Sosyal Bilimler

Potansiyel Bir Paradigmaya Doğru: İlişkiselci Sosyolojinin Vaatleri | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Potansiyel Bir Paradigmaya Doğru: İlişkiselci Sosyolojinin Vaatleri

Türkiye’deki cari sosyoloji alanının tözcü yatkınlıklarca kuşatılmış olduğu, bugün için gözüpek tüm bilim insanları tarafından kabul edilegelen bir gerçek. Bu edisyonun çeviri editörlerinden birinin de dahil olduğu Tözcülüğün Tasfiyesi‘nden (2012) bu yana değişen pek de bir şey yok. Aksini beklemek de şu an için safdillik olur. Dolayısıyla cepheden saldırı için epeyce çalışmak gerekiyor. Toplumsal varlıkların herhangi bir “asli” manaya sahip olmadığı öncülünün, sosyolojik bir araştırma tasarımının sıhhati açısından ne denli belirleyici olduğunu ikrar etmiş çok az kişi var alan içinde ne de olsa.

Peki, tözcü kavrayış konusundaki ısrarcılığın ardında ne olabilir? Ya da soruyu şöyle formüle de edebiliriz: Ortakduyusal gerçeklik algısını ilga edebilecek ilişkiselci bir yol/yordam neden bu denli güç onaylanmakta?

Tabiî ki birinci ve en temel cevap, Pierre Bourdieu’nün sayısız metinde ifade ettiği üzere, tözcü algının, kullandığımız dile kayıtlı oluşu, ki; bu dil, ilişkilerden ziyade şeyleri, süreçlerden ziyade durumları ifade etmeye uygun. Velhasıl kendisi de toplumsal gerçekliğin parçası ve paydaşı olan sosyolog için evvela yapılacak iş bu algıdan hızlıca kopmak. Sadece zor değil, bir hayli de zahmetli bir meseleden bahsediyoruz. Örneğin ülkemizde kaç sosyolog Expected Miracles: Surgeons at Work‘un (1991) yazarı Joan Cassell gibi neredeyse üç senesini ameliyathane’de geçirebilir ve cerrah figürü etrafında oluşan ortakduyusal takdisi yapıbozumuna uğratır [burada sorun elbette salt allaturca akademisyenimizin tembelliğiyle ve konformizmiyle ilişkili değil, kurumsal tahditlerin pespayeliğini de konuşmak gerekiyor; ama yine de tözcülük sadece bir sosyologun metodolojik zaaflarına değil, kurumun hiyerarşik ve atıl dokusuna da sirayet etmiş durumda şüphesiz]. Kıssadan hissesi masa başından kalkıp ellerimizi mutfakta kirletmek için evvela tözlerin sağladığı rehavetten kurtulmamız gerekiyor. Velhasıl toplumsal gerçeklik tüm kompleksliğiyle öyle kolayca avucumuza alamayacağımız bir akışa sahip.

İkinci cevap ise bizzat kulak şahidi olduğumuz bir “apriorik bilgiçlik”e dair. “Sosyoloji tanımı itibariyle zati ilişkilerle iştigal etmiyor mu, ne gerek var bu neolojizme canım?” ya da “Diyalektik mefhumu var iken ilişkiselciliğe neden ihtiyaç duyuyorsunuz ki?” türünden Marksizan pek çok karşı-çıkış. Netleştirelim: Bir kere bu yaklaşımın sosyal bilimlerde yeni olduğunu söylemek mümkün değil! Marx’tan Simmel’e oradan da Elias’a kadar çoğu ustanın kanonik metinlerinde ilişkisel bakış açısı zaten mevcut. Bourdieu, Tilly, Archer gibi daha yakın dönem ustalarının bu perspektifi vurgulaması ise belki de bir projeden paradigmaya gidişin köşe taşlarını ortaya koyma ihtiyacından kaynaklanıyor olabilir. Her ne kadar metateorik bir konsensüs inşası bağlamında yeterince mesafenin kat edilmediği aşikar da olsa, ilişkiselci sosyoloji tasavvurları arasında bir hemzemin yaratma arzusu bugün dünden daha fazla gündeme geliyor. Ayrıca “ilişkisel” terimi, “diyalektik” teriminin yüklendiği felsefi ve tarihsel arkaplandan ayrışık olması hasebiyle, araştırma sürecinde teknik kullanıma daha müsait.

Türkiye’deki cari sosyolojinin tözcü yatkınlıklara bu denli sıkı sarılmasının ve bunları sürekli yeniden üretmesinin başka nedenleri de var elbette. Fakat işi zora sokan asıl şey, sorunun Türkiye’deki hâkim sosyoloji algısının ve bu algıyı somutlaştıran pratiklerin kendine özgü açmazlarıyla doğrudan ilişkili olması. Bir kere Türkiye’deki sosyoloji tahayyülü, yatkınlıklardan kopuşun temel şartı olan düşünümsellik mevhumundan oldukça uzak. Hal böyle olunca, Türkiye’deki özellikle hâkim sosyoloji tahayyülü ve buna bağlı pratikler metateorik tartışmalara ve dolayısıyla ontolojik dönüşlere çok fazla manevra alanı bırakmıyor. Meseleyi yine Bourdieu’nün ifadesiyle tanımlarsak; sosyologlarımızın, yani toplumsal dünyayı nesneleştirmeyi meslek edinenlerin, kendi kendilerini nesneleştirme yete­neğini çok ender olarak gösterdiklerini söyleyebiliriz. Hatta daha da ötesine geçip, alanı temsil eden –bu tartışmaların çoğundan bihaber-sosyologlarımızın, büyük bir kısmının düşünümsellik şöyle dursun, soyutlanmış deneyimci bir anlayışla, sosyolojiyi anketçilikle eşitleyerek toplum mühendisliğine soyunduğunu, üstelik bunu yegâne sosyoloji pratiği olarak görüp aksini iddia edenlere ısrarla kulak tıkadıklarını bile iddia edebiliriz. Kastedilen bu sosyoloji anlayışı çerçevesinde hangi konuyu ele alırsa alsın sosyoloğun bilim pratiği, seçtiğin bir örneklemden veri topla, bulgularını istatistiksel veriler haline getir, elde ettiğin sonuçları tablolaştırarak özetle mantığına bürünmekte/indirgenmektedir. Teorik bağlamları ve sosyal gerçekliğin gizli yönlerine sirayet edebilme gayesini daha en başından es geçen bu anlayışın haliyle düşünümsellik mevhumunu ya da sosyoloğun kendi pratiklerini değerlendirmesi zorunluluğunu da atlaması boşuna değil. Bu anlayışın Türkiye özelindeki ideoloji bağımlı egemenliği aslında yatkınlıkların kemikleşmesinin de baş müsebbibi. Ortakduyusal (ya da doxa nitelikli) tahayyüller çerçevesinde sürdürülen sosyoloji pratikleri böylece kendini sürekli yeniden üretmeye mahkûm oluyor.

Bu koşullar altında, sosyoloğun araştırma nesnesiyle kendisi arasında kurduğu ilişkiyi nesneleştirmesi anlamına gelen düşünümsellik ya da self-refleksif bilinç canlandırılmadan bütün bunları konuşmak daha en başından beyhude bir çaba gibi görünüyor. Sosyolojiyi toplum mühendisliği olarak kavrayan ve sorun olarak gördüğü her konuyu salt anket tekniğiyle (hatta bazen daha önceki anketlere birkaç soru ekleyerek hazırlanmış anketlerle) analiz etme! becerisini gösteren veyahut sosyoloji yapmayı, hiç alan deneyimi olmadan ya da veri kullanmadan her konuda kanaat üretmek olarak gören sosyologlarımıza ilişkisel sosyolojiyi anlatmak neredeyse imkansızlaşıyor.

Sosyal teorinin toplumsal gerçekliği yansıtması gerektiği kabulünden yola çıkan ilişkisel sosyoloji işte tam da bu türden kemikleşmiş yatkınlıkları kırmak, ortakduyusal karakterli sosyoloji anlayışlarının farkında bile olmadığı açmazları aşmak ve daha önemlisi, bütün bu hengâmede yönümüzü bulmak için bize kavramsal bir alet takımı sunuyor. İlişkisel sosyoloji; kendimizi bulmak, bizi bilimsel kötürümler haline getiren yatkınlıklardan kurtulmak için lazım gelen “ontolojik bir dönüş”ün anahtarı gibi görünüyor.

Gelelim vaatlere. İlki araştırma pratiğine ilişkin. Sosyolojinin asli nesnelerinin [örneğin birey, toplumsal grup ya da kurum] görünür formlarıyla kurulacak dolaysız ilişkiye neşter vurmak suretiyle “ilişkisel perspektif”, toplumsal varlıkların diğer varlıklarla mukayese edildiklerinde bir mana kazanacağı varsayımından yola çıkar. Gözümüzün önündeki apaçık olgulardan ziyade onları farklılaştıran ya da bir araya getiren ilişkilerin yapısına odaklanır. Aranılan/keşfedilecek olan bireyin veya grubun içkin özelliği değildir. Aksine onların ilişkisel bağlarını inşa etmemiz gerekir. Başta da vurguladığımız üzere bu tarz bir düşünme/görme yatkınlığı (a) kapsamlı bir araştırma pratiğini teşvik edecek, (b) sosyologa refleksif bir hassasiyet kazandıracaktır. Nesnenin kimileyin bizi baştan çıkarma gücüne kimileyin de nesneyle denetimsiz ilişki içine girme tuzağına karşı tetikte olmamız araştırma sürecinin en kilit noktasıdır. Bu bağlamda ilişkiselcilik (c) alan içindeki pozisyonumuzu, hislerimizi ya da fikirlerimizi nesneye yansıtma ve böylelikle de ona kısa devre yaptırma faaliyetinden bizi uzak tutacaktır.


Güney Çeğin ve Ali Esgin
Potansiyel Bir Paradigmaya Doğru: İlişkiselci Sosyolojinin Vaatleri
İlişkisel Sosyoloji: Ontolojik ve Teorik Yönelimler / Christopher Powell, François Depelteau
Ankara: Phoenix Yayınları, 2015, s. 9-15.


Kaynakça

  • Cassell, Joan (1991). Expected Miracles: Surgeons at Work. Philadelphia: Temple University Press.
  • Çeğin, G. ve Emrah Göker (2012). Tözcülüğün Tasfiyesi: İlişkisel Sosyolojide Temel Yaklaşımlar. Ankara: Notabene Yayınları.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.