Sosyal Bilimler

Yoksullukla Mücadele ve Mikro Kredi Uygulamaları | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Yoksullukla Mücadele ve Mikro Kredi Uygulamaları

Yoksullukla nasıl mücadele edilir? Daha da önemlisi, yoksullukla mücadele mi edilmelidir? Bu iki soru birbiri ile eş gibi görülse de aralarında kavramsal birtakım farklar bulunmaktadır. Bunu anlamak için yoksulluğun ne olduğuna bakmak faydalı olabilir. Bununla birlikte bu çalışmanın konusu yoksulluğun kendi tarihsel sürecinde neyi içerip neyi dışsallaştırdığı değildir. Üzerinde durmak istediğim asıl mesele yoksullukla mücadele konusunda Prof. Dr. Muhammed Yunus’un geliştirmiş olduğu mikro kredi uygulamasının ilkesel yanı ile bu teorik hedeflerin somut sonuçlarına yönelik yapılmış eleştirilerin bir bütünüdür. Açacak olursam, düşünülen ile uygulananın her örnekte birbiri ile örtüşür bir biçimde sonuçlanmadığı aşikardır. Bu noktada, bahsedilen açının olası kaynakları neler olabilir sorusu yanıtlanması gereken bir soru olmuştur.

Devletlerin yoksullukla mücadele etmek istemesinin temel sebeplerine Andersen (2010, 33-36) toplumsal riskler kavramı üzerinden bir yanıt geliştirmiştir. Andersen’e göre devletler geliştirdikleri sosyal politikaları toplumsal riskleri yönetebilmek adına oluştururlar. Yazarın bu noktada aslında işaret ettiği şey 1970 sonrası geliştirilen kalkınma kuramlarında görülen risk tartışması olmuştur. Özet olarak, bu düşünce devletlerin toplumun en fakirleşmiş kesimine yapmış olacağı teşvikin temel sebebinin ekonomik gelişmeye yönelik potansiyel tehditlerin ortadan kaldırılmasının olduğu fikrini içinde barındırır.

Peki bu potansiyel tehditler ekonomiye üretici olarak etkilemeye başladı dersek, bu noktada ne olur? Mikro kredi uygulaması tam olarak bu soruya bir çözüm olarak düşünülmüş ancak her şey Yunus’un istediği gibi gitmemiştir. Bangladeş’te başlayan mikro kredi hikayesi Birleşmiş Milletler öncülüğünde Bangladeş’i aşmış ve birçok gelişmekte olan ülke bu uygulamanın peşinden gitmiştir.

Varsayım şudur: Her toplumda piyasaya dahil olmak isteyen ve yaratıcı iş fikirleri olan ancak bu şansı elde edemeyen bir kesim vardır. Mikro kredi bu kesime verilen az miktarlı- çok yüksek faizli krediye denmektedir. Hikâyenin bu kısmını görenler mikro-krediyi piyasadan gelen sihirli bir değnek gibi görebilseler de bu değneğin sihrinde kifayetsizlik vardır.

Her şeyden önce mikro krediler yüksek faiz oranlarıyla verilmektedir. Her ülkeye göre değişim gösteren bu faiz oranları %30-40’lara çıkmaktadır. Zaten alınan kredinin miktarı herhangi bir bankadan rastgele alınan bir krediye göre oldukça azdır ve dolayısıyla bunun faizi de krediyi alan kişiyi üretim yapamayacak duruma sokmaktadır. Bunting (2011)’in de açıkladığı gibi, elde edilen kar ile yeniden yatırım yapmak bahsedilen yüksek faiz oranları yüzünden neredeyse imkânsız bir hale gelmiştir.

Bununla birlikte borçlandırılanların kredi kullanımı konusunda birçok aksayan nokta bulunmaktadır. Krediyi veren kurum ve kuruluşların akıllarındaki faaliyet planları ile borçlandırılanların krediyi kullanma şekilleri kimi zaman örtüşmemektedir. Karim (2011) bu durumu borçluların kredi borçlarını ödemelerine rağmen krediyi kendi gündelik tüketim ihtiyaçlarını karşılamak için kullandıklarını örneklendirerek detaylandırmıştır. Ayrıca, krediler sadece gündelik tüketim için de harcanmamaktadır. Surowiecki (2008) ve Bunting (2011)’in de belirttiği üzere bu krediler kimi zaman bir çocuğun okul masrafları gibi “yumuşak tüketim” olarak değerlendirilen bazı iş dışı ödemelerde de kullanılabilmektedir.

Bir diğer sıkıntı ise borçlananların şirket açıp para kazanma düşüncelerinin sadece bir temenni olarak kalması. Bunting (2011)’in de üzerinde durduğu gibi bir işin başarılı olması halinde herkes aynı iş kolunda yatırım yapmak isteyecektir. Bu durum kapitalist ekonomik sisteminin temel dinamiği olan rekabeti artıracak, piyasaya girişler sermaye eksikliği dolayısıyla zorlaşacak ve en son noktada da ekonomik tekelleşme boyutuna geçilecektir. Bu kimi açılardan bakıldığında piyasaları canlandıran bir unsur olarak görülebilir fakat mikro kredinin çıkış fikrine taban tabana zıttır. Olası sonucun yoksulluğun azalmasından çok yoksulluğun derinleşmesi ve insanların almış oldukları bu görece küçük kredilerine daha da bağımlı hale gelmesi olacağı düşüncesindeyim.

Son olarak da üzerinde durmak istediğim aksama krediyi alanların karşılıklı duydukları aidiyet hissinin bir noktada baskı mekanizması haline gelmesidir. Basitçe anlatacak olursam, eğer mikro krediyi alan beş kişiyseniz ve içinizden bir kişi kredinin geri ödemesini yapmıyorsa onun payı da geri kalan dört kişinin borç hanesine yazılır. Buradaki itici gücün insanların birbirlerine karşı sorumluluk hissetmesi olduğu ifade edilse de bunun tamamen bir ekonomik-toplumsal sopa olduğunu söylemek mümkündür.

Sonuç

Bu konuyu belirli bir sonuca bağlamak oldukça zordur. Ancak literatür mikro kredi uygulamasındaki başarısızlıklar konusunda belli başlı birtakım meselelere eğilmeye devam etmektedir. Akademisyenlerin ve uzmanların belki de üzerinde anlaştıkları tek konu yoksulluğun bir günde çözülemeyeceğidir. Bu bilgiler ışığında düşünüldüğünde mikro kredi ile yapılan şey aslında yoksulluğun kontrol altına alınması ve onu bir toplumsal risk olmaktan çıkarmasıdır. Ayrıca kimi tartışmalarda mikro kredilerin finans sektörünün demokratikleşmesini sağladığını görmekteyiz. Ancak Karim (2011)’in de belirttiği gibi toplumsal olarak yaşanan veyahut yaşanabilecek çok daha büyük sorunlar mevcuttur1.

Mikro kredi uygulamasının beklenen ve görece başarılı sonuçlar verdiği ülkeler olsa da bu durum toplumsal aşınmaların arttığı gerçeğini örtemez. Borçluluk bir duygusal yükümlülüktür. Kendinizi her zaman sizin olmayan bir şeyleri birilerinden kaçırıyormuşsunuz hissini taşımanıza neden olur. Suçlu sizsinizdir. Aranan ve vermek zorunda olan sizsinizdir. Sonuçta size şans verilmiştir ve siz oyunun kurallarını oynamakla tek başına yükümlüsünüzdür. Yanlış taşı yanlış yere oynayıp şah-mat da olsanız yanlış zarı da atsanız tüm sorumluluk sizdedir. Kimin haklı kimin haksız olduğu ise büyük muammadır. Zira jüri de borçludur, siz de.

Pınar Eldemir
sosyalbilimler.org Blog Yazarı
blog@sosyalbilimler.org

Kaynakça

  • Andersen, G. E. (2010). Toplumsal Riskler ve Refah Devletleri. içinde Sosyal Politika Yazıları,(Ed.) Buğra A.-Keyder, Ç., İstanbul, İletişim Yayınları, 33-54.
  • Bunting, M. (2011). Is microfinance a neoliberal fairytale. The Guardian, 9.
  • Surowiecki, J. (2008). What microloans miss. The New Yorker, 17.
  • Karim, L. (2011). Microfinance and its Discontents: Women in Debt in Bangladesh. London: University of Minnesota Press.

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org‘a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; Sosyal Bilimler Platformu, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

Dipnotlar   [ + ]

1. Borçlanmanın toplumlarda bıraktığı yıkıcı etkilerden yalnızca iki tanesinin örneği için bu linklerden faydalanabilirsiniz. Link 1 / Link 2

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.