Sosyal Bilimler

Değişimi Anlamak: Georges Balandier, Büyük Rahatsızlık | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Değişimi Anlamak: Georges Balandier, Büyük Rahatsızlık

Bu yazıda siyasal antropolojinin kurucu isimlerinden, “kolonyal durum” kavramını ilk kez kullanan ve 2016 yılında aramızdan ayrılan etnolog ve sosyolog Georges Balandier’in sosyolojisinden kısaca bahsedilerek Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları etiketiyle Türkçeye kazandırılan ikinci kitabı “Büyük Rahatsızlık” ele alınacaktır.

1920 yılında Ailleville-et-Lyaumont şehrinde doğan Georges Balandier ilk ve orta öğrenimini Paris’te görmüş ve 2. Dünya Savaşından önce Paris Etnoloji Enstitüsünde edebiyat (felsefe) ve etnoloji alanlarında lisans eğitimi almıştır. 1944 yılında zorunlu askerlik hizmetini tamamladıktan sonra İnsan Müzesinin (Musée de l’homme) Kara Afrika Departmanına (Department of Black Africa) katılan Balandier, sürrealist yazar ve etnograf Michel Leiris ile birlikte çalışmıştır. Leiris’in etkisiyle Balandier’nin ilk kitabı yarı otobiyografik bir roman olmuştur. [1] Pek çok kurumda araştırmacı, yönetici ve etnograf olarak çalıştıktan sonra 1954 yılında profesör unvanını almıştır. 1955 yılında yayınladığı iki doktora tezinin (Sociologie actuelle de l’Afrique: Dynamique des changements sociaux en Afrique central ve Sociologie des Brazzavilles noires) başlığında “sosyoloji” kelimesini kullanmasındaki ısrarı dikkate değerdir. Balandier, entelektüel hayatının ilerleyen yıllarında “azgelişmişlik sosyolojisinin” Fransa’daki öncü isimlerinden biri hâline gelmiştir. Ayrıca kendi çalışma alanını etnoloji ya da antropolojiden ziyade sosyoloji olarak görmekteydi. Sömürgeleştirilmiş ve sömürge sonrası dünya ve Afrika’yı küresel tarihin içinde yer alan küresel kuzey ile aynı analitik çerçeve içerisine yerleştirmiştir. Geleneksel toplumları inceleyen antropoloji ile gelişmiş ülkeleri inceleyen sosyoloji arasındaki disipliner ayrım ona göre iflas etmiştir. Bu ayrımlardan ziyade disiplinler arası bir duruş, onun için daha yerindedir. Sözü geçen iki tezinde göçmenlerin geleneksel kültürlerini ya da kırsal bölgelerle bağlarını kaybetmedikleri, kolonyal durum ve egemenlik ilişkileri ile ilgili erken bir farkındalık geliştirdikleri sonucuna varmıştır. Ayrıca ilk tezinin kolonyalizm ve anti-kolonyalizmi karşılaştırmalı tarihsel bir sosyolojik çerçeveden ele alması kariyerinin ileriki yıllarındaki entelektüel duruşu bakımından önemlidir. 1952 yılında Balandier, Alfred Sauvy tarafından ortaya atılan “üçüncü dünya” (Tiers-monde) kavramını tanınır hâle getirmiştir. Bunun yanı sıra “kolonyal durum” (Situation coloniale) kavramını ortaya atan Balandier, sömürgeciliği genel tarihsel sürecin belli bir örneğine indirgenemeyecek benzersiz ve karmaşık bir bütünlük olarak ele almıştır. Ona göre kolonyal durum metropollerde ve sömürgeleştirilmemiş Batı toplumlarında farklılık gösterir; toplumun kolonyal ve kolonyal olmayan görünümleri birbirine geçmiş, birbirinden izole edilemez durumdadır. “Dinamik sosyoloji” olarak tanımladığı sosyolojisi, yapısal antropolojinin tarih dışı, statik bakış açısına karşı toplumları dinamik ve tarihsel olarak ele alır. Tutarlılıklar ve paralellikler yerine düzensizlikler ve olaylarla ilgilenir. 1961 yılında Georges Gurvitch’in Sorbonne’daki genel sosyoloji kürsüsünü devralan Balandier 1985’te emekli olmuştur. Emekliliğinden sonra güç, uygarlık ve modernite konularında çalışmış ve 6 Ekim 2016 tarihinde aramızdan ayrılmıştır.

Balandier, antropolojiyi modern zamanlardaki insanın bir çalışması olarak görür; antropoloji her şeyden önce toplumdaki spesifik durumların ardındaki değişken, kaygan güç dinamiklerinden ayrılamaz olan durumların, anlam üzerindeki mücadelelerin analizini yapmaktır. Bu yönelim Balandier ile Bourdieu’nün yakınlaştığı noktadır. İki düşünürün de antropoloji alanında çalışmış olması, disiplinlerarasılığa yaptıkları vurgu, toplumdaki düzenliliklerden ziyade ayrımların üzerinde durmaları ve Bourdieu’nün, Balandier’ye ait olan kolonyal durum kavramını ilk kitabında[2] zımnen kullanması bu yakınlığı arttırmaktadır. 1953 gibi erken bir tarihte Balandier, kolonyalizm karşıtı mücadelenin dünyanın tersine çevrilmiş bir tasavvuru ile nasıl ilişkili olduğunu göstermiştir: Dini söz dağarcığına göre, sömürgeleştirilmiş Afrikalılar, tanrının peygamberleri aracılığıyla konuşan seçilmiş insanlardı. Bu düşünceden hareketle Balandier, anti-kolonyalizmin, hakimiyet durumu ile tamamen yeni bir bakış açısı kazanan mesiyanik hareketlerde ifade bulduğu sonucunu çıkarmıştır. Çalışmaları siyasal antropolojinin çeşitli alanlarına ait olmakla ve güç kavramı etrafında yapılanmakla birlikte, durmaksızın değişen toplum ve kültürün akrabalık ile toplumsal cinsiyetin yanı sıra din, ritüeller, kutsal alan ve ekonomiye de dokunarak geniş kapsamlı ve teferruatlı bir değerlendirmesini yapmaktır. Bu bakımdan oldukça özgün bir bakış açısına sahip olan Balandier, sosyal ve kültürel fenomenlere biçim veren tarihsel dinamikleri anlamak, gelenek ile modernite arasındaki ilişkiyi araştırmak, düzen ile düzensizlik arasında bir diyalektik yaratmak için kendinden önceki tarih dışı gelenek ile hesaplaşmıştır.

Büyük Rahatsızlık

Balandier, bu kitabında şu sorunun cevabını arar: Kurumların bitiminin, tarihin sonunun, insanın ölümünün ilan edildiği bu çağ nasıl bir çağdır? Bu soruya cevap ararken izlediği yöntem ise bilinmeyen bir dünyayı keşfe çıkmaktır: “Başka türlü keşfetmek, yani tıpkı başlangıçta hemen hiçbir şey bilmeyen, fakat sorgulayan bir yabancı kisvesinde dahil olduğu bir dünyayı anlaşılır kılmaya, onu adım adım “kurmaya” çalışan bir etnolog gibi keşfetmek…” Yaşanan büyük dönüşümün belli başlı parametreleri serimlenirken karşımıza çıkan en önemli iki kavram “yeni Yeni Dünyalar” ve “yok-yerler”dir. Bu iki kavram fiziksel olarak elle tutulur bir yapıya gönderme yapmaksızın “Canlı alemin, yapay zekanın ve maddesizliğin, otomatların ve ağların, imajların ve sanallığın” mekanıdır. Teknolojiye duyulan büyük güvene dayanan ve temel argümanını “yapabilme gücü”nden alan bu yerlerde yapılan ne varsa, anda ve durmaksızın yapılmaya devam etmelidir. Çünkü yapabilmek bu yerlerin varlık sebebidir. Yeni Yeni Dünyalarda göze çarpan ilk şey bilim ve teknolojinin ipini koparmış bir ekonomi ile eş güdümlü ilerleyişidir. Varlık sebebi durmaksızın yapmak olan bu yerlerde “sürekli bir şantiye hâli” söz konusudur âdeta. Neticede ortaya çıkan şey ise piksellerden, elektronik ses ve görüntülerden oluşmuş “yok-yerler”dir. Dolayısıyla üst-modernitenin insanı kendini hiçbir zaman evinde hissetmez. Bilim ve teknolojinin tüm alanlara sirayet etmesi ve ona duyulan bu sonsuz güven ile insanlar ölümsüzlük, toplumlar ise “tarihin sonu” düşleri kurmaktadır. Fakat dünya kitlesel ölümler, çevre felaketleri gibi teknolojinin öngörülemeyen ve durdurulamayan sonuçlarıyla karşı karşıya bırakmaktadır bizleri. Dolayısıyla bu düşler aslında sadece aslan payını elde tutanlar için anlamlıdır.

Durmaksızın yapabilmek düsturunun geçerli olduğu yeni Yeni Dünyalarda kalıcı ve istikrarlı değerleri korumak pek mümkün değildir. “Yeni Yeni Dünyaları yaratırken cennetten kovulduk.” Aşkın bir noktaya ya da sonu belli veya hedeflenmiş bir geleceğe referansla şekillenen değer yargıları söz konusu değildir artık. Mühim olan değişen koşullardan gereğince istifade etmektir. Öteki, kendimizden hareketle kurduğumuz bir kişi midir? Hemen hiçbir şeyle duygusal bağ kurulmasına izin verilmeyen, kalıcı ilişkilerin oluşmadığı dağınık hâlde yaşayan bir dizi insandır aslında söz konusu olan. Sosyal medyada edinilen malumatın, yakınımızdaki ötekinin kendisiyle yüz yüze kurulacak gerçek bir ilişkinin yerini aldığı bir bozulma hâli yaşanmaktadır. Sosyal medya dünyanın büyüsünü gerçek anlamda bozmuştur. İnsanlar bir kişiyle karşılaşmadan önce onu sosyal medyadan araştırmakta hatta henüz hiç karşılaşmamışken hakkında bir karara varabilmektedir. Diğer bir bozulma ise uzağımızdaki ötekiyle ilişkimizde yaşadığımızdır. Uzaktaki öteki bizim için, varlığı rutin mekanımızdan kaçmamıza olanak sağlayan bir eğlence ekonomisi dahilindedir. Öteki imgesindeki bu çift yönlü bozulma kişinin kendi benliğinde de bir bulanıklaşmaya yol açmaktadır.

Kitabın ilerleyen sayfalarında tüm bunların gündelik hayat içerisindeki görünümlerini ele alıyor Balandier. Büyük şehirlerde yaşayan, işine gitmek için toplu taşıma araçlarını kullanan insanların çoğunun dışarıda geçirdikleri bir günü zihinlerinde canlandırmaları Balandier’nin gözlemleriyle büyük bir benzerlik taşıyacaktır muhtemelen. Modernite, her şeyden önce, gürültülüdür. Günümüz insanlarının ayrımlarından biri de gürültüde yaşamaya mahkûm olmak ve “şehrin gürültüsünden uzak, doğayla iç içe yaşama” imkânı olmak konusundadır. Şehir hayatı “bilgi ve imge bombardımanına” tutulduğumuz bir yerdir. Hatta öyle ki bu bilgi ve imgeler artık hiç zorlanmadan anladığımız yeni bir dil öğretmiştir bize. Bir metro istasyonundaki pek çok işaretin ne anlama geldiğini biliriz. Yanıp sönen bir lambanın kapının açılacağına ya da kapanacağına işaret olduğunu biliriz. Otomatikleşmiş bir davranışlar silsilesi gerçekleşir. Yürüyen merdivenleri in, banttan yürü, akbili bas, turnikeden geç, metronun gelmesine kaç dakika kaldığını gösteren ekrana bak… Ve metro istasyonları, hava alanları, dünyanın pek çok yerinde benzer yapıda olduğundan bu dil evrensel bir dildir. Kimseyle iletişim kurmamıza gerek kalmadan gideceğimiz yere gidebiliriz, iletişime ihtiyaç olduğunda ise insandan önce makineye, telefona yöneliriz. Ayrıca metro istasyonları “yavaşlayamayacağımız” yerlerdir. Mümkünse durmamalı, duracaksanız da sağ tarafta durmalısınız. Zaten durursanız muhtemelen arkadan gelen biri size çarpar ya da yürümeniz konusunda sizi uyarır. Her şey zamanın hızlı akışı göz önünde bulundurularak tasarlanmıştır. Bize sürekli ne yapılması gerektiği ile ilgili bilgi veren anonslara maruz kalırız: “kapı önünde beklemeyin”, “kırmızı bölgeye ilerleyin.” Maruz kalınan bu mekanik dil gündelik dilde de zayıflamaya yol açar. Teknolojinin bizi bu derece çevrelemesi ve cebimizde taşıyacak kadar kolay erişilir hâle gelmesi yani akıllı makinelerle gerçekleşen bu araçsallaşma dünyaya ve alışkanlıklarımıza dair başka bir aklı ortaya çıkarır. Süreçten alınan haz yoktur artık. Hızlıca, bir an önce elde edilecek sonuçtur bizi ilgilendiren.

Metro istasyonlarından hareketle örneklerini verdiğimiz işaretler ve semboller şehir hayatının tüm mekanlarını kaplamaktadır esasında. Ve bu işaretler içlerinde tarihsel, kültürel anlamlar taşıyan anlamlı sembollerden ziyade “imleme boyutu yoğun olan göstergelerden” ibarettir. Günün büyük bir kısmında hiçbir derinliği olmayan, bize şehrin dokusuna dair hiçbir şey anlatmayan, manevi anlamda hiçbir tatmin yaşamadığımız birtakım işaretler görürüz. Ya da insanın beynini uyuştururcasına çalan yüksek sesli ve teknolojik altyapılı müzikler, her taraftan yayılan parlak ışıklar… Modern insan için “durup, ince şeyleri düşünecek” bir yer bulmak gerçekten çok zor.

Balandier, hâlimizi bu şekilde gözler önüne serdikten sonra, teknolojinin güdümündeki modernitede siyasal alanın nasıl dönüştüğünü araştırır. Hiçbir şeyin değişmeden kalmadığı bu dünyadan siyasal alan da payını alır ve paradoksal bir duruma düşer. Her şeyin zaten değişim üzerine kurulduğu bir sistemde değişim istemenin anlamı nedir! Modernitenin sorunu her şeyden önce kalıcılık sorunudur. Tarihsel anlamlarını yitirmiş basit işaretlerle yolunu bulan ve ötekiyle fiilî bağını koparmış bir dünyanın insanlarına istikrar nasıl vaat edilir? “İktidarın icra araçlarını ve otoritenin işleyişini temin eden teknikçi sistem”, “bir anlamda siyasete has olan zamansal akışa el koyar ve iktidar, süpervizörlük hizmetinden ibaret bir yönetişime dönüşür.” Kişilerin sanal mevcudiyetinin gerçek mevcudiyetlerinin önüne geçmesi “iktidarın medyatik imajının gerçek imajı” hâline gelmesiyle sonuçlanır. Fakat öte yandan bu medyatik imajın tekrarı bıkkınlık yaratır ve iktidarın değerinin yitirilmesine neden olur.

Sonuç olarak, bizlere günümüz dünyasının mükemmel bir manzarasını sunan Balandier, bu kitapta hem kavramsal düzeyde hem de pratik anlamda modern insanın nasıl bir dünyada yaşadığını ele alıyor. Dinamik sosyolojisini açıkça görebileceğimiz bu çalışmasında tutarlılıklardan ve sürekliliklerden ziyade geçmiş ve şimdiki zaman arasındaki kopuşlara, şimdiki zaman içerisindeki katmanlara ve belirsizliklere odaklanıyor. Dünyaya bir etnograf gibi yaklaşarak sosyolojik bir metin ortaya çıkartırken siyasal analizlerde de bulunuyor.

Gamze Doğan
Sosyal Bilimler / Yazar, Çevirmen
gamze@sosyalbilimler.org

Kaynakça

Balandier, G. (2018). Büyük Rahatsızlık. (D. Çetinkasap, Çev.) İstabul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Dianteill, E., & Manetta, D. (2018). Colonialism, power and culture: why reading French anthropologist Georges Balandier is crucial today. Aralık 16, 2018 tarihinde The Conversation: https://theconversation.com/colonialism-power-and-culture-why-reading-french-anthropologist-georges-balandier-is-crucial-today-93801 adresinden alındı

Steinmetz, G. (2016). Georges Balandier, A Major Figure in Africanist Socioloy and Anthropology. Aralık 16, 2018 tarihinde Researchgate: https://www.researchgate.net/publication/311451755 adresinden alındı

Dipnotlar

[1] Balandier G. (1947). Tous comptes faits. Paris: éditions du Pavois,

[2] Bourdieu, P. (1958). Sociology de l’Algérie. Paris: Presses Universitaires de France.


Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org’a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.