Sosyal Bilimler | Kayda Değer Akademik Metinler

Sosyal Bilimler

Neden İşkenceyle Yapılan Yargılama Aslında Etkili Bir Suçluluk Testiydi?  | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Neden İşkenceyle Yapılan Yargılama Aslında Etkili Bir Suçluluk Testiydi? 

Adalet sistemi için yapılan araştırma belirsizliklerle doludur: Davalı suç mu işledi, yoksa suçlayıcı durumların mı kurbanı? Suçlu olduğu için mi suçlu yoksa azimli bir savcı tarafından mı suçlanıyor? Hakikat hakkında emin olmadığımızda, sonunda kişi hakkında, yapmadığı halde “Yapmıştır,” ya da yaptıysa bile “Yapmamıştır,” diyerek tahminde bulunup konuyu sonlandırıyoruz.

Davalının suçlu ya da masum olup olmadığını (gerçeğini) anca davalının kendisi ve yukarıdaki Tanrı bilir. Davalıdan bize olayın hakikatini söylemesini istemek genellikle işe yaramaz; suçluların kendiliğinden yaptığı anlık itiraflar nadirdir. Peki, ya bunu suçlunun yerine, bize söylemesi için Tanrı’ya sorabilseydik ne olurdu?

Bu aslında 400 yılı aşkın süredir, 9. ve 13. yüzyılın başlangıcı arasında Avrupalıların tam da yaptığı şeydi. Zorlu suç olaylarında, “olması gereken” kanıt eksik olduğu zaman, hukuk sistemleri, davalının suçluluk durumunu kendilerine bilgilendirmeleri için Tanrı’ya danışırdı. Bu araştırma metodunun adı İşkenceyle Yargılama’ydı.

İşkenceyle yargılama farklı formlara sahipti ve davalıyı kutsal bir su havuzuna sokmaktan tutun da yanan saban demirinin üzerinde yalınayak yürütmeye kadar değişiyordu; fakat bunlar arasında en popüler olan, kaynayan su işkencesi ve ısıtılan demir işkencesiydi. Kaynayan su işkencesinde, davalı elini kaynayan suyun içine sokar ve suyun içinden bir halka çıkarırdı. Isıtılan demir işkencesinde ise, davalı yanan bir parça demiri belirli adımlarla taşırdı. Birkaç gün sonra, davalının eli kontrol edilir ve eğer eli yanmışsa, o suçlu, ama eğer yanmamışsa, masum kabul edilirdi.

İşkenceyle yargılamalar, kiliselerde, kitlelerin özel bir parçası olan rahipler tarafından yönetilir ve karara varılırdı. Böyle bir kitle sırasında, rahip, Tanrı’dan işkenceyle yargılama yoluyla, davalının suçlu veya masum olup olmadığını göstermesini isterdi. Eğer davalı suçluysa, davalının kaynayan su ya da yanan demir ile elini yanacağı, sanığın masum olması halinde ise elinin yanmasını önleyecek bir “mucize” gerçekleşeceği düşünülürdü. Tanrı’nın bir rahibin isteğine bu şekilde cevap vereceği fikri, işkencelerin sonuçlarına Tanrı’nın yargıları olarak bakılması, popüler bir Orta Çağ inancını yansıtıyordu.

Tanrı’nın davalıların suçlu veya masum olduğunu belirlemek için onları yargılamasını sağlamak, eğer başarabilirseniz çok etkileyici bir harekettir. Fakat, Orta Çağ Avrupa mahkemeleri bunu nasıl başarmıştır?

Oldukça kolay bir şekilde, bunu yapmışlardır. Farz edin ki, komşunuzun kedisini çalmakla suçlanan bir Orta Çağ Avrupalılısısınız. Mahkeme hırsızlığı sizin yapmış olabileceğinizi düşünüyor, ama bu durum kesin değil, bu yüzden mahkeme sizin, kaynayan su işkence yöntemiyle yargılanmanızı emrediyor. Diğer Orta çağ Avrupalıları gibi, siz de Tanrı’nın Yargılarına inanıyorsunuz (iudicium Dei). Rahip, belli başlı ritüellerle Tanrı’dan hakikati göstermesi için istekte bulunuyor ve eğer suçsuzsanız, bir mucize oluyor ve eliniz yanmıyor, ama suçluysanız, elinizin yanmasına neden oluyor.

Eğer işkence görürseniz ve Tanrı sizi suçlu bulursa, büyük miktarda para cezası ödemek zorunda kalıyorsunuz. Eğer masum olduğunuzu söylerse, suçlamalardan kurtulup, hiçbir şey ödemiyorsunuz. Alternatif olarak, kediyi çaldığınızı itiraf ederseniz işkenceyle yargılanmaktan kurtulabilirsiniz, bu durumda para cezasını ödersiniz ve belirlenen bu miktar suçunuzu kabul ettiğiniz için biraz düşer.

Ne yapacaksınız?

Farz edin ki suçlusunuz: Komşunun kedisini çaldığınızı biliyorsunuz ve Tanrı da biliyor. Bu durumda düşünün ki işkenceye maruz kalırsanız, Tanrı sizin yanmanıza sebep olacak ve sizin suçunuzu kanıtlayacak. Böylece, yüklü miktarda para ödemek zorunda kalacaksınız ve eliniz haşlanacak. Aksine, eğer itiraf ederseniz, elinizi işin içine katmadan, bir miktar paranızı koruyacaksınız. Bu yüzden, eğer suçluysanız, itiraf edeceksiniz.

Şimdi ise masum olduğunuzu farz edin, siz ve yine Tanrı, komşunun kedisini sizin çalmadığınızı biliyorsunuz. Bu durumda, eğer işkence görürseniz, Tanrı’nın bir mucize yaratıp sizin kaynar sudan yanmanızı önleyeceğini ve masum olduğunuzu kanıtlayacağını düşüyorsunuz. Böylece herhangi bir şey ödemiyorsunuz ve ellerinize bir şey olmamış oluyor. Bu, kediyi çalmayı itiraf etmenizden daha iyidir, çünkü, bu durumda, işlemediğiniz bir hırsızlık için para cezası ödemek zorunda kalırsınız. Öyleyse, eğer masumsanız, işkenceye maruz kalacaksınız.

Buradaki hileyi yakaladınız mı? Tanrı’nın yargılarına olan inancınızdan dolayı, eğer suçluysanız, işkencenin ürkütücülüğü sizin tek bir yol seçmenizi sağlar, bu ise itiraf etmektir ve diğer bir yol ise, eğer masumsanız, işkenceye maruz kalmaktır. Mahkemede suçlu veya masum olduğunuza dair hakikati göstermek sizin yaptığınız tercihe bağlıdır. Hukuk sistemi sizin kendinizi kurtarmanız için sizi teşvik eder ve bunu Tanrı’dan sizi kurtarmasını isteyerek yapar. Hakikaten çok etkileyici…

Yalnızca bir aksilik var. Eğer masum bir davalı işkenceye maruz kalmayı tercih ederse, bu durumda mahkeme davalının masum olduğunu öğrenir, elini kaynar suya soktuğunda ise, eli yanar ve suçlu olduğunu gösterir. Bununla birlikte, adaleti sağlamak için mahkemenin masum bir sanığın masum olduğunu öğrenmekten daha fazlasını yapması gerekir, bunu böyle bulması gerekmektedir. İşkenceyle yargılanan bir masumun etinin zarar görmemesi için rahip kaynar suyu nasıl zararsız bir hale getirir: Suyun aslında kaynar olmadığından emin olarak.

Orta Çağ Avrupa rahiplerinin takip ettiği işkencelerin yönetilmesinde kullanılan “yönerge kılavuzu”, onlara tam da bunu yapmaları için olanak sağladı. Suyu ısıtmak için kullanılan ateş rahip tarafından özel olarak hazırlandı ve o da bu suyun soğumasını sağladı. Rahip, kutsal suyu işkence kazanın içindeki suyun içine serper ve bu suyu soğutmasını sağlar. İşkence kazanı ilk başta belli bir noktaya kadar ateşten çekilmez, rahip duasını bitirinceye kadar davalı test edilmez ve bu da davalının günahlarını çıkarırken, suyun biraz daha soğuması sağlar. Ayrıca, işkence gözlemcileri işkence alanının olduğu yerden belli bir mesafe uzaklıktaki yerlere yerleştirilir, bu da rahibin hilelerinin kontrol edilmeden uygulamasını sağlar. İşkencenin nihai sonucunu belirleyen kişinin rahip olduğunu daha önce belirtmiş miydim? Ayrıca davalının elinin gerçekten de yanıp yanmadığını belirlemek de rahibin sorumluluğundaydı.

Böylece uygulamada “mucizevi” sonuç garanti altına alınmıştı. Örneğin, 13. yüzyılın başlarında, Macaristan, Varad’da 208 davalı sıcak-demir işkencesine maruz kaldı. Şaşırtıcı bir şeklinde, davalının yaklaşık üçte ikisi, taşıdıkları sıcak demirlerden etkilenmediler (elleri yanmadı) ve bu yüzden aklandılar. Eğer işkenceleri yöneten rahip demiri nasıl ısıtacağını anlamışsa, daha önce kesinlikle yaptıklarına göre, bu mucizevi sonuçlar iki açıklama doğurur: Ya Tanrı gerçekten davalının suçsuz olduğunu göstermek için müdahale etti ya da rahip kesinlikle onların taşıdığı demirin sıcak olmadığından emindi.

Belki de asıl mesele uygulamada, işkencelerin Tanrı’nın yargılaması olup olmaması ya da bunun yerine suçluların olayı doğru bir şekilde çözmeleri için teşviklerini sağlayan zeki bir hukuk sisteminin olup olmaması değildi. Sonuçta her iki durumda da sonuç aynıydı: Tanrı sayesinde, adalet sistemi gelişti.

This article was originally published at Aeon.

Çeviri: Sena Ilgaz
Sosyal Bilimler / Çevirmen
sena.ilgaz@sosyalbilimler.org

Kaynak: Peter T. Leeson / Aeon
Why the trial by ordeal was actually an effective test of guilt


Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazı Türkçeye yabancı dilden sosyalbilimler.org tarafından çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yorum Yazın

Haftalık E-Bülten Aboneliği




sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.