Sosyal Bilimler

Sarı Yelekliler: Fransa‘da Neden Bu Kadar Fazla Sokak Protestosu var? | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler
Demonstrators gather near the Arc de Triomphe in Paris during a protest on Saturday.

Sarı Yelekliler: Fransa‘da Neden Bu Kadar Fazla Sokak Protestosu var?

Bu dergi [The New Yorker] için yazmış en büyük muhabir ve en ateşli Fransız hayranı A. J. Liebling, bir muhabirin sizlere ne gördüğünü, yorumlayıcı bir muhabirin gördüğü şeylerin anlamını ve bir uzmanın görmediklerinin anlamını anlattığını söylemişti. Şu sıralar Fransa’da neler olduğunu bizatihi görmek—veya algılamak, duymak ve olaylara şahit olmak—için orada olmayan salt uzmanlığın dikkatli olması ve çoğu kez dilini tutması gerekir. Yine de, orada olmakla aynı olmasa bile, olayın alt yapısına ve tarihine bakmak, kısa bir incelemede bile genellikle onu anlamanıza yardımcı olabilir. Bundan dolayı, gilets jaunes ya da sarı yelekliler Fransa’da endişenin, münakaşanın ve zaman zaman da dört taraftan utanmaz politik fırsatçılığın öznesi olmuştur. Bu, açık bir siyasi görüş ya da ideolojinin olmadığı popüler bir hareket; isimlerini Fransa’daki sürücülerin arabalarının içinde bulundurmaları gereken, bir arıza durumunda giyilmeleri gereken sarı yeleklerdeki alıyorlar (Bu şekilde karanlıkta görülebilirler). Olayların görünen ateşlenme noktası, gerçekte, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un hükümeti tarafından kusursuz yeşil sebeplerle  düzenlenen yakıt vergilerindeki artıştı; plan, yakıtın fiyatını artırarak Fransa’yı fosil yakıtlardan vazgeçirmek ve yenilebilir enerji kaynaklarının kullanımını teşvik etmekti.

Bu vergi artışı, takipçilerini çoğunlukla sosyal medyadan edinen grup tarafından, metropol Paris’ten kırsal Fransa’ya yöneltilen son saldırı olarak algılandı ve insanlar ülke çapında karayollarını kuşatmaya ve protesto etmeye başladılar. Geçen hafta, protestolar Paris’e ulaştı; ki sarı yelekliler —veya birçok raporda, her biri sokak savaşı için hazırlanmış aşırı solcular ve daha da aşırı sağcılar tarafından desteklenen büyük ölçüde taşralı grubun üyeleri— burada Champs Élysées’de karışıklık çıkardılar, Arc de Triomphe’ı tahrip ettiler, dükkanları yağmaladılar; Fransız hükümetlerinin savaş sonrası dönem boyunca ilerlemesine sürekli olarak ket vuran ya da devrilmelerine yol açan türde bir kriz yarattılar.

Bu gerçek, başlı başına, dikkat etmesi gereken ilk gerçektir: Sarı yelek hareketinin, bu vergi artırımının veya Macron’un bu saldırısının —ya da yetkilerinin daha geniş anlamda tükenmesinin— yerel neden-sonuç bağlamı, grubun, en azından 1995’den bu yana sağcı, solcu yada merkez hükümetlerin “reform” olarak hayal ettiği bir programı protesto için sokağa çıkmış olmasının yanında daha az kayda değer görünmektedir. Bu nedenle, hareketi sınırlı, dolaysız siyasal iktisat terimleriyle anlamaya yönelik teşebbüsler, aksine, meseleyi kavramaktan uzaklaşmaktadırlar. Hükümetin geri çekilmesiyle sonuçlanan —Salı günü Macron hükümeti yakıt vergisi artırımını erteledi ve askıya aldı— şiddetli sokak gösterilerinin dinamiği, Fransa için sadece tanıdık bir manzara değil, büyük ölçüde, modern siyasi yaşamın en öngörülebilir döngüsüdür. New York Üniversitesi tarih profesörlerinden Herrick Chapman’ın Beşinci Cumhuriyet’in yeni tarihini ve 1958 yılında Charles de Gaulle tarafından kurulan Beşinci Cumhuriyetin Anayasası’nı incelikli bir dille anlattığı France’s Long Reconstruction eserinde açıklandığı üzere, Başkanlık sarayındaki merkezi güç, sokak protestolarını ve tezahürlerini hükümet politikasına karşı tek dinamik alternatif haline getirme konusunda beklenmedik bir döngüsel etkiye sahiptir. Ulusal Meclis bile, Cumhurbaşkanının oturduğu Élysée sarayının yan kuruluşu gibidir. Bu bir hata değildir; ancak rejimin bir özelliğidir. 1995’in sonlarında, geçmişe bakıldığında önemsiz görünen emeklilik reformları nedeniyle başlayan ve Juppé hükümetini sona erdiren çok daha büyük gösterileri hatırlayan herkes, devinimin kalıcılığının farkına varacaktır. Gerçekten de, bu hareketin bir ironisi, ismini merkezi hükümetin bir kuralından almasında yatar: bulundurulması zorunlu sarı yeleklerden. Aşırı merkezileşmiş otorite, tutarsız, doğal protestolar üretir. Beşinci Cumhuriyetçi Fransızlar, merkezî otoritenin dikkatini çekmek için, deyim yerindeyse, ışık saçan yelekleriyle sokaklara çıkmak zorunda olduklarını hissediyorlar.

Elbette daha geniş anlamda, gösteri ve sokak savaşlarının ritmi —şiddet de dahil olmak üzere— devrimden bu yana Fransız tarihine damgasını vurmuştur. Beşinci Cumhuriyetten önceki yıllarda, insan Paris’i yakıp yıkan ayaklanmaların 1930’larda Fransa’da iz bırakan aşırı sol ve aşırı sağ arasındaki avam takımı savaşının yada 1950’lerde hayli popüler bir hareket olan Poujadism —küçük esnafın sarı yelekliler gibi çelişkili siyasetler güden başka bir merkezi hükümet tarafından haksızlığa uğramış ve görmezden gelinmiş hissetmesiyle başlayan bir hareketin bir parçası olarak düşünebilirdi. Beşinci Cumhuriyet protestolarının en ünlüsü, hala nice idealistin dimağında hala ışıyan Mayıs 1968 olayları belirsiz ve bazen de grotesk —Kültürel Devrim kabusunun derinliğinde, Maoizm revaçtaydı— olan gerçek politikalara sahiplerdi ve aynı Woodstock’un çamurla değil de, en iyi müzikleriyle anıldığı gibi, devrimci hislerine uygun olarak en iyi şekilde hatırlanıyorlar.

Dolayısıyla, tarihin “düşey” ekseninde, Fransa’daki şu anki ayaklanma, yeni bir olay değil, ancak tekrarlayan bir şeyin parçası gibi görünüyor. “Yatay yönde, coğrafi olarak, benzer türde hoşnutsuzlukların Avrupa ve Amerika’ya hızla yayıldığı ve Brezilya ve diğer yeni ufuklarda hali hazırda ilerlediği düşünülürse, Macron hükümetin şu veya bu eyleminden duyulan hoşnutsuzluğun nedenlerini zar zor izlemek de ihtiyari görünüyor. Brexit’de olduğu gibi, İtalyan Berlusconizmi, Trumpizm, Orta ve Doğu Avrupa’daki garip şekilde “popülist” olarak adlandırılan, tek bir yerel sebep bekleyen radikal hareketler, çoğalan küresel vurguyu kaçırıyor gibi görünüyor. Gazeteciler, sarı yeleklilerin yakınmalarını soruşturmak için gayretlice dışarı çıktılar ve komplo teorileriyle karışık ekonomik şikayetlerle ve “elitlerin” kızgınlığıyla karşılaştılar. Şüphesiz, Amerika’yı sarsan eşitsizlik, Fransa’yı da etkiliyor. Ve henüz sonuçlanan seçimlerimizde son derece dikkat çekici şekilde ortaya çıkan şehirli-köylü ayrımı, orada da aynı derecede güçlüymüş gibi görünüyor: Sarı yelek, şehirlerde nadiren görülen kırsal bir simge.

Doğal olarak, hem sağ hem de sol cenah uzmanlar, Fransız protestolarını bir parça ideolojik rahatlık elde etmek için değerlendirmek istiyorlar: The Wall Street Journal editöryal sayfası, sarı yeleklilerin, yeşil elitlerin ekolojik, özellikle de iklim değişikliğine dair endişelere duyulan yaygın kızgınlığı anlamadıklarına ilişkin daha fazla kanıt sağladıklarını ilan etti. Kendini anti-Trumpçı olarak konumlandırılan Macron, Amerikan Trumpizminin gözde hedefi haline geliyor. Trump her zamanki zarafeti ile, yeşil enerjiye karşı, sarı yeleklilerin yanında yer aldı; çünkü görünüşe göre, onu onayladıklarını düşündü. Sol düşünceli gazetecilere gelince, onlar, hareketin gerçek ivmesinin devrimci olduğunda ve köklerini (daha neler?) Neo-Liberalizm nefretinden aldığında ısrarcılar. Bir kez daha, bütün popüler hareketlerin, belagatları ne kadar gerici, müttefikleri ne kadar uygunsuz olursa olsun, gerçekten de henüz gerçek doğalarını keşfetmemiş olan sol hareketler olduğuna ilişkin yenilikçi bir ısrarcılığın kucağındayız. (Şüphesiz, bu ülkede olduğu gibi, dışlanma duygusu ve mülksüzleştirme Fransa’nın her tarafında var; fakat aynı zamanda şu da söylenmelidir ki, Bernie Sanders’ın sosyal programları —evrensel sağlık hizmetleri, doğum izni ve devlet destekli yüksek öğrenim— burada çoktan yürürlükte olan  ilerici girişimlerdir. )

Fransa’da da hem solun hem de sağın liderleri, hareketten faydalanmaya çalışıyor. Bununla birlikte, aşırı sağın son yıllarda korkunç derecede popüler ve ne kadar iyi organize edilmiş olduğu  düşünülürse, bir sosyal kırılmadan yararlanma olasılığı en yüksek olan da sağ kanattır: Macron’dan sonra, aşırı sağ ve aşırı sol arasında oluşabilecek bir rekabette, herkes Le Pen’in lehine bahse girerdi. Bu nedenle, sarı yeleklilerin büyük olasılıkla, daha hoşgörülü bir gelecekten ziyade, Trumpizmin —ya da Orbánizm veya hatta Putinizmin— Fransız yüzüne dönüşme olasılığı daha yüksektir. Gerçekten de, hareketin retoriği, finans ve sermayeyi  manipüle ederek Fransız medeniyetini yıkıma sürükleyen globalleşmiş bir seçkin[ler sınıfı] olduğu ısrarıyla Fransız sağ-kanat milliyetçiliğinin, yerli Fransız anti-semitizmi de dahil olmak üzere, klasik formlarıyla, kaygı verici biçimde uyumludur (Bazı Trump taraftarlarının ekonomik endişelerinin kaybolan statü algısının yanı sıra İç Savaş sonrası döneme uzanan ırksal hoşgörüsüzlükten de kaynaklandığı düşüncesi gibi). Kimlik ve anlam meseleleri ve yukarıdan —ister ”derin devletten” veya ister “Küresel elitlerden” olsun— manipülasyonlara ilişkin komplo teorileri insan ilişkilerinde, hem sağın hem de solun uzmanlarının kabul etmek istediğinden daha güçlüdür. Şüphesiz ki, Macron hükümetinin, Obama yönetiminden farklı olmaksızın, kendi uzmanlarının varsayımlarına çok fazla güvenmiş olduğu ve popüler tutkuları hafife aldığı doğrudur. Fakat bu, popüler tutkuların daha iyi bir hükümetin temellerini oluşturabileceği anlamına gelmez.

Öfke ya da şiddetin sosyal yaşamda pozitif bir güç olabileceği fikri, —devrimin romantizmi, Fransa’da, özellikle de 1968’in anılarına hükmederek, güçlü kalmaya devam ediyor— öyle bir zamanda yaşamış olmanın heyecan verici olacağı düşüncesiyle birlikte, kalıcıdır. Aslında öyle olmazdı. Geçen hafta David Bennun’un Guardian’da yazdığı gibi, Amerikalıların liberal ve Fransızların cumhuriyetçi olarak adlandırdıkları kurumların, çok uzun zamandır var oldukları, insanların onların çok güçlü ve bir şekilde çok doğal olduklarını, sundukları savunmalar otoriter aşırılık yanlıları —bazısı iktidarda, bazısı merdivenleri tırmanmaya çalışan— tarafından saldırıya uğrarken bile sürdürülebileceklerini varsaydıkları bir zamanda yaşıyoruz. Gerçekte, cumhuriyetçi kurumlar korkutucu bir şekilde kırılgandır ve Doğu Avrupa’da görüyor olduğumuz üzere, düşünebileceğimizden daha hızlı çökebilirler. Cumhuriyetçi ya da demokratik hükümetlerin sıkı çalışmasının yerini tutabilecek bir şey yoktur. Yönetilenler arasında olan bizlerin bunları hatırlamamız gerekiyor; yönetenler ise daha fazlasını akıllarında tutmalıdır. Biraz mütevazı bir uzmanlık bile yardımcı olabilir.

İnsan orada Fransa’da ve orada yurtdışında olaylara verilen tepkilerde, çıkar yol bulunmasına yönelik bir baskı sezinliyor: Yeşil vergilere kızdılar —onlar bizim isyanımızın bir parçası! Ya da: Onlar Neo-Liberalizme ve kurumsal kumandaya kızgınlar —bu bizim açımızdan iyi. İki gerçek var: Öfke, olabileceklerin sorumluluğu altında göz ardı edildi ve ne kadar mantıksız görünse de, her daim yöneltilmelidir ve öfke, kendi başına, asla politikaları tayin edemez. Öfkeden faydalanabileceklerini ya da onu istismar edebileceklerini iddia edenler de, sonunda bahislerini ve bazen de kafalarını kaybederler. Sarı yeleklerin bizlere sembolik olarak hatırlattıkları üzere, bir milletin içindeki herkesin görülmesi hayati önem taşımaktadır. Ancak görülmek, kurtarılmakla aynı şey değildir. Bu, gerçek reform ve sıkı çalışma gerektirir.

 

This article was originally published at The New Yorker.

Çeviri: Zeynep Şenel Gencer
Sosyal Bilimler / Çevirmen
zeynep@sosyalbilimler.org

Kaynak: Adam Gopnik / The New Yorker
The Yellow Vests and Why There Are So Many Street Protests in France


Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazı Türkçeye yabancı dilden sosyalbilimler.org tarafından çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.