Sosyal Bilimler

Ertuğrul Oğuz Fırat'ta Müzik - Resim - Şiir İlişkisi | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Ertuğrul Oğuz Fırat’ta Müzik – Resim – Şiir İlişkisi

 

Ertuğrul Oğuz Fırat

1 Şubat 1923’te Malatya’da doğan Ertuğrul Oğuz Fırat; liseyi Malatya’da bitirir ve 1940’ta İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’ne 1941’de Arkeoloji Bölümü’nden ayrılarak aynı üniversitenin Hukuk Fakültesi’ne girer.

Ertuğrul Oğuz Fırat; 1948-49 döneminde hukuk fakültesini bitirerek memleketi Malatya’ya döner ve avukatlık stajına başlar. 1959 yılında Reyhanlı Sorgu Yargıçlığı’na atanır ve Fırat’ın yargıçlık yaşamı 1959 yılından, kendi isteğiyle emekliye ayrılacağı 1979 yılına kadar sırasıyla; Reyhanlı Sorgu Yargıçlığı, Alanya Ceza Yargıçlığı, Denizli Yargıçlığı, Adana Ceza Yargıçlığı yaparak geçer.

1979 yılında emekli oluşundan 2014 yılındaki vefatına dek Ankara’da yaşayan sanatçı; bu yıllar arasında her Cumartesi evinin kapılarını, yardımcısı/can yoldaşı Mehmet Börcek (1939-2015) ile beraber, müzikseverlere ve müzik öğrencilerine açmış; dünyanın dört bir yanında çıkan son albümleri barındıran çağdaş müzik arşivini, müzik bilgisini ve yaşamı paylaşmıştır.

Sanatçının 1943-1995 yılları arasında yazdığı öykülerinin toplandığı Karmakarışık Öyküler Kitabı 1995 yılında Metis Yayıncılık tarafından; ikinci kitabı, 1943-1992 yılları arasında yazdığı “yır”larının/şiirlerinin toplandığı Seviçıra 1997 yılında Doruk Yayıncılık tarafından; doğuşundan Romantizme kadar Batı Müzik Tarihini ele aldığı Çağdaş Küğ Tarihi İçin İmler-11, 1999 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından ve 1962-1975 yılları arasında çeşitli dergilerde yayınlanan ve ülkemiz sanat sorunlarını irdeleyen yazılarının toplandığı Umursanmamış ise yine 1999 yılında Pan yayıncılık tarafından basılmıştır. Sanatçının müzikleri ise 2007 yılından itibaren AK Müzik Yapım Org. tarafından yayınlanmaya başlamıştır.

Ertuğrul Oğuz Fırat ve yardımcısı Mehmet Börcek, 2012 yılında Öncü Sanatı Koruma Derneği‘ni kurmuşlar ve tüm mal varlıklarını derneğe bağışlamışlardır.

Sanatçı 2013 yılında Sevda Cenap And Vakfı Onur Altın Madalyası’na layık görülmüş; gelenek olduğu üzere adına armağan edilen kitap Ferzan Başar tarafından yazılmıştır: Güzellik Sevincini Arayan İnsan: Ertuğrul Oğuz Fırat…

Sanat Anlayışı

Tarih boyunca insanın en çok zorluk çektiği oluşum, özgürlüğün sınırlarını kimin saptayabileceğini araması olmuştur.” (Fırat, 1999a: 17) diyen sanatçı, ilgilendiği tüm sanatlarda özgürlüğün sınırlarını zorlamış görünmektedir.

Doğuşundan itibaren belki de büyüsel bir etkilemeyi hedefleyen sanatın, büyü gibi yinelenmelere ihtiyaç duyduğu ve bu yinelemeler nedeniyle kurallar oluşturarak gelenek doğurduğunu belirten sanatçı; geleneksel sanatlarda özgürlüğün sınırlarının bu kurallar tarafından çizildiğini düşünmektedir.

Fırat, başlangıcından bugüne sanatsal yaratının, büyüsel niteliğinden kurtulduğu ölçüde yinelenme kuralından sıyrılabildiğini ve özgürleşmenin sınırlarını durmadan genişletme isteğine yönelir olduğunu düşünmektedir. “Geleneğe bağlı kalmış sanatların hala büyüsel bir tutkuyu amaçladığı ve amacı ölçüsünde de özgürlüğün sınırlarını kurallarıyla dar tutmak zorunluluğunu da bünyesinde taşıdığı söylenebilir.” diyen sanatçı, “Buna karşılık kişiliği başkalaşmayı amaçlamış her “yeni” sanatsal oluşumun geleneğe karşı çıkma yanında düşünceye özgürlüğünü getirmeye çalıştığının” görülebileceğini belirtmektedir (Fırat, 1999a: 18).

Büyücünün yapmak istediğini; “Ben vardığım yeri bırakmak istemiyorum, benimle birlikte, benim yanımda olabilmen için seni değiştireceğim.” şeklinde ifade eden Fırat; buradan bakıldığında herkesin etrafını iyi veya kötü etkilemek isteyen başarılı ya da başarısız “büyücüler” olarak görülebileceğini belirtmektedir. Buna “hayatı yorumlama” da diyebileceğimizi söyleyen Fırat müziğin büyüselliğini Rilke’nin sözleriyle tanımlamaktadır:

Çocukluğumda müziğe karşı kuşkulu olan ben (beni, bütün her şeyden daha kuvvetli, içimden söküp ayırdığı için değil; beni, aldığı yere bırakacağına, daha derine, bir yerde bir bilinmezin derinlerine salıverdiği için kuşkulu), bu müziğe tahammül ediyordum; insan, onunla dimdik yukarılara çıkıyor, çıkıyor, artık çoktan cennete varmış olmalıyım sanısına kapılıyordu.” (Fırat, 1999a: 18).

Fırat, sanat eserlerini toplum yaşamındaki uyancı etkileri bakımından değerlendirdiğimizde; “yeni’nin, iyi’nin yerini alacağı”, hatta zamanla ikisinin eş anlama geleceğini belirtmektedir. Aynı zamanda; tüm sanatların öyküsünü insanın kendi öyküsü olarak görmekte ve sanatsal yaratıyı; “Büyü ile Tanrısal kavram karmaşıklığı ile başlamış, sonunda kendini anlama, betimlenemez “Sonsuz ” önünde (belki de içinde) kendi gizinin sınırlarını sezip sezdirebilme (çözümleyebilme), betimleme çabası olarak sürüp gitmiştir.” şeklinde açıklamaktadır (Fırat, 1999a:20,33).

Müzik, Şiir ve Resim 

Fırat, 1948 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra hukuk alanında avukat olarak başladığı mesleğine; 1959 yılından emekli olduğu 1979 yılına dek yargıç olarak devam eder. 1943 yılından itibaren başlayan sanat hayatı ise 2014 yılındaki vefatına dek hayat amacı olacaktır.

Ertuğrul Oğuz Fırat, hem şiir hem de müzik alanındaki çalışmalarına 1943 yılında, 20 yaşındayken başlar. Kendisinde tamamlanmışlık hissi uyandıran ilk eserler ise edebiyat alamnda olur.

Daha sonra Seviçıra adlı antolojide birleşecek şiir ve bazı öyküleri ilk kez İklim dergisinde çıkar.

O tarihlerde henüz bir ün kazanmamış Turan Güneş, Adnan Benk, Ercüment Berker, Berna Moran ve Bülent Arel gibi isimlerle birlikte, kendi paralarıyla çıkarttıkları İklim dergisi yalnız üç sayı çıkabilse de; özellikle Fırat-Usmanbaş dostluğuna kaynaklık etmesi bakımından oldukça önemlidir.

Yazı Resim (Umursanmamış) (1970, 30×20, kağıt üzerine pastel)

Fırat, kendi sözcüklerini türetmeye; dil araştırmaları yapmaya başlar. Şiire yır, besteye bağda, besteciye bağdar, çoksesli/bestelenmiş müziğe küğ der gitgide…

Hatta bu sözcük türetmeleri ve yargıç olarak aldığı kararlarda kullandığı dil nedeniyle 1964 yılında Türk Dil Kurumu üyeliğine de alınır.

Usmanbaş’ın şiirlerini bestelediği; Bilge Karasu’nun Kısmet Büfesi’nde bir bölüm ayırdığı Fırat’ın, edebiyat alanındaki durumunu özetleyense Enis Batur’un şu sözleri olur: “Bilge, ben, bir iki edebiyatçı ayrılırsa, yazı dünyası farkına bile varmadı varlığının. Yazarken bu kadar ıskalanmış insan azdır.”(Batur, 2011).

Yine de edebiyatın kısa zamanda kazandırdıkları da bulunmaktadır; İklim aracılığıyla Fırat’ın şiirlerinden haberdar olan İlhan Usmanbaş; Bülent Arel’e Fırat’ın şiirlerinden birini bestelemek istediğini söyler.

Böylece Fırat, 1947 yılında yalnız şiirini besteleyen değil; besteleme konusunda eleştirilerine güveneceği, ömür boyu sanat ve sanatsal düşüncesini paylaşacağı dostu İlhan Usmanbaş’la tanışmış olur.2

Aslında çocukluğunda onu tek avutan “ses” olmasına, hatta radyodan -evde herkes onun uyuduğunu düşünürken- dinlediği “İzahlı Müzik” programında duyduğu Korsakof’un Şehrazad ve Manuel de Falla’nın İspanyol Bahçelerinde Geceler’inin ardından besteci olmaya karar vermesine rağmen; istediği gibi müzikle ilgilenmeye başlaması annesinin ona 20. yaş gününde hediye ettiği bir piyanoyla başlar.

1944 yılında Karl Berger’den birkaç ay armoni dersi de alır. Ancak bu Fırat için kuralların yıkılabilirliğinin kanıtı olur.

Öğretilen tüm kurallar bana kuralsızlığa gitmek dürtüsünü aşılıyordu sanki. Niçin kurallar? Olsa olsa kolaylık içindir. Yoksa bir gün bir adam çıkar, önceki tüm kuralların boşluğunu gösterecek nitelikte kendi bildiğine ama yine de dengeli ve güzel bir eser yazabilirdi.” Nitekim aynı dönemde kendisinden önceki kuralların “boş”luğunu gösteren bestecilerle ilgilenir Fırat (Fırat, 1999b:242-243).

Form kalıplarını yıkıp her eserin kendine has bir biçimi olması gereğini savunan Debussy’i; yazdığı ilk yapıtla dünyaca üne kavuşmuş, Rus dili ve halk müziğinin asimetrik yapılarını müziğe adapte ederek yepyeni bir dil oluşturmuş ve yaşamı boyunca çağdaş tüm akımlara merakla yaklaşmış Stravinski’yi; halk müziğinin küğ sanatı içinde kullanımına bambaşka boyutlar getiren Macar besteci Bartók’u; sesler arası tüm hiyerarşileri reddetmeye yönelen Schoenberg’i dinler… Asıl eğitimini de bu bestecilerin yapıtları ve bu yapıtlardan süzdüğü “yenilik”-“özgürlük”-“kalıplara sığmazlık”tan ve yapıtları hakkında uzun uzun mektuplaştığı İlhan Usmanbaş’tan alır (Köksal, 2014).

Fırat’ın bu başkaldıran eserlerle anlatmak istediği ise kendi sözleriyle: “Bir yandan doğu gizciliğinin ezici, derin etkinliği, öte yandan batı kültürünün toplumcu verilerinin birlikte yüklendiği bir ortam içinde yaşarken, bunların karşılaşmasından ortaya çıkacak, belirtilen kültürlerin ağırlığını sırtlamış ama ezilmemiş, yeni insanın, Anadolu’nun havasını, duyarlığını yansıtmaktır. (Fırat, 1999b:244-245).

Fırat Küğ Düşünüyor (1971, 75×54, karton üzerine suluboya)

Küğ biçimi üzerine açıklaması ise şöyledir: “Tek ezgi egemenliğine bağlı bir bağdama anlayışı ile yazmadığım için bilinen biçimlere her zaman uyduğum söylenemez. Küğümün amacı da böyle bir benzerliği hiçbir zaman bana yakın kılmamıştır. Bir ezgiyi söylemek değil, birçok devinen sesin ilişkisinden doğan havalar ve bu havaların birbirlerine yakınlığı, uzaklığı, iticiliği, çekiciliği benim için çok daha ilgi çekici olmuştur.”.

Yaratıcı ilgisini çeken bir diğer alanın, resmin hayatına girmesinin ise bambaşka bir nedeni vardır; 1960 yılında kaybettiği annesinin hatırasını yanı başında tutmak. 10 yıl sonra Almanya Wuppertal’de Galeri Pallet’te açılacak sergiyle kendisine diğer sanat alanlarında da kapı açacak resimlerinin sahip olmasını istediği etkiyi ise Mevlana’dan bir alıntı yaparak anlatır sanatçı: “Mevlana’nın “İnsan gözden ibarettir. Gerisi sinir ve et” yolundaki sözünü anımsayın. Her şey -tüm bilgi, tüm ilgilerimiz, sevgi- görmeye, görebilmemize bağlıdır. Bu gözler bakılmaya çağrı olarak izleyiciye bakarlar. Bakmayı öğrenmiş/görmeyi bilen izleyiciyi hem kendi içlerine, hem resme bakmaya yöneltirler.” (Fırat, 1999c).

Düşüncenin resmini yaptığını” söyleyen sanatçı; resimlerinin temel öğesinin ise insan olduğunu belirtir.

Çoğu resminin adının -tıpkı küğleri gibi- şiirsel olmasının nedenini ise “çok yorumlu olabilmek” diye açıklar. Ya da “Ağızda Bıçak Bu Nasıl Düşünmek”te olduğu gibi sahteciliğin yüze vurulması.

Ağzınızda bıçak varsa, yani sözleri bıçak gibi kullanmayı amaçlıyorsanız, düşündüğünüzden, düşüncelere saygı duyduğunuzdan nasıl söz edebilirsini? Bıçak, kesip atmaya yarayan bir aygıttır sonunda.” (Fırat, 1999c).

Enis Batur, resimlerinin Ertuğrul Oğuz Fırat’ın en ulaşılabilir yanı olduğunu düşünmektedir. “Kolay bir resim olduğundan değil, tam tersine, sanatçı kimliğinin katman katman derinleşen özellikleri orada da işin içindedir… Gene de, dilese, labirentinin Ariadne yumağı olsa olsa resimleri olabilir diye düşünürüm. Figür ağırlıklı, bilinçaltının dehlizlerine korkusuzca inmiş, güçlü bir renk dünyası kurmuş o resimler…’’(Batur, 1999:6).

Bilge Karasu ise şöyle tanımlar “gözlerle dolu, etrafı gözleyen, süzen, pusuda bekleyen, bir doğa içerisinde farklı imlerin iç içe geçtiği, sarmaşıklaştığı, yapraklaştığı, gövdeleştiği resimler” (Karasu, 1991:26).

Sonuç

Sonuç olarak; sanatın pek çok alanında kendini ifade etmeye çalışan Ertuğrul Oğuz Fırat’ın; kendi müziği, resmi ve yırını anlattığı şiirle etkilendiği müzisyenlerin müziklerini anlattığı şiirler; resmini yaptığı şiirle bestelediği şiirler; bestelediği resimler; etkilendiği müzisyenlere ya da eserlerine ithaf ettiği müzikler bulunmaktadır.

Fırat’ın şiir, resim ve müziklerinin pek çok ortak noktası vardır:

Yeni

 Geleneğin ötesinde, düşünce özgürlüğü ile sürekli zenginleşme istiyorsak, bugün artık, çağdaş sayılan “sanatçının” kendi geleneğini kendisinin yaratması gerektiğinin bilincine ulaşmamız gerekir.” diyen Fırat’ın tüm sanatlarda aradığı “yeni”dir. Sanatçı için güzel olan da iyi olan da budur. Ancak yeniye ulaşırken resimde figür, müzikte ise ezgiden vazgeçmez.

Kendi dili

Bu “yeni”ye kendi geleneğini oluşturarak ulaşmaya çalışan Fırat’ın sanat eserlerindeki diğer bir ortak yan; her birinde yarattığı kendi “dil”idir.

Renk çeşitliliği

Bu dilin içinde göze çarpan en önemli yan “renk çeşitliliğidir. Müzikte yeni tınılar, ses kümeleri; resimde şölenvârî renk birleşimleri; şiirlerinde üretilen/türetilen sözcüklerle çeşitlediği renk Fırat’ın yapıtlarının en önemli özelliklerindendir.

Yoğunluk ve/veya çok katmanlılık

Tüm alanlarda -izleyici/dinleyici/okura genellikle karmaşık gelen- yoğun yapı ya da çok katmanlılık; şiirde diyaloglar, müzikte polifoni, resimde çok planlılıkla karşımıza çıkmaktadır.

Formda özgürlük

Bu katmanların bir araya gelişinden, bütünleşmesinden doğan “form”, artık tüm sanatlarda sınırların esnetilmesini savunan sanatçıda “özgür”dür ya da başka bir deyişle Fırat’ın sanatı geleneksel form kalıplarından özgürdür.

Doğaçlama hissi

Ve bu özgürlük, dinleyici/izleyici/okurda -her ne kadar resimler hariç hemen her eseri yıllar içinde yeniden ele alınmış, değiştirilmiş, son halini elde etmeden önce defalarca üzerinde düşünülmüş olsa da- bir doğaçlama hissi uyandırmaktadır.

Tüm yapıtları, tüm diğer yapıtlar gibi kendi başlarına birer dünya oluştursalar ve daha derin/tekil araştırmalara konu olacak kendilerine has öyküler taşısalar da yeniye yapılan vurgu, yoğunluk, dil üretme, çok renklilik, formda özgürlük gibi konularda ortaklıklar taşımaktadır.

Yazın, resim, küğ çalışmalarımın her biri ilgili olduğu sanatın genel koşulları içinde olmuştur. Ne ki bunların türlerinin değişik olmasına karşın, insansal yapımdan, kişiliğimden/ıramdan ortaya çıkan benzerlikler bulunabilir.” diyen Fırat da yazılarında bu benzerliklerden en çok yoğunluk yeniyi vurgulamıştır (Fırat, 1999c).

Ahu Köksal
ahuk@hacettepe. edu.tr

Not: Bu metin, I. Erzurum Ulusal Müzik Bilimleri Sempozyumu’nda sunulmuş ve aynı sempozyumun bildiri kitapçığında basılmıştır.

Kaynakça

  • Batur, E. (1999). Ertuğrul Oğuz Fırat Retrospektif (Katalog), Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul.
  • Batur, E. (30 Haziran 2011). Notlar, Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki, Sayı: 1115, İstanbul.
  • Fırat, E. O. (1999a). Çağdaş Küğ Tarihi İçin İmler-I, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.
  • Fırat, E. O. (1999b). Umursanmamış, Pan Yayıncılık, İstanbul.
  • Fırat, E. O. (1999c). Sayın Gül Erçetin’e (Cumhuriyet Gazetesi Kültür Servisi) Yanıtlar, ertugruloguzfirat.com/basin-resim
  • Karasu, B. (1991). Kısmet Büfesi, Metis Yayınları, İstanbul.
  • Koksal, A. (Kasım-Aralık 2014). Bağdar, Bağlaç Kültür Sanat Edebiyat Dergisi, Yıl 1, Sayı 6, Alter Yayıncılık, Ankara. ertugruloguzfirat.com

Dipnotlar   [ + ]

1. Gözlerindeki makule dejenerasyonu problemi nedeniyle yazımına Ahu Köksal’ın yardımıyla başladığı ve yaklaşık on yıldır Zuhal Selçuk’un yardımıyla devam ettiği Çağdaş Küğ Tarihinden İmler kitabının Romantizmden 21. Yüzyıla dek müzik tarihini anlatan ciltleri tamamlamış, Zuhal Selçuk tarafından basıma hazırlanmaktadır.
2. Ertuğrul Oğuz Fırat’ın sağlığında sanatçının da kontrolüyle Pınar Beşevli Solmaz ve Zuhal Selçuk tarafından yayına hazırlanmaya başlanan Fırat-Usmanbaş mektuplaşmaları üzerinde çalışmalar devam etmektedir.

Haftalık E-Bülten Aboneliği

Yorum Yazın

Haftalık E-Bülten Aboneliği




sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.