Sosyal Bilimler | Kayda Değer Akademik Metinler

Sosyal Bilimler

Yönetilenlerin Rızası mı Dediniz? - Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Yönetilenlerin Rızası mı Dediniz?

Makaleyi PDF Olarak İndir

Bazı insanlara başkalarını yönetme hakkını veren nedir? En azından John Locke’un zamanından beri en yaygın ve görünüşe göre en ikna edici cevap “yönetilenlerin rızası” olmuştur. Kuzey Amerikalı devrimciler İngiliz İmparatorluğu’ndan ayrılmalarını haklı göstermek için işe koyulduklarında, başka şeyler yanında şunu da ilân ediyordu: “İnsanlar arasında âdil Yetkilerini Yönetilenlerin Rızasından alan Devletler kurulmuştur.” Özellikle enine boyuna iyice düşünülmediğinde bu kulağa hoş geliyorsa da hakkında daha fazla kafa yorup da daha uzun düşününce bu tez daha problemli hâle gelmektedir.

Sorular ardı ardına geliyor. Herkesin rıza göstermesi şart mıdır? Eğer değilse, kaç kişinin rızası yeterlidir ve rıza göstermeyenlerin ne gibi seçenekleri vardır? Rızanın biçimi ne olmalıdır; sözlü, yazılı, açık, zımnî? Eğer zımnî ise, bu nasıl tespit edilecek, kayda geçirilecektir? Toplumun terkibinin doğumlar, ölümler ve uluslararası göç yoluyla sürekli olarak değiştiği gerçeği karşısında, yönetenlerin yönetilenlerin rızasına hâlâ sahip olduklarını hangi sıklıkta teyit etmeleri gerekir?… Öyle görünüyor ki, teorik soyutlama alanından pratik gerçekleşme alanına geçtiğimizde siyasî meşruluk pek çok zorluk ortaya çıkarmaktadır.

Bu sorunu ortaya atıyorum, çünkü “sosyal sözleşme”ye ilişkin olarak birçok defa şöyle itiraz etmişimdir: “Benden sözleşmeye rıza göstermemin istenmiş olması şöyle dursun, onu görmüş bile değilim.”  Geçerli bir sözleşme gönüllü teklif ve kabulü ve üzerinde düşünmeyi gerektirir. Oysa ben hiçbir zaman beni yönetenlerden [bu yönde] bir öneri almadığım için, kesinlikle herhangi bir sözleşmeyi kabul etmiş değilim. Ben aramızda herhangi bir anlaşma olmamasına rağmen, fermanlarına uymamam hâlinde ağır zarar vermekle beni tehdit eden yöneticilerden aşağılanma veya horlanmadan başka bir şey almadım. Bu insanlar ne muazzam arsızlık gösteriyorlar böyle! Onlara beni yağmalama ve beni itip-kakma hakkını veren nedir? Onların kendi amaçlarını gerçekleştirmek için uygun gördüklerinde tüyleri yolunacak veya boğazlanacak bir koyun olmak kesinlikle benim isteğim değildir.

Ayrıca, “yönetilenlerin rızası” düşüncesini gerçekçi biçimde ayrıntılarıyla ele aldığımızda fikrin tamamen saçma olduğu hemen anlaşılır. Bunun nasıl olduğuna bir bakalım. Müstakbel bir yönetici size yaklaşır ve onaylamanız için bir sözleşme önerir ve der ki, işte anlaşma:

Ben, sözleşmenin birinci tarafı (“yönetici”) olarak söz veririm ki:

  1. Kendi paranın ne kadarını nasıl ve ne zaman bana vereceğini ve transferin nerede yapılacağını ben belirleyeceğim. Bu meselede senin benim merhametimi dilemek dışında hiçbir etkili söz söyleme hakkın olmayacaktır ve eğer itaat etmeyecek olursan memurlarım seni para cezası, hapis ve (direnmekte ısrar etmen halinde) ölümle cezalandıracaklardır.
  2. Yine benim memurlarımın cezalandırma tehdidi altında, senin sorgusuz sualsiz itaat etmen için binlerce kural yapacağım. Bu kuralların muhtevasının senin hiçbir etkili söz hakkın olmayacaktır. Bu kurallar o kadar çok sayıda, karmaşık ve çoğu zaman anlaşılmazdır ki, hiçbir insan onların —bırakınız her birinin özelliğini bilmeyi— bir avuçtan fazlasından haberdar bile olmayacaktır. Yine de eğer onların herhangi birine uymazsan seni yine benim ve işbirlikçilerimin yaptığı bir yasaya göre cezalandırmakta serbest olacağım.
  3. Benim ve memurlarımın öngördüğümüz şartlarla “kamusal” mal ve hizmetler sağlayacağım. Bu mal ve hizmetlerin birkaçına sen bilfiil değer verebilirsen de çoğunun senin için çok az değeri olacak veya hiç olmayacak ve bazılarına da tamamen karşı olacaksın ve hiçbir durumda benim sağladığım mallar ve hizmetler üzerinde bir birey olarak senin etkili söz hakkın olmayacak. Bütün bu şeyleri senin “talep ettiğin” ve onların tedariki için harcamayı seçtiğin para miktarınca onlara değer verdiğin yolundaki iktisatçı martavallarına rağmen…
  4. Aramızda bir ihtilâf çıkması durumunda ihtilâfın nasıl çözüleceğine mevkilerini ve ücretlerini bana borçlu olan hâkimler karar vereceklerdir. Bu çözümlerde kaybedenin sen olacağını bekleyebilirsin, o da senin davan eğer dinlenirse tabiî.

Devletçe sağlanan yukarıdaki “faydalar”a karşılık, (sözleşmenin) diğer tarafı olarak sen (“tâbi”) de söz verirsin ki:

  1. Çeneni kapatacak, sorun çıkarmayacak ve yönetici ile onun memurlarının bütün emirlerine uyacak, onlara önemli ve saygıdeğer insanlarmış gibi yaltaklanacak ve onlar “atla” dediklerinde sadece “ne kadar yükseğe” diye soracaksın.

Ne anlaşma ama! Aklı başında bir insanın buna onay vereceğini gerçekten düşünebilir misiniz?

Yine de insanların girdikleri söylenen gerçek sosyal sözleşmenin yukarıdaki tasviri yönetilmenin saf gerçeklerini yansıtamayacak kadar çok soyuttur. Gerçek ayrıntıların listelenmesinde hiç kimse Pierre Joseph Proudhon’u (1923: 294) geçememiştir. O şöyle yazmıştı:

YÖNETİLMEK böyle yapmak için ne hakkı ne aklı ve bilgisi ne de erdemi olan yaratıklar tarafından göz önünde tutulmak, denetlenmek, gözlenmek, yönetilmek, kanunla güdülmek, sayılmak, kaydedilmek, endoktrine edilmek, öğüt verilmek, kontrol edilmek, tahmin edilmek, değer biçilmek, sansür edilmek ve emredilmektir. YÖNETİLMEK her operasyonda, her işlemde olmak, kayda geçirilmek, vergilenmek, damgalanmak, ölçülmek, sayılmak, değer biçilmek, ruhsata bağlanmak, izin verilmek, azarlanmak, yasaklanmak, ıslah edilmek, düzeltilmek, cezalandırılmaktır. Kamu hizmeti bahanesi altında ve genel yarar adına yükümlülük altına konmak, fidyeye bağlanmak, istismar edilmek, tekel altına alınmak, gasp edilmek, suyu sıkılmak, sersemletilmek, yağmalanmaktır. Daha sonra, en ufak bir direnişte ve ilk yakınmada bastırılmak, cezalandırılmak, horlanmak, taciz edilmek, izlenmek, suiistimal edilmek, dövülmek, silahsızlandırılmak, boğazı sıkılmak, hapsedilmek, yargılanmak, mahkûm edilmek, vurulmak, sürgün veya sınır dışı edilmek, kurban edilmek, satılmak, ihanete uğramak ve en kötüsü dalga geçilmek, alay edilmek, çileden çıkarılmak, onursuzlaştırılmaktır. Devlet budur; onun adaleti de budur, ahlâkı da budur.

Proudhon’un takdire değer ölçüde titiz olan bu anlatımını bugün şöyle tamamlamamız gerekir: Yönetilmemiz, ayrıca, elektronik olarak gözetlenmeyi, yörünge uydularıyla izlenmeyi, neredeyse rastgele bir şekilde elektronik olarak şoklanmayı ve SWAT timlerinin hangi maddeleri yutacağımız, neleri kendi vücudumuza enjekte edeceğimiz veya içimize çekeceğimize karar vermek doğal hakkımızı çiğneyerek kendi mülkümüzde bize baskın yapmasını da gerektirmektedir.

Şimdi siyasî meşruluğun yönetilenlerin rızasıyla belirlenmesi sorununa geri dönersek, iyi düşünülürse bu fikrin “tek boynuzlu at” kadar hayal mahsulü olduğu görülür.  Belki tedavisi imkânsız mazoşistler hariç, aklı başında hiç kimse devletlerin tebaalarına gerçekte davrandıkları gibi muamele görmeye gönüllü olarak rıza göstermez.

Bununla beraber, hâlihazırda bu ülkede çok azımız yöneticilerimize karşı silâhlı isyana kalkışmıştır. Tuhaftır ki, bazı yazarlar tam da şiddete dayalı isyanın olmamasını devletin bize acımasızca davranmasına rıza gösterdiğimizin bir kanıtı olarak görmektedirler. Ne var ki, sağduyuya dayalı gönülsüz kabul rızayla aynı şey değildir; özellikle de insanlar, benim yaptığım gibi, sadece öfkeli bir tevekkülle kabullendikleri zaman.

Bilinsin diye söylüyorum: Tam bir açık sözlülükle ifade edebilirim ki, ben kendilerine Amerika Birleşik Devletleri Hükûmeti diyen yalancılar, hırsızlar ve katillerin veya bu ülkeyi baştanbaşa kuşatmış olan eyalet yönetimleri, yerel yönetimler ve karma yönetimlerin oluşturduğu despotik piramidi oluşturanların bana davranma tarzını onaylamıyorum. Benim samimî arzum bu kişilerin tamamının değersiz[1] hayatlarında bir kere olsun onurlu şeyi yapmalarıdır. Bu hususta onlara harakiri yapmayı ciddî olarak düşünmelerini öneririm. İster keskin isterse körelmiş bir kılıç kullansınlar, umurumda değil; yeter ki bunu başarılı bir şekilde gerçekleştirsinler.[2]

“Ya Sev Ya Terk Et” Hakkında Ek

Her ne zaman yukarıdakine benzer şeyler yazsam, benim “Amerika’dan nefret ettiğimi” sanarak bu ülkeden defolup geldiğim yere geri girmemi isteyen Neandertallerden daima mesajlar alırım. Bu gibi tepkiler sadece davranış bozukluğunu değil fakat benim şikâyetimin tamamen yanlış anlaşıldığını da gösteriyor.

Kesinlikle Amerika’dan nefret etmiyorum. Ben yabancı bir despotik ülkede değil, bu ülkede, kültür ve incelik bakımından bu ülkenin kalbi ve ruhu olduğunu hissettiğim Oklahoma’da doğdum. [Ayrıca, eski-püskü kıyafetleri olan, açlık sınırındaki bir avuç beyaz adam kendi bayraklarıyla bu kıtanın sahiline/kıyısına vurup da görebildikleri topraklar yanında göremedikleri daha geniş bir alan üzerinde Avrupalı işe-yaramaz bir kral adına hak iddia etmelerinden önce, benim atalarımın bazıları yüzyıllardır Kuzey Amerika’da yaşıyordu. Küstahlığa bakın!][3] Onun için, ülkeyi terk etmeye davet edildiğim zaman, James Çetesi tarafından ele geçirilen bir kasabada yaşayan ve kendisine davetsiz haydutlar tarafından soyulmak ve korkutulmak istemiyorsa başka bir kasabaya taşınması gerektiği söylenen biri gibi hissediyorum. Bana sorarsanız, defolup gitmek en çok suçlulara yaraşır.

 

Referanslar

Proudhon, Pierre-Joseph. (1923). General Idea of the Revolution in the Nineteenth Century, Trans. John Beverley Robinson, London: Freedom Press.

Dipnotlar

[1] “Değersiz” kelimesi revizyonlu metinden çıkarılmış. —çn

[2] Yazar revizyonlu metinden bu cümleyi “Bu hususta onlara görevlerinden hemen istifa etmelerini ve dürüst iş aramalarını öneririm” şeklinde düzeltmiş ve izleyen cümleyi metinden çıkarmış. —çn

[3] Köşeli parantez içindeki bölüm revizyonlu metinden çıkarılmış. —çn

 

Bu yazı Mustafa Erdoğan tarafından sosyalbilimler.org’da yayımlanmak üzere Türkçeye çevrilmiştir.

Orijinal Kaynak: Higgs, Robert. (2010, June 01). “Consent of the Governed?”, The Independent Institute Blog.

Bu metin yazarı tarafından birtakım revizeler yapılarak 27 Kasım 2017’de yine The Independent Institute Blog’da yayımlanmıştır. Revize edilen kısımlar çevirmen notları ile belirtilmiştir.

Atıf Şekli: Higgs, Robert. (2021, Haziran 23). “Yönetilenlerin Rızası mı Dediniz?”, Çev. Mustafa Erdoğan, Sosyal Bilimler. sosyalbilimler.org/yönetilenlerin-rizasi

Kapak Görseli: Pablo Picasso, Nature morte au compotier (1914-15)

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazı Türkçeye yabancı dilden sosyalbilimler.org çevirmenleri tarafından çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlâli söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

sosyalbilimler.org’da yayımlanan metin, video ve podcastlerin paylaşıldığı Telegram grubuna katılmak için buraya bakılabilir. Söz konusu grubun, kuruluş nedeni, işleyiş, güvenlik hususu, sorumluluklar ve diğer detaylar için bu sayfa incelenebilir.


sosyalbilimler.org'da yayımlanan çalışmalar ile ve yeni çıkanlar arasından derlenen kitapların yer aldığı haftalık e-posta bültenine ücretsiz abone olmak için bu sayfa incelenebilir.

Telegram Aboneliği


sosyalbilimler.org’da yayımlanan metin, video ve podcastlerin paylaşıldığı Telegram grubuna katılmak için buraya bakılabilir. Söz konusu grubun, kuruluş nedeni, işleyiş, güvenlik hususu, sorumluluklar ve diğer detaylar için bu sayfa incelenebilir.

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.