Sosyal Bilimler

İslami Pratiklere Etnografik Yaklaşımlar | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

İslami Pratiklere Etnografik Yaklaşımlar

Son otuz yıldır genel olarak sosyal bilimlerin, özel olarak da antropolojinin kendi betimleyici gelenekleriyle ilişkileri belirsiz bir hâl almıştır. Zira araştırmacılar, epistemik göreciliğe ve kendi kendine ket vuran bir eleştirelliğe kapılarak pek çok meseleyi başarısızlıkla geçiştirmiş, düşünümsel çıkmazlarda kaybolmuştur. Araştırmacılar toplumsal dünyayı ampirik olarak gözlemleyerek betimlemeye çalışmak yerine, asıl ilgilendikleri konudan sıklıkla sapmakta; bunun yerine, gerçek bir durumda gözlemlenebilecek bağlamsal ve praksiyolojik niteliklerden yoksun yeni anlatılar kur- maktadırlar. Dinî olgular söz konusu olduğunda bilhassa geçerli olan bu durum, muhtemelen Wittgenstein’ın “genelleme arzusu” olarak tabir ettiği bir teorileştirme eğiliminin sonucudur. Bu yaklaşım, büyük açıklayıcı şemaların peşinde koşarken, toplumsal dünyanın kendi iç düzenini tesis etmesini sağlayan, duruma bağlı olarak değişen ve kendi kendini üreten kapasitesini göz ardı eder. Biz ise pozitivizme dönüşü savunmuyoruz. Bunun yerine sosyal bilimlerin, fiili toplumsal pratikleri daha yakından incelemesi ve araştırma nesnesine daha ampirik ve analitik bir bakış açısı ile yaklaşması gerektiğini ileri sürüyoruz.

Sosyal bilimlerde “gerçek” olana karşı yaklaşımımızın etnografik açıdan yeniden tarif edilmesi gerektiğini gösteren en az üç sorun tespit edebiliriz. Bu sorunlardan ilki, şeylerin nasıl işlediğini değil de mahiyetini anlamaya çalışmaktır. Bu yaklaşım genelde geride “betimleyici bir boşluk” bırakır. İkinci sorun ise veri arayışıdır; bu arayış genelde verilerin üretildiği koşullardan bihaberdir. Bunun sonucunda okuyucuya, incelenen olguları bir şekilde ıskalayan şemalar sunulur. Üçüncü sorun ise betimleyici çalışmanın, açıklama kapasitesi sınırlı olduğu için değersizleştirilmesidir. Oysa yeterli bir betimleme, dünyanın işleyişini olduğu gibi açıklayan kapsamlı bir analizden daha az kıymetli değildir.

Sosyal bilimlerde son otuz yılda gerçekleşen önemli bir gelişme de etnografinin antropolojinin sınırlarını aşmasıdır. Bugünlerde sosyoloji ve siyaset bilimi gibi diğer akademik disiplinlerde pek çok araştırmacı etnografiden yararlanmaktadır. Bu akım sayesinde sosyal bilimler yavaş yavaş, toplumsal sistemlerin yapısal örgütlenmesinden ziyade, insanların toplumsal süreçleri gündelik pratikler yoluyla nasıl ürettiklerine ve yeniden ürettiklerine odaklanmaya başlayabilmiştir.

İzninizle önce “etnografi” derken neyi kastettiğimizi netleştirelim. Son zamanlarda saha araştırması içeren her tür antropolojik çalışma, sıklıkla “etnografi” olarak nitelenir oldu. Bu seçkide etnografiyi farklı bir yaklaşımla, toplumsal pratikleri üretildikleri toplumsal bağlam açısından betimlemek ve analiz etmek olarak tanımlıyoruz. Bu açıdan bakıldığında resmî mülakatlar, başka bir bağlamda icra edilen pratikler hakkında, olay gerçekleştikten sonra kurulan anlatıların toplanması için kullanıldıklarında, etnografik bir araç olarak görülemez. Bu mülakatların etnografik değeri, mülakatın gerçekleştirildiği anla sınırlıdır.

Buna karşılık, etnografik çalışma yürüten araştırmacının incelediği etkileşimler gerçekleşirken orada bulunması da şart değildir. Etnografiler, video kayıtları ve yazılı belgeleri de esas alabilir; ancak bu kaynaklara içerikten ibaret materyaller olarak değil, bağlama oturtulmuş pratikler olarak yaklaşmalıdır. Bütün belgeler, pratik amaçlar için gerçekleştirilen, yani belgenin yazılış biçimini şekillendiren, teleolojik bir amacı olan eylemlerin sonucunda ortaya çıkar. Bu nedenle, bir metnin nasıl yazıldığı; metnin iç yapısı, kelime dağarcığı, öğelerin sıralanışı, üretildiği bağlamla ilişkisi, farklı belgeler içindeki yeri ve parçası olduğu süreci geriye ve ileriye dönük olarak değerlendirebilme kapasitesi yakından incelendiğinde anlaşılabilir.

Etnografik yaklaşım sayesinde araştırmacı, insanların normatif kodlarla, maddi, bedensel ve toplumsal kısıtlamalarla hangi karmaşık biçimlerde ilişki kurduklarını ve toplumsal pratiklerini hangi bilinçli stratejilerin yönlendirdiğini betimleyebilir. Bu yaklaşım dinî olgulara ilişkin araştırmalarda bilhassa önemlidir. Zira etnografi, insanların dinî topluluklara nasıl bağlandıklarını, bu topluluklarla nasıl aidiyet kurduklarını ve dinî özneleşme süreçlerinin kültürel ve bireysel pratikleri nasıl etkilediğini daha karmaşık ve çoğulcu bir biçimde kavramamıza imkân sağlar.

“İslami” pratiklerden ne kastettiğimizi de belirtmek gerekir. Sosyal bilimler açısından “İslam”, ne metinlerde belirtilen “geleneksel İslam” ile sınırlı ibadet ve inançlardır, ne de Müslüman insanların yerine getirdiği toplumsal pratiklerin tümüdür. Müslümanlar, hangi pratik ve söylemlere “İslami” diyorsa, o pratik ve söylemler “İslami” olarak kabul edilir.

Bu seçkideki makalelerin tümünde İslam, bir pratik olarak, yani eylem hâlinde tanımlanması gereken bir şey olarak ele alınmıştır. Kişilerin belirli toplumsal bağlamlarda yaşadıkları deneyimlerde dinî kategorilerle nasıl ilişki kurduklarını ve bu kategorileri nasıl şeyleştirdiklerini yakından bakarak betimlediğimizde, dinî pratiklerin anlamlarını kavrayabilme ihtimalimiz yükselir.

Öte yandan bu seçki, bir metodoloji sunma iddiasında değildir. Metodoloji üzerine bir tahlil de içermemektedir. Bunun yerine etnografinin, İslamın belirli toplumsal bağlamlarda anlaşılabilmesi için sunduğu muhtelif imkânların araştırılmasını öneriyoruz. Bu nedenle elinizdeki seçki etnografinin, antropolojide ve diğer sosyal bilimlerde İslamla ilgili yapılacak araştırmalarda çoklu biçimlerde kullanılmasını teşvik etmeyi amaçlar. Seçkiye katkı sunan tüm araştırmacılar, belirli ampirik gerçekliklere yakından bakmak ve bu gerçekliklerle ilişki kurmak için etnografiden yararlanmıştır. İnceleme konusu, teorik çerçeveler veya araştırmacının disipliner geleneği hususunda farklılıklar olsa da, buradaki amaç genel anlamda etnografik yaklaşımın gücünü göstermektir. Epistemolojik bir yaklaşım olarak da adlandırabileceğimiz etnografi, inananların “İslami” olarak inşa edilip algıladığı toplum- sal gerçeklikleri teşkil eden pratik ve söylemlerin daha titizlikle, olanca karmaşası içerisinde anlaşılabilmesini sağlar.

Bu kitabın bir başka amacı, Müslümanların daha önce nadiren etnografik bir gözle ele alınmış olan pratiklerinin, etnografik yöntemle incelenmesini teşvik etmektir. Bu pratikler arasında, İslamın “eğitimli”, “kentli” veya “üst sınıf” kesim ile ilişkili veçheleri bulunmaktadır. Etnografların “halkın”, “sıradan insanların” yaşadığı İslama odaklanmasının kökeninde yatan sebep, antropolojide ve Oryantalist gelenekle ilişkili disiplinlerde (filoloji, tarih, felsefe) harcanan akademik  emeğin, kolonyal bir iş bölümüne tabi tutulmuş olmasıdır. Antropoloji en başından beri kentteki siyasi merkezlerin çeperindeki toplumsal mekânlara (kırsal kesime, kabilelere, halkın dindarlığına) odaklanmışken; ikinci tür disiplinler, metinsel gelenekle ve daha genel anlamda “yüksek” kent kültürüyle ilgili çalışmaları fiilen kendi tekeline almıştır.1 Durkheimcı sosyolojinin Avrupa’da temel olarak sanayileşmenin getirdiği büyük toplumsal dönüşümleri inceleyip Kuzey Afrika’ya ihraç edildiğinde “Durkheimcı antropoloji”ye dönüşmesi ve kendini “geleneksel” toplumsal örgütlenme biçimlerinin analizine vakfetmesi pek çok şeyi ortaya koymaktadır.2

Bu durum, erken post-kolonyal dönemde de pek değişmedi. Modernleşme teorilerinin zirve yaptığı günlerde (1950’ler- 1960’lar) sosyal bilimler, genel olarak Müslümanların dinî pratiklerine karşı çok ilgisizdi; bu pratikler “yok olmakta olan geleneksel toplum”un kalıntıları olarak görülüyordu.3 Bu entelektüel bağlamda, antropoloji geleneğindeki “marjinale” odaklanma temayülü daha da güçlenmiştir. Sosyal bilimcilerin çoğu “sekülerleşme”, “kentleşme” ve “kitlesel okuryazarlık” gibi meselelere kafayı takmışken, İslamla ilgili büyük antropolojik çalışmalar, azizler ve kabilelerle (Ernest Gellner), cinli tedavi ritüelleriyle ayinleriyle (Vincent Crapanzano) ve Sufi topluluklarla (Michael Gilsenan) ilgilenmiştir.4 Clifford Geertz ise Müslümanların özellikle cami, pazar veya mahkeme gibi merkezî yerlerde ifade bulan pratik ve inançlarının nasıl kültürel anlamlarla bezendiğini ve kültürel sistemleri şekillendirdiğini gösteren daha iddialı bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini savunmuştur.5

Bu egemen eğilimden ayrılan bazı çağdaş etnografik araştırmalar, İslamın sosyal bilimlerde ne kadar “çepere” itildiğini ortaya koyar nitelikteydi. Örneğin, Dale Eickelman ve Richard Antoun eğitimli din adamlarının biyografilerini yazmıştır; fakat bu yazarların ikisi de kırsal kesimde yaşayan din adamlarına odaklanmayı tercih etmiştir. Dahası Eickelman, biyografisini yazdığı Faslı kadıyı, modernleşmeyle birlikte hızla yok olan bir dinî otorite modelinin temsilcisi olarak betimlemiştir.6

Diğer etnografi çalışmaları, İslamı ve Müslüman toplumları anlamak için kullanılan analitik çerçeveleri daha derin bir eleştiriye tabi tutmuştur. Richard ve Nancy Tapper, Türkiye’de Peygamber Muhammed’in doğum gününün kutlandığı bir ritüel olan mevlitlerle ilgili yürüttükleri etnografik çalışmayla, İslamla ilgili analizlerde hâkim olan kavramsal ikilikleri (ortodoksluk/ heterodoksluk) ve Müslüman toplumlardaki toplumsal cinsiyet ilişkilerini (erkek egemenliği/kadınların ikincilleştirilmesi) eleştirel bir biçimde yeniden değerlendirmiştir. Böylece Richard ve Nancy Tapper, hem erkeklerin hem de kadınların okuduğu mevlitlerin, Peygamber’in dinî kişiliğinin ritüeller aracılığıyla Türkiye’deki dinî kültürün güçlü bir sembolik referans noktası olarak inşa edilmesinde önemli rol oynadığını ortaya koymuştur.7

İran devrimi ve siyasi İslamın yükselişi, 1980’li yılların başından itibaren Müslümanların dini pratiklerine yönelik akademik ilgiyi büyük oranda artırmıştır.  Öte yandan bu noktada sahneye çıkan yeni araştırma eğilimleri, antropolojiden ziyade, Oryantalist gelenekten ve siyaset bilimlerinden besleniyordu. Bu araştırmalar, dinî pratikleri bağlam içinde gözlemlemektense söylemlere, tarihî anlatı ve yapılara odaklanmıştır. Bunun sonucunda, “geleneksel” antropolojinin ölçeğinin ötesine geçen konularla ilgili oldukça az sayıda araştırma yapılmıştır. Kısmen de olsa hukuki pratikler8 ve cami cemaatleri ya da eğitim grupları ile ilgili yapılan çalışmalar9 bu duruma istisna olarak gösterilebilir. Örneğin, hâlâ İslam âlimliği10, siyasal İslam11 ve resmi dini kurumlar12 gibi meselelerle ile ilgili çok az sayıda araştırma bulunmaktadır. Bu konularla ilgili etnografik çalışmalardan öğreneceğimiz çok şey olduğunu düşünerek bu seçkide; Mısır ve Suriye’deki ulema (Aishima, Pierret), Türkiye’deki İslami hayır kuruluşları (Alkan-Zeybek), Fransa ve Mısır’daki Selefiler (Baylocq & Drici-Bechikh), merhum Lübnan başbakanı Refik el-Hariri’nin mezarı etrafında oluşan kült (Vloeberghs) ve Mısır Parlamentosu’nda kullanılan İslami referanslar (Klaus & Dupret) ile ilgili makalelere yer verdik.

Seçkinin Ritüel Performansları adlı ilk bölümünde, din antropolojisinin “geleneksel” konuları, yani ritüel ve semboller ele alınmıştır. Burada betimlenen ritüeller arasında; Pakistan’ın Gilgit kentinde uygulanan şifa verici büyüler (Varley), Tunus’taki Hac hazırlıkları (Boissevain), Suriye’nin kırsal kesiminde yas tutma pratiklerindeki dönüşüm (Lange), Britanyalı Şiilerin Aşura ritüellerinin evrimi (Spellman-Poots), Cezayir Sahrası’nda görülen toplu bir ibadet (Ben Hounet), Suriye’de uygulanan darb el şiş (vücut piercingi) adlı Sufi ritüeli (Pinto), Rio de Janeiro’da İslama geçen Brezilyalıların dinî açıdan sosyalleşme süreçleri (Fonseca Chagas), Suriye ulemasının Peygamber’in doğum gününde düzenlediği kutlamalar (Pierret) ve Lübnan’da Refik el-Hariri’nin türbesinde görülen ibadet pratikleri (Vloeberghs) bulunmaktadır. Bu bölümdeki makalelerde benimsenen etnografik yaklaşımlar, Müslümanlığın bu unsurlarının grup dayanışmasının inşasında ya da dinî sistemin normatif ilkelerinin yeniden üretiminde oynadığı rolü öne çıkarmakla yetinmemiştir. Bunun yanı sıra makaleler, ritüel ve sembollerin, dinî aktörlerin belli bir Müslüman cemaate aidiyetlerini inşa ve müzakere ederken kullandıkları performatif ve iletişimsel araçlar olarak iş gördüğünü ortaya koymuştur. Bu anlamda İslami ritüel ve semboller, her bağlamda sadece ne anlama geldikleri açısından değil ne ürettikleri açısından da incelenecektir. Dolayısıyla bu ritüel ve sembollerin; dinî öznellikleri, kültürel beklentileri, güç ilişkilerini, iktidar ve cemaat yapılarını nasıl ürettiği, şekillendirdiği ve tasdik ettiği de incelenecektir.

Etnografi sayesinde ritüellere özgü sembolik dilin, anlam ve normları aktörlerin kişilikleriyle ilişkilendirmek üzere nasıl kurulup kullanıldığını daha iyi bir biçimde anlamak mümkündür. Katılımcı gözlemcilikle elde edilen ampirik veriler, metinsel veya sözel söylemlerle inşa edilen normatif İslam ile İslamın farklı Müslüman cemaatlerin dinî pratiklerinde kullanıma sokulduğunda kazandığı çoklu söylemsel, pratik ve deneyimsel boyutları arasındaki gerilimli ilişkiyi dikkate alan analitik modellere bir temel teşkil eder. Bu nedenle, seçkinin bu bölümünde etnografik yaklaşımın, İslamın belirli toplumsal bağlamlarda ortak bir kültürel dil olarak kavramsallaştırılıp analiz edilmesi üzerindeki etkisi incelenmiştir.

Seçkinin Etkileşimleri Bağlama Oturtmak adlı ikinci kısmında, dinî olmayan ancak yine de kendini İslama göre konumlandıran ve İslam’a atıfta bulunan ritüeller ele alınmıştır. Fransa’da hüküm süren İslam anlayışında cemaat içi ilişkiler (Baylocq & Drici- Bechikh), Ürdün’de bir üniversite kampüsünde yaşanan gündelik hayattaki dindarlık (Cantini), Tanzanya’daki genç Müslüman uyanışçılar arasındaki gayriresmî görüşmeler (D’hondt), Mısır’da Selefi Müslümanlara ilişkin algı (Kreil), Türkiye’deki İslami yardım kurumlarının gönüllüleri ile bu kurumlardan faydalanan kişiler arasındaki ilişkiler (Alkan-Zeybek), Yemen’de bir mahkemedeki boşanma davası (Dahlgren), Mısır parlamentosundaki tartışmalarda İslama yapılan atıflar (Klaus & Dupret) ve merhum El Ezher Şeyhi Abdülhalim Mahmud’un toplumsal imajı hakkındaki tartışmalar (Aishima), bu kısımda yer verilen incelemelerdir. Toplumsal eylemler, toplumsal düzende kelimelerin “dil oyunları”nın parçası olduğu olay ve eylemlerden ibarettir. Seçkinin bu bölümünde, genelde kullanım bağlamı veya örnek verilmeksizin inşa edilen ve “havada kalan” “büyük kavramlar” aramaktansa, toplumsal grupların üyelerinin faaliyetlerini nasıl yürüttüklerine ve nihayetinde bu faaliyetleri nasıl adlandırıldıklarına dair (örneğin “İslami” olarak) soru sormanın daha uygun olacağını iddia ediyoruz. Örneğin İslam hukuku söz konusu olduğunda, insanların kendisinin “İslam hukuku” dedikleri şeyle farklı koşullarda nasıl ilişki kurduklarına ve hukuki meselelerde İslam hukuku modeline nasıl başvurduklarına odaklanmak gerekir. Bu yaklaşım insanların yerel bağlamlarda, birbirleriyle az çok düzenli bir biçimde iş birliğine girmelerini ve etkileşimde bulunmalarını sağlayan hakikatleri ve ortak dili üretmek üzere kullandıkları yöntemlere odaklanmamız gerektiğini iddia etmektedir.

Din ile ilgili çalışmaların pek çoğunda bir “Bu nedir?” sorusu eksik. Sosyal bilimciler kurumların büyümesini ve gelişimini etkileyen çeşitli toplumsal unsurları betimlerken, sıradan eylem ve mantık yürütme biçimlerini teşkil eden pek çok pratiği kanıksamış durumdadır. Bu betimleme eksikliği nedeniyle araştırmacılar, faillerin dünya görüşlerine alternatif görüşler ileri sürebilmekte ya da eylemleri, bu eylemlerin faillerince anlaşıldığı gibi görmekte başarısız kalabilmektedir. Bir betimleme eksikliğinden bahsediyoruz. Bu eksikliği giderip “Bu nedir?” sorusunun içini doldurmak amacıyla yeniden sıradan pratiklerin içeriğine ve dine yapılan atıfların bu pratiklerde tuttuğu yere bakmalıyız. Bu sayede söz konusu eylem veya atıfların gerçekleştiği çok sayıda duruma dair ayrıntılara, bunların bağlama özgü niteliklerine ve toplumsal pratiklerle ilişkili belirli mantık yürütme biçimlerine yakından bakabiliriz.

Kitabın Tarih Etnografisi başlıklı son özel bölümünde, etnografik yaklaşımın başka biçimlerde de kullanılabileceğini göstermek amacıyla, etnografi ile tarih arasında bir diyalog kurulmuştur. Michael Gilsenan’ın kaleme aldığı bu bölümde, üyelerinin tarihle ilişkileri üzerinden Güneydoğu Asya’daki Hadrami diasporasının etnografisi sunulmuştur. Gilsenan’ın etnografisinde belgelerin, aile kütüklerinin, tarihsel referansların ve nostaljik hatıraların; Güney Asya’daki Hadramileri hayalî geçmişleri ile memleketlerine bağlayan, böylece diaspora kimliklerini yerel bağlamlarda yaşamalarını mümkün kılan kültürel araçlar olarak iş gördüğü ortaya konulmaktadır.

Kitabın genel amacı, İslami pratik, söylem ve öznellik biçimlerinin daha derin bir biçimde anlaşılması amacıyla etnografinin ne tür biçimlerde kullanılıp düşünülebileceğine ışık tutmaktır. Buradaki makaleler, farklı sosyal bilim alanlarından gelen araştırmacıların, kendilerini yaşayıp deneyimleyen faillerce İslami olarak tanımlanan toplumsal olguları, bu olguların karmaşıklığını ve dinamiklerini aktaracak şekilde ayrıntılı olarak betimleyebildiğini gösterir. Bu örneklerin, etnografik yaklaşımların İslamın farklı sosyal bilim alanlarındaki temsili ve anlaşılma biçimleri üzerindeki etkisi hakkında daha fazla tartışma yürütülmesine vesile olmasını umarız.

Bu seçki, editörler tarafından 4 ile 7 Kasım 2009 tarihlerinde Ağa Han Üniversitesi, Londra İslam Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü (AKU-ISMC) ev sahipliğinde düzenlenen İslam Etnografileri başlıklı atölyenin bir sonucudur. Editörler olarak Ağa Han Üniversitesi, Londra İslam Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü’ne (AKU-ISMC) ev sahipliği ve sponsorluğu için Wenner-Gren Vakfı’na da bu atölye ve kitabın hazırlanmasını mümkün kılan cömert hibesi için teşekkür ederiz.

Künye — Baudouin Dupret, Thomas Pierret, Paulo Pinto ve Kathryn Spellman-Poots, İslami Pratiklere Etnografik Yaklaşımlar, Çev. Özlem Yılmaz, Tekin Yayınevi, Ağustos 2017.

Sanal Mağaza — İdefix | Babil | Kitap Yurdu

Dipnotlar   [ + ]

1. Charles Lindhom, “The New Middle Eastern Ethnography” (“Yeni Ortadoğu Etnografisi”) Man, vol. 1, no. 4, Kasım 1995, s. 806.
2. Bakınız, Jean-Noël Ferrié, La religion de la vie quotidienne chez les Maro- cains musulmans: rites, règles et routine, Paris: Karthala, 2005.
3. Daniel Lerner, The Passing of Traditional Society: Modernizing the Middle East (Geleneksel Toplumun Ortadan Kaybolması: Ortadoğu’yu Modernleştirmek), Glencoe, IL: Free Press, 1958.
4. Ernest Gellner, Saints of the Atlas, Londra: Weidenfeld & Nicolson, 1969 (Türkçesi: Mağribin Velileri, çev. Müfit Günay, İstanbul: Kabalcı Yayınevi); Crapanzano, Vincent, The Hamadsha; A Study in Moroccan Ethnopsychiatry (Hamadşa: Fas’ta Etnopsikiyatri üzerine bir Çalışma), Berkeley: University of California Press, 1973; Michael Gilsenan, Saints and Sufi in Modern Egypt: An Essay in the Sociology of Religion (Modern Mısır’da Evliyalar ve Sufiler: Din Sosyolojisi’nde bir Deneme), Oxford: Clarendon Press, 1973; Recognizing Is- lam: Religion and Society in the Modern Middle East (İslam’ı Tanımak: Modern Ortadoğu’da Din ve Toplum), Londra: Croom Helm, 1982. Gilsenan öncelikle modernist bir bakış açısıyla (1973) Sufi toplulukların gerilemekte olan “halka ait”, “geleneksel” toplumsal yapılar olduğunu iddia etmiş, ancak sonraki yazılarında (1982) Sufi dindarlığının Ortadoğu’daki devamlılığını kabul etmiş ve bu dindarlığın okur-yazar dindar elitlerle ilişkisinin altını çizmiştir. Gilsenan belirli Sufi toplulukların toplumsal değişime başarılı bir biçimde uyum sağladığı durumların da altını çizmiştir.
5. Clifford Geertz, The Religion of Java ( Java Dini), Chicago: University of Chicago Press, 1960; Islam Observed; Religious Development in Morocco and Indonesia, Chicago: University of Chicago Press, 1968, (Türkçesi: İki Kültür- de İslam; Fas ve Endonezya’da Dinî Değişim, çev. M. Murat Şahin, İstanbul: Küre Yayınları, 2012); Local Knowledge: Further Essays in Interpretative Anthropology, New York: Basic Books, 1983 (Türkçesi: Yerel Bilgi, çev. Kudret Emiroğlu, Ankara: Dost Kitabevi, 2006/7).
6. Dale Eickelman, Knowledge and Power in Morocco (Fas’ta Bilgi ve İktidar), Princeton: Princeton University Press, 1985; Richard Antoun, Muslim Preacher in the Modern World. A Jordanian Case Study (Modern Dünyada Müslü- man Vaizler: Ürdün’den bir Saha Çalışması) Princeton: Princeton University Press, 1989.
7. Nancy Tapper ve Richard Tapper, “The Birth of the Prophet: Ritual and Gender in Turkish Islam” (“Peygamber’in Doğumu: Türkiye’de İslam’da Ritüel ve Toplumsal Cinsiyet”), Man, vol. 22, no. 1, Mart 1987, s. 69–92.
8. Ethnologist, vol. 37, no. 4, Kasım 2010, s. 2–18; Susanne Dahlgren, Contesting Realities: The Public Sphere and Morality in Southern Yemen (Çatışan Gerçeklikler: Güney Yemen’de Kamusal Alan ve Ahlak), Syracuse, NY: Syracuse University Press, 2010. Ethnologist, vol. 37, no. 4, Kasım 2010, s. 2–18; Susanne Dahlgren, Contesting Realities: The Public Sphere and Morality in Southern Yemen (Çatışan Gerçeklikler: Güney Yemen’de Kamusal Alan ve Ahlak), Syracuse, NY: Syracuse University Press, 2010.
9. Bakınız, örneğin: Saba Mahmood, Politics of Piety: The Islamic  Revival and the Feminist Subject (Takva Siyaseti: İslami Uyanış ve Feminist Özne) Princeton: Princeton University Press, 2005; Alexander Horstmann, “The Inculturation of a Transnational Islamic Missionary Movement: Tablighi Jamaat al-Dawa and Muslim Society in Southern Thailand”(“Ulusötesi bir İslami Misyonerlik Hareketinin Benimsenmesi: Güney Tayland’da Tebliğ Cemaati ve Müslüman Toplumu”) , Sojourn: Journal of Social Issues in Sout- heast Asia, vol. 22, no. 1, Nisan, 2007, s. 107-30; Victoria Lee,“The Mosque and Black Islam: Towards an Ethnographic Study of Islam in the Inner City” (“Cami ve Siyah İslam: Şehir İçinde İslam hakkında Etnografik bir Çalışmaya Doğru”) , Ethnography, vol. 11, no. 1, Ocak 2010, s. 145–63.
10. Michael Fischer, Iran: From Religious Dispute to Revolution [İran: Dini Tartışmalardan Devrime], Cambridge, MA: Harvard University Press, 1980; Brinkley Messick, The Calligraphic State: Textual Domination and History in a Muslim Society [Kaligrafik Devlet: Bir Müslüman Toplumda Metinsel Tahakküm ve Tarih], Berkeley: University of California Press, 1996; Kai Kresse, Philosophising in Mombasa: Knowledge, Islam and Intellectual Practice on the Swahili Coast [Mombasa’da Felsefe: Svahili Kıyı Şeridinde Bilgi, İslam ve Entelektüel Pratik] Edinburgh: Edinburgh University Press, 2007.
11. Cihan Tugal, “The Appeal of Islamic Politics: Ritual and Dialogue in a Poor District of Turkey” (“İslamcı Siyasetin Cazibesi: Türkiye’nin Yoksul bir Semtinde Ritüel ve Diyalog”) ‚ Sociological Quarterly, vol. 47, no. 2, Nisan 2006, s. 245–73; Jenny White, Islamist Mobilization in Turkey: A Study in Vernacular Politics, Seattle: University of Washington Press, 2002 (Türkçesi: Türkiye’de İslamcı Kitle Seferberliği: Yerli Siyaset Üzerine Bir Araştırma, çev. Esen Türay, İstanbul: Oğlak Yayınları, 2007).
12. Richard Antoun, “Fundamentalism, Bureaucratization and the State’s Co-optation of Religion: A Jordanian Case Study”‚ International Journal of Middle East Studies, vol. 38, no. 3, Ağustos 2006, s. 369–93.

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.