Sosyal Bilimler

Kentleşme Önce Çocukluğu Sonra Geleceği Yok Etti | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Kentleşme Önce Çocukluğu Sonra Geleceği Yok Etti

Neil Postman’ın Çocukluğun Yokoluşu adlı kitabında çocukluğun bebeklik gibi biyolojik bir kategori değil, toplumsal bir kurgu olduğunu söyler. 16. yüzyılda, Rönesans’ın büyük icatlarından biri olarak ortaya çıkan çocukluk günümüze dek en kalından en inceye doğru gelmiştir. Nihayet Postman, “Çocukluğun yok edildiği günleri yaşıyoruz” der. Çocukluğun varlığı bilhassa Romalılarda “ayıp” düşüncesiyle birlikte yürür. Ayıp düşüncesi olmaksızın çocukluktan söz edilemez. Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla birlikte Postman için yiten şeyler ise şöyledir: Okur-yazarlık, eğitim, ayıp kavramı ve dolayısıyla çocukluk.

Çocukların yetişkinlerle bir arada, iç içe yaşaması tarih boyunca süregelmiştir. Postman fikirlerini ortaya sürerken çeşitli sanat dallarından da kanıtlar ortaya koyar. Mesela Pieter Brueghel’in The Peasant Wedding (Köy Düğünü) tablosunda [bu yazı için kullanılan görsel], çocuk sahnenin her yerinde yetişkinlerle birliktedir. Matbaanın icadıyla birlikte çocuklar üzerine yazılar kitaplar da kendine önemli bir yer edinmiştir. Pediatri üzerine yazılmış ilk kitap Thomas Phaire 1544’te; 230 yıl sonra, 1774’te ise dünyanın ilk çocuk öyküsü olarak gösterilen Jack the Giant Killer (John Newbery) basılmıştır. 18. yüzyılda Sanayi Devrimi ortaya çıkana kadar çocuklarla cinsellik arasındaki mesafe sürekli yazılıp çizilmiş, bazı sansürler uygulanmış, ayıp ve mahcubiyet üzerine çalışmalar yapılmıştır. Çocuğun ‘fabrikaya dâhil edilmesi’yle birlikte çocukluk kavramı tüm genişliğini yitirmiş ve çocuk bir anda kendini emek-sermaye-kapitalizm üçgeninde bulmuştur. Ancak bundan önce de bilhassa suç mevzû bahis olduğunda çocukların üzerinde şiddet ve ceza uygulanmış, elbise çaldığı için asılan, ekmek çaldığı için ağır cezalar verilen çocuklar tarihe kaydedilmiştir.

Gerek Alman romantizmi gerekse İngiliz edebiyatı çocukluğun peşini pek bırakmamıştır. Charles Dickens, Goethe, Voltaire, Kant, Hume, Locke ve Rousseau gibi pek çok önemli isim eserlerinde ve düşüncelerinde çocukluğu işlemiş, çocukluk kurgusunu beslemişlerdir. “Günümüzde hızlı iletişim, gelişen teknoloji ve özellikle de televizyon, çocukluğun sonunu hazırlamaktadır.” der Postman. İletişim çağının çocukluğu yok etmeye ‘elverişli’ bir ortam sunması, ülkemizde en çok Mustafa Ruhi Şirin tarafından konuşulmuş, yazılmış bir mevzu. Televizyon, Çocuk ve Aile, Gösteri Çağı Çocukları, Kuşatılmış Çocukluğun Öyküsü ve Çocuk Yüzlü Yazılar kitaplarında Şirin hem Postman’ın fikirlerini genişletiyor -gerektiğinde reddedip kendince olanını söylüyor- hem de çözüm odaklı fikirler ortaya koyuyor. Televizyonla birlikte sokağı çalınan, arsız kentleşmeyle birlikte oyun alanı kalmayan çocuklar için çocukluk artık bir mahalle dizisi kurgusu.

“Yeni dünyada çocukluk yaşanamadan tüketiliyor” diyor Şirin. Kullandığımız dil, taklit ettiğimiz apartman yaşamı ve Batı modeli eğitimle birlikte çocukluğa en büyük darbe vurulmuştur Şirin’e göre. Tam burada Will Durant’ın fikirlerini hatırlatır ve her medeniyeti, onu öğrenen çocukların yaşatacağını söyler. Oysa bugün medeniyeti hatırlatacak ve öğretecek ögeler birer birer silinmektedir. Parklar, bahçeler ve diğer oyun alanları ortadan kaldırılmaktadır. Çocuklarla çocukları buluşturan her şey televizyonun, kentleşmenin ve ‘büyük plan’da kentleşmenin, kapitalizmin saldırısı altındadır ve aldığı darbeler neticesinde neredeyse yok mesabesindedir. Mustafa Ruhi Şirin, çocuklara çocuk olduklarını her fırsatta hatırlatmak gerektiği üzerinde durur. Peki hatırlatacak imkânlar nelerdir ve bunlar nerededir? Bu soru, acı bir şekilde önümüzde duruyor.

Çocuk Yüzlü Yazılar kitabında Şirin’in Turgut Cansever’e ithaf ettiği bir yazı var. Bu yazının manevi değeri şuradan geliyor: Şirin’in kurucusu olduğu Çocuk Vakfı’nın binasını çizen mimar Turgut Cansever. Henüz çizim aşamasında dahi Şirin’in sorularına bugün kentleşmede asla geri dönülemeyecek noktaya varan işgal zihniyetinin de şifrelerini vermiş ve “Meydana getireceğimiz biçimler insan ölçüsünde olmalıdır. İnsanları ezmeden rahat ve bilinçli ilişki kurulabilmelidir. Küçük onun için güzeldir.” demiştir Cansever. Diğer bir yandan bugünün çocukluğunun nasıl yaşaması gerektiğini de en makul biçimde söyler: “Çocuğun bahçeli evde oturması ve dut ağacının altında top oynaması lazım.”

Şirin’in anılarından güzel bir çocukluk okuması yapmak mümkün. Ona göre yıldızları görebilen, toprakla uğraşabilen bir çocukluk daima verimli oluyor. Kendine, ailesine, köyüne, şehrine, ülkesine. İmkânsızlıkların birer imkâna dönüştüğü şiir ülkesine:

Çocukken ne oyuncak satın alırdık ne de oyuncak satın alınırdı bize. Oyuncaklarımızı kendimiz yapardık. Çoğu çamurdan ve tahtadandı. Karadeniz’de yaz kış sis kaplar her yeri. Çocuktuk ama en iyi havadan anlardık. Yağmur yağınca sisin çekileceğini de bilirdik. Siste oyun oynayamazdık. Böyle günlerin birinde uydurduğum tekerlemelerden birini hâlâ mırıldanırım: Yağ elsiz yağmur yağ / Ağlıyor karlı dağ… Sonradan fark ettim ki bu tekerleme benim ilk şiirimmiş meğer…

Başta İstanbul olmak üzere kentleşme adı altında yapılan her şeyde (konut projelerinden dere ıslahlarına kadar) çocuklar ve çocukluk gözardı edildi. Çocuk sesleri sokaklardan ve mahallelerden çekildi. Bu boşluğu dozerler, hafriyat kamyonları ve müteahhit duyuruları doldurdu. Yeni yapılan sitelerde çocuklara ancak otoparkların dışında, çimenlere basmadan yaşanılacak yeni hikâyeler kurgulandı. Elbette misliyle aidat borcu taksim edilerek. Orhan Veli’nin “Hava bedava, bulut bedava / dere tepe bedava / yağmur çamur bedava” ironisi gerçeğe dönüştü. Havayı ve bulutu görmek için yüksek betonarme konutlarda ev sahibi olmak, dere tepe gezmek için arabalar, yağmurda çamurda oynamak için halı saha kirası şart oldu. Bir zamanlar bedavaydı, şimdi pahalı. Belediyelerin parklarında iki yaşından büyük çocukların oturup eğlendiği arabalar dahi jetonlu. Bir sürü gülücük için bir lira. Yok öyle bedava.

Hannah Arendt’in deyimiyle uygarlığın devamı “doğumla gelenlere birer yabancı olarak geldikleri ve önceden kurulu buldukları bir dünyada yol gösterilmesiyle” sağlanıyor artık. Sıkılmak, dünyaya gelir gelmez yaşanan bir şey. Dolayısıyla “Her şeyden çabuk sıkılan, kolay motive olamayan ve kendini her şeyi hakediyor gibi gören ve hayattaki en önemli derdi keyif almak olan çocuklar”dan bahsederken çok da ‘şey’ etmemek gerekiyor. Çünkü alanları yok; hayal kuracakları, kendileriyle baş başa kalabilecekleri yahut birlikte hareket edebilecekleri bir alan yok:

Örneğin Artvin’in okulsuz dağ köylerinde büyüyen bir çocuğun bile televizyonun dahi olmadığı bir dönemde bir gün İstanbul’a taşınıp, avukat olabilmek gibi bir hayali ve en önemlisi bu hayali gerçekleştirebileceği alanları olabiliyordu. Oysa bugün bırakın Artvin’in dağ köylerini, bu alan büyük kentlerin gecekondu mahallerindeki çocuklara bile büyük ölçüde kapalı. Ve bu çocuklar tıpkı bundan kırk yıl önce hayatta başlarına “iyi şeyler” gelebileceğini bildikleri gibi, bugün de ne yaparlarsa yapsınlar daha yedi yaşındayken bile kendi yaşam alanlarından başka bir alanın kendilerine açık olmadığını biliyorlar.

Çocukluk artık ölü doğuyor.

Yağız Gönüler
sehir@sosyalbilimler.org
sosyalbilimler.org Şehir Düşüncesi Editörü

Yararlanılan Kaynaklar

  • Neil Postman, Çocukluğun Yokoluşu
  • Mustafa Ruhi Şirin, Çocuk Yüzlü Yazılar
  • Türk Edebiyatı, 486, Turgut Cansever Özel Sayısı
  • Erdoğan Özmen, Ama Onlar Daha Çocuk (Birikim, 08 Ekim 2014)
  • Evren Balta, Bitmeyen Çocukluk, Erken Yetişkinlik ve Yeni Kapitalizm (Birikim, Sayı: 192, Nisan 2005)

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org‘a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.