Sosyal Bilimler

Marksizmin Öznellikle Savaşımı: “Öznellik Nedir?” | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Marksizmin Öznellikle Savaşımı: “Öznellik Nedir?”

Eleştirel bir Marksizm’e doğru ilerlemek isteyen Sartre, yazdığı ve söyleştiği konular hakkındaki kesin ifadeleri ile tanınır. Bu söyleşide de Sartre, benzer tavırları sergileyecek, çoğunlukla eserleri ile tutarlılık gösterecektir. Michel Kail ve Raoul Kirchmyr’in çabasıyla toparlanan söyleşinin tamamı eser içinde mevcut değil. Söyleşinin tamamına ulaşılamamış; ses kaydı veya el yazısı bir not olmadığı için. Ayrıca iki emektarın belirttiğine göre, metinlerin tamamı da bu esere alınmamış. Bütünlüğü de bozmadan sadece bazı bölümleri alınmıştır. 2014 yılında Les prairies ordinaires etiketiyle yayımlanan söyleşiyi İnci Malak Uysal Türkçeye “Öznellik Nedir?” [Jean-Paul Sartre, “Öznellik Nedir?”, Çev. İnci Malak Uysal, İstanbul: Can, 2015 (orijinal adı: Qu’est-ce que la subjectivité).] olarak çevirmiş.

Kısa Bir Giriş

Önsöz niteliğinde bir girişle “Bilinç ve Öznellik” adlı bölümde Kail ve Kirchmyr, bize Sartre’ın bu söyleşide neye niyetlendiğini açıklamaya girişiyor. Buna ek olarak; Sartre’ın eserlerinin bazı yönlerini vurgulayan yazarlar, yer yer tutarsızlıkları ve açmazlarını dile getiriyor.

Öncelikle, Sartre’ın Georg Lukács’a öznellik konusunda bir itirazı olduğunu vurguluyorlar. Sartre her ne kadar Marksizm’e bir öznellik yüklemeye -ya da ona göre olanı ortaya çıkarmaya- çalışsa da Merleau-Ponty de daha öncesinde Lukács’tan yana tavır almıştır. Bunlara ek olarak, önsözde söyleşinin ana hatlarına yer verilmiş ve bunlar üzerinden genel bir çözümleme yapma gayretine girilmiştir.

Bizim de buradaki amacımız kitaptaki Marksizm ve Öznellik kısmında Sartre’ın anlattığından ne anlayabileceğimizi ifade etmek ve onun konu hakkında fikirlerinin bir değerlendirmesini yapmak olacak. Eserin bu şekilde, sadece bir bölümünü almamızın sebebi, diğer kısımların dağınıklığı ve söyleşinin münazara haline gelmesidir. Amacımızı gerçekleştirmeye çabalarken öznellik, içselleştirme, dışsallık, bütünselleşme kavramlarını da izah edip bunları nasıl kullandığını anlatmaya da çalışacağız.

Sartre’a Göre Öznelliğin Marksizmde Yeri

Marksizme ait olan “bireyin kendi gücünü topluma yansıtması” fikri çoğu Marksistçe gözden kaçırılmış bir durumdur. Sartre’a göre bu isimlerden sadece biri olan Lukács’dır. Macar filozof, erekçi tavrıyla Marksizm’den Hegelciliğe kaymaktadır. Bu anlayışa karşılık ise, Sartre öznelliğin [“…öznellikten bahsedildiğinde özneyle doğrudan bir ilişkiden değil, daha sonra göreceğimiz, belli tipteki bir iç eylemden, bir sistemden, içsellik halindeki bir sistemden bahsedilmektedir.” A.g.e, (s. 29).] önemi üzerinde dikkatlice durmaya gayret eder. Marksist felsefeyi ise nesnel gerçeklikle ilgilenen bir düşünce olarak “tüm-nesnelcilik” olarak adlandırma yoluna gider.

Sartre’ın çıkış noktası, Marx’ın “Kutsal Aile” metninde kullandığı şu ifadedir: “Filanca ya da falanca proleterin ya da bütünüyle proletaryanın anlık bir amaç olarak neyi hayal ettiği çok önemli değildir. Önemli olan tek şey, bu varlığa uygun olarak tarihsel olarak ne yapmak zorunda olunduğu ve olunacağıdır.” [A.g.e., s.30] İlk bakışta, bizim de anladığımız üzere Marx’ın ifadesi her ne kadar öznelliği bir kenara bırakıyormuş gibi gözükse de Sartre bizimle –ve çoğu Marksistle- aynı görüşte değil. Sartre, Marx’a ait başka bir alıntıdan yola çıkarak da öznelliğin bir tür kanıtını ortaya koymuş gibi görünüyor. Bundan yola çıkarak Lukács’ın “sınıf bilinci”ni ön plana koyan düşüncesini eleştirip aslında bireylerin kendilerinin farkında olduğunu, sadece sınıf bilinciyle hareket etmediğini vurgulamaya çalışmıştır.

Sartre’ın eleştirdiği nokta Marksizmin erekçiliğe dönüştürülmesi, öznellikten yoksun bırakılmasıdır. Öznelliğin savunusunu yaparken Sartre’ın değindiği bir diğer nokta da Marx’ın betimlediği üç öğeli insan diyalektiğidir [A.g.e., s.33]: ihtiyaç, emek, jouissance [haz, keyif (Fr.) olarak İnci Malak Uysal çevirmiş. Teyidinde bana yardımcı olan Murat Erşen’e teşekkürler.]. Buradan Sartre bir aşkınlığa ve insanın dışındakine olan bağlılığına ulaşır. Jouissance’ın –daha sonra Sartre’ın belirttiği üzere- dışsallığın iç olgulara eklenmesi olduğunu ifade eder. Bu noktada, şunu söyleyebiliriz ki, Sartre’ın ifade etmeye çalıştığı öznellik en azından jouissance noktasında bile dışsalın bir yansıması olarak anlaşılabilir. Bu durum Sartre için aşkınlık [Aşkınlık denilince Sartre’ın bir eserinden bahsetmemek olmaz. Sartre’ın erken dönem eserlerinden olan kitapta Sartre, bilinç ve ego üzerine yoğunlaşarak kendi felsefesini Husserl’dan ayırmaya girişmiştir: “Ego’nun Aşkınlığı” (orijinal adı: la transcendance de l’ego) Çev. Serdar Rifat Kırkoğlu, Hil Yayın, 2016.] belirtisidir.

Öznelliğin Sınırları

yazı için görselSartre’ın değindiği bir diğer husus ise “bilmezlik” üzerine inşa olur. Bilmezlik’i bilinçdışı gibi algılasak da ayrıldığı noktalar var. [Freudçuluğa keskin bir tavır almış olan Sartre, bu konuya şurada da değiniyor: Jean-Paul Sartre, “Sartre ile Sartre Hakkında”, çev. Yücel Göktürk, İstanbul: Metis, 2016.] Özneler, nesnenin bilgisine sahip olduğunda kendini değiştirme şansına sahip olmuş olsa da diğer yandan bu bilgi eyleme zarar verir. Bunun anlamak içinse önümüzde iki örnek vardır. İlki merdiven örneği [Jean-Paul Sartre, “Öznellik Nedir?”, s.34-35.] olarak bilinir ve kısaca şu şekildedir: Merdivenleri inmekte olan bir insan, merdivenleri indiğini düşündüğü an eylemin bozulduğunu ifade eder. Eylem konusunda bilinçlenmek burada eyleme zarar verse de bir diğer örnek olan antisemitin [A.g.e., s.37-41.] durumunda değişim için bir fırsat haline dönüşecektir. Örnekte verilen antisemit işçi; eğer bu durumu kabul edip antisemitizmi nesne konumuna getirirse, antisemitizm “düşünüm nesnesi” haline gelirse, antisemit olmaktan kurtulmaya yaklaşmış sayılır. Antisemit kendi nefretini nesneden, yani Yahudi olandan kaynaklandığını savunur. Bunun kendi bakış açısından kaynaklandığının farkına varamaz. Yani, öznel bilgi bir anlamda nesneleri şekilden şekile sokar.

Konuya örnekleri çoğaltan Sartre, Stendhal’in Parma Manastırı romanından iki örnek ve ayrıca hemianopsi hastası örneğini vererek bu durumu anlamamızı sağlıyor. Bu örnekler de bize bazı şeyleri düşündürebilir. Özellikle romandaki örneklerden yola çıkarak şunu sorabiliriz: Bir şeye ad koymak, onu zorunlu hale getirir mi; nesneleştirir mi? Roman örneğinde olduğu gibi, Sartre’ın daha önce de değindiği üzere öznel bir bilgi nesneleri şekillendirmeye girişir. Ad verdiğiniz şey zorunlu hale gelir (Örneğin; bir işçi olarak kendinizi tanımlarsanız ona göre davranmanız gerekir). Buradan Sartre, öznellik hakkında ne çıkaracak? Tıpkı adlandırma örneğinde olduğu gibi, öznelliği, “dışsallaşmanın içselleşmesi” olarak görecektir. Sonucu kendisi şöyle ifade ediyor: “Öznellik, bir cevabın karakteri ve oluşturulmuş bir nesne olması ölçüsünde nesnenin karakterleri olarak dışarıdadır.” [A.g.e., s.43.]

Anladığımız üzere, öznellik bir şekilde dışsal olanın içselleşmesinin dışavurumu olarak tanımlanabilir. Bir diğer bilmezlik örneğinde, yani hemianopsi [A.g.e., s.43’te belirtildiği gibi hemianopsi şöyle tanımlanır: “Hemianopsi, görme alanının bir kısmının kaybolduğu bir görme bozukluğudur.” Sadece bu tanımı bilmek örneği anlamak için yeterlidir.] hastası örneğinde iki ihtimal vardır: İlkinde hasta durumu bilmeden kabul eder, dünyanın yarısını görmeye razı olur; ikincisinde ise hasta bu gözüyle yarım bile görse onu kullanmayı bilir. [A.g.e., s.45.] Sartre’ın çabası biraz da bize, insanın bir şey hakkında bilinçlenince onu değiştirmeye veya araçlaştırmaya (=nesneleştirmeye, şeyleştirmeye) olan eğilimini anlatmaktır. Gerek Varlık ve Hiçlik’te gerekse Ego’nun Aşkınlığı’nda oluşturduğu bilinç teorisinin Freud-karşıtı (özellikle “bilinçdışı” ve “psikanaliz” kavramlarında) olmasını da açıklamamıza yardımcı olabilir.

Sartre’ın anlatmak istediği bir diğer husus ise içsellikle ilgilidir. İçselliği “kendi varlığını olmak zorunda olan varlık” olarak tanımlayan Sartre, bu organizmanın bir bütünlük halinde olmadığını ifade eder. Ancak bu ifade edişi bizi yanılmasın, bütünselleşme hali dediği durum ise bu varlığın kendini tamlamasını, bütünlemesini ifade eder. Bu kavramı Hegel’deki tarih anlayışına benzetmek yanlış olmayacaktır. Ancak farklı bir biçimde; Sartre’da tarih tek değildir, birçok şekilde var olacaktır.

Sartre bize tüm bunları şu şekilde özetliyor: “İçsellik halindeki bir sistem, varlık ile olmak arasındaki aracılık, herhangi bir dışsal değişimi, olmak zorunda olmak biçiminde içselleştirip dışsal tekillik biçiminde yeniden dışsallaştırdığında öznellik vardır.” [A.g.e., s.50.] Bunun üzerine, Sartre bize yaşadığı bir olay üzerinden bunları nesneleştirme yoluna da gider. Le Temps Modernes dergisine isim aradıkları zamanlarda arkadaşı Michel Leiris’in önerdiği Le Grabuge [Hırgür, kavga, gürültü (Fr.) olarak İnci Malak Uysal çevirmiş.] isminden yola çıkarak öznelliğin etkisini anlatmaya girişecektir. Eğer bu öneri kabul edilseydi, öznelliğin bir ödevler bütünü halini alacağını savunur. Aslında burada olduğu gibi birçok yerde de Sartre zorunluluğu vurgulayarak, çok eleştirdiği erekçiliğe de düşmüyor değil. Geriye dönüp baktığımızda Sartre, Lukács’ı aynı nedenden suçlamıştı.

Öznelliğin “daimi yansıma”  tanımına anlaşılır bir örnek yine Sartre’ın verdiği Rorschach testi’dir. Sartre bu testte, başka insanların gördüğünden farklı şeyler gördüğünü ifade ediyor. Bunu da öznelliğin -her ne kadar nesne aynı olsa da- farklı biçimde yansımasını anlatmaya çalışıyor. Sartre’ın öte yandan, nesnelerle aramızda olan ilişkiyi belirleyenin daha çok nesne olduğunu iddia ettiğini varsayarsak pratico-inerte [Sartre, Öznellik Nedir’de bu kavramdan söz etse de, hatta kavramın açıklaması dipnotta yer alsa da en açıklayıcı olduğunu düşündüğümüz tanım ve örnekler Serdar Rifat Kırkoğlu’ndan: “Ego’nun Aşkınlığı”, s.34-35.] kavramını anlamada ilk adımı atmış sayılırız. Geç dönem eserlerinde kendini gösteren bu kavramı, nesneye takılıp kalma olarak adlandırılsa yanlış olmaz herhalde. Olmak zorunda olmak ifadesiyle kesişme halinde olan bu kavram üzerinden Marksizm’e yeniden dokunan Sartre işçi-burjuva varlığını bunun üzerinden yorumlamaya girişiyor.

Sonuç

Sartre, konuşmanın bu bölümünde üzerinde durmaya çalıştığı Marksizm’in öznellik problemini bir sonuca kavuşturmadan -belki de bunun sebebi konu hakkında fikrinin belli olmasıdır- sonlandırıyor. Marksizme gelen eleştirilerden sadece biri olmayan bu yorum, İtalya’daki Sartre takipçilerince dikkate alınmış ve diğer konuşmalarda tartışmaya açılan yerleri de olmuştur. Bizim ise burada yapmaya çalıştığımız şey, başta belirttiğimiz üzere, Sartre’ın Marksizme -özellikle Lukács’ın yorumuna- nasıl tepki verdiğinin temelini soruşturmak oldu. Buradan birkaç sonuç çıkarmamız gerekirse bunlardan ilki, Sartre’ın bütünselleşme sürecinde öznelere atfettiği önemdir; ikinci olarak Sartre’ın geç dönem düşüncesi [Geç dönemine ait Türkçede önemli bir eser: Zeynep Direk, Gaye Çankaya; “Jean-Paul Sartre: Tarihin Sorumluluğunu Almak”; İstanbul: Metis.] dediğimiz II. Dünya savaşı sonrası döneminde [Sartre, II. Dünya savaşı esnasında Almanlara esir düştüğünü, bunun ona la force de choses’u, nesnelerin gücünü öğrettiğini ifade eder. Ondaki değişimin sebebinin bu olduğunu ifade eder: Jean-Paul Sartre, “Sartre ile Sartre Hakkında”, s.10.] nesnelerin gücünün keşfiyle birlikte Marksizm’e olan merakının artmasının onun düşüncesindeki etkisi önemlidir; üçüncü olarak Sartre biraz da bize öznelliğin hem sanat yapıtında hem de günlük hayatta oluşabildiğini bunun da ona haklılık payı verdiğini ifade etmeye çalışıyor.

M. Taha Tunç
Sosyal Bilimler Platformu Blog Yazarı
m.t.tunc@sosyalbilimler.org

Yasal Uyarı: Yayınlanan bu yazının tüm hakları Sosyal Bilimler Platformu’na (www.sosyalbilimler.org) aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.