Sosyal Bilimler | Kayda Değer Akademik Metinler

Sosyal Bilimler

Yazar, Otör: Okuyucunun Teorisi Her Zaman Romancının Teorisidir | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Yazar, Otör: Okuyucunun Teorisi Her Zaman Romancının Teorisidir

Roman sanatına hükmeden birçok kaygı arasında, roman yazarının okur hakkındaki kaygısı vardır —parıldayan yüzme havuzunun kenarındaki, çılgın plajdaki, bir kafedeki, yataktaki: Canlı ve görünmez okuyucu.

Arjantinli roman yazarı Ricardo Piglia’nın Kafka’nın Felice’i ya da Che Guevara gibi çeşitli okuyucuları tarif ettiği bölümler boyunca bir okuma teorisi eskizi çıkardığı Son Okur adlı zekice ve hazinli denemesini okurken işte bunu düşünmeye başladım. Bu kitabı okurken, kendi roman yazarları okuyucu listemi oluşturdum: Hayali olanlar, Flaubert’e ya da Cervantes’e ait olanlar ve Marcel Proust ya da Stendal tarafından tatlı sözlerle kandırılan teorikler.

Bu en hafif tabirle sarsıcı olurdu.

Bunu düşünün. Sadece en ünlü roman karakterlerini alın: Don Kişot ve Madam Bovary. Her ikisi de delilik sınırını yanlış yorumladı. Ya da Northanger Abbey’deki Catherine Morland. Ya da Anna Karenina. Veyahut, çok üzücü, ama açıkçası doğru: romancılar okuyuculardan nefret ediyor gibi görünüyor. “Derin okuyucu modeli” diye yazıyor Piglia “—eğer romanlarda okuduklarınıza inanıyorsanız— işaretlerden şüphe duyan, havalı ve zeki entelektüel değildir; ancak inanmak için okuyan kişidir. Tam bir dangalak.”

Eğer romancılar karakter olsaydı, romancılar onlarla ne kadar eğlenirdi! İşte oradalar, amacı, okudukları romanların gerçekliğiyle aptalca bir şekilde ikna olmuş insanları, hayali insanların gerçekliğine ikna etmek olan bir obje yaratıyorlar. Ve bu tuhaf.

Bunu biraz daha soyutlaştırmak için, bu Fransız hikayesini 19. yüzyıla götürün. Bu, yanlış yorumlayan bir karakter hakkındaki bir hikaye değil ancak kendi canlı gerçek yanlış yorumlayıcıları hakkında endişelenen bir romancının hikayesi. Stendal bir romanın “yay gibi” ve “sesleri işleyen keman kutusu da okuyucunun ruhu” olduğunu yazmıştı. Kulağa hoş geliyor ama bunun doğru olduğundan emin değilim. Ne de olsa bu bir romanını “Mutlu azınlığa” —Shakespeare’in Kral V. Henry’sinden çalınmış ancak gerçekte Jeremy Bentham’ın faydacı “en çok sayıda insana en yüksek düzeyde mutluluk”una karşı çıkmak için kullanılmıştır: En fazla sayıda insanın en büyük mutluluğu yerine, Stendal’ın roman sanatı sadece kısıtlı sayıda insana haz vermiştir— adayan romancıdır.

Sadece çok az sayıda okuyucu Stendal’ı mülahaza etti ve muhtemelen sadece 150 yıllık bir arada, onun sanatında haz buldu.

“Biraz müstehcenliğe izin ver,” diye yazdı bir keresinde: “Okurun ruhuna niyet çektirmek istemiyorum.” Bu Stendhal’ın gerçek teorisiydi: Onun modeli cezalandırıcıydı. Onun amacı bir şeyleri düzenlemekti; böylelikle “her seyirci ruhunu sorgulamalı, kendi duygulanım şekillerini ayrıntılandırmalı ve nihayetinde kendi hükümlerini vermeli”ydi. Her roman bir otobiyografi haline gelir; doğru. Ama roman yazarının değil: Okurun biyografisi. Ve bu nevi bir kesinlik zorlu olacaktır.

Stendhal “bir kez daha” yazdı dehşet içindeki okuruna, “Stendhalize olacaksınız.” Ki bu bir Stendhal romanı okuduktan sonra, eski benliğinizin ne denli utandırıcı, yeni benliğinizin ne denli adamakıllı yenileyici olacağını belirtmenin bir yoludur. Stendhal’ın gerçeklik fikri aşağılanmaya dayanır. Roman yazarı artık bütün bunlar bütünüyle hayal gücüymüş gibi davranmıyor: Stendhal bunun için yeterince zekiydi. Herkes öz-ifşasında romancı kadar aşağılanmalıdır.

Bu bir “siz” teorisine benziyor ama gerçekte bu bir “onlar” teorisi. Okurun teorisi her zaman roman yazarının teorisidir. Bazen, bu teori Madame Bovary’deki gibi dokunaklı şekilde felsefidir ve bazen de teori darmadağınık şekilde felsefidir; tıpkı Marcel Proust’un Marcel’inde olduğu gibi.

Proust edebiyat eleştirmeni Sainte-Beuve’den nefret ederdi: A) Edebiyatın biyografik olarak yorumlanabileceğine inandığından ve B) Makalelerini çene çalma tarzında küçük sohbetler şeklinde yazdığından. Fakat Proust A ve B ile tam olarak çelişmedi. Bunun yerine, benlik ve konuşma konusundaki fikirlerini devraldı ve onları sevinceye kadar basitçe yeniden tanımladı. Proust ilk olarak kendiliği yeniden tanımladı. “Bir kitap” diye yazdı Proust, “alışkanlıklarımızda, toplumda, özürlerimizde gösterdiğimizden başka bir özün (benliğin) ürünüdür.” Ve sadece kitaplarda görülebilirdir: Başka bir yerde değil. Örneğin habercilikte değil. Çünkü bir gazeteci, yazarken, diğer insanların ne düşüneceğini her zaman hayal eder. “Ve diğer insanların bilinçdışı işbirliğiyle yazılmış çalışmaları daha az kişiseldir.” Ve bu daha derin kendilik modeli Proust için aynı zamanda —bir roman fikrini okrun “bu kitap olmadan kendi içinde görmemiş olabileceği bir şeyi anlamasına imkan tanıyan tuhaf bir optik enstrüman” olarak riske atan bir okuma modeline dönüşür. Ve bu yüzden okuma saf bir arkadaşlık modelidir —gerçi gerçek arkadaşlıkların zorlu sorunlarının ötesinde içe dönük bir modeldir: “Arkadaşlığın bütün bu çalkantıları, adı okuma olan bu saf ve sakin arkadaşlığın eşiğinde yok olur.”

Son Okur‘da Piglia, Tolstoy’un Anna Karenina‘sında neşeli bir okuma sahnesini, saf anlayışın bir modelini tanımlar. Levin ve Kitty konuşuyorlardır. Levin ona ilk kez evlenme teklif ettiğinde Kitty hayır demiştir. Şimdi, çok sonra, Levin Kitty’ye uzun zamandır ona bir şey sormak istediğini söylüyordur. Sonra ona sormasını söyler. Ve  “b, a, o, d, b, a, a, y, s” harflerini yazar. Ki bunun anlamı: “Bana: Asla olamaz dediğinde, bunun anlamı asla mıydı yoksa daha sonra mıydı?” Kitty okumaya başlar. Nihayetinde, kızararak başını kaldırır ve anladığını söyler.

“Bu kelime nedir?” der Levin, asla’yı temsil eden a’yı işaret ederek.

“Bu ASLA anlamına geliyor,” der Kitty, “Ama bu doğru değil!”

Ve bu, bir romancı tarafından şimdiye kadar sunulan en mutlu okuma tanımıdır. En arzulu. Arkadaşlık olarak okumak bile değil, aşk olarak okumak, paranormal düşünce olarak okumak gibi.

Ancak Tolstoy bir roman yazarıydı: O hâlde bütünüyle saf bir romantik değildi. Bu romandaki tek okuma anı değildi. Hayır, daha önce, Vronsky ile çoktan tanışmış olan Anna Karenina Moskova-St. Petersburg treninde bir İngiliz romanı okur. Ve şimdi başkalarının hayatından bıkmıştır. “İstediği” der Tolstoy, “kendini yaşamak”tır.

Yapma! diye bağırmak istersiniz Anna’ya. Yapma! Ancak tabii ki, o bir romandadır ve yapar.

This article was originally published at The Guardian.

Çeviri: Zeynep Şenel Gencer
Sosyal Bilimler / Çevirmen, Yayın Koordinatörü
zeynep@sosyalbilimler.org

Kaynak: Adam Thirlwell / Link


Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazı Türkçeye yabancı dilden sosyalbilimler.org tarafından çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yorum Yazın

Haftalık E-Bülten Aboneliği




sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.