Sosyal Bilimler | Kayda Değer Akademik Metinler

Sosyal Bilimler

Nietzsche ve Ahlak: Sürüye Karşı Üstün İnsan | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Nietzsche ve Ahlak: Sürüye Karşı Üstün İnsan

Ahlakın Soykütüğü Üstüne adlı klasik çalışmasının önsözünde, Nietzsche şöyle yazar:

“Peki ya “iyi insan”da gerileyici bir boyut varsa; keza bir tehlike, bir ayartma, bir zehir, bir uyuşturucu – böylece şimdi, gelecek pahasına yaşandıysa? Belki daha rahat ve daha tehlikesiz ama aynı zamanda daha dar kafalı, aşağılık bir biçimde? … Sonuçta, şayet insan, türünün elverdiği en yüksek güce ve görkeme ulaşamadıysa, suçlanacak olan ahlakın kendisi miydi? Sonuçta, bizzat ahlak mıydı, tehlikelerin tehlikesi?”

Çoğu insan, şeylerin niçin ahlaken iyi ya da kötü olarak değerlendirildiğini sorgulamaz; daha ziyade eleştirmeden ve büyük ölçüde bilinçsizce, yaşadığı toplumda baskın olan “iyi ve kötü değer yargılarını” benimser.

Nietzsche’ye göre, geçen iki bin yılda Batı’da “doğal-karşıtı” bir ahlak, kendi ifadesiyle “yaşamın içgüdülerine düşman” bir ahlak egemen olmuştur. Nietzsche bu ahlakın yakın gelecekte tüm Batı dünyasında hüküm süreceğini öngördü ve ona göre bu, “tehlikelerin tehlikesi” idi – bu öyle bir ahlaktı ki, tüm bireyler, hatta vasat çoğunluğun üstüne yükselme potansiyeline sahip olanlar bile, “daha küçük, neredeyse gülünç bir tip, bir sürü hayvanı, hoşnut olmaya hevesli, hastalıklı ve vasat bir şey” (İyinin ve Kötünün Ötesinde) olmaya zorlanıyorlardı.

Niçin “doğal-karşıtı” bir ahlak – “insanlığın vücuduna baştan başa” yayılmış bir “zehir” (Ahlakın Soykütüğü Üstüne) hakimiyet kurmuştur Batı medeniyeti üzerinde? Bu soruya yanıt vermek için, önce Nietzsche’nin bireyleri sınıflandırışı incelenmelidir; iki ayrı tür vardır ona göre: Üstün [higher] insanlar ve sürüye ait olanlar.

Üstün insanlar kategorisi içinde, iki ana tür vardır. Yaratıcı dahiler vardır, “muhteşem bir yaratıcılığa sahip olan insanlar, benim anlayışıma göre gerçekten muhteşem olan insanlar” (Güç İstenci); doğa ve yetiştirmenin az rastlanan bir kombinasyonu sayesinde yaşamlarını bir sanata adamaya ve dünyaya müthiş güzel yapıtlar sunmaya muktedir olanlar.

Yaratıcı dahiler ile birlikte daha sayısız üstün insan vardır, dahiliğin doruklarına çıkmayan, bu yüzden de halkça fark edilmeyen; yaşamları “şarkı ve şarkıcılardan yoksun”dur (Tan Kızıllığı) bunların. Yine de bu daha yaygın üstün insanın yaşamı niteliksel olarak farklı değildir yaratıcı dahinin yaşamından; benzer karakter özelliklerini paylaşırlar, kendilerini sürüden ayıran.

Üstün insanlar birleştirici bir yaşam tasarısına sahiptirler, kendi yüce amaçlarını gerçekleştirme dürtüsü tarafından ele geçirilmişlerdir. Bu birleştirici yaşam tasarısı kısa vadeli doyum için üstlenilmez; üstün insanın muazzam tarihsel perspektifinin bir sonucu olarak, yüzyılların gözünde icra edilen türde bir eserdir – etkileri üstün insanın fiziksel ölümünden çok sonra da devam edecek bir idealdir.

Nietzsche’nin İnsanca Pek İnsanca’da yazdığı gibi:

“[Modern] birey güçbela kendi kısacık ömrüne odaklanır… kendi diktiği ağaçtan kendi meyvesini koparmak ister; bu yüzden de artık, bir yüzyıllık sabit yönelim talep eden, uzun nesiller silsilesi için gölge sağlaması planlanan ağaçları dikmez.”

Bu tip yüce bir eser için, üstün insan yalnızlığına ve sürüden – “sayısız küçük ve acınası insandan” (Böyle Dedi Zerdüşt) bağımsız olmaya gereksinir. Şöyle yazar Nietzsche:

“Büyüklük kavramı soylu olmayı, kendi başına olmayı istemeyi, farklı olabilmeyi, yalnız kalmayı ve bağımsız bir şekilde yaşamayı zorunlu olarak içerir.” (İyinin ve Kötünün Ötesinde)

Yalnız kalıp bağımsız bir şekilde yaşayan üstün insan, sürüyü meşgul eden ufak tefek kaygılara ilgisiz kalır; dolayısıyla çoğunluğun ağzından çıkan övgüye karşı da, eleştiriye karşı da duyarsızdır.

“Onun içinde öyle bir tenhalık vardır ki, ne övgü ne de kınama için ulaşılabilir oraya; kendi yargısı itirazların ötesindedir.” (Güç İstenci)

İçinde yatan büyüklük potansiyeliyle onu bekleyen mühim görevin farkında olan üstün insan, kendisine derin bir saygı duyar; öyle ki, müthiş bir acının pençesindeyken bile “Evet diyen, gelecekten emin olan, geleceği güvence altına alan, gururlu ve mevcudiyetinden memnun bir insan” (Ecce Homo) olarak yaşamı olumlar.

Bu üstün insanlara karşıt olarak çoğunluk, yani sürü vardır bir de. İki türden meydana gelir sürü: Son insan, ve köle.

Son insan, vasat insana örnek niteliğindedir, ta kendisidir onun. Yalnızca rahatlık ve hoşnutluk gibi kendisini tembel ve aşağılık kılan hedefler için çabalayan son insan, herhangi bir yaratıcı dürtüden bütünüyle yoksun ve yaratıcılığı mümkün kılan yüksek değerlere karşı kördür.

Köle, aksine, zayıf ve hastalıklı, kendinden muzdarip bir insandır ve Nietzsche’nin hınç dediği şeyle doludur – dışsal bir gerçeklik huzurunda baskılandığını ve tehdit edildiğini hissettiğinde ortaya çıkan acizlik duygularının yol açtığı cerahatli bir yaşam hıncıdır bu.

“Diğer hayvan türlerinde olduğu gibi insanlar arasında da bir başarısızlık, hasta, dejenere, zayıf fazlalığı vardır, zorunlu olarak acı çekenler vardır – başarılı vakalar insanlar arasında da daima istisnadır.” (İyinin ve Kötünün Ötesinde)

Hıncın mevcudiyeti, kölenin, kendisi gibi acı çekmeyenlere – yani, üstün insanlara karşı içindeki kıskançlık duygularını açığa çıkarır. Bu kıskançlık üstün insanlardan öç almak için köleyi güdüler. “Toplumsal bir güç duygusu” – kölenin elde edebileceği tek güç türü – elde etmek için bir araya gelen köle, eşitlik talebi adı altında tüm bu kendinden üstün olanları daha vasat bir düzeye çekme girişiminde bulunur; bir köle, ya da sürü ahlakı kurma yoluyla yapar bunu.

“İnsanın bencilliğini ortadan kaldıracak olan ahlak, düşüş ahlakının en iyi örneğidir – “ben düşüyorum” şeklindeki gerçek, “hepiniz düşmelisiniz” buyruğuyla yer değiştirmiştir… Bu, bencillik karşıtı, şimdiye dek öğretilen yegane ahlak, amaca ilişkin bir istemi ele verir: temelde, yaşamı olumsuzlar.” (Ecce Homo)

Sürü ahlakı, yaşamın doğal değerlerini tersine çevirir. Güçlü ve bağımsız olan – güç duygularını yaratıcı çabası ve “muazzam sağlığı” aracılığıyla kendiliğinden edinen – birey, sürü ahlakı tarafından “kötü” olarak kabul edilmiştir. Öte yandan, sürüye ait olan tüm diğerleri: vasat son insan ve zayıf, aciz köleler – “yargıç kılığındaki intikamcılar” (Ahlakın Soykütüğü Üstüne) – “iyi” olarak addedilmiştir.

Nietzsche’nin Ecce Homo’da ifade ettiği üzere:

“Sonunda –bu hepsinin en korkuncudur– iyi insan kavramı tüm bu zayıfın, hastanın, acizin, kendinden acı çekenin tarafını tutan anlamına gelir… seçilim ilkesi ters çevrilmiştir – gururlu ve mevcudiyetinden memnun, Evet diyen, gelecekten emin olan, geleceği güvence altına alan insana duyulan karşıtlıktan türetilen bir ideal, şimdi onu kötü olarak adlandırmıştır. – Ve tüm bunların ahlak olduğuna inanılmıştır!”

Sürü ahlakı, belirsizlik ve, büyüklük arayışını akla getiren tek başınalık karşısında endişeli ve korkak olanları ayartma kabiliyeti sebebiyle “tehlikelerin tehlikesi”dir. [Üstün insanların] gelişimlerinden şaşkınlık ve ızdırap içinde, “bir defalığına kendisinden kurtulmak… böylece kendisine zulmedenden de kurtulmak” (Güç İstenci) için can atan sürü ahlakı, potansiyel üstün insana kendisinin külfetli yazgısından bir kaçış olarak vasatlığın rahatlığını ve çoğunluk içinde kaybolmayı vaat eden bir siren sesi işlevi görür.

Şayet sürü ahlakı tüm bu üstün ve olağanüstü olanları alt etmekte fazla etkili olursa – nihilizm dünya üzerine bir sarmaşık gibi yayılır. Üstün insanlar tarafından şekillendirilmiş yüksek değerler olmaksızın, yaratıcılık, müthiş güzel eserler ve idealler için çabalama kapasitesi de var olmayacaktır. Bunun yerine rahatlık ve hoşnutluk gibi sürünün el üstünde tuttuğu değerlere yüce değerler olarak tapılacak, sonuç olarak sürü tüm insanlığı girdaba çekecek ve “varoluş muhteşem karakterinden yoksun bırakılacaktır.” (Ecce Homo)

Nietzsche’nin böylesi bir dünyaya ilişkin korkuları Ahlakın Soykütüğü Üstüne adlı eserindeki bir pasajda açımlanmıştır:

“Bugünlerde daha büyük olmak isteyen hiçbir şey göremiyoruz, sanıyoruz ki şeyler gerilemeye, durmadan gerilemeye, zayıflamaya, daha iyi-huylu, daha ölçülü, daha konforlu, daha vasat, daha sıradan… olmaya devam edecek. Talihsizliğin yattığı yer tam da burası… insana duyduğumuz korku ile birlikte ona olan sevgimizi, saygımızı, ona dair umutlarımızı ve hatta istemimizi de kaybettik. Şimdilerde insanın görünüşü bizi bezdiriyor – bugün bu değilse başka nedir ki nihilizm? – İnsandan bezdik.”

Gelecek nesillerin tüm bu girdaba-çekici eşitleme etkisine yenik düşmesini önleme girişiminde Nietzsche, sürü ahlakının üstün insanın gelişimi üzerindeki etkisini hafifletme umuduyla yazılarında “değerlerin yeniden değerlendirilmesi”ni gerçekleştirmek için çok zaman sarf etti.

Değerlerin böylesi bir yeniden değerlendirilişi, sürü ahlakının diğerlerini bağlayıcı, nesnel ve evrensel bir ahlak olmadığının, fakat sadece mümkün olan, ya da olması gereken başka birçok türün, özellikle de yüksek ahlakların yanı sıra, öncesinde ve sonrasında, bir tür insan ahlakı” (İyinin ve Kötünün Ötesinde) olduğunun kavranmasıyla mümkündür.

Sürü ahlakı “inatla… ‘ben ahlakın kendisiyim, başka hiçbir şey ahlak değildir’ dese de” (İyinin ve Kötünün Ötesinde), üstün birey şunun farkına varmalıdır: “sürüye ait fikirler sürü içinde hüküm sürmeli – fakat bunun ötesine uzanmamalı” (Güç İstenci). Üstün birey sürü ahlakının evrensellik iddialarına, değerlerine ve ahlaki “olmalı”larına kulak asmamalı, bunun yerine birleştirici yaşam-tasarısını gerçekleştirmesinde ona yardım edecek kendi yüksek değerlerini keşfetmelidir.

Üstün insan kendi yüksek değerlerini keşfederken, benzersiz bir yaşam görüşüne sahip, hayli farklı bir birey olarak, kendi iyisinin yalnızca kendisine ait olduğunun, bu yüzden de kendi yüksek ahlakını başkalarına vaaz etmemesi, onlara dayatmaması gerektiğinin bilincinde olmalıdır. Zerdüşt’ün öğüdünde de görüldüğü üzere:

“Kardeşim, bir erdeme sahipsen ve bu erdem sana aitse, onu hiç kimseyle paylaşmazsın.” Kişinin erdemini adlandırması bile fazla alelade kılar onu; kişi ondan ille de bahsetmek zorundaysa, şöyle olmalıdır bu: “Bu benim iyim; böyle seviyorum bunu; beni bütünüyle memnun ediyor; bu yüzden de yalnız iyiyi istiyorum. Tanrısal bir yasa olarak istemiyorum onu; insanî bir yasa ve gereklilik olarak istemediğim gibi.” (Böyle Buyurdu Zerdüşt)

Tıpkı bizim zamanımızda olduğu gibi Nietzsche’nin zamanında da, kıskançlığını eşitlik çağrısıyla maskeleyen, vasat çoğunluğun üstüne çıkanlara eziyet edip onları aşağıya çekmeyi arzulayan bol miktarda birey vardı. Böyle olunca da bu fikirler elitist ve nahoş görünecekti insanların büyük çoğunluğuna. Fakat Nietzsche’ye göre, çoğunluğa göre değildi bu fikirler:

“En yüksek kavrayışlarımız, bunlara önceden hazırlanmamış ve yazgılanmamışlar tarafından destursuz işitildiklerinde birer çılgınlık ve bazen de cürüm gibi gelmelidirler kulağa.” (İyinin ve Kötünün Ötesinde)

Artakalan dünya, gerçek insanî mükemmelliğin yükselişi için yeterince doğurgan olacak mı?: Nietzsche’nin ciddi kaygılarından biriydi bu. Bu yüzden de yalnızca üstün insan için yazdı o; sürü ahlakının cezbediciliğini aşması, bunun yerine kendi destansı hayat-yolunda ilerlemesi için üstün insanı dürtüyor, böyle yaparak potansiyel üstün insanın gelecek nesillerine ilham veriyordu.

Fakat Nietzsche, geleceğin, üstün insanların varoluşuna karşı nazik olup olmayacağı hususunda iyimser değildi. Arkasındaki çoğunluğun kuvvetine sahip sürü ahlakı güçlü bir canavardır, ve son iki bin yıldır “tüm bu ender, görülmemiş, seçkin olana, üstün insana, üstün tine, yüksek göreve, yüksek sorumluluğa, yaratıcı gücün ve buyurganlığın bolluğuna” (İyinin ve Kötünün Ötesinde) karşı savaşmaktadır.

Sürü ahlakı yalnızca sosyalist ideolojilerin taraftarlarına, “insanın, mükemmel sürü hayvanına varana kadar yozlaştırılıp küçültülmesini” (İyinin ve Kötünün Ötesinde) talep eden, Nietzsche’nin adlandırmasıyla “sosyalist ahmak ve budalalara” (İyinin ve Kötünün Ötesinde) değil, Batı dünyasını yeni bir sürü ahlakı dalgasının girdabına çekmekle tehdit eden daha sayısız toplumsal adalet hareketine de dayanak oluşturur.

Sürü ahlakının modern zamanda da sağ ve sıhhatli olduğunu düşünürsek, Nietzsche’yle bir olup, kendisinin yaşadığı dönem için bir hayli yerinde olduğuna inandığı bir soruyu atabiliriz ortaya: “Bugün – büyüklük mümkün müdür ki?” (İyinin ve Kötünün Ötesinde) Bugün gerçek büyüklük mümkün müdür değil midir sorusu bir yana, sürü ahlakının sağ ve sıhhatli olduğu gerçeği bir başka açıdan kaygı nedeni olmalıdır. Köle, sürü ahlakı ve eşitlik çağrısı ile sergilediği masum dış görünüşüne karşın, dünyayı daha iyiye götürmek için değiştirmek istemez. Bunun yerine, hınç ve kıskançlık dürtüleriyle harekete geçen köle, yıkımı alevlendirmek amacıyla toplumsal ve siyasal güç kazanmak için çabalar, ki böylece kendi kişisel zayıflık ve başarısızlıklarını telafi edebilsin.

Nietzsche’nin aşağıdaki içgörüsü modern dünya için yerinde bir uyarı niteliğindedir:

“Ne zaman bir insan arzuladığı şeyleri gerçekleştirmekte başarısız olsa, öfkeyle şöyle haykırır: “Mahvolsun bütün dünya!” Kıskançlığın doruğu olan bu duygulanımın demek istediği şudur aslında: “Ben bir şeye sahip olamıyorsam, kimse bir şeye sahip olamaz, kimse hiçbir şey olamaz!” (Tan Kızıllığı)

 

This article was originally published at Academy of Ideas.

Çeviri: M. Kaan Erdoğan
Sosyal Bilimler / Çevirmen
m.kaan.erdogan@sosyalbilimler.org

Kaynak: Academy of Ideas
Nietzsche and Morality: The Higher Man and The Herd

Öne Çıkarılan Görsel: Hanna Hirsch-Pauli, Friends, 1900/1907


Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazı Türkçeye yabancı dilden sosyalbilimler.org tarafından çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yorum Yazın

Haftalık E-Bülten Aboneliği




sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.