Sosyal Bilimler | Kayda Değer Akademik Metinler

Sosyal Bilimler

Felsefe Nasıl Okunur? - Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Felsefe Nasıl Okunur?

A. Bilmeniz Gerekenler

Felsefe okumak ürkütücü görünebilir. Hegel, Platon, Marx, Nietzsche ve Kierkegaard gibi isimlere sahip düşünce devleri buyurgan bakışlarla üzerimize dikilir ve layık olup olmadığımızı sorarlar. Bize söyledikleri hiçbir şeyi anlamayacağımızdan endişe edebiliriz; anladığımızı düşünsek bile, yine de bir şekilde yanlış anlayacağımızdan endişe edebiliriz.

Dolayısıyla, eğer felsefe okuyacaksak, işe bu devleri küçülterek başlamalıyız. Her biri ayağı takılıp yere kapaklandı, geğirdi ve bir şeyler çiziktirdi. Bazıları gerçek birer ahmaktı. Örneğin Arthur Schopenhauer, Alman filozof Georg Wilhelm Friedrich Hegel hakkında şunları söylüyor: “Düz kafalı, yavan, mide bulandırıcı, cahil bir şarlatan, en çılgın gizemli saçmalıkları bir araya getirip saçarak cüretkarlığın zirvesine ulaştı.” Bunun Schopenhauer’i mi yoksa Hegel’i mi daha büyük bir ahmak olarak resmettiğinden emin değilim.

Mesele şu ki, her bir felsefe devi, tam da sizin yaptığınız şeyi yaparak hayatı anlamaya çalışan bir insandı: okumak, düşünmek, gözlemlemek, yazmak. Onların büyük sözlerinin gözünüzü korkutmasına izin vermeyin; bizim için anlamlı olmaları -ya da en azından ilgimizi çekmeleri- ya da indirimde olan kitap raflarında unutulmaları konusunda ısrar edebiliriz. Bize, değerlerini kanıtlamak zorundalar.

Ama bu değer ne olabilir? Yani, en başta felsefe neden okunur? Başlıca amaç, basitçe, kendi ruhunuzu geliştirmektir. Hiç kimse sadece akıllı görünmek, başkalarının gözünü korkutmak ya da rafında etkileyici kitaplar bulundurmak için felsefe okumamalıdır. Kişi daha iyi bir zihin, daha iyi bir ruh ve daha iyi bir yaşam istediği için felsefe okumalıdır. (Ya da en azından bunların hiçbirinin neden mümkün olmadığını ya da neden önemli olmadığını daha iyi anlamak için; felsefe keşfedilmemiş hiçbir ihtimal tanımaz). Umudumuz, bu sözde devlerin bize bu konuda bir rehberlik ya da yoldaşlık sunmasıdır.

Felsefe okumak için en heyecan verici neden Bertrand Russell tarafından Felsefe Sorunları (1912) adlı kısa kitabının sonunda verilmiştir:

Felsefe, onun sorularına kesin yanıtlar almak için değil, çünkü kural olarak kesin yanıtların doğruluğu bilinemez, soruların kendileri için öğrenilmelidir; çünkü bu sorular neyin olanaklı olduğu üzerindeki kavrayışımızı genişletir, düşünsel imgelemimizi zenginleştirir ve zihni kurgulara kapayan dogmatik güveni azaltır; fakat her şeyden önce çünkü felsefenin, önünde düşünceye daldığı evrenin büyüklüğü yoluyla zihin de büyümüş olur ve en yüksek iyiyi yani, evrenle bütünleşme yeteneğini kazanır.[1]

Felsefe okumak bize daha zengin perspektifler kazandırır, bizi derin bir merakın içine atar ve bir insanın sorabileceği en büyük sorularla boğuşmamıza yardımcı olur. Bu baş döndürücü bir eylem çağrısıdır ve ancak eserlerin içine dalarak karşılanabilir. Peki, felsefe nasıl okunur?

B. İyice Düşünün

Felsefeden Beklentilerinizi Yeniden Gözden Geçirin

Bugün bile kitapçılarda “Felsefe” başlıklı bölümlerde Daha Mutlu Bir Yaşamın Yedi Sırrı, Kendini Geliştir ya da Yüreğin Açık Yaşa gibi başlıklar yer almaktadır. Bunlar kişisel gelişim kitaplarıdır ve bazıları yolunuza çıkan engelleri aşmak ya da onlarla birlikte yaşamak için size daha iyi bir bakış açısı kazandırabilir. Belki de her sabah yatağınızı toplamalı, bir yemek kursuna gitmeli ya da her insanı başka bir otantik benlik olarak görmelisiniz. Bu harika bir şey. Herkesin zaman zaman yardımcı bir dürtüye ihtiyacı vardır ve muhtemelen her kişisel gelişim kitabı bir yerlerde birilerine yardımcı olmuştur.

Ancak kişisel gelişim kitapları ne kadar faydalı olsalar da felsefe değildir. Felsefe genellikle zamanın gerçekten var olup olmadığı, insanların kendilerini doğa kanunlarından muaf tutup tutamayacakları, bir insanın beyninden ibaret olup olmadığı ya da tanımadığımız insanlara karşı ahlaki yükümlülüklerimiz olup olmadığı gibi daha az kişisel soruları gündeme getirir. Ve felsefe yalnızca cevapları değil, aynı zamanda bunların neden en iyi cevaplar olduğunu ve diğer cevapların neden yanlış olduğunu da bilmek ister.

Evet, yanlıştır. Felsefe bunu söylemekten korkmaz.

Çok genel bir ifadeyle, kişisel gelişim kitapları size yaşamanız gerekmeyen sorunlarınız konusunda yardımcı olur; felsefe ise yaşamanız gereken sorunlarınız konusunda yardımcı olur. (Elbette bazı kesişmeler söz konusudur: bazı felsefe kitapları aslında sorun olarak görmemeniz gereken sorunların üstesinden gelmenize yardımcı olabilir ve bazı kişisel gelişim kitapları da hayatta sorun olarak görmeniz gereken şeylere dikkat çeker). Ancak daha genel olarak felsefi sorunlar, bilinçli olmanın kaçınılmaz olarak beraberinde getirdiği sorunlardır. Eğer düşünebiliyorsanız, sorunlarınız vardır: Felsefe bu yüzden vardır.

Heidegger, Aristoteles için, “Bilmesi gereken yegâne hayat öyküsü, onun doğmuş, yaşamış ve ölmüş biri olduğudur” demiştir. Bir hayatın diğer tüm özellikleri rastlantıdır. Bir felsefe kitabından, yaşamış herhangi bir insan için aynı derecede geçerli olmayacak herhangi bir öğüt veya tavsiye beklenmemelidir.

Ama nasıl başlanır? Başlamak için hangi kitaplar iyidir? Felsefe, insanların genellikle bir yerden başlamanız ve birbiri üzerine inşa edilen bir dizi adım atmanız gerektiği konusunda hemfikir olduğu matematik gibi değildir. Aksine birçok konuşmanın yapıldığı bir koridora benzer. Yeni başlayan biri, deyim yerindeyse koridorun haritasını çıkarmak için genel bir girişi faydalı bulabilir. Akılda tutulması gereken en önemli nokta, başlamak için tek veya en iyi yol olmadığıdır. Herhangi bir yerden başlayın ve ilginiz nereye giderse gitsin onu takip edin.

Felsefe Aktif, Tartışmacı Bir Okuma Gerektirir

Kitap okurken neredeyse hiç hareket etmediğimiz için köpekler komaya girdiğimizi düşünüyor olmalı. Soldan sağa ve tekrar geriye doğru tararken sadece gözlerimiz hareket eder, ara sıra bir sayfayı çevirir ya da aşağıya doğru kaydırırız, kelimeler zihnimize akıp kendilerini fikir gibi bir şeye dönüştürürken yerimizde donakalırız. Esasen, iyi yazılmış bir metni genellikle bizim en az hareket etmemizi gerektirecek türden bir metin olarak değerlendiririz. Eğer okuduğumuz şey kaşlarımızı çatmamıza, bir önceki sayfaya dönmemize ya da gözlerimizi kısıp dikkatimiz dağılmış bir şekilde tavana bakmamıza neden oluyorsa, o zaman o şey kötü yazılmış bir metindir.

Böyle bir ölçüye göre, felsefe genellikle çok kötü bir türdür zira tam da bu tür bir aktivite gerektirir. Bir felsefe kitabındaki kelimeleri fikirlere dönüştürmek zordur. Alışılmadık terimleri, dikkatli ayrımları, önemli örnekleri ve genel ilkeleri takip etmeniz gerekir. Eğer bu işi doğru yapıyorsanız, önemli ya da kafa karıştırıcı bölümleri işaretlemek, önemli iddiaların altını çizmek ve filozofların söylemeye alışkın oldukları kafa karıştırıcı şeylerin yanına “???” ya da “?!” yazmak için bir kalem, kurşun kalem, dokunmatik kalem ya da tüy kullanıyorsunuz demektir. (Komaya girmek bir yana, köpeğiniz kitabınızla kavga ettiğinizi düşünmelidir).

Felsefe kitaplarına farklı zamanlarda tekrar tekrar yaklaşılmalıdır. Öncelikle eseri nispeten hızlı bir şekilde okuyabilirsiniz, böylece ne söylendiği hakkında zihninizde belli belirsiz bir fikir oluşur. Daha sonra, ayrıntılara dikkat ederek tekrar okumalısınız: bu, kitabı işaretlemeniz veya not almanız gereken zamandır, böylece neyin neden söylendiğini daha net anlayabilirsiniz. Bazı kitaplar için bu aşamada ya bitmiş hissedebilir ya da ilginizi kaybedebilirsiniz. Diğerleri için bu süreci tekrarlamak isteyeceksiniz: tekrar hızlı okuyun, tekrar yavaş okuyun, tekrarlayın.

Herhangi bir felsefi iddiaya en nihayetinde iki yanıt verildiği söylenir: “Öyle mi?” ve “Ne olmuş yani?!” Bu doğru. Bunlar, felsefi bir metin okuduğunuzda hazırda bulundurmanız gereken iki sorudur. Ortaya atılan genel iddialara karşı örnekleri ya da diğer olası açıklamaları düşünmeli ya da filozofun benzer vakaları tutarlı bir şekilde ele alıp almadığını sormalısınız. Ayrıca bu iddiaların önemli sonuçları olup olmadığını ve kabul etmeniz hâlinde hayatınızın değişip değişmeyeceğini de sormalısınız. Filozofun dikkatinizi çekmek için ikna edici bir gerekçe sunması konusunda ısrarcı olun.

Bu, felsefi metinlere karşı muhalif bir yaklaşım benimsemek anlamına gelir. Tartışmalı bir davada talihsiz bir avukatın önünde savunma yaptığı çetin ceviz, şüpheci bir yargıç olmak istersiniz. Ancak bu sert yaklaşımın bir dereceye kadar yorumlayıcı hayırseverlikle[2] harmanlanması gerektiği de doğrudur. Büyük olasılıkla, okuduğunuz filozof aptal değildir; bu nedenle, metni okumanız filozofun aptalca iddialarda bulunduğunu ima ediyorsa, o zaman sorun sizin okumanızda olabilir. Argümanları ve iddiaları en olumlu şekilde yorumlayın. Yine de sorunlar devam ederse, o zaman yargılayabilirsiniz.

Bunun diğer pek çok okuma türünden ne kadar farklı olduğuna dikkat edin. Bir romanı okurken kenarlarına “Öyle mi?” ve “Ne olmuş yani?!” diye karalamak sapkınlık olur. Kurgusal olmayan kitapların çoğu sizi tarih, bilim, politika ya da her neyse o konuda bilgilendirmeyi amaçlar ve sizi bir şeye ikna etmeye çalışmazlar, sadece neyin doğru olduğuna dair temel bir fikir verirler. Elbette bu kitaplardaki şüpheli iddialar karşısında “Öyle mi?” diye sormak isteyeceğiniz zamanlar olabilir. Ancak felsefe kitapları bu sorular akılda tutularak okunmalıdır, çünkü bu aktif, muhalif tutumu benimsemediğiniz sürece onları anlayamazsınız. Spor salonunda başkalarını izleyerek güçlenemezsiniz. Kendiniz de biraz ağırlık kaldırmalısınız.

Ayrıca aktif okuma, okuduklarınızı daha fazla aklınızda tutmanıza yardımcı olacaktır. Çalışılmayan kitaplar kısa sürede unutulur.

Felsefe Diyalogdur

Bazı felsefi kitaplar gerçekten de karakterlerin birbirleriyle konuşmalarından oluşan diyaloglardır. Oyun gibi okunurlar, ancak bölgenizdeki lisede Platon’un Theaetetus’u -bilgi ve yargı üzerine uzun bir diyalog- sahneleniyorsa evde kalmanızı tavsiye ederim. Diğer kitaplar, bir konuyu kapsamlı bir monolog hâlinde ele alan yalın incelemelerdir. Ancak tüm felsefi eserler, hatta monologlar bile diyalektiktir. İddia sahibi biri ile bu iddiaya itiraz eden ya da soruları daha derin seviyelere taşıyan biri arasındaki konuşmalardır. Gerçekten de felsefi kitaplar çok karmaşık konuşmalara dönüşebilir, zira yazarın metninde birden fazla ses bulunmakla kalmaz, artık siz de konuşmaya katılmış, o seslerle ve kendi seslerinizle diyalog haline geçmişsinizdir. Siz ve kitap artık bir parti veriyorsunuz.

Birçok felsefe kitabı filozofların kendileriyle konuşmalarının sonuçlarını yansıtır. Örneğin Fransız filozof René Descartes Meditasyonlar (1641) adlı eserinde paragraftan paragrafa durmaksızın kendisiyle tartışır:

Kendimle konuşarak, kendi içime daha derinden bakarak yavaş yavaş beni bana daha bilindik ve daha tanıdık hale getirmeye çalışacağım … herhangi bir şeyden emin olmam için neye ihtiyaç duyduğumu da bilebilir miyim? … Yine de önceden tamamen kesin ve net olarak kabul ettiğim, sonradan kuşkulu olduklarını anladığım birçok şey söz konusu. … Peki, onlarda açıkça algıladığım neydi?[3]

Descartes kendine “Öyle mi?” muamelesi yapıyor. Bir bakıma, bu retorik bir hamledir, zira açık fikirli ve kendine karşı dürüst olan herkesin kaçınılmaz olarak Kartezyen metafiziğin büyülü çemberine sürükleneceğini göstermeye çalışmaktadır. Ama bunu boş verin; bu hala diyalektik düşüncenin parlak bir eseridir. Okurun bu diyalogda Descartes’ın ifade ettiği ve sonra da cevaplamaya çalıştığı aynı itirazları düşünerek ilerlemesi beklenir. Ancak sizin gibi zeki bir okur muhtemelen Descartes’ın sormadığı bazı sorular soracak ya da onun aklına gelmeyen alternatif cevaplar bulacaktır. Yani diyalogda sizin de bir rolünüz var. Tüm bunları takip etmek için notlar alın.

Bu diyalog felsefe için çok önemlidir. Belki de tüm düşünme biçimleri için gereklidir. Düşünceler ileri sürüp, sorular sorar ya da sorunlar ortaya atar, bu düşünceleri gözden geçirir ya da genişletir, yeni zorluklarla yüzleşir, yeni fikirler ileri sürer ve söyleyecek yeni bir şey bulamayana kadar zihnimizin tenis kortunda soru ve cevapları ileri geri savurmaya devam ederiz. İşte felsefe bu enerjik git-gellerle yaşar; kaçırılan olasılıkları tespit eder, yeni sorular ortaya atar ya da feci sonuçlara varmadan önce bazı ayrımlar ortaya koymak için geri döner. Felsefi yöntem budur: diyaloğu sürdürmek, değiştirmek, evrimleştirmek.

Benim tanımladığım şekliyle felsefe, anlaşılabilirliğin sınırlarındaki fikirlerle boğuşmaktır. Sorular tamamen anlaşılabilir ve izlenebilir hâle gelir gelmez, fizik, biyoloji ya da psikoloji gibi yeni bir disiplin ortaya çıkar. Öte yandan, neyin doğru, neyin imkânsız göründüğü konusunda henüz yüksek çözünürlüklü olarak göremediğimiz konularda ileri geri mücadele ederken, felsefe yapıyoruz. Gerçekten de diyalektik, git-gel tarzı dışında ilerlemenin bir yolu yoktur.

Felsefe okurken, diyaloğu sürdürdüğünüzden emin olmak istersiniz. Bu bağlamda, kendinize kitaptaki fikirleri, bu fikirler hakkında ne düşündüğünüzü, yazara ne sormak istediğinizi ve ona ne söylemek istediğinizi (kaba olsa bile) içeren bir günlük tutmalısınız. Düşüncelerinizi sayfalarda belirginleştirdikçe, kendinizin ne düşündüğü hakkında daha fazla şey öğreneceksiniz. Bazen kendimizin söylediğini duyana (ya da okuyana) kadar ne düşündüğümüzü bilemeyiz. Felsefi bir diyalogda not almak, kendi zihniniz ve kendi deneyiminiz hakkında yeni şeyler öğrenmenin bir yoludur. O lanet kitaba üçüncü ya da dördüncü kez döndüğünüzde, tartışmaya dahil etmek üzere yeni sorular ve perspektiflerle donanmış olacaksınız. Bu yeni bir okuma olacaktır.

Büyük bir kitabı okumayı asla bitiremeyeceğiniz söylenir zira her okuyuşunuzda farklı bir insan olursunuz. Bu biraz abartılı olabilir ama doğruluk payı vardır. Bazen de büyük bir kitabı okurken onun sizi okuduğu söylenir. Yani, kitabın size önerdiği kavramlar aracılığıyla kendi hayatınızı yeniden anlamaya başlayabilirsiniz. Bu, gerçek bir diyaloğun kaçınılmaz sonucudur. İşte o zaman felsefe en iyi hâlini alır.

Felsefe Sizinle İlgilidir

Felsefe, kişisel gelişim türünde olduğu gibi özellikle iş yerindeki sorunlarınızla ya da telefonunuzdaki kişileri nasıl yöneteceğinizle veya sosyal medyayı tamamen bırakıp bırakmayacağınızla ilgili değildir —ancak tüm bunlar felsefe tarafından aydınlığa kavuşturulabilir. Bu, bir insan olarak yaşamınızla ilgilidir.

Bir zaman girdabına çekildiğinizi ve kendinizi çağlar öncesinden bir insanın yanında bulduğunuzu hayal edin. Ortak bir dil bulduğunuzda, onların arkadaşı olabilir misiniz? Onlarla endişelerinizi, umutlarınızı, fikirlerinizi, inancınızı paylaşabilir misiniz? Elbette paylaşabilirsiniz. Ancak sohbetiniz insan ile insanlar arasında olmalı, sanayi sonrası eğitimli teknokrat ile mağara adamı arasında değil. Yalnızca paylaştığınız ortak insanlık temelinde arkadaş olabilirsiniz. Aslında, bu şimdiye kadar sahip olduğunuz en iyi arkadaşlık olabilir, çünkü gerçek bir sohbetin önünde duran tüm o önemsiz saçmalıklar olmayacaktır.

Daha önce atıfta bulunulan kişisel gelişim kitaplarının çoğu, başkalarının sizi tanımladığı tüm yolların aksine, gerçekte kim olduğunuzu bulmanın önemine odaklanmaktadır. Kişi bunu kendi içine dönerek ya da yeni bir yaşam tarzı deneyerek yapabilir. Felsefe farklı bir yaklaşımı teşvik eder. Kim olduğumuzu, başkalarıyla kim olabileceğimiz hakkında konuşarak öğrenebiliriz. Platon, Aristoteles ve İbn-i Sina’nın bu konuda düşünceleri vardır; G. E. M. Anscombe, Karl Marx ve Friedrich Nietzsche de öyle; Nagarjuna, Lao Tzu ve Kwasi Wiredu da öyle. Sonunda, eğer herhangi biri olacaksak, bir yerlerden gelen bir tür tanımı benimseyeceğiz. Felsefe, çoklu tanımları keşfetme ve bunların arasında kendinizi bulmaya çalışma fırsatı sunar —bu, tüm felsefi okumaların ortak etkinliğidir.

İkincil Kaynaklardan Yararlanın

Gerçek şu ki, felsefeyle tanışmak için mükemmel bir zamanda yaşıyoruz. YouTube’da filozofların ve fikirlerinin açıklamaları bolca yer alıyor ve her ne kadar tüm videoların bir miktar şüpheyle karşılanması gerekse de birçoğu bizi işin içine dahil etme gibi geniş bir amaca hizmet ediyor. Örneğin Philosophy Tube, felsefi sorulara ilişkin esprili ve kışkırtıcı keşifler sunmaktadır. Pek çok podcast de faydalı yönlendirmelerdir: The Partially Examined Life, Very Bad Wizards, Philosophy Bites ve Peter Adamson’ın cesur ve parlak History of Philosophy Without Any Gaps -ve diğerleri- felsefeye kolayca giriş yapmanızı sağlar. Kitap züppesi olmayalım: Platon’un kendisi gerçek felsefenin yalnızca karşılıklı konuşmalarda gerçekleştiğini ve yazılı bir metnin olsa olsa gerçeğin bir taklidi olduğunu düşünüyordu. (Ve evet, bunu bir metne yazmıştır.)

Büyük felsefi metinlerin inceliklerini ortaya çıkarmanıza yardımcı olacak geniş bir ikincil kaynaklar dünyası da var: bunları kullanmaktan çekinmeyin. Felsefe gibi eski bir disiplinin güzel bir yanı, ders kitaplarının tam olarak güncelliğini yitirmemesidir ve bazen 1970’ten kalma eski bir giriş ders kitabı, karmaşık bir dizi soruya güzel bir genel bakış sağlayabilir. Giderek daha fazla okudukça, eski ikincil materyallerin eksikliklerini keşfedebilirsiniz, ancak bunu bir kazanç olarak saymalısınız: kendi felsefi perspektifinizi geliştiriyorsunuz.

Son olarak, ikincil kaynaklar (hatta birincil kaynaklar) olarak arkadaşların değerini de asla küçümsememek gerekir. Bir okuma grubu oluşturur ve karşılaştığınız harika kitaplar hakkında konuşursanız, nasıl yorum yapacağınızı, itiraz edeceğinizi, tartışacağınızı ve fikrinizi değiştireceğinizi öğrenirsiniz —tüm bunlar bir filozofun (ve her insanın) temel araçlarıdır.

C. Kilit Noktalar: Felsefe Nasıl Okunur?

  1. Felsefeden beklentilerinizi yeniden gözden geçirin. Felsefeye yaklaşırken yardımcı olan belirli bir zihniyet vardır —cevapsız sorularla ve çözümsüz sorunlarla yüzleşmeye hazır olun.
  2. Felsefe aktif, tartışmacı bir okuma gerektirir. Felsefe okumaktan en iyi şekilde yararlanmak için elinizde bir kalem bulundurun, kitabınızı işaretleyin ve her fırsatta yazara meydan okuyun.
  3. Felsefe diyalogdur. Fikirlerin karşılıklı gidip gelmesi, birbirini beslemesi ve tetiklemesi onu heyecan verici kılan şeydir. Okuduğunuzda, felsefeyi felsefe yapan diyaloglara dikkat edin. Ve katıldığınızdan da emin olun.
  4. Felsefe sizinle ilgilidir. Felsefi sohbet (kitapla ya da bir arkadaşınızla) size her zaman kendiniz hakkında daha fazla şey söyleyecektir —kim olduğunuz ve dünya hakkında ne düşündüğünüz. Felsefe birçok yönden bir kendini keşfetme sürecidir.
  5. İkincil kaynaklardan yararlanın. Bu, felsefe yapmaya başlamak için harika bir zaman çünkü büyükleri erişilebilir kılan çok sayıda kaynak var.

D. Neden Önemli?

Bunu size söyleyen kişi olduğum için üzgünüm, ama siz ölümlüsünüz. Yine de sonunuz gelmeden önce doğru beslenmeli, düzenli egzersiz yapmalı, arkadaş edinmeli ve yabancılara yardımcı olmalısınız. Ayrıca var olmanın ne anlama geldiğini, gerçekliğin mahiyetini, bir tanrının olup olmadığını ve insanın yaşamında herhangi bir amacının olup olmadığını düşünmek için biraz zaman ayırabilirsiniz. Cevaplar kesin değildir, ancak onları bulmaya çalışmak, tüm bunların ne hakkında olduğunu anlamaya yönelik yegane şansınızı kaçırmamış olmanıza yardımcı olabilir.

Felsefe okumak bu büyük sorularla boğuşmanın en iyi yoludur. Yine, hiçbir cevap kesin değildir ya da daha doğrusu, çok fazla cevap kesindir! Ancak büyük filozoflarla yapılan sohbetler, büyük soruların sizin için ne anlama geldiğini keşfetmenize yardımcı olacaktır. İhtiyacınız olan tek şey zaman, biraz merak ve bir kütüphane kartı.

Platon felsefenin merakla başladığını söyler. Ne hakkında merak? Kendi bilinciniz hakkında olabilir; herhangi bir parçanızın bedeninizin ölümünden sonra hayatta kalıp kalmayacağı hakkında olabilir; aşkın ya da güzelliğin doğası hakkında olabilir; insanların her zaman birbirlerine kötü davranmaya mahkum olup olmadıkları ya da doğalarımızın iyileştirilip iyileştirilemeyeceği hakkında olabilir; bilimsel bilgi ve her şeyin anlaşılıp anlaşılamayacağı hakkında olabilir. İnsan deneyimi bize merak etmek için pek çok fırsat verir.

Ancak gündelik yaşamda, bu tür merakların pratik olmadığı düşünüldüğünden genellikle cesaretimiz kırılır. “Bu soruların cevabı yok” diye düşünebiliriz. “Boş spekülasyonlar. Herkes kendi başına.” Öyleyse merak etmemeli miyiz? Sadece değerleri olağanüstü olduğu için bu soruların önemi yokmuş gibi mi davranmalıyız? Yoksa beşikten mezara giden yolun bir noktasında, sorabileceğimiz en derin soruları merak etme fırsatını yakalamalı mıyız?

Dipnotlar

[1] Russell, Bertrand. (2017). Felsefenin Sorunları, Çev. Vehbi Hacıkadiroğlu, İstanbul: Say Yayınları, s. 160.

[2] Interpretive charity; felsefe ve retorikte, hayırseverlik ya da hayırsever yorum ilkesi, bir konuşmacının ifadelerini mümkün olan en rasyonel şekilde yorumlamayı ve herhangi bir argüman söz konusu olduğunda, mümkün olan en iyi, en güçlü yorumunu dikkate almayı gerektirir. En dar anlamıyla, bu metodolojik ilkenin amacı, ifadelerin tutarlı, rasyonel bir yorumu mevcut olduğunda, diğerlerinin ifadelerine mantıksızlık, mantıksal yanılgılar veya yanlışlıklar atfetmekten kaçınmaktır. Simon Blackburn’e göre, “yorumcuyu, öznenin söylemlerindeki doğruluğu veya rasyonelliği en üst düzeye çıkarmakla kısıtlar.” — Ç.N.

[3] Descartes, René. (2017). Meditasyonlar: Metafizik Üzerine Düşünceler, Çev. Çiğdem Dürüşken, İstanbul: Alfa Yayınları, §33 ve §34.

Bu yazı Talha Dereci tarafından sosyalbilimler.org’da yayımlanmak üzere Türkçeye çevrilmiştir.

Orijinal Kaynak: Huenemann, Charlie. (2022, August 31), “How to Read Philosophy ” Psyche.

Atıf Şekli: Huenemann, Charlie. (2022, Ekim 19). “Felsefe Nasıl Okunur?” Çev. Talha Dereci, Sosyal Bilimler. sosyalbilimler.org/felsefe-nasil-okunur

Kapak Resmi: José Ferraz de Almeida Júnior – Reading (1892)

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazı Türkçeye yabancı dilden sosyalbilimler.org çevirmenleri tarafından çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlâli söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

sosyalbilimler.org’da yayımlanan metin, video ve podcastlerin paylaşıldığı Telegram grubuna katılmak için buraya bakılabilir. Söz konusu grubun, kuruluş nedeni, işleyiş, güvenlik hususu, sorumluluklar ve diğer detaylar için bu sayfa incelenebilir.


sosyalbilimler.org'da yayımlanan çalışmalar ile ve yeni çıkanlar arasından derlenen kitapların yer aldığı haftalık e-posta bültenine ücretsiz abone olmak için bu sayfa incelenebilir.

Telegram Aboneliği


sosyalbilimler.org’da yayımlanan metin, video ve podcastlerin paylaşıldığı Telegram grubuna katılmak için buraya bakılabilir. Söz konusu grubun, kuruluş nedeni, işleyiş, güvenlik hususu, sorumluluklar ve diğer detaylar için bu sayfa incelenebilir.

Haftalık E-Bülten Aboneliği




sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.