Sosyal Bilimler

Orta Doğu’da Amerikan Dış Politikası: Lobiler ve Özel Çıkar Gruplarının Rolü | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Orta Doğu’da Amerikan Dış Politikası: Lobiler ve Özel Çıkar Gruplarının Rolü

Kitabın ilk bölümünde, dış politikayı şekillendiren unsurlar üzerinde durulmuştur. Opera’nın çok sayıda farklı unsurun bir bileşiminden oluştuğu hatırlatılarak (partisyon, libretto, dekorlar, orkestra gibi) dış politikanın da Başkan, Dışişleri Bakanı, Pentagon, CIA ve Ulusal Güvenlik Konseyi gibi farklı ve karmaşık etkileşimlerden oluştuğu vurgulanmaktadır. Dış politika şekillenirken burada küçük ve elit bir grubun etkili olduğu ifade edilirken yanlarında mevcut olacak başka bir oluşum görmeyi tercih etmemekte oldukları da ifade edilmiştir.

Başkanlar dış politikalarını açıklamaya çalışırken, danışmanları kamuoyu yoklamaları ile nabız kontrolü yaparlar. Lobiciler ile baskı grupları da bu yoklamaları inceleyerek kendi kampanyalarının ölçütlerini belirlerler. Amerika’da oy kullanımı oranı düşük olduğu için oy kullanan kitle, bu işi kendi lehine çevirmeye çalışarak, politikacıları kendi istedikleri yönde etkileyebilmek gayesi taşır. Bunu özellikle ABD nüfusunun %3 ünü oluşturmasına rağmen Yahudilerin, oy kullanmadaki bilincini ve etkili olma gayretini görmekteyiz.

Diğer bölümlere ilerledikçe, Orta Doğu’daki medya imgelerinin yazar tarafından operanın müziksel temeline benzetildiği göze çarpar. Lobiciler ve çıkar gruplarının, haberler, televizyon, radyo, sinema, akademik ve popüler dergiler aracılığı ile siyaseti etkilemek için oluşturulan algı yönetiminin nakarat halinde tekrarlandıkları vurgulanmıştır. ABD’deki medyanın, Araplar ve İsrailliler için haberler yansıtıldığında çok da adil olmadığı ve tarafsız kalamadığı görülmektedir.

Lobicilikte teknik ve finansmanları konusunda bilgi verilmektedir. Bu çıkar grupları, siyasetçilere erişmek için mektup, telefon, e mail yollarını kullanarak kampanyalarını yürütmektedirler. Bu gibi yollarla, kamuoyunun nabzı yoklanarak dış politikanın belirlenmesi esas alınır. Yine burada bahsedilen başka bir durum da Başkan ve Beyaz Saray görevlileri ile yine seçilmiş görevliler ve yardımcıları arasında kurulan yakın temaslardır. Bu temasların, bir orkestra şefinin solisti ile olduğu gibi, Başkan’ın da bir lobici ile al-ver ilişkisi içerisinde olması şeklinde örneklendiğini görmekteyiz. Yazarın bu bölümde okuyucuya sunduğu diğer teknikler de, birçok ulusal kuruluşun ABD politikasındaki baskıları, kongre, eyalet yönetimi ve yerel yönetimler üzerindeki baskılar, halk desteği için gerçekleştirilen tanıtım kampanyaları, yasama baskısı ve finansal destekçiler şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Ankara Siyasal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi Yayınları, 2013

Beşinci bölümde bir Kıbrıs örneği sunan Terry, Türkiye’nin 1960’larda Kıbrıs’a yapmış olduğu çıkarma sonrasında Beyaz Saray’ın tepkisinin çok alt seviyede kaldığını ve buna istinaden Rum asıllı Amerikalıların şiddetli protestolarına neden olan dönemi hatırlatarak, Rum lobisinin, Ortodoks kiliseleri, etnik kulüpler, Amerikan Hellenik İlerici Eğitim Derneği gibi vasıtalarla, medya kampanyaları ile Beyaz Saray görevlilerine ziyaretler düzenlemelerini anlatarak maruz kalınan baskıyı göstermiştir. Tüm siyasi kazançlarını fark eden birkaç önemli Kongre üyesinin Türkiye’ye verilecek askeri yardımların bloke edilmesini ön gören yasa teklifleri hazırlamasına sebep olması şeklindeki bir örnekle de ABD’de lobicilik faaliyetlerinin ne derecede olduğunu gözler önüne sermiştir.

Arap ve Yahudi taraftarı lobicilik faaliyetlerindeki oyuncular da okuyucuya takdim edilmektedir. İlk olarak Arap yanlısı lobilerini tanıtan bölüme göre, opera temelinde benzetme yapılacak olursa, nasıl ki şancılar ses aralıklarına göre değişik sınıflara ayrılırlarsa, benzer şekilde Arap taraftarı lobileri de birkaç ana sınıfa ayrılabildiğini görmekteyiz. Bu oyuncular Arap hükümetleri ve büyükelçilikleri, Arap Birliği, Politikacılar ve Dışişleri görevlileri, İnsan Hakları Kuruluşları, Petrol endüstrisi ve iş dünyası, etnik kuruluşlar, Arap asıllı Amerikalılar ve de finansman sağlayıcılardır. Ancak burada yazarın da belirttiği üzere Amerika siyasetini etkilemeye çalışan bu aktörler Yahudi oyunculara göre geride kalmaktadırlar. Bunun birçok sebebi sıralanabilir. Öncelikle İsrail kadar ABD kültürü ve tarihi konusunda yeteri kadar bilgi sahibi değiller ve olmak için de gerekli çalışmaları devam ettirmiyorlar. Diğer bir mesele de Arap Amerikan kuruluşların Siyonist lobinin baskısı ve tehdidi ile karşı karşıya olmalarıdır. Yine çok önemli bir konu da bu lobilerin alanda yeterli finansman sağlamada yetersiz kalmasıdır. İsrail ve Siyonist lobi aktörlerine baktığımızda ise, İsrail, Yahudi Amerikan kuruluşları, İsrail taraftarı lobiler ve ABD, siyasi eylem komiteleri, kongre desteği ve finansal yardım sayılmaktadır. Bunların tümü Ortadoğu konusunda İsrail taraftarı ve Arap karşıtı politikalar izlenmesini savunmakta Arap ve Müslüman karşıtı lobi olarak tanınmaktadır. Bunun içindir ki Arap yanlısı lobilerin aksine ciddi finansman ayrımı yapıp, akademik çalışmalarda, medyada, seçimlerde vb. aktif rol üstlenerek istedikleri yönde akışı sağlamaya çalışmaktadırlar.

Terry operanın birinci perdesi şeklinde betimlediği Ford yönetimine de yer vermektedir. Dış politikada Kissinger’ın ardında ikinci bir rol üstlenmesi ile Ford, göreve geldiğinde İsrail taraftarlığı ile yerini belli etmişti. Bu ikilinin yönünü değiştirmek istedikleri Orta Doğu politikaları, Siyonist grubun tepkisini geciktirmemişti. Özellikle Ford yönetimi Filistin konusunda yapılan en ufak görüşmelerden bile çekinecek duruma gelmişlerdi. Yine o dönemde, Sedat ve Mısır’ı ABD zeminine çekme girişimleri Kongre’nin muhalefeti ile karşılaştı. Sonuç olarak yönetim değişen düzene ayak uydurma adına yapmak isteyeceği politika değişikliklerinde ayakları ya Kongreye ya da İsrail çıkar gruplarına takılmak zorunda kalmıştır.

Kitabın dokuzuncu bölümü, tüm bu gelişmeleri izleyen süreçte yaşanan Arap boykotu ile mücadele sürecini yansıtmaktadır. Arap Devletleri’nin Yahudi ürünlerine uyguladığı boykot, milli mücadelenin (Filistin konusunda) bir unsuru olarak başlatılmıştı. Bu mücadele şekli, üçüncü tarafların da İsrail ekonomisi ile ilişki içerisinde olmasını caydırmaya yönelik yapılan girişimlerle devam etti. Bu sebeple birtakım yasaklar da getirilmiştir. Siyonist lobi ve baskı grupları buna karşılık daha önce bahsettiğimiz etkileme araçlarını kullanarak bu boykotu kırmaya çalıştılar. Bu çabalar ABD’nin boykota karşı yasa tasarılarının hazırlanıp kabul edilmesini sağladı. Sonuç olarak, Arap Boykotu’yla mücadelede yürütülen kampanyanın, Başkanın muhalefetine rağmen ABD yasa ve politikalarında nasıl değişikliklere yol açtığını görmekteyiz. Tüm bunlar olurken Arap hükümetleri ve Arap asıllı Amerikalılarında karşı müdahalede etkisiz ve de yetersiz kaldıkları ortadadır.

Yazar ikinci perde olarak Carter döneminden de bahsediyor. Yine İsrail taraftarı bir kampanya yürüterek Başkanlığa gelmiş biri olarak Carter, kendi dönemi içerisinde Filistinlilerin haklarının meşruiyetini tamamen reddeden veya görmezden gelen politikaların sürdürülmesine engel olmuştur. Carter yönetiminin Arap-İsrail çatışması mevzusunda yeni siyasi girişimlere açık olması aynı zamanda İsrail ile ABD’deki Siyonist lobinin alarma geçmesine sebep olmuştur. Bu girişimlere yeterli desteği Kongreden alamayan Carter yönetimi kapsamlı bir uzlaşma fikrini devam ettirmekteydi. Carter bugüne kadar Ortadoğu’da uzlaşma sağlamak için itibarını tehlikeye atarak Siyonist lobiyi sahne gerisine itmek isteyen tek ABD başkanı olarak görülebilmesini söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak görevindeki son yıllarda iç sorunlar ve uluslararası krizler Filistin meselesine daha etkili müdahale edebilmesine engel olmuştur.

Rum ve Yahudi asıllı Amerikalıların başarısının altındaki nedenin, tek bir amaç doğrultusunda tüm çevrelerini kullanarak, sistemli bir şekilde hareket etmeleri olduğu görülmektedir. Siyasetçiler bu lobilerin gücünün farkında olup ona göre hareket etmektedir ve etmelidir de. Karşılarında duran her muhalifin bu lobiler tarafından sistem dışı bırakılmaya çalışıldığı bir ortamda bu yadsınamaz bir gerçektir. Dolayısıyla odak noktamız olan Ortadoğu meselesinde de arka planda yürüttükleri faaliyetler, bölgede bulunan aktörler dışında başka aktörlerinde olduğunu bizlere hatırlatmaktadır.


Künye — Janice J.Terry, Orta Doğu’da Amerikan Dış Politikası: Lobiler ve Özel Çıkar Gruplarının Rolü, Çev. Mehmet Akif Kireççi ve Selim TezcanAnkara, Ankara Siyasal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi Yayınları, 2013.

Büşra Yengeç
Sosyal Bilimler Platformu, Uluslararası İlişkiler Editörü
b.yengec@sosyalbilimler.org


Yasal Uyarı: Yayınlanan bu yazının tüm hakları Sosyal Bilimler Platformu’na (www.sosyalbilimler.org) aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

Haftalık E-Bülten Aboneliği

Yorum Yazın

Haftalık E-Bülten Aboneliği




sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.