Sosyal Bilimler | Kayda Değer Akademik Metinler

Sosyal Bilimler

Öteki, Şeytanlaştırma ve Çıplak Bir Hayat | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Öteki, Şeytanlaştırma ve Çıplak Bir Hayat

Bir imleyen olarak “öteki”nin inşası ve “ötekiyle kurulan ilişki” sosyal bilimlerin son on yıllarda üzerine eğildiği temel olgulardan biri. Özsel ve biçimsel demokrasi meselesi, vatandaşlık statüsü ve pratiklerinin dönüşen yapısı, artan göç akımlarına bağlı olarak ivme kazanan ayrımcılık, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, popülist radikal sağın yükselişi ve devletlerin güvenlikleştirme politikaları başta olmak üzere ulusal ve ulusaşırı bir dizi meselenin okunması ve değerlendirilmesinde analitik bir araç sunuyor.

Türk politik kültürünün milli egemenlik stratejisi olarak “biz” bilincinden çok “öteki” bilinci üzerine bina edildiği düşünüldüğünde farklı dönemlerde, farklı politik aktörlere yönelik ötekileştirme ve şeytanlaştırma pratikleri ve dilinin teşhisi, alternatif tarih okumaları açısından önemli. Bu yönüyle ÖTEKİ’NİN VAROLMA SANCISI: Türk Politik Kültüründe Şeytanlaştırma Eğilimleri derlemesi, alanlarında yetkin araştırmacıların farklı disiplinlerin kavramsal bagaj ve metodolojileriyle “öteki” meselesine ışık tuttukları değerli bir çalışma. Çalışmanın en önemli katkısı, sosyal bilimlerdeki kuramsal ve kavramsal tartışmaları Türk siyasal yaşamındaki “öteki/ler”le tutarlı bir biçimde ilintilendirerek özgül bir sorunsal  temelinde düşündürmesi ve bu yönüyle gelecekteki çalışmalara rehberlik edebilecek bir nitelik taşıması.

Prof. Dr. Füsun Üstel, Galatasaray Üniversitesi


İsmet PARLAK’ın Türk siyasi kültüründe şeytanlaştırma olgusu üzerine derlediği Öteki’nin Var Olma Sancısı kitabının yayınlanmasından bu yana iki yıl geçti. Bu küçük notta hafızalarda hâlâ oldukça canlı olan bu dönemin başdöndürücü kronolojisini ele almama gerek yok. Bununla birlikte, 2015 yazından 2016-2017 kıȿına kadar uzanan zaman diliminde Türkiye’de siyasi sentkasın şiddete büründüğünü, 2000’lerde belli bir ölçüde değer kaybetmiş olan «hıyanet», «iç düşman», vs… gibi kavramların yeniden tedavüle sokulduklarını, muktedirlerin siyaset ve savaȿ arasında yakın bir ilişki kurduklarını ve toprağın ve bezin ancak şehit kanı sayesinde “vatan” ve “bayrak” haline gelebileceklerini ağır vurgularla dile getirdiklerini hatırlatmakta fayda var. Ele alınması gereken ikinci nokta ise, savaşın sadece söylemsel düzeyde kalmadığı, “istisnai bir durum” olmaktan çıkıp içte ve dışta müesseseleşen bir “düzen” haline geldiğidir.

Bu ikili sürecin, PARLAK’ın ele aldığı “şeytanlaştırma” olgusuyla yakın bir ilişki içinde olduğunu görmekteyiz. 15 Temmuz darbesi sonrasındaki 100.000’e yakın kişinin görevine son verilmesi, 40.000’e yaklaşan tutuklama vakaları, cezaevlerindeki –gazetelerde birer küçük haber olarak yer alan- intihar olayları ve Uluslararası Af Örgütü’nün dile getirdiği insan hakları ihlalleri, 60 milyar TL’yi geçen “FETÖ sermayesi”ne el konulması, iktidarın sadece gayrimüslim cemaatleri, Kürtleri, Alevileri ve “Zerdüştleri” değil, aynı zamanda İttihad ve Terakki’den, hatta II. Abdülhamid’den bu yana “asli unsur” olarak kabul edilen Sünni-Türk nüfusun bir kısmını da “iç-düȿman” olarak değerlendirebildiğini ve “şeytanlaȿtırdıǧı”nı göstermektedir. Gülen Cemaati’nin tümüyle dışında olan ve Cemaat’in devlet içinde devletleşme macerasını her zaman mahkûm etmiş bir gözlemci olarak burada Gülenciliǧi savunmam için en ufak bir neden bulunmamaktadır. Ama, yine salt bir gözlemci olarak bu onbinlerce mağdurun darbe girişimiyle uzaktan yakından bir ilişki içinde olmasının mümkün olmadığını, darbe dinamiklerinin ise “FETÖ”cülükten ziyade devletin kanlı iç fragmentasyonunda aranması gerektiğini belirtmemem de mümkün değil.

Ed. İsmet Parlak. Dora Kitap 2015.

Bu gözlemler kadar önemli olan diğer bu olgu ise, “FETÖ’cülüǧün ve “FETÖ’cülerin” şeytanlaştırılma”sının aynı zamanda “insan statüsünden sûkut” anlamına gelmesi, “FETÖ”’cülük suçlamasının insan hayatını sorgusuz sualsiz alınabilecek bir “can”a, Agamben’in tabiriyle “çıplak bir hayat”a, hukukun ve “medeni” toplumun korumakla mükellef olmadığı bir “hayat”a dönüştürmeye yetmesi. Adına ister “iç düşman” ister de “hain” densin, “şeytanlaştırılan” kişi ve “kitle” tarihsiz, kimliksiz, omurgasız, onursuz ve özellikle de avukatsız bir siluet olarak ortaya çıkmaktadır. Bilindiği gibi, en azından tek tanrılı dinlerde, Yaradan’ın “şeytan”laȿmasına neden izin verdiği bir türlü izah edilemeyen “şeytan” dinlenmez, olsa olsa taşlanır. Toplumsal yaşamın hayır ve şer diyalektiğini –ve dolayısıyla da metafiziği- reddeden bir şekilde “şeytanlık” temelinde tanımlanması, şeytanlaştırılan katmanının sadece “bizden biri” olarak değil aynı zamanda bir “öteki” olarak algılanmasını da imkansız kılar.

Adolph Eichamann’dan üzerine sunduğu yorumlarda Hannah Arendt Nazi liderin “başkalarının kelimeleriyle, başkalarının acılarıyla” düşünebilme yeteneğine sahip olmadığını dile getirmekteydi. “Şeytanlaştırma”, gerçekten de, “öteki”nin bir öznelliğe, bir “kelam”a, acılara ya da sevinçlere sahip olma hakkından mahrum edilmesi anlamına gelmektedir. Ama dünya ve Türkiye tarihinin defaatle gösterdiği gibi “öteki”ni bu haklardan mahrum bırakan bir iktidar, son tahlilde kendisini de aynı kadere mahkûm etmekte, kendi devamlılığını ya da istikrarını mümkün kılan akli melekelerini kaybetmekte, “şeytanlaştırdığı” şahsın ya da grubun mahkûmu haline gelmektedir. Karl Popper, “komplo teorileri”ne inanan iktidarların kendilerini de komplo temelinde örgütlemek zorunda kaldıklarını yazmaktaydı. Aynı şekilde, “aykırı” grupları ya da muhaliflerini şeytanlaştıran iktidarların da kendilerini “şeytanlaşmak”tan koruyabilmelerinin mümkün olamayacağını söyleyebiliriz.

PARLAK’ın çalışması, “diyabolizasyon” olgusunun sadece sosyal bilimleri ilgilendiren önemli konular arasında yer almadığını, çağdaş toplumları da yakından ilgilendiren acil bir “vatandaşlık” konusu olarak da ortaya çıktığını göstermektedir.

Prof. Dr. Hamit Bozarslan, EHESS


Künye — Ed. İsmet Parlak  (2015), Ötekinin Var Olma Sancısı: Türk Politik Kültüründe Şeytanlaştırma Eğilimleri . Bursa: Dora Yayınları.


Yasal Uyarı: Yayınlanan bu yazının tüm hakları Sosyal Bilimler Platformu’na (www.sosyalbilimler.org) aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

Yorum Yazın

Haftalık E-Bülten Aboneliği




sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.