Sosyal Bilimler | Kayda Değer Akademik Metinler

Sosyal Bilimler

Umberto Eco'nun Kaleminden: Bir Düş | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Umberto Eco’nun Kaleminden: Bir Düş

Birisi “şunu şunu düşledim…” ya da “bir düş gördüm” dediği zaman, genellikle o düşte kişinin arzularının gerçekleştiği ya da dile geldiği anlaşılır. Ama bir düş, hiç beklemediğimiz olayların habercisi bir kâbus da olabilir. Ya da bize ne vaat ettiğini, ne gibi bir tehdit içerdiğini söyleyebilecek bir yo­rumcunun yardımını gerektirecek, geleceği bildiren bir düş de olabilir.

Benim düşüm işte bu son türden, istek ya da korkularımı dile getirip getirmediğini kendi kendime hiç sormadan olduğu gibi anlatacağım. 

Tüm uygar dünyayı felce uğratan küresel bir black-out olduğunu düşlüyorum. Bunun sorumlularını bulmak için ümitsiz bir arayış başlıyor. Ülkeler kendilerini tehdit altında hissettikleri için büyük bir gezegen savaşı kopuyor: Korkunç bir savaş, yalnızca elli beş milyon insanın ölümüne yol açan ikinci Dünya Savaşı gibi küçük bir kaza değil. Gerçek bir savaş, bugün modern teknoloji sayesinde gerçekleşebilecek savaşlardan: Radyasyonla büyük yeryüzü alanlarının çöle dönüşmesine, dünya nüfusunun en az yarısının dost ateşiyle, açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle ortadan kalkmasına neden olan bir savaş. Kısacası, zamanımıza uygun, uzman ve sorumlu generaller tarafından gerçekleştirilen güzel bir iş. 

Elbette (düşlerde de bencilizdir) ben, ailem ve arkadaşla­rım kurtuluyoruz ve her şeyin tamamen yok olmadığı bir bölgede (mümkünse İtalya’da) yaşıyoruz. 

Televizyon yok, telefon hatları da kesileceğine göre, internet de yok. Kristal ile çalışan eski radyo alıcılarıyla iletişim kurulabilecek. Elektrik hattı yok, kırık dökük birkaç güneş panosunu tamir edip, özellikle de köy evlerinde bir, iki saat ışık elde etmek mümkün olacak. Geri kalan zamanda kullanacağımız gaz lambalarına karaborsada gazyağı aramak zorunda kalacağız. Yol diye bir şey kalmayacağı için, kimse otomobil için benzini arıtmaya çalışmayacak. El arabaları ya da atlı arabalar olacak ancak. 

Az ışıkta, mümkünse oradan buradan toplanmış idareli kullandığımız odunla yanan şöminenin yanında, akşamları torunlarıma —artık televizyon izleyemedikleri için— tavan arasında bulduğumuz eski kitapları okuyabileceğim ya da savaştan önce dünyanın nasıl olduğunu anlatabileceğim. 

Belli bir saat gelince radyonun önünde çömelip oturacağız ve dünyadaki son durum ve bölgemizdeki tehditler konusunda bizi bilgilendirecek bazı uzak yayınların sinyalini almaya çalışacağız, iletişim için yeniden güvercinler eğitilecek ve teyzemizin siyatik ağrısının tuttuğunu, ama yine de iyi olduğunu yazan son iletiyi ya da bir önceki günün gazetesinin mikroçip kopyasını hayvanın pençesinden çekip almak çok zevkli olacaktır. 

Köye kaçmış ve orada bir okul kurmuş olabiliriz. Ben de dilbilgisi ya da tarih dersleri vererek eğitime katkıda bulunabilirim. Dünya haritası kökten değişeceği için coğrafya öğretmek antik tarih öğretmeye benzer. Okul olmazsa, torunlarımı ve arkadaşlarını evde toplar ders yaparım; yalnızca yazı yazmaları için değil, yapmak zorunda kalacakları diğer bir­ çok el işi için de önce bileklerini güçlendiririm, sonra yavaş yavaş, eğer daha büyük çocuklar varsa, felsefe dersi de verebilirim. 

Belki kilise bahçesindeki küçük futbol alanı yıkılmamış olur (paçavralardan yapılmış bir topla da oynanabilir), bodrum katında eski bir langırt masası bulunabilir. Papaz, bir marangoza, gençlerin video oyunlarından daha büyüleyici ve yaratıcı bulacakları bir pinpon masası yaptırmış olabilir. 

Radyoaktif bir bölgede bulunmuyorsak bolca sebze yenecektir, ıspanağa benzeyen ısırgan pişirilebilir. Tavşan en yüksek doğurganlık ortalamasına sahip olduğundan, bol tavşan bulmak mümkün olacaktır, pazar günleri de bir tavuk yenebilir: En küçüğe göğsü, en büyüğe budu düşer, babaya kanat, anneye but, ağzının tadını bilen büyükanneye boynu, başı ve en lezzetli kısmı olan gerisi verilebilir. 

Yürüyüş yapmanın zevki, modası geçmiş eski kabanların ve kartopu da oynayabileceğimiz yün eldivenlerin sıcaklığı yeniden keşfedilecektir. 

Biraz aspirinle kinin saklayacak iyi bir aile doktoru da ek­ sik olmamalıdır. Hiperbarik odalar, tomografi ve ultrason cihazları olmadan, ortalama insan ömrü yeniden altmış yıla inecektir, ama yeryüzünün diğer bölgelerindeki ortalama insan ömrünün uzunluğunu göz önüne alacak olursak, fena bir yaş değildir bu. 

Tepelerde yeldeğirmenleri yeniden görülecek. Büyük kolları karşısında yaşlılar Don Kişot’un öyküsünü anlatacaklar, çocuklar da bayılarak dinleyecekler. Yeniden müzikle uğraşılacak ve herkes eski bir alet çalmasını öğrenecek. İstenirse bir bıçak ve bir kamış parçasıyla büyük flüt orkestraları bile kurulabilir, pazar günleri köyün kırlarında danslar edilebilir, hayatta kalmayı başarabilen bir akordeoncu çıkıp mazurka bile çalabilir. 

Kahve ve meyhanelerde bezik oynanabilir, limonata ve taze şarap içilebilir. Köyün aptalı, siyaseti bırakmak zorunda kalacağından, yeniden sokaklarda dolaşmaya başlayacak, isteksiz gençler, başlarında bir havlu, burunlarına kaynatıl­mış papatya çayının buharını çekecekler ve bunun gerçek bir uyuşturucu etkisi yaptığını söyleyecekler. 

Dağda hayvanlar rahat bir soluk alabilecekler, porsuklar, zerdevalar, tilkiler ve yabani tavşanlar artacak, hayvan hak­ları savunucuları bile proteinli yiyecek bulmak için, varsa eski av tüfekleriyle, yoksa ok ve yayla ava çıkacak. 

Geceleri vadide semirmiş köpekler havlayacak, insanlar pahalı elektronik alarmların yerini alan bu hayvanlara çok önem verecek. Artık kimse onları otoyollarda terk etmeyecek hem artık otoyol diye bir şey olmayacağı için, hem de, olsa bile, artık kimse tekinsiz, ubi sunt leones [aslanların bulunduğu] bölgelere gitmeye gönüllü olmayacağı için. 

Yeniden kitap okunmaya başlanacak, çünkü kitaplar, yangınlardan değil ama birçok felaketten kurtulmayı başaracaklar, terkedilmiş büyük odalarda bulunacaklar, yıkılan büyük kent kütüphanelerinden alınacaklar, ödünç verilerek elden ele dolaşacaklar, Noel’de armağan edilecekler, uzun kış aylarında, hatta yazlan bir ağacın altında ihtiyaçlarımızı giderirken bize arkadaş olacaklar. 

Eski radyo alıcılarından tedirgin edici sesler gelse de, kurtulacağımızı düşünüp, hâlâ hayatta olduğumuz ve güneş doğduğu için her gün şükrederken, içimizde en şair ruhlu olanlar bir Altın Çağ’ın yeniden doğduğunu söylemeye başlayacaklar. 

Bu tazelenen zevklerin en az üç milyar insanın ölümü, piramitlerin, San Pietro Kilisesi’nin, Louvre’un ve Big Ben’in (New York ise büyük bir Bronx haline gelecektir) yok olmasıyla ödeneceğini hesaplayınca ve sigara yerine saman içmek zorunda kalacağımı düşününce, tedirgin bir biçimde uyanıyorum ve doğruyu söylemek gerekirse düşümün gerçekleşmemesini umuyorum. 

Ama fal bakan, hatta hayvanların bağırsaklarını ve kuşların uçuşunu bile yorumlayan birine gittim. Bana düşümün yalnızca korkunç şeyler bildirmediğini, bu korkunçluğun biz insanların az tüketmesiyle, şiddetten sakınmasıyla, başkalarının şiddetine katkıda bulunmayarak, ara sıra eski gelenek ve unutulmuş göreneklerimizden yeniden zevk alarak önüne geçilebileceğini de anlattığını söyledi. Düşüm her şeye rağmen bugün de televizyonun ve bilgisayarın kapatılabileceğini, bir charter seferle Maldivler’e gidileceğine bir ateşin yanında sohbet edilebileceğini belirtiyordu, istemek yeterliydi.

Ama düş yorumcum, asıl bunun bir düş olduğunu söyledi. Diğer düşün gerçekleşmesini önlemek için bir an durma yürekliliğini göstermemiz gerektiğini anlattı. Düş yorumcusu (kimsenin sözünü dinlemediği falcılar gibi akıllı ama hırçın), cehenneme kadar yolunuz var, çünkü suç sizde, diye de ekledi.

Umberto Eco, Yengeç Adımlarıyla, Sıcak Savaşlar ve Medyatik Popülizm, Çev. Şemsa Gezgin, Doğan Kitap, 2012, s. 349-354

1 yorum

  • Eco’nun düşü mü daha korkunç, gerçekler mi daha korkunç ?
    Bir an Eco gibi, ben de kendimi kurtulmuşlar arasında düşleyince, şu an yaşayanlardan olmaktan daha çekici geldi diyebilirim.
    Delilik mi bu yoksa ?

Haftalık E-Bülten Aboneliği




sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.