Sosyal Bilimler | Kayda Değer Akademik Metinler

Sosyal Bilimler

Uzun Dönemcilik Nedir? - Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Uzun Dönemcilik Nedir?

Bir ormana kırık cam gömdüğünüzü düşünün. Olası bir gelecekte, beş yıl sonra bir çocuk cama basıyor ve kendini yaralıyor. Başka bir olası gelecekte ise beş yüz yıl sonra bir çocuk cama basıyor ve aynı şekilde kendine zarar veriyor. Uzun dönemcilik (longtermism), her iki olasılığın da eşit derecede kötü göründüğünü kabul etmekle başlar: Sırf günümüzden uzak bir gelecekte gerçekleşecek diye eylemlerimizin etkilerini önemsemekten neden vazgeçelim?

Gelecek nesilleri önemsemek doğaldır. Hepimiz çocuklarımızın ve torunlarımızın hayatlarının iyi gitmesini isteyebiliriz, hatta onlar doğmadan önce bile. Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi, bu özen torunlarımızın yaşamlarının bile ötesine, geleceğe doğru genişletilebilir.

Endişemizin kapsamını artık yalnızca önümüzdeki birkaç nesille sınırlamadığımızda ne olur? Bizim neslimizi kaç neslin takip edebileceğini düşündüğümüzde ortaya çıkan sonuçlar çarpıcıdır: Eylemlerimiz birçok kişinin beklediğinden çok daha fazla insanın hayatını etkileyebilir.

Basitçe söylemek gerekirse, insanlık inanılmaz derecede uzun bir süre yaşayabilir. Diğer türlerin yaşam süreleri, önümüzde yüz binlerce yıl olabileceğini ve Dünya’nın yüz milyonlarca yıl boyunca yaşanabilir kalacağını gösteriyor. Eğer insanlık tarihi bir roman olsaydı, hâlâ ilk sayfasında yaşıyor olabilirdik.

Ancak bu sadece akademik açıdan ilginç değil. Bugün verdiğimiz kararların gelecek nesiller için gerçekten önemli olduğu bir dönemden geçiyor olabiliriz. Yakınlaştırılmış bir zaman ölçeğinde, benzersiz derecede hızlı bir değişim, büyüme ve teknolojik ilerleme yaşıyoruz. Bir yandan bu durum, örneğin bu yüzyılda inşa ettiğimiz teknolojilere aşılanan değerlerin gelecekte de herkese fayda sağladığından emin olmak için bir fırsatlar zamanı sunabilir. Öte yandan bu durum, insanlığın potansiyelini kalıcı olarak kısıtlayacak kadar şiddetli bir felakete yol açmanın mümkün olabileceği bir “tehlikeler çağı” yaşıyor olabileceğimizi de göstermektedir. Yine de bu olasılığı azaltmak için şimdiden yapmaya başlayabileceğimiz şeyler var gibi görünüyor.

Gelecekteki insanların soyut olarak önemli olduğu konusunda hemfikir olabilirsiniz. Ancak, bugünkü eylemlerimizin onların yaşamlarını anlamlı bir şekilde etkileyebileceği hususu bizi uzun dönemli geleceği olumlu yönde etkilemenin bir zamanların temel ahlaki önceliği olması gerektiğine inanmaya zorlayabilir. Bu, uzun dönemcilik tarafından özümsenen bir düşüncedir.

Bu giriş metni, uzun dönemciliğin temelinde yatan kimi motivasyonları derinlemesine ele almayı amaçlamaktadır: Gelecekteki insanların ahlaki açıdan önemli olması; bu insanların sayısının çok fazla olabileceği ve hayatlarının iyi geçmesini sağlamak için bugün yapabileceğimiz şeyler olması.

Geleceğin İnsanları Önemlidir

Binlerce, belki de milyonlarca nesil bizimkini takip edebilir. Ama onları önemsemeli miyiz?

Diyelim ki eski bir arkadaşınız zor zamanlar geçiriyor ve sizinle telefonda konuşmak istiyor. Sizinle aynı ülkede yaşadığını sanıyordunuz, ancak yakın zamanda farklı bir kıtaya seyahat ettiğini öğrendiniz. Uzamda sizden çok uzakta olduklarını öğrendiğinizde onlara yardım etmeye daha mı az meyilli olursunuz? Tabii ki hayır.

Pek çok insan, bir kişinin mekânsal açıdan bizden uzakta olmasının onun hayatının ne kadar önemli olduğunu etkilemediği konusunda hemfikirdir. Onlara yardım etmek aynı derecede kolay olduğu sürece, bizden daha uzakta yaşadıkları için bir kişinin ihtiyaçları daha az önemli değildir.

İnsanlar nerede doğduklarından bağımsız olarak eşit derecede önemliyse, ne zaman doğduklarından bağımsız olarak da eşit derecede önemli olmaları gerekmez mi?

Zaman olarak daha geç değil de daha erken doğmuş olmak daha önemli olmak için bir neden değildir. Atalarımızın bakış açısına göre, bizler bir zamanlar geleceğin insanlarıydık ve onlarla aramızda pek çok nesil vardı. Elbette, sırf daha sonra doğduğumuz için hayatlarımızın daha az önemli olduğunu iddia etmek garip olacaktır. Sevinçlerimiz ve acılarımız bizden önce gelen nesillerinki kadar gerçek ve önemlidir. Ancak uzak gelecekte yaşayan insanlar da kendi hayatlarının değerini bizimkiyle kıyasladıklarında aynı şeyi hissedecektir.

Elbette, zaman ve mekân olarak size yakın olan insanların yaşamlarına daha fazla değer vermeniz için nedenler olabilir —belki de yakın arkadaş ya da aileden oldukları için ya da yakınlıkları onların yaşamlarını iyileştirmeyi daha kolay bulmanızı sağladığı için. Ancak ahlaki açıdan önemli olan hiçbir zaman yalnızca zaman ya da mekândaki yakınlıklar değildir. İlk olarak müteveffa felsefeci Derek Parfit tarafından tanımlanan bir ormana cam gömme örneği bunu açıklamaya yardımcı olur.

İnsanlığın Potansiyeli Muazzam

Bir insanın hayatını kurtarmanın bu kadar değerli olmasının bir nedeni de o insanın hayatını kurtarırken potansiyelini de kurtarmış olmanızdır. Ölmek bir yana, bazı insanların potansiyellerinin tamamına ulaşamamasından dolayı üzüntü duyabiliriz. Örneğin, gelecek vadeden genç bir bilim insanı, ayrımcılık veya teşvik eksikliği gibi çeşitli nedenlerden dolayı yapabileceği atılımları yapamayabilir. Bir kişinin potansiyeli ne kadar büyükse, onu korumak ve gerçekleşmesini sağlamak için elimizden geleni yapmak o kadar önemli görünüyor —ve gerçekleşmezse kayıp da o kadar büyük oluyor. Ancak bu sadece tek tek insanlar için geçerli değildir: İnsanlığın da bir potansiyele sahip olduğu söylenebilir —olağanüstü bir geleceğin örtük olasılığı. Gelecek vadeden bilim insanı gibi, kolektif olarak bu potansiyelin tamamına ulaşmaya çok yaklaşabilir ya da neredeyse tümüyle bu potansiyelden mahrum kalabiliriz. Bu nedenle potansiyelimizin büyüklüğü önemlidir. Geleceğimiz ne kadar iyi ve geniş olabilirse, onu korumak da o kadar önemli olacaktır.

Peki gelecekte kaç kişi yaşayabilir ve yaşamları ne kadar iyi (ya da kötü) olabilir? Elbette kesin tahminler ortaya koyamayız, ancak potansiyelimiz hakkında ipuçları bulabiliriz: İşler nispeten yolunda giderse gelecek nasıl bir seyir izleyebilir? Bu soru üzerinde düşünmek, insanların büyük çoğunluğunun henüz doğmamış olabileceğini akla getiriyor; en önemli şeylerin neredeyse tamamının keyfini torunlarımızın bile çok ötesine uzanan nesiller çıkarabilir.

Öncelikle, tipik bir memeli türü ortalama olarak yaklaşık bir milyon yıl hayatta kalır. İnsan türü, Homo sapiens, şimdiye kadar yaklaşık üç yüz bin yıl hayatta kalmıştır. Dolayısıyla, eğer insanlar kabaca çoğu memeli kadar uzun süre yaşarsa, en az iki yüz bin yılımız kalmasını bekleyebiliriz —yaklaşık bin gelecek nesil. Elbette insanlık tipik bir memeli türü değildir. Bunun en önemli nedeni, kendi yok oluşumuza yönelik tehditleri önleme ve bunlardan kurtulma konusunda teknolojik araçlara sahip olmamızdır. Diğer memeliler tarafından belirlenen standartlardan bile daha iyisini yapabiliriz.

Öyleyse bundan sonra Dünya’nın geleceğine bakabiliriz. Gezegenimiz muhtemelen birkaç yüz milyon yıl boyunca (güneş tarafından sterilize edilmeden önce) yaşanabilir kalacaktır. Eğer insanlık bu sürenin sadece %1’inde hayatta kalsaydı, bizden sonra yaklaşık yarım milyon nesil daha gelecekti. Her yüzyılda yakın geçmişte olduğu gibi benzer sayıda insanın yaşadığı varsayılırsa, bu en az bir milyar insan ömrü demektir —bugüne kadar yaşamış olan insan sayısının on bin katı.

Peki, insanlık orada duracak mı? İlk başarılı yüksekten uçuş ile insanların Ay’da yürümesi arasında yalnızca 66 yıl var. Yüz, hatta bin yıl içinde uzay teknolojisinde ne kadar ilerleme kaydedebileceğimizi bir düşünün. Hâlihazırda bildiklerimiz göz önüne alındığında, insanların eninde sonunda Dünya’nın ötesine geçmesi tamamen mümkün görünüyor. Gezegenimizin ötesine seyahat etmeyi seçersek, gökyüzü bir gün evimiz dediğimiz binlerce başka yıldızla dolu olabilir.

Bu sözler kulağa fazlasıyla bilimkurgu gibi gelebilir ya da ciddi delillere dayanmıyor olabilir. Ancak geleceğin tam olarak nasıl görüneceği konusunda kimsenin elinde sağlam bir fikir yok. Önemli olan, insan geleceğinin süre ve kapsam bakımından olağanüstü büyük olabileceğidir.

Geleceğin ölçeğini kavramak zor olabilir —sayılar yeterince büyüdüğünde, hepsi aynı gibi gelmeye başlar. Bu amaçla fizikçi James Jeans şu metaforu önermiştir. Tek bir madeni para üzerinde bir posta pulu hayal edin. Madeni para ve pulun kalınlığı bir arada bir tür olarak yaşam süremizi temsil ediyorsa, pulun kalınlığı tek başına kaydedilmiş insan uygarlığının ölçüsünü ifade edecektir. Şimdi de madeni parayı 20 metre yüksekliğinde bir dikilitaşın üzerine yerleştirdiğinizi hayal edin. Eğer pul insan uygarlığının tümünü temsil ediyorsa, dikilitaş da Dünya’nın yaşını temsil eder. Şimdi geleceği düşünebiliriz. Dikilitaşın üzerine yerleştirilen 5 metrelik bir ağaç Dünya’nın yaşanabilir geleceğini temsil etmektedir. Ve bu düzenlemenin arkasında, Matterhorn dağının yüksekliği evrenin yaşanabilir geleceğini temsil etmektedir.

Elbette, insanlığın bu geniş zaman ölçeklerinde hayatta kalması, ancak gelecekteki insanların yaşamları yaşamaya değer ise arzu edilir. Neyse ki, geleceğin olağanüstü iyi olabileceğinden şüphelenmek için nedenler var. Şimdiden şaşırtıcı bir ilerleme kaydettik: aşırı yoksulluk içinde yaşayan insanların oranı 1820’de yaklaşık %90 iken 2015’te %10’un altına düştü (ve mutlak sayılar da azalıyor). Aynı dönemde çocuk ölümleri %40’tan %5’in altına düşmüş ve demokraside yaşayan insanların sayısı %1’den az iken dünyadaki insanların çoğuna ulaşmıştır. Ancak daha da fazla ilerleme kaydedilmesi mümkündür ve daha fazla bilimsel ve tıbbi atılımın gelecekte de yaşamları iyileştirmeye devam edeceğini umabiliriz.

Elbette dünyanın aşırı yoksulluk, adaletsizlik, hayvanların çektiği acılar ve iklim değişikliğinin yol açtığı yıkım gibi acil sorunlardan kurtulması için önünde uzun bir yol var. Bizim için ufukta görünen müspet geleceğin önemine dikkat çekmek, bugünün sorunlarını görmezden gelmek anlamına gelmemelidir. Aslında, işlerin sonunda ne kadar iyi olabileceğini tam olarak idrak edebilmek, onlar üzerinde çalışmak için fazladan bir motivasyon kaynağı olabilir —bu, zamanımızın öncelikli sorunlarının ebedi olması gerekmediği anlamına gelir: İşler yolunda giderse, onları bugün çözüme kavuşturmak, kökten halledilmelerine bir adım daha yaklaştırabilir.

Uzun dönemde gelecek fevkalâde olabilir, fakat bunun garantisi yoktur. Bilakis gelecek pekâlâ vahim olabilir: Belki de durağanlık, özellikle istikrarlı bir tür totaliter siyasi rejim ya da süregelen çatışmalarla kendini gösterebilir. Bu, uzun vadeli geleceği korumaktan vazgeçmek için bir neden değildir. Aksine, geleceğin çok kötü olabileceğinin farkına varmak, onu iyileştirme fırsatını daha önemli hâle getirmelidir —gelecekteki trajedileri ve zorlukları önlemek, kesinlikle harika gelecekleri daha olası hâle getirmek kadar önemlidir.

İnsanlığın geleceğinin neye benzeyeceğini tam olarak bilmiyoruz. Önemli olan, geleceğin olağanüstü iyi ya da olağanüstü kötü olabileceği ve muhtemelen kapsamının çok geniş olacağıdır —bugüne kadar yaşamış çoğu insana ve bugün değerli bulduğumuz şeylerin çoğuna ev sahipliği yapacaktır. Sonunda bu potansiyele ulaşma olasılığımızı artırabilirsek ya da bundan sonraki binlerce neslin hayatını başka bir şekilde iyileştirebilirsek, bu muazzam derecede anlamlı olabilir.

Eylemlerimiz Uzun Dönemli Geleceği Etkileyebilir

Şu anda yapabileceğimiz ve çok uzun dönemli geleceği güvenilir bir şekilde iyileştirebilecek veya koruyabilecek şeyler var mı? Geçmişin karanlık dönemlerinde yaşayan insanlar için bu sorunun cevabı gerçekten de ‘hayır’ olabilir. Yine de tarihin bu anının insanlığın geleceği üzerinde olağandışı bir etkiye sahip olabileceğini düşünmek için ikna edici nedenler var.

Bunun açık bir örneği iklim değişikliğidir. İnsan faaliyetlerinin Dünya’nın iklimini bozduğunu ve iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri olacağını artık şüpheye yer bırakmayacak şekilde biliyoruz. Ayrıca bu etkilerden bazılarının çok uzun sürebileceğini de biliyoruz, çünkü karbondioksit Dünya atmosferinde on binlerce yıl kalabilir. Ancak, yeşil teknoloji geliştirme çabalarını iki katına çıkararak, daha fazla sıfır karbonlu enerji kaynağı inşa ederek ve karbon emisyonlarını gerçek sosyal maliyetlerine uygun olarak fiyatlandırarak ne kadar zarara neden olduğumuzu kontrol edebiliriz. Bu nedenlerle, uzun dönemli düşünenlerin iklim değişikliği konusunda endişe duymaları için güçlü nedenleri vardır ve birçoğu iklim konularında aktif olarak çalışmaktadır. İklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması, uzun dönemli geleceği olumlu yönde etkilemek için en iyi ‘prensip kanıtı’dır (proof of concept); ancak bu tek örnek değildir.

Bugün hâlâ hayatta olan pek çok kimse, insanlığın eninde sonunda kendini nasıl yok edebileceğini ilk öğrendiğinde çocuktu. Temmuz 1945’te New Mexico’daki Trinity Sahasında ilk nükleer silah patlatıldı. Anlık yıkımının yanı sıra, büyük ölçekli bir nükleer savaş, şiddetli ve uzun süreli bir ‘nükleer kış’a yol açabilirdi —potansiyel olarak dünya genelinde yaygın ürün kıtlığı nedeniyle çok sayıda can kaybı yaşanabilirdi. Yine de Trinity testinden bu yana nükleer silahlar on binlerle ifade edilecek kadar çoğaldı ve birçoğu bugün hâlâ tetikte bekliyor.

Bu da varoluşsal bir felaket olasılığını akla getirmektedir —insan neslinin tükenmesine neden olması gibi insan potansiyelini kalıcı olarak kısıtlayacak türden hadiseler. Varoluşsal bir felaketin yaşayan insanlar için sayısız kayıplara neden olabileceği gerçeğinin yanı sıra, bu yüzyılda varoluşsal bir felaketi önlemek için çalışmak, gelecekteki binlerce neslin yaşama olasılığını da artırır: Uzun dönemli gelecek üzerinde bariz bir olumlu etki.

Ne yazık ki nükleer silahlar varoluşsal bir felaketin tek potansiyel nedeni gibi görünmüyor. Biyoteknolojiyi düşünün. COVID-19 gibi salgınların yıkıcı etkileri olabileceğini gördük. Ancak modern biyoteknoloji sayesinde, patojenleri doğal olarak ortaya çıkan patojenlerden çok daha ölümcül veya bulaşıcı olacak şekilde tasarlamak mümkün hâle gelecektir —bu da sadece milyonlarca değil, potansiyel olarak milyarlarca hayatı tehdit edecektir. Ayrıca önümüzdeki on yıllar içinde bir pandemi tasarımının önündeki engellerin daha da azalması muhtemeldir: insan genomunun tamamının haritasını çıkarmaya yönelik ilk projenin tamamlanması yaklaşık on beş yıl ve yarım milyar dolar sürmüştür (2003 yılında). Bugün, tam bir genom bir saatten kısa bir sürede ve yaklaşık bin dolara dizilebiliyor. DNA sentezi hâlâ maliyetli olsa da fiyatı şimdiden bin kattan fazla düşmüş durumda.

Diğer yandan, yapay zekâyı düşünün. Stuart Russell gibi bu alanda yetkin isimler, gelişmiş yapay zekânın getirebileceği faydaların yanı sıra tehlikeler konusunda da bizi giderek daha fazla uyarmaya çalışıyor. Öncelikle uzmanlar, bizim ya da çocuklarımızın yaşam süreleri içinde yaygın kullanımlı, insan seviyesinden daha yüksek bir yapay zekâya ulaşmamızın tamamen mümkün olduğunu belirtiyor. Bu, yaşamın tüm yönlerini kökten dönüştürebilir. İnsanların diğer primatlar üzerindeki neredeyse tam kontrolünü düşünün, örneğin onları eğlence için hayvanat bahçelerine kapatmalarını. İşler, güç avantajımız olduğu için ya da özellikle diğer primatlara boyun eğdirmek istediğimiz için değil, zekâmız sayesinde bu hâle geldi. Diğer primatlar için ne isek bizim için de o olan makineler yaratırsak her şeyin yolunda gideceğinden emin olabilir miyiz? Bu nedenle yapay zekâ uzmanları, böylesine güçlü yapay zekâ sistemlerinin yanlış değerlere sahip olabileceğinden ve dolayısıyla varoluşsal bir tehdit oluşturabileceğinden de endişe ediyor. İyi değerlerle uyumlu güvenli yapay zekâ sistemleri tasarlama sorunu zor bir sorundur, ancak bunu çözememek uzun dönemli gelecek üzerindeki kontrolü kaybetmek anlamına gelebilir. Bu nedenle yapay zekâ uyumunu çözmek, bu yüzyılda karşılaştığımız en önemli zorluklardan biri olabilir.

Nükleer savaş, tasarlanmış salgın hastalıklar ve uyumsuz yapay zekâ örneklerinden, insanlığın uzun dönemli potansiyeline yönelik en büyük riskler oldukları için değil, varoluşsal risklerle ilgili bazı ana hatları gösterdikleri için bahsediyoruz. Bir asır önce, neredeyse hiç kimse bu riskleri tasavvur edemiyordu. Her zamankinden daha güçlü teknolojiler icat etmeye devam ettikçe, belki de bu eğilim devam edecek. Bu yüzyıl, yüksek düzeyde ağa bağlı küresel toplumumuz için olağandışı bir kırılganlık dönemi olabilir.

Oxfordlu felsefeci Toby Ord, The Precipice [Uçurum] adlı kitabında varoluşsal risklerin ahlaki önemini özetlemektedir:

Gelecek milyonlarca nesli düşündüğümde, insanlığın geleceğini korumanın önemi benim için çok açık. Sadece bugünle sınırlı bazı avantajlar uğruna bu geleceği yok etme riskini almak bana son derece dar görüşlü ve tehlikeli derecede basiretsiz geliyor. Bu tür bir ihmal, hikâyemizin küçük bir parçasını, bütünün engin çerçevesine göre; küçük bir insan azınlığını, henüz doğmamış ezici çoğunluğa göre; bu yüzyılı, gelecek milyonlarca, belki de milyarlarca insana göre ayrıcalıklı kılar.

Varoluşsal riskleri önlemenin yanı sıra, uzun dönemli geleceği başka şekillerde de olumlu yönde etkileyebiliriz. Örneğin, siyasi kurumlarımızı gelecek nesillerin çıkarlarını temsil edecek şekilde yeniden düzenlemek için imza toplayabiliriz: bugünkü politika kararlarının yarattığı etkilerle yaşayacak olan ancak bu kararları yönlendirebilecek bir sese sahip olmayan kesim. Bu, ulusal komiteler ve temsilcilikler, yeni oylama yöntemleri ya da uluslararası çerçeveler ve paneller şeklinde olabilir. Bu konuda iyi haberler de var: Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bir süre önce gelecek nesilleri korumaya odaklanan yeni BM projelerinin oluşturulmasına yönelik bir gündem açıkladı.

Şimdi, birbirini izleyen pek çok neslin sahip olduğu değerler üzerinde alışılmadık bir etkiye sahip olma zamanı olabilir. Tarih, hızlı değişim dönemlerinin genellikle siyasi veya ahlaki değerlere ilişkin kararların olumsal ve öngörülemez olduğu, ancak daha sonra uzun süreler boyunca kemikleştiği dönemler olduğunu göstermektedir. Ve biz sadece yukarıda anlatılan teknolojik ilerlemeler nedeniyle değil, aynı zamanda dünyanın kültürel ve siyasi olarak giderek küreselleşmesi ve insanlık tarihinin uzun geçmişi bağlamında değerlendirildiğinde meteorik görünen istikrarlı bir ekonomik büyüme döneminden geçiyor olmamız nedeniyle de hızlı bir değişim döneminde yaşıyoruz.

Tablo 1: Son iki bin yılda dünya GSYİH’si. Dünya ekonomisinin toplam çıktısı; enflasyona göre düzeltilmiş ve 2011 fiyatlarıyla uluslararas dolar cinsinden ifade edilmiştir.

Eğer kötü veya demokratik olmayan değerler çok uzun bir süre “kilitli kalırsa” ve biz bunun önüne geçemezsek, o zaman bizden sonraki nesilleri başarısızlığa sürüklemiş oluruz. Bu da uzun dönemli geleceği olumlu yönde etkilemenin bir başka yoluna işaret etmektedir: tek bir ahlaki, kültürel ya da siyasi değerler kümesinin, her grup ve bakış açısının sesi duyulmadan, bir şekilde zamanından önce baskın hâle gelme olasılığını azaltmak.

Bir Şeyleri Bir Araya Getirmek

Pek çok insan, ahlaki açıdan konuşmak gerekirse, gelecek nesillerin de tıpkı bizim neslimiz gibi ahlaki değerlendirmemizi hak ettiğini; özünde gelecekteki insanlardan daha önemli olmadığımızı kabul edecektir. Bu ahlaki iddiayı kabul etmek kısmen kolay olabilir çünkü bunu ciddiye almanın önceliklerimizi nasıl değiştirebileceği açık değildir. Bunun yerine, binlerce ya da milyonlarca yıl sonra gelecekteki insanların yaşamlarını iyileştirmek için yapabileceğimiz hiçbir şey olmadığını varsaymak çok doğaldır. Belki de çabalarımızın etkileri zaman içinde hızla kaybolacak ya da belki de gelecek hakkında o kadar belirsiziz ki çabalarımızın iyi ya da kötü sonuçlanacağından emin olamıyoruz. Yine de gördüğümüz gibi, tarihteki anımız üzerine düşünmek, uzun dönemli geleceği etkilemek -hatta gelecek nesillerin yaşayıp yaşayamayacağını belirlemek- için şimdi yapabileceğimiz şeyler olduğunu gösteriyor.

Uzun vadede neler başarabileceğimizi değerlendirmek için gerçekten zaman ayırmak, bu olasılığı oldukça önemli hâle getiriyor: Şu anda verdiğimiz kararlar, henüz doğmamış milyarlarca insan tarafından ciddi anlamda hissedilebilir.

Somut olarak bu, yeni patojenleri erkenden tespit etmeye yönelik bir sistem gibi, gelecekteki salgınlara karşı daha iyi önlemler geliştirmek için çalışmak anlamına gelebilir. Gelecek nesilleri koruyan siyasi kurumlar için lobi yapmak veya 2023’teki Gelecek Zirvesi’ne öneriler sunmak anlamına gelebilir. Ya da ekonomi, tarih, hukuk veya felsefe alanlarında uzun dönemli geleceği etkileyecek başka mekanizmalar bulmak için araştırma yapmak veya güçlü yapay zekâ sistemlerinin insani değerlerle uyumlu, şeffaf ve makul kararlar almasını sağlayacak teknik araştırmalar yapmak anlamına gelebilir.

Sonuç

Bu fikirlerin kulağa fazlasıyla tuhaf ya da bilimkurgu gibi geldiğini düşünerek tepki vermek anlaşılabilir bir durumdur. Elbette, uzun dönemciliğin bazı yönlerini değerli bulmak için tüm bunları ikna edici bulmanız gerekmez. Uzun dönemcilik, tam olarak neye ve neden öncelik vermemiz gerektiğine dair tek ve sınırlı bir görüş değildir. Bunun yerine, her türlü araştırmayı birbirine bağlayabilen ve bağlaması gereken geniş bir bakış açısıdır.

Ancak bu fikirleri sırf kulağa tuhaf geliyor diye göz ardı etmemeliyiz. Hayvanlara insanca davranma fikri gibi bir zamanlar avangart görünen ahlaki fikirler bugün artık sıradanlaşmıştır. Uzun vadeli gelecek çok tuhaf olabilir, kapsam ve başarı açısından gerçekten dikkate değer olabilir, erken ve trajik bir şekilde sona erebilir. Ama neredeyse kesinlikle bugünkü gibi olmayacaktır.

Geleceğin iyiye gitmesini sağlamanın en etkili yolları konusunda hâlâ çok kararsızız. Ancak çok uzun vadeli bir gelecekte insanlara yardımcı olmak için şu anda yapabileceğimiz hiçbir şey olmadığını iddia etmek son derece abartılı görünüyor.

Bu nedenle uzun vadecilik, bu belirsizlik karşısında pes etmememizi, bunun yerine daha fazlasını anlamak için ilerleme kaydetmemizi önermektedir —çünkü bu yüzyıldaki seçimlerimiz nasıl bir geleceğe sahip olacağımızı belirleyebilir. Tarihte durduğumuz yer, bize bu meselenin zamanımızın en önemli önceliği olabileceğini gösteriyor. Ve daha öğrenecek çok şey var.

Bu yazı Talha Dereci tarafından sosyalbilimler.org’da yayımlanmak üzere Türkçeye çevrilmiştir.

Orijinal Kaynak: Moorhouse, Fin. (Undate), “What is longtermism?” Longtermism.com

Atıf Şekli: Moorhouse, Fin. (2022, Ekim 03). “Uzun Dönemcilik Nedir?” Çev. Talha Dereci, Sosyal Bilimler. sosyalbilimler.org/uzun-donemcilik-nedir

Kapak Resmi: Maggie Chiang – Deer Camp (2019)

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazı Türkçeye yabancı dilden sosyalbilimler.org çevirmenleri tarafından çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlâli söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

sosyalbilimler.org’da yayımlanan metin, video ve podcastlerin paylaşıldığı Telegram grubuna katılmak için buraya bakılabilir. Söz konusu grubun, kuruluş nedeni, işleyiş, güvenlik hususu, sorumluluklar ve diğer detaylar için bu sayfa incelenebilir.


sosyalbilimler.org'da yayımlanan çalışmalar ile ve yeni çıkanlar arasından derlenen kitapların yer aldığı haftalık e-posta bültenine ücretsiz abone olmak için bu sayfa incelenebilir.

Telegram Aboneliği


sosyalbilimler.org’da yayımlanan metin, video ve podcastlerin paylaşıldığı Telegram grubuna katılmak için buraya bakılabilir. Söz konusu grubun, kuruluş nedeni, işleyiş, güvenlik hususu, sorumluluklar ve diğer detaylar için bu sayfa incelenebilir.

Haftalık E-Bülten Aboneliği




sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.