Sosyal Bilimler | Kayda Değer Akademik Metinler

Sosyal Bilimler

Akıl Hastalığı Hakkında Gerçekten Ne Biliyoruz? - Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Akıl Hastalığı Hakkında Gerçekten Ne Biliyoruz?

Rachel Aviv altı yaşındayken yemek yemeyi bıraktı. Kısa bir süre sonra anoreksiya nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Doktorları şaşkına dönmüştü. Bu kadar küçük yaşta bir çocuğun yeme bozukluğu geliştirdiğini hiç görmemişlerdi ama işte oradaydı. Ailesinin boşanmasına bir tepki miydi? Beslenme kültürü mü? Doğuştan gelen bir sofuluk mu? Olay gizemli kalmaya devam etti. Aviv tam ve nispeten hızlı bir şekilde iyileşirken, hastalık ve sağlık arasındaki sınırları yaşam boyu merak etti.

Strangers to Ourselves: Unsettled Minds and the Stories That Make Us [Kendimize Yabancıyız: Kararsız Zihinler ve Bizi Biz Yapan Hikâyeler] adlı kitabında Aviv, gerçekten anoreksiya geçirip geçirmediğini ya da bu dönemin çok aceleci bir şekilde patolojik hâle getirilip getirilmediğini merak ediyor. Kendisinin yaşadığı düzensiz yeme krizini benliğinin değişmez bir parçası olarak görmeyip atlatırken, tedavide birlikte yaşadığı kızlar -daha yaşlı ve kendilerinin daha çok bilincinde olanlar- bu durumdan kurtulamadı. Bunun yerine, kimlikleri anoreksiya tarafından alt edildi. Aviv şöyle yazıyor: “Akıl hastalıkları genellikle hayatımızı ele geçiren kronik ve inatçı güçler olarak görülür, ancak onlar hakkında anlattığımız hikâyelerin, özellikle de başlangıçta, onların gidişatını ne kadar şekillendirdiğini merak ediyorum.” “İnsanlar bu hikâyelerle özgürleştiklerini hissedebilir ama aynı zamanda bu hikâyelere saplanıp kalabilirler.”

Hikâyelerin ağırlığını bilen biri varsa o da Aviv’dir. New Yorker’ın yıldız yazarlarından biri olan Aviv, karmaşık ve ahlaki açıdan tiksindirici durumları deşme ve kaostan kesin hikâyeler çıkarma yeteneğine sahip. (Çocuk esirgeme sistemindeki aşırılıklar üzerine yaptığı çalışmayı okuyun lütfen.) Ancak Kendimize Yabancıyız, kesin konuşmaya inatla direniyor. Bunun yerine, kararsızlık konusunda ısrarcı. Kitap dört bölüme ayrılmış ve her biri sıra dışı ruh sağlığı sorunları olan farklı bir kişiye odaklanıyor. (Bir önsöz ve sonsöz Aviv’in kişisel deneyimlerini anlatıyor).

Bu karakterler arasında kendisine antidepresan vermediği için lüks bir akıl hastanesine dava açan bir dermatolog olan Ray; ailesi tarafından şizofreni nedeniyle akıl hastanesine yatırılan Bapu adında bir Hindu mistik ve intihar girişiminde iki oğluyla birlikte köprüden atlayıp birini öldürdükten sonra hapsedilen Naomi adında bekar bir anne yer alıyor. İçinde bulundukları durum ve koşulların, aşırılık ve kendilerine gerçekten ne olduğuna dair belirsizlik dışında çok az ortak noktaları var.

Aviv’in tezi, zihnin büyük ve birleştirici bir teorisi olamayacağıdır. “Doksanlı yıllarda yaygınlaşan kimyasal dengesizlik teorisi, belki de akıl hastalığının biyolojik, genetik, psikolojik ve çevresel faktörler arasındaki etkileşimden kaynaklandığı gerçeğinin kavramsallaştırılması daha zor olduğu için bu kadar uzun süre hayatta kaldı, bu yüzden hiçbir şey onun yerini almadı” diye yazıyor. Kendimize Yabancıyız; Freud, ilaçlar ve diğer her şey başarısız olduğunda, kafanızın içinde neler olduğunu açıklayacak kolay sindirilebilir bir hikâye olmadığında neler olduğuna dair bu anlayış boşluğuna bir bakış.

Daha sonraki bir bölüm olan “Laura,” çağdaş psikiyatrinin zarif ama sonuçsuz bir sorgulaması olarak işlev görüyor. Connecticutlı soylu Laura Delano’ya hayatının erken dönemlerinde bipolar bozukluk teşhisi konmuş ve aynı zamanda ilk psikiyatrik ilaç tedavisine başlamıştır. Harvard’a giderek yüksek bir başarı elde etmiş, ancak akıl sağlığıyla mücadele etmeye devam etmiş; yirmili yaşlarının başında ağır ilaçlar kullanmış ve psikiyatrik ilaçları eleştiren bir kitaba rastladığında bir intihar girişiminden son anda kurtulmuş. Kendi ilaçlarını almayı durdurmaya karar vermiş. Hapları bıraktığında ciddi yoksunluk semptomları yaşamasına rağmen ilaçsız bir hayatı tercih etmiş. İnternette psikiyatrik ilaç karşıtı çevrelerde aktif hâle gelerek kısa sürede popüler bir blog açmış. Aviv, Laura’nın yazılarını psikofarmasötiklerle kendi ilişkisini anlamaya çalışırken bulduğunu belirtiyor; uzun yıllardır Lexapro kullanıyormuş ve bırakıp bırakamayacağını merak ediyormuş. Aviv, Laura’nın pozisyonuna saygıyla yaklaşmasına rağmen, psikiyatri karşıtı hareketi benimseyecek kadar ileri gitmiyor. Doktorların tam olarak neden işe yaradığı konusunda ne kadar az şey bildiklerini düşünürken bile, zihinsel denge için anksiyete önleyici ilaçlara olan bağımlılığının sürmesiyle yüzleşiyor. Ancak teşhislerin insanların kendilerini ve neyin mümkün olduğunu anlamalarını nasıl kısıtlayabileceği konusunda endişeleniyor.

Bu bakımdan, Kendimize Yabancıyız günümüzün kitabı. Geçtiğimiz yaz, depresyon ve serotonin dengesizliği arasındaki bağlantıya ilişkin mevcut literatürü gözden geçiren bir makale, belirgin bir bağlantı olmadığı sonucuna vardı. The Guardian bunu, “Depresyonun kimyasal dengesizlik teorisi öldü,” şeklinde duyurdu. Geniş bir yelpazeye yayılan akıl hastalıklarının anlaşılmasına ilişkin biyolojik modele yönelik kuşkular giderek artıyor. Bu nedenle Aviv’in sadece beynin kimyasını değil, kişinin bütünlüğünü göz önünde bulundurmanın gerekliliğine dair ikna edici yazıları, her ne kadar yeni olmasa da yerinde. Kendimize Yabancıyız, zihin anlayışımızı karmaşıklaştıran ve son zamanlarda giderek artan kurgusal olmayan eserlere ekleniyor. Tıp tarihçisi Ann Harrington 2019’da Freudyen modelden biyolojik modele geçerken psikiyatride sık sık göz kamaştırıcı bir tura çıkan ve kimyasal dengesizlik teorisinin her zaman ne kadar tehlikeli olduğunun altını çizen Mind Fixers: Psychiatry’s Troubled Search for the Biology of Mental Illness [Zihni Onaranlar: Psikiyatrinin Akıl Hastalığının Biyolojisine Yönelik Sorunlu Arayışı] çalışmasını yayımladı. Nörolog Suzanne O’Sullivan’ın 2021 tarihli kitabı The Sleeping Beauties: And Other Stories of Mystery Illness [Uyuyan Güzeller: Gizemli Hastalığın Öteki Öyküleri] adlı kitabı, kültüre bağlı sendromları ve psikojenik hastalıkları inceleyerek, çevremizin ve deneyimlerimizin bedenlerimizin ve zihinlerimizin işleyişini ne kadar yoğun bir şekilde etkileyebileceğini gösterdi. Kendimize Yabancıyız’ın gücü, zihnin karmaşık ve kafa karıştırıcı doğası hakkında süregelen bu sohbete canlı anekdotlarla katkıda bulunan sürükleyici vaka çalışmalarında yatıyor.

Aviv kitabın başlarında, duygusal ve psişik deneyimlerin çeşitliliğini, bunların temelde indirgenemezliğini ve belirli bir bağlama oturtulma ihtiyacını vurgulamak amacıyla kitap için kapsayıcı bir anlatı yerine epizodik bir yapı seçtiğini açıklıyor. Yalnızca anlatılar dizisi, tek bir doğru anlatı olmadığı gerçeğini ortaya koyabilirdi. “Sorular farklı açılardan incelendiğinde, cevaplar sürekli değişir” diye yazıyor. Bu cümle hem inkâr edilemez derecede doğru hem de çıldırtıcı derecede muğlak, tıpkı birinin “tüm müzikler iyidir … kişinin zevkine bağlıdır” demesi gibi. Elbette, ama ne olmuş yani? Tek tek ele alındığında, Kendimize Yabancıyız’daki her öykü, Aviv’in tipik dergi gazeteciliği kadar mükemmel, içgüdüsel biçimde işlenmiş ve zihin üzerine meditasyonlara dönüşen özenle düşünülmüş tasvirlerden oluşuyor. Bununla birlikte, bir derleme olarak, anlamlı bir silkelenme içinde bir araya geliyorlar. Kitabı bitirdikten sonra, anlaşılırlığa bu kadar aykırı bir derlemede bir araya getirilmek yerine tefrika hâlinde -örneğin bir dergide- yayımlansaydı daha sağlam bir etki bırakabilir miydi diye merak ettim.

Samimi ve güzel yazılmış bir feryat, samimiyetsiz bir gürültüden elbette daha iyidir. Aviv’in puslu ama dürüst kararsızlığı, ruh sağlığı teşhislerini bir kişinin çoğu zaman kaygan, geçici anlık imgeleri olmaktan ziyade kimliğin köşe taşları, değişmez karakter özellikleri haline getirme yönündeki kör kuvvet eğilimine tercih edilebilir.

Yazar P. E. Moskowitz bu eğilimi “ruh sağlığının BuzzFeed’leştirilmesi” olarak adlandırıyor ve bu eğilim sosyal platformlarda her yerde karşımıza çıkıyor. Akıl hastalıklarının etiyolojisi hakkında net cevaplar bulunmasının yanı sıra, hastalıkların kendileri de belirleyici kimlik göstergeleri hâline geldi. Doğrudan tüketiciye yönelik uyarıcı girişimlerinden özel üretkenlik uygulamalarına ve planlayıcılara kadar, sadece son on yılda, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) teşhisi konulan bir dağın üzerine koca bir endüstri inşa edildi. Sektörün reklamları, DEHB’nin araba anahtarlarını unutmak veya sıkıcı bir işi ertelemek gibi sıradan davranışlar da dahil olmak üzere kişinin hayatının ve karakterinin tüm yönlerini etkilediği fikrine dayanıyor.

Ruh sağlığı hakkında bir bülten yayımlayan Moskowitz, ruh sağlığı söyleminin bu türünün yanılgıları konusunda en kışkırtıcı ve ilgi çekici çağdaş düşünürlerden biri. Eleştirel bakışı yalnızca biyolojik modelin eksikliklerine odaklanmıyor. Aviv gibi onlar da her türden indirgemeci görüşe karşı çıkıyor. Bültenlerinin en keskin metinlerinden biri, yazar James Greig’in, solcuların akıl hastalıklarını, bireylerin iyileşme yollarını hayal etmeksizin yalnızca kapitalizme bağlama eğiliminden yakınan bir makalesi.

Greig, “Teknik olarak doğru olsa da (evet, kapitalizm hepimizi delirtiyor), ruh sağlığını bireyselleştirme ve sistemleri suçlamaya odaklanmak, insanların hayatlarını iyileştirmek için herhangi bir çaba göstermelerini engelleyebilir” diye yazıyor. “Bu sistemin hatası, depresyondaysam yapabileceğim hiçbir şey yok çünkü sistem böyle. Bu düşünce biçimi insanları bir tür nihilizme hapsedebilir; devrim dışındaki her türlü eylem umutsuz olarak nitelenir.”

Aviv’in kitabı cevapları reddetse de bu nihilizmi ve umutsuzluğu da reddediyor. Kitap hüzünlü bir notla bitiyor: Anoreksiya koğuşunda en yakın olduğu kızın, Hava’nın, onlarca yıllık düzensiz beslenmesine bağlı komplikasyonlar nedeniyle öldüğünü öğreniyor. Hava’nın ailesini ziyaret eder ve onun iyileşmek için verdiği mücadeleyi öğrenir. İnsanlar Aviv’e Hava ile birbirlerine ne kadar benzediklerini söylüyor -kardeş olabilirlermiş diyorlar- ve Aviv kitabı kendisinin nasıl öyle görülebileceğini düşünerek bitiriyor. Tanınmış, tarafsız, başarılı bir insanın kendisini hastalığının ötesinde asla yaşayamamış biriyle kıyaslamasını okumak biraz rahatsız edici. Gerçekten işe yaramamalı ama yarıyor. Aviv’in acısı ve empatisi sayfada hissediliyor; farklılıklarını vurgulamak yerine temel benzerliklerinin altını çizmek istediği açık. Hikâyelerimiz arasındaki sınırların ne kadar geçirgen olduğuna son bir kez daha dikkat çekerek bitirmek istiyor.

Bu yazı Talha Dereci tarafından sosyalbilimler.org’da yayımlanmak üzere Türkçeye çevrilmiştir.

Orijinal Kaynak: Knibbs, Kate. (2022, September 13), “What Do We Really Know About Mental Illness?” Wired.

Atıf Şekli: Knibbs, Kate. (2022, Ekim 01). “Akıl Hastalığı Hakkında Gerçekten Ne Biliyoruz?” Çev. Talha Dereci, Sosyal Bilimler. sosyalbilimler.org/akil-hastaligi-hakkinda-gercekten-ne-biliyoruz

Kapak Resmi: Ibrahim Rayintakath, Mental Health (The Correspondent in​​​​​​​ 2019-2020)

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazı Türkçeye yabancı dilden sosyalbilimler.org çevirmenleri tarafından çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlâli söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

sosyalbilimler.org’da yayımlanan metin, video ve podcastlerin paylaşıldığı Telegram grubuna katılmak için buraya bakılabilir. Söz konusu grubun, kuruluş nedeni, işleyiş, güvenlik hususu, sorumluluklar ve diğer detaylar için bu sayfa incelenebilir.


sosyalbilimler.org'da yayımlanan çalışmalar ile ve yeni çıkanlar arasından derlenen kitapların yer aldığı haftalık e-posta bültenine ücretsiz abone olmak için bu sayfa incelenebilir.

Telegram Aboneliği


sosyalbilimler.org’da yayımlanan metin, video ve podcastlerin paylaşıldığı Telegram grubuna katılmak için buraya bakılabilir. Söz konusu grubun, kuruluş nedeni, işleyiş, güvenlik hususu, sorumluluklar ve diğer detaylar için bu sayfa incelenebilir.

Haftalık E-Bülten Aboneliği




sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.