Sosyal Bilimler

Samir Amin: Dinî Yorumların Esnekliği | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Samir Amin: Dinî Yorumların Esnekliği

Modernite, insanların geçmiş dönemlerin geleneksel sosyal belirleyiciliklerinin zincirinden kurtulma isteğine dayanır. Bu özgürleşme de her düzeyde -ailede, üretimin ve yaşamın ger­çekleştiği toplumda, devlette- geçerli, iktidarı meşrulaştırma araçlarının yadsınmasını gerektirir. O zamana kadar söz ko­nusu meşrulaştırma araçları ekseri dini içerikli bir felsefik an­layışa dayanırdı. Dolayısıyla, modernite din ile devletin birbi­rinden ayrılmasını, politikanın modern gelişme potansiyelinin vazgeçilmezi olan radikal bir laikleşmeyi gerektirir.

Laikleşme dini inancı ortadan kaldırır mı? Doğrusu Aydınlanma filozoflarından bazılarının düşünce ve dileği o yöndeydi, zira dini, saçma batıl inançlar manzumesi olarak görüyorlardı. Dini olayların bu tür algılanması, XIX. ve XX. yüzyıllarda siyasi bilince ulaşmış emekçi sınıflarda uygun bir zemin bulmuştu. Bu da nedensiz değildi. Sol işçi hareketi (ve onun ideolojisini dillendiren, sınıfın organik aydınları) hasım bir muhafazakar Hristiyan (Katolik, Protestan, Ortodoks) hi­yerarşisiyle karşı karşıya geliyordu. Dolayısıyla din karşıtlığı [anticlericalisme] açıkça dinsizliğin eş anlamlısı haline gelmişti ve pratik yaşamda politik, sosyal ve ideolojik mücadelenin sey­rine göre her yerde aynı yoğunlukta olmasa da, önemli mevziler kazanmıştı. Özellikle Fransız toplumu, devriminin radikalliğinin de bir sonucu olarak, din karşıtlığına [ateizme] en yatkın olanlar arasındaydı. Sovyet ideolojisi bu temel ateizmi devraldı ve onu tarihsel materyalist anlayışıyla bütünleştirdi.

Yine de Marx’ı farklı okumak mümkündür. Nitekim onun ifadesi eksik biliniyor. Cümlenin başındaki “Din toplumun afyonudur”, devamındaki, “insanoğlunun afyona ihtiyacı var­dır” ibaresi atlanarak ifade ediliyor. Unutmamak gerekir, insan soyu son tahlilde metafizik bir hayvandır ki, yaşam ve onun anlamına dair sorular sormaktan vazgeçemez. O sorulara da, ya mensup olduğu dinde ifade edildiği gibi cevaplar verir ya kendi başına cevaplar keşfeder, nihayet her türlü soruyu sor­maktan vazgeçer.

Dinler bir vakıadır ve sadece yaşamın gerçeklik tablosuna dahil değil, aynı zamanda onun önemli bir bileşenidir. O hal­de dinin sosyal işlevini, işlevselliğini, başka bir ifade ile modern dünyamızda modernitenin kapitalizmle, demokrasiyle, laiklik­le nasıl eklemlendiğini tahlil etmek gerekir. İleriki sayfalarda “Kitap dinleri” denilen üç dinle ilişkisine açıklık getirmeyi de­neyeceğim. Görülebileceği gibi, söz konusu dinlerin büyük sos­yal dönüşümlere uyum sağlamalarını sağlayan bir yorum yete­nekleri var ki, bu onların varlıklarını koruyabilmelerini sağlıyor.

Avrupa’ da oluşup moderniteye eşlik eden Hristiyanlığın ba­şarısı bir dizi “teorinin” peydahlanmasına neden oldu. Doğrusu bu “teoriler” benim bu alandaki inancımı sarsmıyor. Bunların en çok bilineni de, neredeyse hiçbir asgari eleştiri konusu ya­pılmadan genel kabul gören Hristiyanlığın, bünyesinde istisnai evrimi içerdiği düşüncesidir. Böylece “Hristiyanlığın dehası” ef­sanesi başkalarıyla birlikte üretilecekti (Avrupa’nın Grek kökeni, “Hint-Avrupa” ırkına mensup olma, vb. icat edildi…). İşte moder­nitenin başka yerde değil de Avrupa’ da ortaya çıkması bu tür uy­duruk efsanelerle açıklanıyordu. Bu Avrupa-merkezli ideolojinin bu tür aşırı yorumlarına göre, Avrupa’ da kapitalizmin gelişmesi oradaki din yorumunun sonucuydu. Avrupa-Merkezcilik adlı ki­tabımda bunun sistematik bir eleştirisini yaptım.

Bu “teorilerin” en aşırısı da, kapitalist modernitenin ya­ratıcı dehasını Protestan reformculuğuna mal ediyor. Max Weber’in bu ünlü tezi, tam da benim Avrupa-merkezciliğin “Hristiyanperverlik” versiyonu dediğim şeydir.

Bu meyanda Max Weber’in ortaya attığı argümanlar, görü­nüşteki açıklığına rağmen muğlaktır. Zaten her zaman tersine de çevrilebilir durumdadırlar. Bir zamanlar Çin’in geri kal­mışlığını Konfüçyüsçülükle açıklıyorlardı, ne zaman ki, Çin yeniden kalkışa (yükselişe) geçti bu sefer de Çin’in başarısını Konfüçyüsçülükle açıklamaya kalktılar! Sahte tarihçiler Orta Çağ’ da Arap uygarlığının başarısını İslamiyete dayandırmış­lardı, günümüzün daha da sahte tarihçilerinin Arap dünya­sındaki bugünkü duraklamayı da aynı İslama dayandırdıkları gibi… Kültüralizmin tarihin hiçbir önemli olayına ve meydan okumasına verebileceği tek bir cevabı yoktur, olamaz, ama on­lar için sorun başkadır, çok sayıda cevap da bulabilirler zira biri olmazsa diğer yaklaşımı geçerli…

Söz konusu içi boş, düzmece ama egemen dünyanın ideolo­jisini besleyen bu fikirlere karşı aşağıdaki tezleri öneriyorum:

I. Modernizasyon, laiklik ve demokrasi, dini yorumların evrimi­nin (veya devriminin) eseri değil, tam tersine dini yorumların az çok başarıyla dini olmayanın ihtiyaçlarıyla uyumlandırılmasının sonucudur. Bu uyum yeteneği de sadece Protestanlığa münhasır bir şey, onun bir ayrıcalığı değildi. Şüphesiz başka bir biçimde olsa da Katolikliğin ortaya koyduğu uyum Protestan­lıktan daha az etkin değildi. Her halükarda dogmalardan arın­mış bir din anlayışı yarattığı kesindir.

II. Bu anlamda Reform, kapitalizmin gelişmesinin ön koşulu de­ğildir. Her ne kadar Max Weber’in bu tezi ortaya çıktığı yerde (Protestan Avrupa’da) genel kabul görüp pohpohlansa da. Kaldı ki Reform, Avrupa’nın geçmişinden ve onun “feodal” ideolojisinden, bu arada Hristiyanlık öncesi yorumundan radikal kopuş değildi. Tam tersine ilkel ve bulanıktı.

III. Söz konusu olan “hakim sınıfların reformuydu” ve ulusal kili­selerin (Anglikan, Lutherci) kurulmasıyla sonuçlanmıştı ve on­lar tarafından denetleniyordu. Hakim sınıflar, emekçi sınıfların tehdidini bertaraf edip sürekli baskı altına alarak, doğmakta olan burjuvaziyle, monarşi ve büyük toprak sahipleri bir uzlaş­ma [compromis] oluşturdular. Luther’ de ifadesini bulan, Marx ve Engels’in de eleştirisini yaptığı bu gerici uzlaşma, söz konusu ülkelerde, Fransa’ da olduğu gibi radikal bir devrimi engellemeyi amaçlamıştı. Aynı şekilde bu modelde ortaya çıkan laiklik de baş­langıçtan günümüze kadar hep ikircikli kaldı. Ulusal kiliselerin ortaya çıkması ve .onun sonucunda Katolik evrenselci düşüncenin gerilemesi bir tek işlev görecekti: Monarşiyi daha da güçlendir­mek, onun yükselmekte olan burjuvaziyle Eski Rejim’in unsurları arasında oynadığı hakem rolünü pekiştirmek, milliyetçiliği tak­viye etmek ki, daha sonraki dönemde sosyalist enternasyonaliz­min sunacağı yeni evrenselci biçimlerin gelişmesini geciktirmek.

IV. Kapitalizmin gelişmesinin neden olduğu sosyal dönüşümlerin kurbanı olan kitleler katında taraftar bulan başka reformcu ha­reketler de söz konusuydu. Eski usul mücadele biçimleri geliş­tiren bu hareketler -Orta Çağ’ daki Binyılcılık gibi- zamanla­rının ihtiyaçlarına göre ileri değil geri hareketlerdi. Dolayısıyla radikal, demokratik ve laik kitle eylemleriyle destekli Fransız Devrimi’ni, daha sonra yeni koşullarda ezilen sınıfların etkin bir biçimde kendilerini ifade etmelerini sağlayan sosyalizmi beklemek gerekti. Söz konusu Protestan mezhepleri de funda­mentalist [köktenci] yanılsamalarla beslenmeye devam etti. Amerika’ da olduğu gibi peşi sıra ortaya çıkan kıyametçi [apoca­liptique] mezhepler mantar gibi bitti.

V. Dinde sosyal perspektiflere açılan uyum sağlayıcı “olumlu” yeni yorumlar söz konusu olmadı. Tam tersine geriye gidişler söz konusuydu, dini yorumlar sosyal gelişmenin önünde bir engele dönüşmüştü. Bu konuda Kuzey Amerika’dan bazı Protestanlık örnekleri vereceğim.

VI. Fakat olumlu veya olumsuz uyum, sadece Hristiyanlığa özgü bir şey de değildi. Mesela İslamiyet geçmişte olumlu uyum örnek­leri verdiği halde şimdilerde birçok veçhesi itibarıyla ABD’ deki Hristiyan mezheplerindekine benzer tam bir geriye gidiş tablo­su sergiliyor. Aynı şey Yahudilik için de geçerli. Eklemem gere­kir ki (ki, okuyucu Avrupa-Merkezcilik’e bakabilir) aynı durum büyük Asya dinleri ve ideolojileri için de aynı şekilde geçerlidir.

VII. Bu uyumlar olumlu ya da olumsuz olsun “alt-belirleyiciliğe” dayalı bir tarihsel materyalizm yorumuna gönderme yapıyor. Bundan anladığım da şu: Kertelerin (ekonomik, politik, kültü­rel) her biri kendine özgü bir iç mantığa sahiptir ve bu yüzden, sistemin evriminde bütünsel uyumu sağlayan tamamlayıcılığı ve evrimin yönünü öngörmek kesin değildir.


Samir Amin
Modernite, Demokrasi ve Din: Kültüralizmlerin Eleştirisi
Çev. Fikret Başkaya, Uğur Günsür, Güven Öztürk
Yordam Kitap [2016]
Sayfa Aralığı: 27-31

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.