Sosyal Bilimler | Kayda Değer Akademik Metinler

Sosyal Bilimler

Meritokrasiye İnanmak: Sadece Yanlış Değil Aynı Zamanda Kötü | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Meritokrasiye İnanmak: Sadece Yanlış Değil Aynı Zamanda Kötü

Sefalet içinde doğmuş küçük bir kızın, başkaları ile aynı başarı şansına sahip olduğu bildiğinde, inancımıza sadık kalırız…
— Barack Obama, açılış konuşması, 2013

Amerikan şirketleri ve çalışanları için dürüst bir oyun alanı oluşturmalıyız.
— Donald Trump, 2017

Meritokrasi öncü bir sosyal ideal haline gelmiştir. İdeolojik görünge boyunca, politikacılar, sürekli olarak yaşamın —para, güç, meslekler, üniversiteye giriş gibi— mükafatlarının beceri ve çabaya göre dağıtılması gerektiği konusuna geri dönüyorlar. En yaygın metafor, oyuncuların liyakatlarine göre bir pozisyona gelebilecekleri “eşit faaliyet alanı”dır. Kavramsal ve ahlaki olarak, meritokrasi, birinin toplumsal konumunun doğumla belirlendiği kalıtsal aristokrasi gibi sistemlerin zıddı olarak sunulur. Meritokrasi [idaresin]de, zenginlik ve kazanç, dış faktörlerin tesadüfi, beklenmedik hediyesi değil, liyakat sahibinin hakkının verilmesidir.

Çoğu kişi sadece dünyanın meritokratik olarak yönetilmesi gerektiğini değil, meritokratik olduğunu düşünüyor. İngiltere’de, 2009 British Social Attitudes (İngiliz Sosyal Tutumları) anketine katılanların %84’ü, iş ilerlemeye geldiğinde, sıkı çalışmanın ya “gerekli” ya da “çok önemli” olduğunu belirtti ve 2016’daki Brookings Enstitüsü bulgularına göre ise Amerikalıların %69’u insanların zeka ve becerileri için ödüllendirildiğine inanıyor. Her iki ülkedeki katılımcılar şans ve varlıklı bir aileden gelmek gibi dış faktörlerin çok daha az önemli olduğuna inanmaktadır. Bu fikirler bu iki ülkede daha fazla vurgulanmakla birlikte, dünya çapında [da] oldukça popülerdir.

Her ne kadar geniş ölçüde benimsense de, şanstan ziyade liyakat sahibi olmanın dünyadaki başarı veya başarısızlığı belirlediği inancı bariz bir biçimde yanlıştır. Bu kısmen, likayetin kendisinin büyük ölçüde şansın bir sonucu olmasından dolayıdır. Belirli bir girişim için kabiliyet ve yeterlik bazen ‘metanet’ olarak adlandırılır; büyük ölçüde bir kimsenin [doğuştan gelen] özel yeteneğine ve yetişme tarzına bağlıdır.

Yâni, bu, her başarı öyküsüne dahil olan tesadüfî durumlardan hiç bahsetmemektir. Amerikalı ekonomist Robert Frank, Success and Luck (2016) isimli kitabında, Bill Gates’in Microsoft’un kurucusu vasfıyla bir yıldız gibi doğmasının yanı sıra, Frank’in kendisinin bir akademisyen olarak başarılı olmasına yol açan riskli girişimleri ve tesadüfleri anlatır. Şans, insanlara liyakat tahsis ederek ve yeniden likayatin başarıya dönüşebileceği şartları teşrif ederek aracılık eder. Bu başarılı insanların gayretlerini ve yeteneklerini inkar etmek anlamına gelmez. Bununla birlikte, likayat ve ürün arasındaki bağın en iyi ihtimalle müphem ve dolaylı olduğunu göstermektedir.

Frank’e göre, bu, özellikle söz konusu başarının büyük olduğu ve [kapsamında] elde edildiği bağlamın rekabetçi olduğu durumlarda doğrudur. Gates kadar yetenekli ama dünyadaki en zengin kişi olmayı başaramamış pek çok programcı vardır. Rekabetçi bağlamlarda, çoğu insan liyakat sahibidir; ancak [bunlardan sadece] birkaçı başarılı olur. İkisini ayıran şey ise şanstır.

Psikoloji ve nöroloji alanlarında giderek artan araştırmalar, yanlış olmasının yanında, meritokrasiye inanmanın, insanları daha bencil, daha az öz-eleştirici ve ayrımcı yollarda hareket etmeye daha yatkın hale getirdiğini öne sürmektedir. Meritokrasi sadece yanlış değildir; aynı zamanda kötüdür.

‘Ültimatom oyunu’, psikoloji laboratuvarlarında yaygın olan ve bir miktar para verilen bir oyuncunun (teklif veren), teklifi kabul edebilecek veya reddedebilecek başka bir oyuncuya (cevap veren) aralarında bir paylaşım teklif ettiği bir deneydir. Cevap veren teklifi reddederse, oyunculardan hiçbiri bir şey alamaz. Deney binlerce kez tekrarlandı ve genellikle teklif veren nispeten eşit bir paylaşım önerdi. Paylaşılacak miktar $100 ise, tekliflerin çoğu $40-50 arasındadır.

Bu oyunun başka bir çeşidi ise, birinin daha yetenekli olduğuna inanmanın daha bencil davranışlara yol açtığını gösteriyor. Pekin Normal Üniversitesi’ndeki bir araştırmada, katılımcılar ültimatom oyunda teklif vermeden önce sahte bir beceri oyunu oynadılar. ‘Kazandıklarına’ inandırılan (yanlış bilgilendirilerek) oyuncular, beceri oyununu oynamamış olanlardan daha fazla hak iddia ettiler. Diğer çalışmalar da bu bulguyu doğrulamaktadır. Minnesota Üniversitesinden ekonomist Aldo Rustichini ve Hollanda’daki Maastricht Üniversitesinden ekonomist Alexander Vostroknutov ilk önce bir beceri oyununa katılanların, ödüllerin yeniden dağıtılmasını destekleme ihtimalinin şans oyunlarına katılanlardan daha düşük olduğunu keşfetmiştir. Sadece zihinlerinde bir beceri fikrine sahip olmak bile insanları eşit olmayan sonuçlara daha toleranslı hale getirir. Bunun tüm katılımcılar için doğru olduğu tespit edilirken, etki, ‘kazananlar’ arasında çok daha belirgindir.

Buna karşın, minnettarlığa dair araştırmalar, olaylardaki şans faktörünü hatırlamanın cömertliği arttırdığını gösterir. Frank, öznelerden hayattaki başarılarına katkıda bulunan dış etkenleri (şans, diğerlerinden yardım) hatırlamalarının istendiği bir çalışmaya atıfta bulunur; bu çalışmada dış etkenleri hatırlaması istenenlerin hayır kurumlarına bağışta bulunma olasılıklarının içsel etkenleri (çaba, yetenek) hatırlaması istenenlerden daha fazla olduğu gözlemlenmiştir.

Belki de daha rahatsız edici olan, meritokrasiye adeta bir değer olarak rağbet etmenin ayrımcı davranışı teşvik ediyor gibi görünmesidir. Massachusetts Teknoloji Enstitüsünden yönetim bilimci Emilio Castilla ve Indiana Üniversitesi’nden sosyolog Stephen Benard, özel şirketlerde performansa dayalı maaş gibi meritokratik uygulamaları yürürlüğe sokma girişimleri üzerine çalıştılar. Açıkça temel bir değer olarak meritokrasiyi benimseyen şirketlerde, yöneticilerin aynı performans değerlendirmelerine sahip erkek çalışanlara kadın çalışanlardan daha fazla ödül verdiklerini gördüler. Bu tercih, meritokrasinin açıkça bir değer olarak benimsenmediği yerlerde ortadan kalkmıştır.

Bu şaşırtıcıdır; çünkü tarafsızlık, meritokrasinin ahlaki çekiciliğinin özüdür. ‘Eşit faaliyet alanı’ cinsiyete, ırka ve benzerlerine dayalı haksız eşitsizliklerden kaçınmayı amaçlar. Mamafih, Castilla ve Benard, ironik bir şekilde, meritokrasiyi yürürlüğe koyma girişimlerinin, tam da ortadan kaldırmayı amaçladıkları türde eşitsizliklere yol açtıklarını fark ettiler. “Meritokrasi paradoksu”nun, meritokrasinin açıkça bir değer olarak benimsenmesinin, özneleri kendi ahlaki değerlerine inandırmasından [dolayı ortaya] çıktığını belirtiyorlar. [Onlara göre, insanlar] Adil olduklarına ikna olduklarında, kendi davranışlarını önyargı işaretleri hususunda incelemeye daha az eğilimli hale geliyorlar[dı].

Meritokrasi, yanlış ve pek de faydalı olmayan bir inançtır. Her ideolojide olduğu gibi, meritokrasinin de çekici olan tarafı, insanların sosyal düzende bulundukları yerlere neden ait olduklarını açıklayarak statükoyu meşrulaştırmasıdır. İnsanların dünyanın adil olduğuna inanmayı tercih ettiği köklü bir psikolojik ilkedir.

Ancak, meşruiyete ek olarak, meritokrasi aynı zamanda dalkavukluk da sunmaktadır. Başarı liyakat ile belirlendiğinde, her kazanç, bir kimsenin kendi meziyetlerinin ve değerinin bir yansıması olarak görülebilir. Meritokrasi, dağıtım prensipleri içinde kendi kendini en fazla kutlayan [ilke]dır. İdeolojik simyası mülkiyeti övgüye, maddi eşitsizliği kişisel üstünlüğe dönüştürür. Zengin ve güçlülere, kendilerini üretken dahiler olarak görmeleri için yetki verir. Bu etki, seçkinler arasında en görülmeye değer [şey] olmasına rağmen, neredeyse her başarıya meritokratik gözlerle bakılabilir. Liseden mezun olmak, sanatsal başarı ya da sadece para sahibi olmak, yetenek ve çabanın kanıtı olarak görülebilir. Aynı şekilde dünyevi başarısızlıklar, kişisel kusurların işaretleri haline geliyor; sosyal hiyerarşinin altındakilerin orada kalmayı neden hak ettiklerine dair bir gerekçe sağlar.

Belirli bireylerin ne ölçüde kendi kendilerine bir yerlere gelmiş oldukları ve çeşitli ‘ayrıcalık’ formlarının etkileri üzerine tartışmaların sertleşmesinin sebebi budur. Bu tartışmalar sadece kimin neye sahip olması gerektiğiyle ilgili değildir; bu, insanların sahip oldukları şeyler için ne kadar övgü alabilecekleri, başarılarının içsel nitelikleri konusunda neye inanmalarına izin verdiğiyle ilgilidir. Bu nedenle, meritokrasi zannı içinde, kişisel başarının ‘şansın’ sonucu olduğuna dair kesin sanı küçümseyici olabilir. Dış faktörlerin etkisini kabullenmek, bireysel liyakatın varlığını önemsiz göstermek veya inkar etmek gibi görünüyor.

Meritokrasi, başarılı olanlara sunduğu ahlaki güvenceye ve kişisel dalkavukluğa rağmen, hem dünyanın nasıl işlediğine dair bir inanç, hem de genel bir sosyal ideal olarak terk edilmelidir. Meritokrasi yanlıştır ve ona inanmak bencilliği, ayrımcılığı ve talihsizliğin acı yüzüne karşı duyarsızlığı teşvik eder.

This article was originally published at Aeon.

Çeviri: Öznur Uçan
Sosyal Bilimler / Çevirmen
oznur.ucan@sosyalbilimler.org

Kaynak: Clifton Mark / Link


Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazı Türkçeye yabancı dilden sosyalbilimler.org tarafından çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yorum Yazın

Haftalık E-Bülten Aboneliği




sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.