Sosyal Bilimler

Üniversite Kullanma Kılavuzu: Bir Dekan Anlatıyor | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Üniversite Kullanma Kılavuzu: Bir Dekan Anlatıyor

Özgün adı, “Üniversite: Sahibinin Elkitabı” olan Henry Rosovsky’in Süreyya Ersoy’un dilimize kazandırdığı kitap Say Yayınları tarafından “Üniversite – Bir Dekan Anlatıyor” başlığıyla yeniden yayımlandı. Yapıt, üniversiteler üzerinde karabulutların yoğunlaştığı bir dönemde okunması gereken kitaplardan biri.

1 Eylül 1927’de doğan ekonomi tarihçisi, özellikle Uzak Asya uzmanı olan Henry Rosovsky 1973-1984 yılları arasında dünyanın en gözde üniversitelerinden biri olan Harvard’da dekanlık yaptı. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra yönetimi Milletler Cemiyeti’ne bırakılan adı “Özgür Kent” olarak tarihe geçen Gdańsk’ta doğdu. Rus Yahudi bir ailenin çocuğuydu. ABD’ye göç ettiklerinde 13 yaşındaydı ve Almanca, Rusça ve Fransızca konuşuyordu.

Kitabına başlamadan önce Rosovsky peşinen şunları söylüyor: “Eskiden ekonomisttim. Ekonomisttim diyorum çünkü on bir yıl boyunca sadece yöneticilik yapmışsanız, zor bir bilim dalında yeniden tam üyelik iddiasında bulunamazsanız. Bazen, eski yöneticilere, ya nezaketen ya da gerçekten hak ettikleri için eğitimci deniyor. Ne yazık ki, bu artık sadece Amerikan taşra gazetelerinin iltifat olarak kullandıkları bir sıfat. Elbette bir parça ekonomi hatırlıyorum ve yazdıklarımda ekonomideki iki kavramdan -karşılaştırmalı üstünlükler ve ürün çeşitlendirmesi- gerçekten yararlandım. Doğrusunu söylemek gerekirse yeni şeyleri deneyebilmek için insanın önce kendi konusunu iyi bilmesi gerekir.”

Günümüzde hemen hemen her ne alırsanız alın yanında kesinlikle kullanma kılavuzu oluyor. Kitabın, derginin girmediği evlere bu kitapçıklar eşyalarla birlikte giriyor. Çoğunlukla bir sayfası bile açılmayan bu kılavuzlar, şimdi sanal dünyada da salgın oldu. İstemediğiniz kadar bilgi, anlaşılmaz ve ne olduğu belirsiz yönlendirmeler dolu. Rosovsky de buna değiniyor. Ne zaman (yeni bir buzdolabı ya da kişisel bilgisayar gibi) tanımadığı, alışık olmadığı bir nesneye el attıysa, kullanım kılavuzlarını yararlı, rahatlatıcı bulduğundan bahsediyor. Ona göre bu kılavuzlar üslup kusurlarına, anlatım yetersizliklerine karşın, artık uygarlığımızın önemli yazı türlerinden biri haline geldi.

Bu noktadan yola çıkan Rosovsky buzdolapları, kişisel bilgisayarlar, otomobiller ve üniversiteler arasında ortak bir nokta olup olmadığını sorguluyor. Kastedilen pek de iyi tanınmayan bir nesneyle karşılaşmaksa, ortak noktanın olduğunu düşünüyor. O bakımdan, hangi düğmeye basılması, ya da koruyucu bakımın ne zaman yapılması gerektiğini gösteren öğretici bir elkitabı yararlı olabilir ona göre. Fakat neden mal sahipleri için bir elkitabı? Ne de olsa bir üniversiteyi satın alıp kişisel mülkünüz haline getiremezsiniz. Gerçi, günümüzde bazı özel üniversitelerin eğitim ücretleri o denli artmıştır ki, öğrenci aileleri üniversitenin önemli bir bölümünü taksitle satın almakta oldukları fikrine kapılabilirler.

Mülkiyeti daha geniş̧ anlamda düşündüğünü ifade eden Rosovsky, bu düşüncesini şu şekilde aktarıyor: “Benim ülkem derken kafamızda olan mülkiyet kavramına yakın bir şeyden söz ediyorum. Birçok öğretim üyesine göre üniversite kendilerinden ibarettir. Yüksek öğrenimin temel işlevi olduğu kabul edilen öğretim ve araştırma onların elindedir. Profesörsüz bir üniversite düşünülemez bile. Kimi akademik yöneticilerin de, üniversite kendi mallarıymışçasına davrandıkları bilinmektedir. ABD’de kendi derebeyliklerinde hüküm süren çok sayıda bölüm başkanı, dekan, direktör, rektör, rektör yardımcısı, vs. vardır. Ben, bir okulun kalitesi ile yöneticilerin denetimsiz yetkileri arasında negatif korelasyon olduğu kanısındayım. Mülkiyet hakkı iddiasında bulunan diğer bir önemli grup da öğrencilerdir. Kendilerinin üniversitenin varoluş̧ nedeni olduklarını söyleyip dururlar. Evet, üniversite bir okuldur ve öğrenciler olmazsa bilim zamanla tükenir gider. Her toplumsal organizma, hayatta kalabilmek için eskilerin yerini alacak gençlere muhtaçtır. Öğrenciler, okulu bitirdikten sonra da, öğretmen, mezun, bağışçı, mütevelli olarak başka ‘sahiplik’ rolleri üstlenirler. Lisans öğrencilerinin birçoğu, diploma alabilmek için üniversiteye en az dört değerli yıllarını verdiklerinden, ders programları, öğretim üyelerinin atanması, üniversitenin yatırım politikaları, idari yönetmelikler verilen yemeklerin kalitesi ve cinsi, okulda kimlerin konuşabileceği kimlerin konuşamayacağı, rektörlerin ve dekanların seçimi gibi konularda söz sahibi olduklarına inanırlar.”

Aslında sahipler listesinin sonunun olmadığını ve bu hak iddialarının bir kısmının diğerlerinden daha fazla geçerli olduğunun altını çizen Rosovsky’e göre mülkiyete ortak olan başkaları da vardır. Örneğin devlet (federal düzeyde ve eyalet ve yerel yönetim düzeylerinde) araştırmaları finanse eder. Öğrencilere ve üniversitelere kredi açar, birçok akademik etkinliği düzenler, değerlendirir, jürileri oluşturur. Devlet okullarında vergi yükümlülerinin ve meclislerin etkisi, doğal olarak son derece güçlüdür.

Banka şubeleri, zincir mağazalar, marketler, alışveriş merkezleri, dershaneler, etüt merkezleri, tıp merkezleri derken neredeyse her köşe başına açılmaya çalışılan üniversiteler dönemi yaşadığımız süreçte Üniversite: Bir Dekan Anlatıyor kesinlikle okunması gereken bir deneyim-yaşam kitabı.

Bu kitabının her bölümü, hangi biçimde olursa olsun, mülkiyet iddiasında bulunan herkese yardımcı olmak amacıyla yazılmıştır. Bu kitabın kullanılması durumunda öğrenciler ile profesörlerin birbirlerinin yaşamlarını daha iyi anlayacaklarını; hem profesörlerin hem de öğrencilerin yöneticiler ve yöneticilik konusunda daha fazla bilgileneceklerini; kamuoyunun ve basının etkinliklerimize ve değerlerimize daha geniş̧ bir hoşgörü ile bakacağını umuyorum. Asıl amacım ise, herkesin en azından üniversiteden nasıl yararlanacağını ve kötüye kullanmadan (hatta belki geliştirerek) nasıl kullanabileceğini göstermektir.

Yaşar Öztürk
kitap@sosyalbilimler.org

Künye: Henry Rosovsky, Üniversite – Bir Dekan Anlatıyor, Çev. Süreyya Ersoy, Say Yayınları, 2016

Sanal Mağaza: İdefix / D&R / Kitap Yurdu

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları Sosyal Bilimler Platformu’na (www.sosyalbilimler.org) aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; Sosyal Bilimler Platformu, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.