Sosyal Bilimler

Holocaust: Modernitenin Beklenen "Olası" Sonucu | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Holocaust: Modernitenin Beklenen “Olası” Sonucu

Holokost her zaman, tarihteki “tek oluşu” ile ön plana çıkmıştır. Bu olayın, 20. yüzyılın aydın, ileri toplum yapısı ve gelişmişliğine karşın, tıpkı sapasağlam bir vücuttaki kanserli hücre gibi, birdenbire, anormal koşullar altında, toplumun genelinden çok farklı, “canavar” bir kesimin barbarca tutumları sonucu gerçekleştiği vurgulanır. Yahudiler, tıpkı tarih boyunca sık sık yaşadıkları gibi, günah keçisi ilan edilmişler, yüzyılların biriktirdiği düşmanca duyguların sonunda zirveye tırmanmasıyla patlak veren bu “ilkel”, barbar ve modern toplumla tamamen çelişen Holokost’un kurbanı olmuşlardır. Bu olay tüm dünya tarafından “olağandışı”lığı ile tarih sürecinden soyutlanarak tek başına ele alınmış, büyüklüğünden ötürü bireylere maddi olarak bir şey ifade edemeyen “büyük rakamların” ağırlığı altında kalmış, fazla derine inilmesi engellenmiş veya bu konu hakkındaki özel kitapların, müzelerin, kurumların, anma günlerinin dar çerçevesi içinde kapalı tutulmaya çalışılmıştır.

Hâlbuki Holokost, bir tek, “6 milyon insanın acımasızca katledildiği korkunç bir olay” olarak tanımlanamaz. Holokost, sadece Yahudi nefreti ve Yahudilerden nefret eden, artık geçmişte kalmış Nazilerle sınırlandırılamaz. Holokost, ardından uzun süre cevapları araştırılmayan veya yüzleşmekten kaçınılan sorular bırakan çelişkili, tüm insanlığı ve toplumları ilgilendiren, yaşadığımız zaman ve koşullar hakkında soru işaretleri uyandıran, kesinlikle “bir daha yaşanması mümkün olmayan, olağandışı” bir olay olarak değerlendirilmemesi gereken bir süreçtir. Holokost sırasında, gündelik yaşamlarında son derece “normal” ilişkiler yaşayan, aile sahibi insanlar, nasıl olur da ahlâk değerlerini hiçe sayıp bir anda bu korkunç sürecin bir parçası, işleyen mekanizmanın bir dişlisi olabilmişlerdir? Sosyal ahlâka ne olmuştur? Sessizliğin, tepkisizliğin, emirlere harfi harfine uymanın nedeni nedir? Holokost gerçekten de, tarihin kanserli bir hücresi mi yoksa gerçekleşmesi mümkün, “doğal” bir olayı mıydı? İşte Bauman, sosyolog-felsefeci kimliğiyle, Holokost’u, genelin yerleştirdiği tarihin raflarındaki bu özel yerinden çıkartıp, herkesi ilgilendiren bir alana taşır.

Bauman’ a göre, Holokost ne ilkel, hayvani dürtüler, ne de modern toplumun tüm ileri koşullarına rağmen “aydınlanmamış” bir kesimce kurgulanmıştır. Aksine, o güne kadar benzerine rastlanmamış böylesine büyük ölçekteki bir katliam, ancak modernitenin sağladığı ve günlük yaşama kattığı akılcı programlama, bürokratikleşme, örgütlenme becerisi, sistematik işleyiş ve kusursuz bir yöntemsellikle gerçekleştirilebilirdi. Modernite rastlantısallığı, düzensizliği, üretim hatalarını yaşamdan uzaklaştırıp yerine yüksek verim, akılcı-kusursuz düzen, ekonomik, seri ve etkin üretim kavramlarını yaşama katar. Modernite akılcıdır, mantıksaldır, duygulara yer vermez ve ilerlemeyi hedefler. Bauman “Modern uygarlık, Holokost’un yeterli koşulu değil, kesinlikle gerekli koşuludur. O olmaksızın Holokost düşünülemez” der.

Bu doğrultuda, 2. Dünya Savaşı koşullarında, “Final Solution (Son Çözüm)” süreci incelendiğinde, tüm örgütlenmenin kusursuzluğunun, planlananların kalabalık bir kitle tarafından ince bir işbölümü ile yerine getirilmesinin, oluşturulan kurgunun adım adım titizlikle uygulanmasının ancak, modern çağın toplum yaşamına kattığı ilkeleri ile mümkün olabileceği anlaşılır. Bu sürecin, “sanayi” toplumuna kazandırdığı seri üretim, örgütlenme ve bürokrasinin akılcı ilkeleri Holokost’un da temelini oluşturmuştur.

Toplum nasıl bu ilkelerin, insan yaşamıyla ilgili “korkunç” olarak nitelendirilebilen böylesine sonuçlara doğru yol almasına izin verir? Naziler’in veya Holokost sürecine katılan binlerce insanın psikolojik olarak hasta olduğu düşünülemeyeceğine göre, toplumun ahlâk yapısının bozulduğu göz önüne alınabilir. Herbert Kelman, şiddeti engelleyen ahlâksal yasakların üç koşulun sağlanması ile etkisizleştirildiğini öne sürer:

  1. Üst makamlar tarafından emirlerle şiddet yetkisi verilmesi,
  2. Yasalarla eylemlerin rutinleştirilmesi ve
  3. Sağlam bir ideoloji ile şiddetin kurbanlarının insanlıktan çıkartılması.

Modern çağın geliştirdiği bürokratik, akılcı sanayi düzeninde, bireyler artık bir görev hiyerarşisinin içinde küçük bir basamak, dev bir makinenin ufacık bir dişlisi konumuna getirilir. Artık insanın ahlâk kriteri, “doğru” ile “yanlış”ı ayırması, bu görev hiyerarşisi içinde, üstlerine karşı olan sorumluluklarını laikiyle yerine getirmekle sınırlanır ve kişisel vicdanı devre dışı bırakmak bir erdem olarak değerlendirilir. Onun için “doğru” davranış, sorumlu olduğu işi en iyi ve kusursuz biçimde yerine getirmek ve üstünün onayını almaktır. Onun sorumluluğu, tek bir düğmeye basmak kadar küçük olsa da, “görev” bilinci, “sistemin bir parçası” olma sorumluluğu, örgütsel disiplin; ahlâk değerlerini ve zorunlulukları, o çerçeveyle sınırlandırır. Disipline itaat,  temel kriterdir, çünkü artık tüm ahlâki sorumluluklar üst makamlara yüklenmiştir ve itaat eden için her türlü ahlâki sorgulama yukarıdaki sorumlularca yapılıp kendisine bildirilmektedir.

Bunun yanında sisteme katılanların nihai sonuçtan fiziksel ve psikolojik olarak uzak tutulması, yaptıkları işin sonuca olan etkisini görememeleri de katılımın artması ve her türlü ahlâki sorgulamanın ketlenmesini de beraberinde getirir. Bauman, insanların yaptıklarıyla kitle katliamı arasındaki ilişkiyi görmelerine engel olan bu “ahlâki körlüklerinden” dolayı ayıplanamayacağını çünkü bunun doğal bir tutum olduğunu öne sürer ve günümüzde silah fabrikalarında çalışan sıradan insanların ahlâki yönden, yaptıklarının nihai amacı düşünüldüğünde sorumlu tutulup tutulamayacağını sorgular.

John Lachs, modernitenin getirdiği bu analitik işbölümü yoluyla, bir süreçte rol alan insanları tamamen sonuçtan kopardığını ve ahlâki sorumluluğun üstlere yüklenmesiyle, kimsenin bilinçli olarak sahiplenmediği birçok etkinliğin gerçekleştiğini belirtir. Süreçte herkes kendini masum “aracılar” olarak görür.

Benzer şekilde, kurbanların da fiziksel olarak toplumdan uzaklaştırılmaları,  göz önünde olmamaları, konuşulması ve dokunulması imkânsız hâle getirilmesi, onların gerçekliğini de yavaş yavaş ortadan kaldırır ve işlemlerin yerine getirilmesini hızlandırır. İlişki içine girmedikleri, görmedikleri insanlar hakkında ahlâki bir vicdan muhakemesi yapmak, alıştırıldıkları rutin eylemlerin içinde neredeyse imkânsızlaşır. “Yalıtma” ilk başta psikolojik olarak başlar, bu nedenle kurbanların fiziksel olarak da silinmeye başlaması çok da dikkati çekmez.

Zygmunt Bauman, Modernite ve Holokaust, Alfa Yayınları, 2016, Çevirmen: Süha Sertabiboğlu.

Kurbanların değerlerinden, insanlıklarından uzaklaştırılmaları, fiziksel uzaklaştırmanın ardından gelir. Tek değer, “hayatta kalmak” olunca, bu uğurda her şeyin “akılcılaştırılması” başlar. Kurbanların süreci hep aşama aşama yaşamaları, içlerindeki “kurtulma” umutlarını hep canlı bırakır ve bu uğurda otoriteye itaat devam eder.

Konulan kurallardan “muaf” tutulup, ayrıcalıklı bir konumda korunma isteği, kurbanların da bu kural ve koşulların meşruluğunu kabûl ettiklerini gösterir. Naziler’in planı akıllıcadır. Farklı muamele görmek isteyip, bu uğurda çabalayanlar aslında otoriteye katkıda bulunur.

İyimser bakış açısının olumsuz sonuçlarıydı bunlar. “Ne kurtarabilirsem” oyunu bir çok malı, değeri, insanların gözden çıkartmasına neden olur, hayatta kalma stratejilerini bireyselleştirir. “Akılcılaştırma” toplu bir direnişin önüne geçer, feragât edilenleri yavaş yavaş arttırır, toplusallıktan bireyciliğe geçişe neden olur ve güçlü beraberliği kırar. Almanlar’ın kendilerini yok etmekten vazgeçebilecekleri umuduyla Yahudiler daha verimli ve sorun çıkarmadan çalışmaya odaklanırlar böylece. “Çoğunluğu kurtarmak uğruna, bazılarını feda etmek” mantığı gelişir.

Soykırıma giden yolda, “koruyucuların” yavaş yavaş kaybolması veya güvenilmez çıkması da süreci hızlandırır.  Özellikle, akılcılık yolunda başı çeken “bilim”, ahlâkın ve dinin egemen etkisini yok eder; duygusallığı arındırır. Bilimin nesnelliği, tarihin açıkça gösterdiği gibi, her zaman olumlu amaçlara hizmet etmez. Bilim, nereye kadar sorgulanmalı ve bilim hangi sınırlara kadar ahlâki sorgulamalardan uzak bir şekilde geliştirilmelidir? Uygarlaşma sürecinin hiçbir kurumu, bu yolda bir engel oluşturamamıştır. Bauman, “Uygarlık, kendi var ettiği korkunç gücün ahlâklı kullanılacağı güvencesini veremeyeceğini gösterdi” der.

Bauman’a göre uygarlaşma süreci, akılsallıkla toplumsal ahlâki normları birbirinden ayırmaya çalışır. Akla ve mantığa uyan bir olayın etik olarak  yargılanmasını engelleme isteğindedir.

Holokost sürecinde ahlâk, temelinden çökmüştür. Modernizm, değerlerden arınmış bakış açısı ve özgürlüğü amaçlayan nesnelliğiyle, insanların gözü kara biçimde emirlere uymasına, adeta köleleşmelerine neden olur.

Bauman, zaman zaman kendini gizlese de her zaman var olan antisemitizmin tek başına Holokost’u açıklamaya yeterli olmadığını, zira Almanya’daki antisemitizmin, Avrupa’nın diğer birçok ülkesiyle karşılaştırıldığında “aşırı” düzeyde olmadığını belirtir. Yüzyıllar boyunca süregiden Yahudi düşmanlığı, toplumun bilinçaltına yerleştirilmiştir. Aslında bu “Kavramsal Yahudi’ye” yönelik ve Kilise’nin ideolojik olarak empoze ettiği bir düşmanlıktır. Yahudiler tarafından reddedilmeyle doğan Hıristiyanlık, gücünü ve varlığını Yahudilik’i reddetmesinden alır ve onu antitezi ilan ederek kendi varoluşunu sağlar. Hıristiyanlığın amaçladığı “evrensellik” ancak Yahudiliğin olmadığı bir dünyada meşruiyet kazanacaktır. Bu nedenle “Yahudi” aslında, temelde bir dünya hakimiyeti ereği önündeki en önemli “kavramsal engel” olmakla, tarih boyunca en büyük düşman ilan edilmiştir. Aslında oluşturulan bu kavramsal düşmanlık, günlük yaşamdaki Yahudi düşmanlığından çok farklı, kopuk ama güçlüdür. Bu kavramsal düşmanlık, Yahudiler’in her durumdaki olumsuzlukların kaynağı olarak hedef gösterilmesine neden olur. Onlar, herkesin baktığında kendi konumuna göre farklı bir anlam çıkarttığı bir “prizma topluluk” idi. Ulusçuluğun yükselişe geçtiği Avrupa’da Yahudiler, her yere entegre olabilen, yurtsuz, dolayısıyla “ulus” olarak görülmeyen bir ulus olduğundan “evrensel”di ve evrensellik, yani “savaş karşıtlığı”, ulusçuluğun hırsla koruduğu “yurtseverlik” ilkelerine aykırıydı. Yahudiler, hiçbir zaman yurtsever olamazdı onlara göre. Barışçıl, uzlaşmacı ve evrenselliği kendine ilke edinen bir halka milletçi dünyada yer olamazdı. Toplumun hiçbir kesimine bağlı olmayışları, Yahudileri hedef tahtası konumuna getirdi.

Leo Pinsker, 19. yüzyılın sonunda Yahudiler için şunları yazar: “Yahudi, yaşayanlar için bir ölüdür; yerli halk için bir yabancı ve serseri bir dilencidir, yoksullar ve sömürülenler için bir milyonerdir, yurtseverler için ise bir vatansızdır.”

Modern antisemitizm, gruplar arasındaki büyük farklılıklardan değil, farkların kaybolması ve Yahudilerin giderek, ulusun bir parçasıymış gibi davranmalarının diğerlerini rahatsız etmesinden doğar. Avrupa, “öteki” ile olan farklarının kaybolmasını istemez. Kendi kültürel ve dinsel varoluşları için bu farklar canlı kalmalıdır. Farkları eriten modernizm’e düşmanlık hedef olarak Yahudiler’i gösterir. Antimodern görüşler, modernliği Yahudiler ile özdeşleştirmiştir. Bauman’a göre, modern antisemitizm, yabancı nefretinden değil, modern toplumsal örgütlenmenin sonucunda doğar. Kendisi, o günlerde Holokost’a yol açan sebep ve koşulların aynı şekilde ayakta durduğunu savunur. “Uygar” toplum ahlâki değerlerini nereden alır? Ahlâkı devlet belirler Baumana göre ve onun belirlediğinden daha üstün bir ahlâk kabûl edilmez.

Özellikle 20. yüzyılda popüler olan sosyal mühendislik de aslında ırkçılığın modern versiyonudur. Antisemitizmin modern versiyonunum tam anlamıyla ırkçılık olarak kabul edilebilmesinin sebebi, amacının “ayırmak” değil, kusursuz, hatasız, mükemmel bir toplum yaratmak olması ve bunu yaratırken “ötekileri” yok etmeyi çözüm olarak görmesidir. Bu çözüme hizmet eden akılcılaştırma, sistematize etme, “düzenleme” ilkeleri modernizmin ürünleridir. Halk da bu düzenleme işlemine, bürokratik yapısı içinde tamamen kayıtsız kalarak destek vermiştir.

Irkçılık; heterofobi, ksenofobi, rekabete dayalı düşmanlık gibi tüm düşmanlık biçimlerinden ne şekilde ayrılır? Irkçılık, bir takım düşünürlere göre düşmanlığın biyolojik, yani değiştirilemez nedenlere dayatılmasıyla diğerlerinden ayrılırken, Bauman’ a göre, tamamen eylemleri, amacı ve sonuçlarıyla farklılık gösterir. Irkçılık, belli bir halkın “kusur”larının hiçbir zaman düzeltilemeyeceğine inanan ve bu yüzden dünyada var olması gereksiz şeklinde niteleyen düşüncelerdir. “Modern kültür bir bahçe kültürüdür” der Bauman. Toplum bir bahçedir ve bu bahçe, mükemmel bir hâle getirilmesi için zararlı otlardan sürekli temizlenmelidir. Düzensizlik tehlikeli, yabani otların varlığı zararlıdır. Yahudiler de, tıpkı bu zararlı otlar gibi düzeltilmeleri imkânsız ve toplumun refahı için ayıklanmaları gereken otlar olarak görülür.

Modern soykırım, yüksek bir “amaca” giden bir araç, toplumun daha iyileştirilmesi için tasarlanan bir sosyal mühendislik aracıdır. Bunun sonucunda yaşanan “çağdaş” soykırım, tesadüften tamamen uzak bir biçimde ince bir hesaplamanın ve düzenin sonucunda gerçekleşir.

Soykırım, mutlak bir iktidar tarafından, modern araçlarla ele alındığında ve denetimden kurtulduğunda gerçekleşebilir. Bu, kesinlikle tarihin derinliklerinde kalmış ve bir daha gerçekleşmeyecek bir oldu değildir. Radikal antisemitizm, güçlü bir devlet tarafından siyasete dönüştürüldüğü sağlam bir bürokrasi tarafından kullanılır ve doğabilecek tepkiler bastırılırsa tehlikesini ortaya kolaylıkla çıkarır. fiiddet, Holokost ile bir tekniğe dönüştürülür. Teknik, tamamen akılcıdır ve herhangi bir şüpheye yol vererek duygusallıktan tamamen arınmıştır.

“Uygar” toplum nedir? Yüzyılın başında, uygarlığın en üst noktasında olduğunu iddia eden bir ulusun yaptıkları, uygarlığın “şiddeti arındırdığı” yolundaki genel fikri yerle bir eder. (Freud’un “Uygarlığın Huzursuzluğu”nda bahsettiği gibi, uygarlık, insanın doğal eğilimlerinden biri olan saldırganlığın zorla bastırılmaya çalışılması, bu eğilimin birikmesine sebep olur.)

Kötülük, Soykırım sırasında, düzensizlikten değil, aşırı düzen ve bu düzene kendi kendine itaatten geldi. Milgram, deneyleriyle, insanlıkdışılığın bir toplumsal ilişkiler sorunu olduğunu ortaya koyar. Çoğu zaman, otoritenin etkisi kişisel karakter özelliklerinin önüne geçer. Toplumsal ilişkiler akılcılaştırılıp teknik yönden mükemmel hâle getirilirse, insanlıkdışı eylemler de mükemmel hâle gelebilir.

Bauman Holokost’tan çıkarılacak ders hakkında şunları söyler: “İyi bir seçeneği görmeyen veya iyi bir seçeneğin maliyetini çok yüksek bulan bir duruma konmuş çoğu kişi, ahlâksal görevden kolayca sıyrılıp bunların yerine akılcı çıkarların ve kendini kurtarmanın gereklerini benimseyebilir. Akılsallıkla ahlâkın ters yönleri gösterdiği bir sistemde en çok insanlık zararlı çıkar.“

Holokost ardından, bireyle, toplumla, ahlâkla, itaat ve moderniteyle ilgili, tüm insanlık tarafından düşünülmesi geren derin ve hayati sorular bırakır. Tüm bu soruların, “sadece Yahudileri” ilgilendiren bir çerçeveden sıyrılıp, tüm insanlığın cevaplarını bulmaya çalıştığı bir platforma aktarılması ve bulunan cevapların gelecekteki sağlıklı toplumlar için irdelenmesi gerekir. Zira Holokost’un, insanlık tarihinin, hem ölçek hem de yöntem açısından bu en benzersiz katliamının, bir daha tekrarlanmayacağına dair yanılsama, insanların aklında hep baki kalacaktır.

Kainatın Yaratıcısı, Ulu Tanrım
İtilmiş, yakılmış, öldürülmüş altı milyon insanı hatırlamamı sağla…
Tüm bir halkın, tepkisiz insanlığın yanı başında katledildiğini unutmama izin verme…
Anılarının kalplerimizde sonsuza dek yaşamasını sağla…
Amen.


Selin Saylağ, “Zygmunt Bauman: Modernite ve Holokost“, 6 Şubat 2008, Şalom Gazetesi.

Haftalık E-Bülten Aboneliği

Yorum Yazın

Haftalık E-Bülten Aboneliği




sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.