağaç devrilirse, ama etrafta hiç kimse yoksa bunun bir anlamı var mıdır? Bu sorunun yüksek lisans versiyonu şöyle olmalı: Eğer hiç kimse okumuyorsa, yayınlar akademik hayata katkı sayılabilir mi? Archibald MacLeish’in Ars poetica’sına göre bir şiirin var olması kendi başına yeterlidir, bir anlam taşıması gerekmez. Kullanılmasa da oldukça tehlikeli silahların artışının ne ölçüde bütün üretimin -akademik üretimin dahi- silahlanma yarışına benzediğini düşünmemize sebep olduğunu merak ediyorum. Freud bir esprinin ancak yapan dışında birilerini güldürdüğü zaman espri sayılabileceğini söylüyor. Peki akademik bir çalışma ancak başkaları tarafından okunup bu insanların çalışmalarında kullanıldığı zaman mı gerçek bir akademik çalışma haline gelir? Sanırım öyledir. Tereddüdümün sebebiyse şu: Birilerinin Henry Breasted’in Berlin Üniversitesi’nde 1894 tarihinde yazılmış Latince doktora tezini okuması için on yıllar geçmesi gerekmişti, ama bu çalışma okunduktan sonra Akhenaten’in kayıp dünyasının yeniden keşfini tetikleyebilmişti. Bilimsel etkinin ne kadar yankı yarattığı değil, derinliği dikkate alınmalı. Geçici şöhret kesinlikle rehber kabul edilemez.

Lindsay Waters, 2007, Akademinin Düşmanları, Çev. Müge Özbek, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, s. 22-23.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.