Sosyal Bilimler

İsmet Özel Şiiri: Bir İnşa Süreci | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

İsmet Özel Şiiri: Bir İnşa Süreci

Künye — İbrahim Şahin, “İsmet Özel Şiiri: Bir İnşa Süreci“, Kurgan Edebiyat, Sayı 13, 2013, s. 3-9

øøøøø

Ataol Behramoğlu ile İsmet Özel’in birbirlerine gönderdikleri mektupları içeren “Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar”ın bir yerinde İsmet Özel, Ataol Behramoğlu’na gönderdiği mektupta şöyle diyor:

Gece taarruzundan dönüyorduk. İçinde bulunduğumuz REO hızla alaya doğru ilerliyordu. Yol bitmek bilmiyordu. Yirmi kadar adam, soğuğun ve açlığın etkisiyle büzülmüş uyukluyordu. Herkes vardığı yerde sıcak yemek ve yatak bulamayacağını biliyordu. Umutsuzluk çökmüştü. Gün yorgunlukla geçmişti ve önümüzdeki günün beter olacağı bilinen bir şeydi. Aracın içini boğan zifir asker adamların içinden yayılmıştı. Açtık ve soğuk kemiklerimize işliyordu. Bir an tiz, yanık bir ses yükseldi. Bir uzun hava. Bir saattir ağzını bıçak açmayan adamlardan sesler gelmeye başladı. Helal Olsun. Yaşa. Allah razı olsun. Ben içimden kopan şeyi pek iyi bildiğimden herkesin duygularını iyi değerlendirebiliyordum. İçimize bir şey dolmuştu. Gıdalı bir şey. Bir şey eklendi bize. Daha dik duruldu. Yaşamakla bir bağ kuruldu. Ve o sese bir tapınış başladı. Esasen tapınmayla birlikte hayat da başladı. Ben bir şairim ve düz yazıyı iyi kıvıramıyorum. Bunu yazmayı mutlaka diledim. Çünkü ömrüm boyunca sanatın işlevinin ne olduğunun somutlandığını görmemiştim. İlk kez insan yaşamasına maddî olmadığı sanılan bir unsurun böylesine müdahale ettiğini ve onu değiştirdiğini gördüm. Öyle ki biçim ve öz ilişkileri değil, yaşamaya bir yanıt oluşu (sanatın) ilgimi çekti. [Ataol Behramoğlu-İsmet Özel, Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar, Oğlak Yayınları, İstanbul, 1995, s. 88-89.]

İsmet Özel şiiri yaşamaya bir yanıttı.

Türk şiiri tarihinde aşağı yukarı Tanzimat’ın ikinci neslinde başlayan pathetic manzûmecilik, şiir adı altında birkaç nesil devam etti. Bu süreç sadece şairin imgesini inşâ etmekle kalmadı aynı zamanda şiir sanatının da imgesini inşâ etti. Türk şiiri 1880-1960 arasında, Türkçenin tarihinde hiç olmadığı kadar ağlamaklıydı. Bu ağlamaklı söylemin, toplumsal kayıplarla, toplumsal vicdanın ve kollektif bilinçdışının temsilini dile getirmek bakımından bir ilgisi olabilir. Çünkü tıpkı Türk romanı gibi Türk şiiri de içine doğduğu dilin tarihsel evrelerinden bağımsız değildi. Bir yandan modernleşmenin zorunluluğu, diğer yandan nostaljik doğu imgesi ve taşralılık Türk şiirinin retoriğini değiştiriyordu. Bu retorik daha çok mağduriyet imgesi üzerine inşa edilmiş bir retoriktir. Bir yanıyla hep zavallı, acınası görünen bu şiirin öznesi, ne zaman pathetic üslubu terk etmiş ise o zaman büyük şair olmuştur. Yine de her şairin tecrübesi, mevcut dilin tarihsel tecrübesine eklenir. Türk şairinin tecrübesi de sonuç olarak Türkçe duyarlığın tecrübesidir. O yüzden İsmet Özel’in şiiri üzerine konuşurken kendinden önceki şiirin ve kendi devrindeki şairlerin yapay söylemlerini göz ardı etmemek gerekir. İsmet Özel altmışlı yılların, toplumsala ilişkin iddiası kalmamış, içe dönmüş, pesimist ve pes etmiş bir şiir ortamının içine doğmuştur. Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya gibi şairlerin arasında halkı ve hayatı; duyarlı insanın halk ve hayat karşısındaki durumunu İsmet Özel gibi “dile getiren” yoktur. Sonuç ne olursa olsun, altmışlı yılların İsmet Özel şiiri, şiirle halk arasında yeniden bir bağlantı kuruyordu. Fakat bu halk aslında dünkü halktı. Türkçenin son yüzelli senesinde, dil ve dilin edebi formları üzerinden halkla kurulmaya çalışılan bağlantı olumlu sonuç vermemişti. Başka bir deyişle şairin ya da romancının bilincindeki halk imgesi ideolojik bir tahayyül tarafından üretilmiş ve bu yüzden genel olarak edebiyat yer yer halk goygoyculuğundan öteye gidememiştir. Bu bağlantı yirminci yüzyıl başında ancak iki şair üzerinden nisbeten kurulabilmiştir. Mehmet Akif ve Nazım Hikmet gibi gür sesli şairlerin devamı olarak İsmet Özel halkla şiir arasındaki münasebetsiz yarayı telafi etmeye çalıştı. Bu süreç, en başta kendini kavrama ve toplum adına yürümeye ilişkindir. 1962’den 1971’e kadar İsmet Özel şiirinde görülen bu sürecin argümanı şiirdi; şiir İsmet Özel’de bir kavrayış vesilesi idi. Zaman zaman zorlanmış olsa da bu kavrayışın -şiirle dünyaya karşı ve dünyada duruşa- temel aracı da dildi. Nitekim eskimiş ve eskitilmiş duyarlığı dile getiren dil de eskimiş ve eskitilmiş olacağından İsmet Özel, şiirinin dilini kendince/kendine göre zorlamış gibi görünse bile inşa etti. Bu dilin İsmet Özelce inşa edildiğini söylemek aynı zamanda, İsmet Özel’in kendini de bu dilde görünür biçimiyle inşa ettiğini söylemek demektir; çünkü sonuçta herkesin dili kendi inşa sürecinin ifşasıdır. Çünkü birçok şair kendi dilini bulmak için mevcut merkezi söylemi, iktidar kurmuş şiir dilini yıkarak, kendi diline yer açmak zorundadır. Bazı şiir dilleri muktedir bir dil olamıyorlarsa, başlangıçta işgal edilmiş olan iktidar evreni karşısında kendi dillerinin güçsüz oluşundandır. Her yeni şiir dili, önceki dille kavga etmek zorundadır.

Orhan Veli ve arkadaşlarının dili bu anlamda güçsüz bir dildir; kısa süreli işgal ettiği merkezi konumdan bir süre sonra uzaklaşmak zorunda kalmıştır. 1950’den sonra Türk şiirinde en az Orhan Veli’nin söylemi kadar ikinci bir şiir dili ortaya çıktı ki bu da İkinci Yeni şiiridir. Fakat iki ses, Attila İlhan ve İsmet Özel şiiri altmışlı yılların Türkçe şiirini yerinden ve yurdundan eden iki dil olarak göründü. Sert, kavgacı ve kavgalı olan bu dil, bilhassa İsmet Özel’de zaman zaman meydana çağıran, meydanda bir söylemdir. Seksen sonrası Türk şiirini en çok etkileyen iki şair bu sebeple Attila İlhan ve İsmet Özel şiiridir. Çünkü hem Attila İlhan hem de İsmet Özel kişisel serüvenlerini açıkça şiir kılabilmiş isimlerdir.

İsmet Özel’deki dönüşümün izlerini daha baştan itibaren şiirlerinde görebiliriz. 1975’te yayınlanan Cinayetler Kitabı’nın ilk şiiri Kanla kirlenmiş Evrak 1972 yılında yazılmıştır. İsmet Özel’in meşhur şiiri Amentü ise 1974 tarihlidir. Her iki şiir de aslında bir dönüşümün sonucunda kaleme alınmış, evrakı artık kanla kirlenmiş bir öznenin geldiği ve gideceği yerleri işaret etmektedir:

Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
Öyle yorgunum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
Saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
Acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman
Acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.
Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın
Başından başlayabilirim. [İsmet Özel, Cinayetler Kitabı, Çıdam Yayınları, Ankara, 1975, s. 7.]

Böylece İsmet Özel şiirinin ben’i yeni bir aşamaya geçer. Bir yanda geçmişiyle, geçmişte kazandıklarıyla hesaplaşarak, diğer yanda yeni bir algıyla dünyayı ve insanları kavramak süreci devam edecektir fakat daima tevarüs edilmemiş asalet İsmet Özel’in yanı başındadır.

… ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için karnıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm ecza uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı. [Age., s. 33.]

İsmet Özel şiirinin 1971 öncesi senelerinde değişimin işaretlerinin olması gerekir. 1963 tarihli Geceleyin Bir Koşu’da yaşamakta “Usunu bir seccade gibi kullanan” öznenin dönüşüm arzusu, Ölü Asker İçin İlk Türkü’de ve 1964 tarihli Bakmaklar, Geceleyin Bir Korku ve Davun gibi şiirlerde, kendi ile kavgaya, kendinden iğrenmeye dönüşecektir. [Ataol Behramoğlu, Yaşayan Bir Şiir, Broy Yayınları, İstanbul, 1986, s. 102-153.]

Bulutları kovan hırçınım benim, büyücüm
Doğrudur gebe kaldığım çoşkun bir akarsudan
Bir bıçak alnıma çizer o homurtuyu ağırdan
Altın haykırışlarla kuşlar uçup gelir üstümüze
Gelip geceyi biriktirirler üstümüze
Ben ki otobüslerde sarışın sanmışım kendimi uzun zaman
Yüzümde bir tilkiyi silenim benim, büyücüm. [İsmet Özel, Erbain: Kırk Yılın Şiirleri, Şule Yayınları, İstanbul, 2003, s. 46.]

Veya

Gün dönerdi, benzi solardı kahkahamın
Kapardım kapımı gevşeyen bir yanımla
Ve her gece yatağımda bir engerek bulmanın
Süreğen iğrentisiyle dolardım, sesim
Öylece-Kusmuk Gibi-kalırdı ağzımda. [Age., s. 51.]

İsmet Özel şiirinin kendisi ile kavgası 1972’den sonra yer ve yön değiştirecektir. Bu değişimde Halkın Dostları ve 12 Mart tecrübesinin muhakkak ki etkisi vardır: “12 Mart 1971 müdahalesiyle gelen yeni dönem benim düşünme merdivenimde yükselmeme, acılar pahasına da olsa, yardımcı olabilecek bir ortamı sağladı. Yaşayanlar hatırlayacaktır ki o günler, bir askeri rejimin sıkı disiplinini günlük hayat içinde hissettiren zamanlar değildi. Muhtıra verildiğinde bazı sosyalizan, ilerici (!) çevreler askeri müdahaleye destek olabilecek beyanlarda bulundular.” [İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin?, Şule Yayınları, İstanbul, 1997, s. 89.] Popüler ideolojik duruşların İsmet Özel’i tatmin etmediği açıktır. 1972’deki dönüşüm Özel’in daha derinde ve daha kapsayıcı bir değişimin peşinde olduğunu gösteriyor. Ancak onun yeni söylemi “uyruklarından” yine faklıdır; çünkü o uyrukları arasında uygunsuz biri olmaya devam edecektir. Onun 1962-1972 yılları arasındaki duruşu, eleştirel tavrı, nasıl ki ait olduğunu zannettiği ideolojik söylemin dışında ise, 1972’den bugüne durduğu yer itibarıyla İsmet Özel hiçbir zaman “konfor”un dili olmadı; ya da onun dili kalabalıkların ortasında olmaktan dolayı konfor edinmedi. O daima üstte bir dil inşa etti; bu dilin bütün vasfı kendisini her an samimiyet testine tabi tutan, her an kendi benini gözetim altında tutan dil oluşundan geliyordu. Hamasi tarih söylemine, imanından emin müminin rahat lehçesine hiç itibar etmeyen bu dil, her an dinamik ve uyanık oluşun diliydi. Uyanık oluş sadece dünyaya karşı uyanık oluş değildir İsmet Özel’de; uyanık oluş asıl kendine karşı uyanık oluştur. İsmet Özel dili bu yüzden anti-konformist bir dildir. İsmet Özel bu kendine karşı uyanık oluşun dilini klasik İslami metinlerden almadı; belki bugün mevcut İslami söyleme-ki mevcut iktidarın İslami bilinişi de göz önüne alınırsa-örtüşmeyen tarafı öncelikle İsmet Özel dilinin görünüşü ve sonra da içeriğidir. İsmet Özel çoğu zaman felsefi bir dille insani oluşu, Kur’ani kaynakta birleştirir; ama bu dil popülist/avami/folklorik bir dil değildir. Hâlbuki Türkiye’deki mevcut “İslami iktidar dili” folklorik bir lehçedir ve oldukça konformist bir içeriğin dilidir. En azından müstakbel bir konformizmin dilidir. İsmet Özel şiirinin günümüz muktedir İslami söylemi ile örtüşmeyen tarafı onun söylemindeki sahih ve dinamik dikkattir. Bu sahih ve dinamik dikkat, ötekilerde gayr-i sahih ve statiktir yani konformisttir. Çünkü onlar cennete gideceklerinden emindirler. Çünkü bu dil dünyevi olanı onaylayan bir dildir; bu bakımdan da kapitalizmle her hangi bir kavgası yoktur. Kendinden memnun bir dil doğal olarak dünyadan da memnundur. Hâlbuki İsmet Özel’in dili, sahihliğin statik olmadığını, statik kalarak elde edilemeyeceğini bilir. Şüphesiz Marksizm İsmet Özel dilindeki duyarlığa katkıda bulunmuştu; fakat bu katkıya 1972’den sonra kapitalist dünya karşısında bir vazgeçiş figürü ve insan kalma kavgasının kaynağı olarak İslam eklendi. Bu noktada İsmet Özel’in kendisiyle kavgası devam ederken, toplumu dönüştürme ideali de değişti ve dönüştü; en azından dönüştürmek arzusunun yönü değişti.

İsmet Özel şiirinin dili, hedefini daima uzakta tutan bir dildir. Çünkü şiir ulaşmamalıdır: “Benim şiire tanıdığım yer ve şiirin ne’liği hakkında tasarladıklarım kendi içinde bir tenakuzu ister istemez barındırıyordu. Şiir insanla ilgili bir bilgi idiyse insanın ne’liği ve topyekun varlığı şiirde ışımalıydı. Gündelik düşüncelere verilen ağırlığın şiiri zedelediğini söyleyebiliyorsak, gündelik düşüncelerden uzak kalmanın da şiiri eksik ve güdük bırakacağını söyleyebilirdik. Belki şiir insanla ilgili bütün boyutları fark etme çabasında saklıydı. Ama hangi insan? Hayır demiştim ben ve yine hayır diyorum. Şiiri seçişim verilen şartlarda en iyisini yapma niyetimin sonucuydu. Lakin en iyisini yapabilmek için en kötüsünden başlamak kaçınılmaz görünüyordu. Maliyeti düşük olduğu için şiire başladıysam, onu en yüksek maliyetle elde edebilmeliydim. Gündelik hayat şiiri öldürüyorsa, şiir de gündelik hayatı öldürmeliydi.” [Age., s. 35.] Bu satırlar İsmet Özel’in kendi masalını yıkmak için kaleme aldığı Waldo Sen Neden Burada Değilsin? adlı kitabından alınmıştır. Türkçenin ancak birkaç şairinde örneğini görebileceğimiz bir hesaplaşma metni olan bu kitap, İsmet Özel’in bilincindeki ve ona paralel olarak Türkiye’deki değişimi göstermekte; diğer yandan da bu değişim esnasında, şiirin nerede durduğunu, şiirle münasebetin ne anlama geldiğini içermektedir. İsmet Özel kendine acımaktan kaynaklanan pathetic söylemden nasıl uzaklaştığını, bir masalın yıkımını hikâye eden bu kitabında anlatır. Çünkü o kitapta, kendi masalına hapsolmuş insanın değil, her adımda kendini kazıyarak, yapay ve yapay olduğu için eksik insanı ortadan kaldıran, sahih ve kendine acımasız insanın çabası anlatılmaktadır. Bu insan özel şartları ile bu ülkenin insanıdır. Şair yani İsmet Özel, kimliği ve konumu itibarıyla, bu ülkenin, bu toprağın entelektüel kitlesine dâhil olduğunda, dâhil olduğu hatırlandığında onun, aynı zamanda kendi türü ile de hesaplaştığı görülür.

İnsan acıları, kullanıldıkça eskiyendir; eskitilmiş ise acısı kaybolan! İsmet Özel kendi dilini, eskitilmiş acıları yeni bir dille dile getirerek buldu. Bu acılar, özel şartlarıyla ortaya çıkan ve değişen insan duyarlığını gösteren acılar olduğu gibi eskimiş/eskitilmiş acılar da olabilir. Herkesin kendi özel şartlarında doğan ve büyüyen acıları vardır. Onları kazırken dilimizi, en saf ifade biçimini, acının şiirsel dilini buluruz. İsmet Özel bu dili 1960’larda buldu. İdeolojik kaynak duyarlı bir şair için hiçbir şeydir. Dilin dış çeperi, o ideoloji olsa bile temelde duyarlığı dile getiren dil vardır. O yüzden İsmet Özel’in dıştaki, mahfazadaki, görüntüdeki değişmelerine aldanmamak gerekir. Onun duyarlığı hep sabitti.

Egzistansiyalizm, Marksizm veya İslamcılık zaman zaman insan duyarlığıyla örtüşebilir. Unutmayalım ki yürüyen insandır ve yürüdüğü ateş çemberidir. Kendini/insaniliğini koruyarak yürüdüğü bu yolda İsmet Özel, egzistansiyalizm, Marksizm ya da İslamcılık dışında kaynaklar üzerinden de konuşabilirdi. Derine meraklı bir şairin insani kaynakların görünür yüzüne aldanacağını düşünmek bir yanılgıdır. Ataol Behramoğlu, Nazım Hikmet ya da Özkan Mert kendi duyarlıkları ile örtüşen bir ideolojik söylem bulduklarında orada kalıyorlarsa, bu onların yorgunluğundandır. Korkaklık demiyorum; çünkü oraya yürümek de bir cesaret ister. Ama İsmet Özel başka bir kaynağa, ilahi bir kaynağa yürüyerek zihinsel konforunu bir ilahi kaynaktan beslemeyi arzular. Bu bildiğimiz anlamda bir toplumsal meşruiyet arayışı değildir; sonuçta oradayken de orada olduğunu zannedenlerden ayrışır. Ancak bu derindeki duyarlığın “kendisinde/ilahi” olan nazarında bir meşruiyet arayışıdır.

İsmet Özel bu yüzden kendi duruşu/durduğu yer açısından farklıdır. Söylemi baştan beri serttir, acımasızdır. Bu sertlik kendisine yönelik olarak başlar; İsmet Özel duyarlığının keskin yanı önce kendisine yönelik olarak çalışır. Ancak ironik dili benimsediğinde ötekini hedefleyecektir. İster ironik, ister müstehzi ister trajik isterse romantik olsun, o dil daima acımasızdır. İnsanın konfor arzusuyla kendini satışı karşısında ancak sahtekârlar merhamet gösterir ki çoğu zaman merhamet gösterisi aslında bir sahtekârlıktır. Ondaki acımasızlık yapay insan figürüne karşı yürütülen kavganın sadece bir yanıdır. Ama İsmet Özel sahih olmayan insana yönelik saldırısına oradan başlar. Yapay insan figürlerinin, kendine acıyan, saçma sapan, basit ucuzluklarının karşısında, önce kendine karşı savaş açmış bir İsmet Özel vardır. Çünkü o şiiri, bütün insanlığa söylenmiş ve insanlığa insanlığını hatırlatacak bir yazı türü olarak görmektedir. “İnsan olma haysiyetini kendilerine mesele” yapanların şiirle çok daha kolay iletişime geçebileceklerine işaret eden İsmet Özel’in [İbrahim Tüzer, İsmet Özel: Şiire Damıtılmış Hayat, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2008, s. 95.] şiir ve ideoloji konusundaki düşünceleri ise şöyle özetlenebilir: “İsmet Özel, hiçbir şiirin insanlara herhangi bir dünya görüşünün ana metinleri kadar açık ve doyurucu malzeme sunamayacağını belirtir. ‘Benimsenen düşünce ve sahip olunan değer yargıları dolayısıyla şiire yaklaşmanın, vakit kaybetmek olacağını’ ifade eden şair, şiirin iyi ya da kötü oluşunun o şiirde yer alan yargıların doğru veya yanlış kabul edilmesiyle ilgili olamayacağına vurgu yapar.” [Age., s. 97.]

Çünkü insanın insanileşmesinde ilahi kaynakların yetersiz kaldığı süreçte, şiir ve roman gibi, kısacası edebiyat gibi insani ürünler, insanileşmenin diskurunu dillendirebilir. Bu yöntem ya da bu işlev edebiyat ve diğer sanatlar açısından on dokuzuncu yüzyılda başlamıştı. İlahi olanın başka bir kisve altında başka bir form ve dille dile getirilişinin ise çok daha eski kökleri vardır. İsmet Özel’in Türkçe şiir açısından yeniliği, şiirinin söz olarak değeriyle ilgilidir. Özel, şiire başladığı yıllardan itibaren Türk şiir dilinin değişim ve dönüşümünü esas alan çizgiye eklenmiş ve şiirinin nesnesini daima kendisinden uzaklaştıran bir dili tercih etmiştir. Bu yargı elbette onun şiirinin deneyim tarafı ile ilgilidir. Biyografisindeki aşamalar, İsmet Özel şiirinin dilini sahici kılar. Sahiciliğin diğer adı samimiyettir. Mevcuttan vazgeçerken hep daha öteyi arzulayan İsmet Özel şiirinin dili kendini deneyimleyerek kavramayı esas alır:

West Indies, Kızıl Elma, İtaki, Maçin!
Uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
Beyazların yöresinde nasibim kalmadı
yerlilerin topraklarına karşı suç işledim
zorbaların arasında tehlikeli bir nifak
uyrukların içinde uygunsuz biriyim
vahşetim
beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı
kendime dünyada bir
acı kök tadı seçtim
yakın yerde soluklanacak gölge bana yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim. [İsmet Özel, Erbain: Kırk Yılın Şiirleri, Şule Yayınları, İstanbul, 2003, s. 222.]

İsmet Özel 1962-1971 yılları arasında “eksik kendiliği” Marksist söylemle tamamlamak istiyordu; sonra İslam’la tamamlamayı seçti. Eksik kendilik, kusurlu birey, bireyin kendine dair algısı ile ilgilidir. Fakat her iki sonuç da İsmet Özel adına, bireyden toplumsala doğru açılır. İsmet Özel’in şiiri bu yüzden üç aşamalı bir şiir, belki de üç devre demeliyiz. Birinci dönem eksik kendiliğin algılanması ve Marksizm ile kendiliğin dizaynı! 12 Mart’ın ortaya çıkardığı siyasal ortama kadar süren bu döneme kendiliği kavrama aşaması da diyebiliriz. Sürecin İsmet Özel’in bireysel bilincinde yol açtığı değişim, onu aynı zamanda ideolojisiyle hesaplaşmaya zorlamıştır; bu yüzden İsmet Özel’in ideolojik duruşundaki en köklü değişiklik bu dönemde gerçekleşir. Bundan sonra, İsmet Özel şiirinde, bireysel kendilik daha sağlam bir zemin üzerinden konuşur ve onun şiirinin hedefi, daha çok toplumsal dönüşüm gibi görünmektedir. Çünkü bireysel eksiklik tamamlandığına inanılan olunca, toplumsal eksiklik tamamlanmaya kalkışılır. Fakat bir süre sonra bireysel eksikliği tamamlamak için kullanılan retoriğin insan kaynaklı oluşu İsmet Özel’i şüpheye düşürür. Şair bu şüpheden ilahi bir kaynağa yönelerek kurtulur. Bu sefer baştan beri var olan eksiklik ilahi bir kaynaktan gelen bilgi ile mücehhez kılınmak istenecektir. İsmet Özel şiirindeki ikinci dönem burada başlar. Her ikisinde de İsmet Özel varoluşçu görünüyor. Felsefe tarihinin varoluşu sorgulayan kanallarıyla yakından ilgilenmiş görünüyor İsmet Özel. Kendini kurcalarken cemiyeti de kurcalıyor. İsmet Özel’de logos ve anlam belirgin ve belirleyicidir. Ondaki son dönem, ilahi olanla tamamlanmış eksik kendiliğin, cemiyete yansıtılması çabası başarılamadığında başlıyor. Toplum, İsmet Özel’in bireysel inşa çilesine duyarsız kaldığında İsmet Özel dili toplumsal olana karşı ironik bir tavır alır. İroni yine sözün hedef kitlesi bakımından iki yönlüdür! Bir yanıyla kendini temizlerken/temizleme sürecinin ipuçlarını verirken, diğer yandan topluma aynı ipuçlarını sunuyor; ama toplum duyarsızdır! Böylece İsmet Özel bir şair olarak kendi türünün, Türkçenin şiir tarihinde, halkla münasebet bakımından daha önce yaşadıkları derin ayrışmayı aynıyla yaşar. Aslında sorun, şair ve şiirin halkın uzağına düşmesi sorunu değildir; sorun, şair ve şiir ile halkın hiçbir zaman yakın olmadığı gerçeğinin fark edilmesidir. İsmet Özel, “halkı kal’a kılanın” kendisi olduğunu çok önce anlamış ve dile getirmişti. Fakat onun Erbain’e kadar olan çabası yine de bir umudunun olduğunu göstermektedir. Bu konuda bizim ona katılıyor olmamızın bir anlamı yok; o böyle görüyor. İsmet Özel şiiri, halkla münasebetini tazelemek gerektiğinde absürdü deneyecektir.  Aslında burada, İsmet Özel’in şiirinin dördüncü dönemini başlatmak gerek. Absurd dil, post-modern ile örtüşür. Şairin yine bir masalı vardır; fakat modernin masal oluşunu bozar. Absurd bir şiir dili, sözden, mısradan fazlalıkları atmayı zorunlu kılar. Bir mısra sonuçta bir mısra olmak zorundadır! O yüzden bir cümle gibi görünür. Yazıdaki zorunluluk, şiirin yapısal iktidarı, İsmet Özel’in günümüzdeki şiirini bilinen fazlalıkları ile kurmasına yol açar. Ama İsmet Özel bilir ki dilde daima fazlalık vardır. Bu fazlalıklar ancak mısra okunduktan sonra okuyucu tarafından atılabilir. Bir İsmet Özel mısraını ya da şiirini, son on yıldaki metinlerinden söz ediyorum, okuduğumuzda anlamlı bir birlik olarak mısra kalmaz aklımızda. Her mısradan bir ya da iki kelime kalır. Söz dağılır, hayır mısra dağılır ve bazı kelimeler bazı mısralardaki bazı kelimelerle çağrışım yoluyla yeni bir anlama götürür bizi. Böylece İsmet Özel absurd bir forma dönüştürdüğü şiirle, birçok şey söyler; söylemez, söyleme ihtimalini barındırır.

İsmet Özel’in son on yılda yazdığı şiiri garipseyenler, dilin tükenen bir şey olduğunu unutuyorlar. İsmet Özel tükenmiş dilin, söylense de etkilemeyen ve bu yüzden tükenmişliği apaçık olan, etkisiz olan dilin ötesinde, yeni bir dil aramış oluyor/aramakta oluyor. Dil kendisine yüklediğiniz içeriği taşıyor olması gerektiği halde, semantik kabiliyet bakımından yetersiz ise yani yüklendiği zannedilen içeriği ötekine ulaştırmıyorsa, o dil tükenmiş demektir. Dilin tükenmesi bu yüzden çok kullanılan dilsel yapıların içinin boşalması anlamına gelecektir. Romancılar ve şairler böyle durumlarda dillerini ve doğal olarak üsluplarını değiştirirler. İsmet Özel bu değişimi Of Not Being A jew ile gerçekleştirdi. Bu dil, bence geleceğin dilidir. Türkçenin mevcut kullanımındaki tükenmişlik İsmet Özel’i umutsuzluğa sevk ettiğinde bulunmuş bir dildir. Türkçe ile geleceğin şiir dilinin nasıl kurulabileceğini İsmet Özel’de görürüz. Biraz şizofrenik görünse de, bu dil algının bozulmuşluğunun ironisidir.

İsmet Özel şiirinin en belirgin damarı sahihlik arayışıdır. Bu kavramı birçok anlamda kullanabiliriz ama İsmet Özel şiiri için asıl anlamı sahih insan ve sahih dünyadır. Özel şiirinin dili yapay, sahte ve samimiyetsizliğin karşısındadır. Bu karşı duruş pathetic olanı da kapsar. Sahte duyarlık, simülatif dünya ve o dünyayı dile getiren dil, İsmet Özel için insani oluşa ihanettir. Öyle görünüyor ki İsmet Özel dili açısından insan kendini bulmak, kendini kavramak için dünyaya gönderilmiştir. Bu konuda en büyük araç şüphesiz dildir. İsmet Özel şiirinin dili eleştirel yanını daima muhafaza etmiş bir dildir. İlk şiir kitabı Geceleyin Bir Koşu’nun dili ile son şiir kitabının dili arasındaki fark, dilin eleştirel niteliği bakımından değil, eleştirinin tekniği bakımındandır. İsmet Özel şiirinin “ben”i hiçbir zaman nesnesine ulaşmış bir ben değildir; bu yüzden gayr/i memnundur; belki de hiç memnun olamayış, İsmet Özel şiirinin hayatiyet kaynağıdır. Geceleyin Bir Koşu, Evet İsyan, Cinayetler Kitabı, Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar, Erbain, Çatlıycak Kadar Aşki, Of Not Being A Jew gibi metinler, çift yönlü İsmet Özel dilini sürekli kılan metinlerdir.

Nazlan
Sitem et
Kırıl bana
Beni geç vakit
Tek başıma suya yolla
Bağçede yüzünü öteye çevir
Güle hayret ediyormuş gibi yap
Gülümseyerek konuş da başkalarıyla
Somurt, avluda sadece ikimiz kalınca
Kızıp en evecen adımlarınla üst kata çık
En sevdiğim çiçeğin saksısı kaysın elinden
Derinleşsin ben içerledikçe ruhumdaki sakarlık. [İsmet Özel, Of Not Being A Jew, Şule Yayınları, İstanbul, 2005, s. 42.]

İsmet Özel şiirinin formuna ilişkin en ciddi değişim Of Not Being A Jew ile ortaya çıkan değişimdir. Bu değişim söylendiği gibi onun şiirinin formuna ilişkin bir değişimdir. Fakat bütün formel değişikliklerin şüphesiz içerikle bir ilgisi olmalıdır. İsmet Özel’in şiirindeki formel değişikliğin de İsmet Özel şiirinin asıl damarı olan dönüşme ve dönüştürme esaslı içerik ile bir ilgisi olmalıdır. İsmet Özel şiiri baştan beri sahihlik esaslı bir dönüşmeyi esas alıyordu. Fakat aşağı yukarı kırk yıla yakın bir süredir dile dökülmüş ve dillendirilmiş olan bu şiir sonuç itibarıyla, hedeflediği insani ve sahih değişimi gerçekleştiremedi. Şiirin öznesi, yani kısacası ve açıkçası şair değişiyor ve dönüşüyordu fakat şiirin hedef kitlesi bir türlü değişmiyor ve dönüşmüyordu. Şiir insana tesir etmiyordu; gariptir sadece İsmet Özel şiiri için geçerli bir hüküm değildir bu. Günümüzde özel olarak şiirin genel olarak da sanatın işlevselliği ile ilgili bir durumdur; şiir ve sanat artık entelektüel bir fantezi fakat insanda hiçbir değişmeye yer açmayan bir fantezi konumundadır. Hâlbuki İsmet Özel’in de dediği gibi eskiden, çok değil altmışlı yıllarda şiirin bir haysiyeti vardı. Şiir ciddi bir işti ve şiir etkilerdi, insana tesir ederdi. Oysa günümüzde şiir de roman da bir metadır; kapitalist sistemin herhangi bir ticaret nesnesi gibi alınır satılır ve üstelik maddi getirisi ile değeri arasında paralellikler kurulan bir metadır. İsmet Özel gibi felsefenin ve psikiyatrinin hatta yer yer dinin işlevi ile şiirin işlevini birleştiren bir şairin, şiir karşısında bu kadar duyarsız kalan bir kitleye söyleyeceği bir şeyler mutlaka olmalıdır. Fakat söylenecek olan mevcut dille söylenemezdi. Çünkü mevcut dil, İsmet Özel’in kendisinin inşa ettiği ve artık kırk yıl boyunca kullandığı ve eskidiğine inandığı bir dildi. Tıpkı acılarımız gibi.. Acılarımızı ifade eden dil eskidikçe acılarımız da nasıl eskirse, İsmet Özel şiirin altmışlardan itibaren kurguladığı dil artık mevcut okuyucuya ulaşmıyordu. Ulaşamıyordu; mevcut okuyucunun acılarla uğraşacak yerleri yoktu artık. Öte yandan 1980’den itibaren bu ülkenin sanat dergilerinde post-modernizm konuşulur oldu. Post-modernizm bütün büyük efsaneleri ortadan kaldıran bir akımdı ve sanatın klasik ciddiyetini, dili üzerinden, klasik sanat dili anlayışı ve sanatsal ciddiyet üzerinden yok etmişti. İsmet Özel’deki değişimin post-modernizmin epey sonrasına denk gelmesi, biraz da kendi diline olan güvenindendir.

İsmet Özel’in günümüzdeki şiir dilinin, anlamı tükenmiş Türkçe’nin hal-i hazırdaki sorununu aşmakla ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü şiir, kendi anlamını, tarihsel süreçte kendisi inşa edecektir. Şiir sanatının çok anlamlı doğası zaten buna uygundur. Of Not Being A Jew ve İsmet Özel’in son senelerdeki şiirleri, mevcut halleri ile kendi anlamlarını inşada yetersizdir. Ancak o dil, bu şiirlerin dili, Türkçe’nin gelecekte alacağı semantik ve sentaktik kabiliyetle üretilebilecektir. Dolayısıyla İsmet Özel’in son yıllardaki şiirlerinin günümüzden ziyade geleceğe hitap ettiğini söylemek mümkündür. İsmet Özel bu şiirlerinde yan yana getirdiği kelimelerin mevcut, alışılmış çağrışımlarından yararlanmak yerine, zaman içinde oluşacak çağrışımlarından istifade etmek istemektedir.

İsmet Özel şiirinin tematik yanının merkezinde ise “kendilik” sorunu vardır. 1962’den aşağı yukarı iki binli yıllara kadar, İsmet Özel şiirinin “ben”i, kendilik inşasını sürdürmüştür. Onun şiirinin, dünya ile ilişkisi, kendilik inşasına katkıda bulunan en önemli malzemedir. Siyasal sistem, kültürel değişim, modernleşme, şehirlilik, taşralılık, gelenek, din, sosyal sınıf, Marksizm, İslamcılık, yabancılaşma, ölüm, aşk gibi temalar İsmet Özel ben’inin ilişkide bulunduğu ve beslendiği alanlardan sadece bazılarıdır.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.