Sosyal Bilimler

Marksist Yazar A.R. Luria: "Zihnin Üretimi"ne Giriş | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Marksist Yazar A.R. Luria: “Zihnin Üretimi”ne Giriş

Alexander Ramanovich [Luria], profesyonel çağına insanlık tarihinin çalkantılı bir döneminde başladı. Rus ticaret merkezi olan Kazan vilayeti, 1917’de Bolşevik devriminin merkezlerinden biri hâline geldiğinde, lise öğrenimi yarıda kesilmişti. Eğitim alanındaki ve müfredattaki değişimler ve düzenlemeler akreditasyon sürecinden geçişini hızlandırdı ve üç yıl içerisinde üniversite derecesi alabilmek için bütün resmî gereksinimleri tamamladı.

Luria, karışıklık içerisindeki bir fakülteden (entelektüel ve siyasal ortamdaki ani değişimden dolayı) ufak bir yönlendirmeyle kendi eğitim hayatını biçimlendirme şansı elde etti. Ürün, ideal olarak sistematik olmayabilirdi ama o zamanın sosyal bilimlerine öncülük eden fikirlerin müthiş bir karışımını temsil ediyordu.

Luria, Ütopyacı sosyalizm ve özellikle de değişim sorunuyla ilgileniyordu: Toplum hakkındaki fikirlerin kaynağı neydi? İnsan, bu gibi fikirleri toplumsal değişimi gerçekleştirmek için nasıl kullanabilirdi? Sosyal görüşü (ve nitekim sosyal faaliyetleri için vasıtası) başından beri bireye odaklanmıştı. Birey, daha geniş sosyal birimlerle nasıl bağlantılı olabilirdi?

Luria, bu soruya bir cevap verme arayışında, 19. yüzyıl sonlarının psikoloji ve tarih arasındaki ilişkiyi merkezî bir mesele olarak kabul eden Yeni-Kantçı sosyal bilimler düşünürleri; Dilthey, Richert ve Windelbandt okumalarına büyük ilgi duymaya başladı. 1880’de Wundt bir psikoloji laboratuvarı kurmasına rağmen, psikolojinin ne tür bir bilim olabileceği, prensipte neyi temsil edebileceği konusunda bir fikir birliğine varılamamıştı. Deneysel tekniğin psikoloji için uygun bir araç olduğunu savunan Wundt bile, laboratuvar tekniklerinin bilimin her yönü için uygun olduğuna inanmıyordu. Daha ziyade, deneysel teknikler sadece psikolojik süreçlerin başlangıç çalışmalarında kullanılabilmeliydi; daha yüksek psikolojik fonksiyonlar hakkında bilgi sağlamak için folklor ve etnografiye güvenilmeliydi.

Dilthey ve meslektaşları Wundt’un bu girişiminin herhangi bir kısmını kabullenmeye istekli değillerdi. Onların temel sorularından biri de; insani psikolojik süreçlerin incelenmesinden ne tür yasalar çıkarmanın mümkün olduğuydu. Bir kimse “İnsan” ı tanımlayan ama herhangi bir “insan” ın özgül davranışlarını açıklayamayan genel (“nomotetik”) yasalar için çabalamalı mıdır? Bu doğal bilimlerin (Naturwissenschaften) bir modeli olmasının yanı sıra, Wundt tarafından duyusal süreçlerin incelenmesi için de benimsenen bir modeldi. Veya psikoloji sadece bireylerin çapraşık gerçekliğini tanımlamaya çalışmalı; tarih gibi insani bilimler (Geisteswissenschafen) geleneğinde idiyografik tanımlar mı sunmalıydı?

Luria’nın bu konulara ilgisi kuramsallık ile sınırlı değildi. Devrimin romantik coşkusuna kendini kaptırmış olarak, insan ilişkilerini etkilemek için bilimsel bir temel aradı. Belki de bu yüzden; idiyografik (bireysel farklılıkları araştıran) betimleyici psikoloji ve nomotetik (bilimsel kanunlar meydana getiren) genelleyici psikoloji arasındaki seçimden memnun değildi. Wundt, Brentano ve diğer laboratuvar psikologlarının genelleyici “ bilimsel” psikolojisi, bir kimsenin laboratuvar dışında gözlemleyebileceği herhangi bir gerçek yaşam sürecinden çok uzak görünüyordu. İnsanlığın karşılaştığı sorunların -bunlar her ne olursa olsun- üstesinden gelmede cansız, yapay ve faydasızdı.

Ama Yeni-Kantçılar kullanışlı hiçbir seçenek teklif etmediler. Muhakkak, ayırt edilebilir psikolojik süreçlere daha aydınlatıcı tanımlar getirebilirlerdi. Fakat teknikleri, bir bilim adamı olarak ellerini kollarını bağladı; gözlemlerin nesnelerini kanuna uygun olarak etkileyemezlerdi. Değişime ön ayak olmak veya rehberlik etmek konusunda çaresizdiler.

Durumun gerektir (iyor gibi göründüğü) şey, bireysel psikolojik deneyimin zenginliği ile ilgilenebilecek, fakat doğa bilimlerini güçlü kılan türden genellemeleri kabul edebilecek yeni bir psikoloji türüydü. Birkaç yıl boyunca psikanaliz; Luria’ya, aradığı psikoloji türünü bulmak için umut verici bir temel gibi göründü. Freud’un çalışmaları, davranışın motive edici kaynakları hakkında birçok ilginç hipotezin kaynağıydı; ancak çeşitli sembolik süreçlerle ilgili hipotezleri aşırı derecede soyuttu ve nesnel yöntemlerle irdelenmeleri zor görünüyordu. Bununla birlikte, Jung’un, serbest çağrışım yöntemini kullanarak yaptığı çalışmalar, bireysel davranışın güdüsel belirleyicilerini analiz için erişilebilir kılabilecek ümit verici bir araç olarak ortaya çıkmıştır. Luria, temel serbest çağrışım tekniğini detaylandırarak, bireysel zihinsel yaşamın deneysel bir bilimini, hem idiyografik hem de nomotetik olabilecek bir bilim yaratmayı umdu.

Luria, 19 yaşındayken konu üzerine kariyeri boyunca sakladığı bir el yazması hazırlamasına rağmen, psikolojinin gelecekteki yönüne dair bu erken spekülasyonlar hiç yayımlanmadı. Bununla birlikte, erken klinik ve deneysel çalışmalarına rehberlik ettiler. Kazan’ın psikiyatri hastanesinde zaman geçirdi; burada Jung’un serbest çağrışım yöntemini kullanarak hastalarla görüşmeler yaptı. Endüstri işçilerinin verimliliğini arttırmaya yönelik bir laboratuvarda bir pozisyon kabul ederek, tükenmişliğin zihinsel aktiviteye etkisi üzerine çalışmalar yürütmüştür. Bu çalışma sırasında, ilk olarak, deneysel prosedürleri serbest çağrışım tekniğiyle birleştirmek için temel teknikleri geliştirdi. Değişik bir sözel uyaranla ilişkilendirilmeleri istenen farklı yorgunluk düzeylerindeki işçilerin tepki sürelerini ölçmek için eski bir Hiponokroskop kullandı.

Bu çok erken faaliyet, Luria’nın daha sonraki çalışmalarında çok açık ve genel olarak yansıtılmamış olsaydı çok az ilgi çekerdi ancak burada derlenen makalelerin de doğruladığı üzere, Luria’nın öğrenciyken geliştirdiği temel teknikler, kariyerinin birçok evresinde sürdürülmüş ve uygulanmıştır.

1923 yılı Sovyet psikolojisi için bir dönüm noktasıydı, Luria’yı neredeyse anında etkileyen bir dönüm noktası. O yıla kadar akademik psikoloji, Ekim devriminden nispeten etkilenmemişti. Önde gelen Rus psikolog G. I. Chelpanov’du; Moskova’daki Psikoloji Enstitüsü’nde 1911’de kuruluşundan beri yöneticiydi. Chelpanov, Wundt ve Titchener geleneğini sürdüren bir psikologdu; oldukça kontrollü koşullar altında iç görünün psikolojinin temel verilerini sağladığını savunan laboratuvar psikoloğuydu. Enstitüsü, Almanya ve Amerika Birleşik Devletlerindeki birçok laboratuvarda sürdürülen konuların nerdeyse aynılarını, aynı tekniklerle devam ettirdi.

1923 yılına gelindiğinde, bu yaklaşım bir dizi nedenden ötürü saldırı altındaydı. Bu nedenlerin birçoğu, Amerika Birleşik Devletleri’nde benzer psikolojik yaklaşımlara karşı kullanılan parametrelerdeki gerekçelerle eş özellikler gösteriyordu. İçgözlem psikolojisi, metodolojik eksiklikleri nedeniyle eleştirildi, farklı laboratuvarlar eğitimli iç gözlemciler tarafından üretilen temel unsurlar üzerinde anlaşamadı. İmgesiz düşüncenin ve ‘belirleyici eğilimler’ in varlığına ya da yokluğuna ilişkin tartışmalar, birçok psikoloğu Watson’ın bilinçli deneyim kavramından tamamıyla uzak duran davranışsal bir psikoloji arayışına anlayışlı yaklaşmasına yeterli teorik kaos üretmiştir. Ayrıca içgözlem psikolojisinin çok dar (olan) sınırları ile ilgili yaygın bir memnuniyetsizlik vardı; küçük çocuklara, akıl hastalarına veya üretim aktiviteleri ile iştigal eden kişilere dair araştırmaları içermiyordu. Sovyet eleştirmenleri, bu tenkitlere, içgözlem psikolojisinin ne materyalist ne de Marksist olduğu yönündeki suçlamayı da ekledi.

Sovyet psikolojisi için uygun çerçeve (oluşturulması) sorunu, özellikle de itibari lideri Chelpanov için; 1923’de Leningrad’da düzenlenen ilk Psikonörolojik Kongresinde doruk noktasına geldi. Chelpanov, enstitüsünün yapmış olduğu faaliyetleri savunmaya çalıştı. Hatta Marxizme, insan faaliyetlerinin sosyal organizasyonuna uygulanabilir bir fikirler dizisi olarak bir rol bile biçti. Savunması başarısız oldu; görevinden el çektirildi ve yerine Sibirya’dan eski bir öğretmen ve Chelpanov’un enstitüsünde birkaç yıl çalışmış K. N. Kornilov getirildi.

Kornilov, zihinsel durumları, Watson ile aynı şekilde, eksiksizce tartışmayı reddetmesine rağmen, birçok açıdan Watson’un davranışçılığına benzeyen objektif bir psikolojinin savunucusuydu. Kornilov, yaklaşımına “reaktoloji” adını verdi; bununla, periferik motor aktiviteye yansıtılan zihinsel çaba çalışmasını kastetti. Zihinsel çabayı, tepki süresi ve basit motor tepkilerin gücünü inceleyerek, bir tepkinin motor bileşenine ne kadar fazla güç harcanırsa “zihinsel” bileşene o kadar az (güç) kaldığını varsayarak ölçtü.

Bu genellemenin onayı, basit reaksiyonların kuvvetinin, karmaşık reaksiyonların kuvvetinden daha büyük olduğu gerçeğinde görüldü. Kornilov, yöntemine açık bir biçimde zihnin materyalist bir yorumu olarak dikkat çekti ve bir toplanma noktası olarak bu başarı ile materyalist ve kendisinin iddia ettiği üzere Marxist hat boyunca, psikolojinin yeniden inşasını üstlenmeleri için bir grup genç akademisyeni bir araya getirebildi. Moskova’daki enstitüye davet edilenlerden biri, tepki süresi yöntemini kullanarak işçi yorgunluğu üzerine yaptığı çalışmanın Kornilov’un gözünde onu öncü bir reaktolog yaptığı A. R. Luria’idi.

“Monistik Psikolojinin bir sistemi olarak Psikanaliz(1925)” Sovyet Psikolojisi tarihinde(ve Luria’nın bilimsel kariyerinde) SSCB’de psikolojinin uygun ihtilaf konusu ve teorik duruşunun çok tartışılan bir konu olduğu bu çok erken döneme dayanır. Sadece birkaç öneri genel olarak kabul edildi: Psikoloji, Marksist diyalektik materyalizm ilkeleri ile tutarlı, deneysel yöntemlere elverişli objektif bir bilim olmalıdır.

Bu ilkeler üzerinde hemfikir olmak ve bunları uygulamak, iki farklı görev olarak ortaya çıktı. Önceki psikolojik araştırmalardan hangi fikir ve tekniklerin korunabileceği açık değildi.

Marksist yazının psikoloji için ne ima ettiği açık değildi.(Sovyet bilimin birçok dalı için var olan bir problemdi ve yıllar içinde tekrarlanan anlaşmazlıkların kaynağı olacaktı). Bu belirsizlik ve değişim atmosferinde, çok çeşitli bilimsel programlar sunuldu. Bunların arasında Luria’nın psikanalizin materyalist, Marksist bir psikoloji oluşturmak için bir model olarak kullanılması önerisi de vardı. Her ne kadar bu öneri üstün gelmese de, Luria’nın bu fikri açıkça, hem daha sonraki kendi çalışmaları hem de psikolojideki bu güdülenmeye dair psikanalitik kavramları deneysel psikoloji kapsamına dâhil etme teşebbüsünde bulunan etkili akımlar için geleceğe dair bir kehanet mahiyetindedir.

Monistik(tekçi) Psikoloji Sistemi Olarak Psikanaliz”  makalesinin yer aldığı yayın, Psikoloji ve Marxizm, İkinci Psiko-Nöroloji Kongresi’nden yayınları da içeriyordu. Baş makaleyi yazan Kornilov bu yayının editörüydü. Bu sayı, psikolojinin çeşitli branşlarından katkılar içeriyordu; bunların hepsi yeniden yapılanmış bir Sovyet psikolojisi için araştırma programları sunuyordu. Tarihin en ilginç bakış açısı; eğitim sorunları özellikle engellilik ve zekâ geriliği konularında araştırma yapmaya başlamış, eski bir öğretmen olan LevSemyonovitch Vygotsky’nin makalesiydi. Bu sunuma istinaden, bilinci, bireyin sosyal ortamından içselleştirilmiş davranış biçimleri olarak ele alan Vygotsky, Kornilov enstitüsünün kadrosuna katılması için davet edildi. Bu olay, Luria’nın bilimsel kariyerinin geri kalanının merkezi örgütlenme noktası oldu.

Vygotsky, Luria’nın yaşamında tanışıklıklarının başlangıcından beri önemli bir figür olmasına rağmen, Luria’nın araştırma ve yazıları üzerindeki etkisi daha yavaş oldu. Araştırma seyrinde aniden ziyade, yavaş bir değişim için sebepler vardı. Bu sayının ilk makalesinin öne sürdüğü gibi, Luria 1924 başlarında, Vygotsky ile tanıştığında yürürlükte olan bir araştırma için bir gerekçe geliştirmişti. 1920’lerin başında Luria ve meslektaşları tarafından tamamlanan araştırmanın kapsamını değerlendirmek zordur çünkü Sovyet psikologları için az sayıda yayın organı vardı. (Luria, Kazan’da bir sabun fabrikasında yürütülen baskı araştırması için nasıl kâğıt aldığını anlatmaktan keyif alırdı.) Fakat Luria’nın İnsan Çatışmasının Doğası (1932) tek konulu incelemesi, 1923 ve 1924’te gerçekleştirilmiş gibi görünen birkaç çalışmayı içermektedir.

(Bu tek konu incelemesi, hem Luria’nın kariyerinin hem de Sovyet psikolojisinin tarihine dair büyüleyici kısa anekdotları hem de sunduğu araştırmaya yönelik içkin ilgisi nedeniyle okunmaya değerdir). İlk bölümlerde, deneğin, tepki süreleri ve hareket dinamikleri kaydedilirken, sözel uyaranlara tepki olarak basit bir hareket yerine getirmesi beklenen ‘birleşik motor tekniği’ açıklanmıştır. Luria bu tekniği kullanarak, (hayat boyu meslektaşı ve Moskova Üniversitesi Psikoloji Fakültesinin şimdiki dekanı Alexei N. Leon’ev’den yardım alarak) istemli motor hareketlerin düzenlenmesinde güdülerin etkisini inceledi. Bu akademik araştırma, bu tür gerçek yaşam ortamlarında, Moskova Üniversitesinin tasfiyesi şeklinde gerçekleştirilmiştir (yetersiz transkriptleri olan öğrencilerin veya “sakıncalı” aile geçmişi olanların bir denetmen kurulu önüne çıkarılması). Bu sadece deneysel psikanaliz (1930’da kitap yazıldığında Luria’nın artık peşinde koşmadığı bir fikir) ile ilgili değildi ama uygulama için umut vaat eden bir potansiyeli vardı ki Luria bunu, birleşik motor yöntemini kullanarak modern yalan makinesinin prototipini geliştirdiği ceza yargılaması sisteminde gerçekleştirmeye çalıştı. Araştırmanın popülaritesi onun katılımını arttırmış gibi görünüyor.

Sahneye çıktığında -dikkati psikolojinin sorunlarına çekildiğinde- Vygotsky’nin, birkaç yıl öncesine kadar, (sadece) bir dil bilimci olan 26 yaşında, hâlâ çok genç bir adam olduğunu akılda tutmak önemlidir. Onun öncülük ettiği sosyo-tarihsel psikoloji ekolü, hiçbir şekilde tamamlanmış bir ürün değildi. Bir şemadan, teoride ve deneysel uygulamada ayrıntılı açıklanması gereken bir bakış açısından başka bir şey değildi. 1924 ve 1930 yılları arasında (Vygotsky tüberkülozdan öldüğünde) Vygotsky, Leont’ev ve Luria’nın ‘troika’sı, ilk prensiplerden psikolojinin yeniden inşasını gerçekleştirmeye başladı. Yavaş bir görevdi ve Luria, önceki işlerinin meyvelerini toplamayı bitirmemişken (ya da) yeni fikirlerin olgunlaşmasını beklerken her şeyi bir kenara kaldıracak bir adam değildi. Bunun yerine, orijinal yöntemlerini yeni sorunlarla genişletmeye devam etti; içerik ve bağlamlarını yavaşça değiştirerek Vygotsky ile sürekli etkileşimlerinden çıkan fikirleri birleştirmeye devam etti, aynı zamanda her iki göreve de müthiş enerjisini uygulamış gibi görünüyordu.

Yıllar geçtikçe, sosyo-kültürel yaklaşımın merkezi fikirlerinin artan bir şekilde Luria’nın araştırmasına hâkim olmaya başladığını görebiliriz.

Bir Çocuğun Sözel Tepkileri ve Sosyal Çevre (1930); bir çocuğun sosyal çevresinin dil ve bilişsel süreçlerinin biçim ve içeriğini nasıl etkilediğini belirlemek için serbest çağrışım tekniğini kullanan çok sayıda büyük araştırma projelerinden birini bildirir. Serbest çağrışım tekniğinin bu kullanımında, Luria, Jung’un bireysel davranış dinamiklerini incelemek için kullandığı yöntemin, zihinsel yaşamın sosyal belirleyicilerini de açığa çıkarabileceği fikrini uygulamaya koyuyor. Ancak bu çalışmanın kuramsal mantığı, artık Jung’a ( büyük ihtimalle, kısmen, Luria daha önce psikanalitik fikirleri savunduğundan dolayı sert eleştirilere maruz kaldığından) dair herhangi bir referansı devam ettirmez. Bunun yerine, Vygotsky’nin ilk kez 1934’de yayınlanan Düşünce Ve Dil kitabıyla popülerleştirdiği fikirlerin prototipini görürüz: Dil; sosyo-tarihsel koşulların ürünüdür; çocuk ve yetişkin arasındaki etkileşimi biçimlendirir; bu, yaşamsal bir düşünce aracıdır ve bilişsel tesirlerinde içine oturtuldukları sosyal bağlama bağlı olarak farklılık gösteren belirli etkilere karşı hassastır.

Belki de Luria’nın araştırmasının hatırı sayılır geçerliliğini korumasının nedeni, bu fikirlerin kendi psikolojik geleneğimizde son derece canlı kalmasıdır. Onun, ‘sokak çocuğunun genel anlamda daha geri’ olmadığına; ‘ama normal ailelerin yetiştirdiği çocuklardan kesinlikle daha az eğitimli’ olduğuna dair ısrarı, “kültürel olarak farklı” çocukların eğitimini tartışan çağdaş bir dergi makalesi kadar günceldir (“O okula giden herhangi bir çocuktan daha geç öğrenmiyor…O sadece farklı…”). Onun belirli bir çocuğun tanıdık ve soyut (okul kaynaklı) kelimelere bağlı olarak “farklı gelişim seviyelerinde” olacağına ve eğitim/öğretimin farklı kültürel deneyimleri eşit düzeye getirdiğine dair görsel örneklemesi, kültürler arası araştırmanın revaçta olduğu 1960’lara kadar kaybolmuş gibi görünen son derece önemli bir bulgudur.

Deneysel Psikoloji ve Çocuk Gelişimi (1930) ve Çocukta Düşüncenin Gelişim Yolları (1923); Sovyetler Birliği, Batı Avrupa ve Amerika’da yürütülmekte olan çocuklarda entelektüel gelişim üzerine araştırmalardır. Araştırmalarını psikolojiyi etkileyen çağdaş bilimsel fikirlerin genel çerçevesine yerleştirmeyi denemeleri hem Luria hem de Vygotsky’nin karakteristik özelliğiydi. Azami ölçüde inandırıcı olabilmek için, hem kendi yaklaşımlarının doğruluğunu hem de çağdaşlarının fikirleriyle ilişki kurdukları (ve daha sonra ayrıldıkları) noktaları göstermeye çalıştılar.

Bu makaleler, Luria’nın davranış gelişimine erken ve yaygın ilgisini daha önce çevrilmiş eserlerden daha açık bir şekilde göstermektedir. Bu makaleler aynı zamanda, Piaget, Werner, Karl, Charlotte Buhler ve William Stern’in her biri yüksek psikolojik fonksiyonların nihai psikolojisine olumlu katkıda bulunan isimler ve Luria, Vygotsky ve meslektaşlarının kendi teorilerini yarıştırdıkları (kıyasladıkları) örnekler olarak güçlü etkisini de gösteriyor.

Güncel araştırmalar açısından özel ilgi alanlarından biri de, Luria’nın, 1970’lerin ortalarında eğitim araştırmaları ve uygulamalarında ana ilgi alanı olarak ortaya çıkan bir konuyu; yazının gelişimini ele alan raporudur. Yazı diline dair çalışması, yazının sadece kâğıda dökülmüş dil olduğu veya Prag dilbilim çevrelerinin yazının sadece, değişmez bir biçimde, neredeyse bütünüyle dilin iletişimsel işleviyle sınırlanan maksatlar için karşılık veren dil unsurlarının çizgisel sunuşu(ndan ibaret) olduğu görüşlerinin (De Saussure’ünkü gibi) reddini temsil eder.

O, dili daha ziyade, detayları ilk etapta yazma amaçlarını gerçekleştiren faaliyetlerle belirlenen, dolaylı bir psikolojik aktivitenin genel kategorisi altında sınıflandırır. Bu nedenle, Luria, dili temsil etme yolu olarak bir yazın çalışmasıyla başlamak yerine, yazının “tarih öncesinin” izini, amacı, geçmiş olayları bugün temsil etmek olan ilkel anımsatıcı aktivitelere kadar sürer. Yazmaya yönelik bu yaklaşım, (Vygotsky’nin 1978 tarihli Yazı Dillerinin Tarihçesi makalesine de bakınız) yazmayı küçük çocukların okul etkinliklerine katmanın ilginç yollarını önerir ve insani gelişim esnasında, yazma ve konuşma arasındaki ilişkiye dair çalışmaların teşvik edilmesi gibi daha genel bir amaca da hizmet eder.

1930’ların ortasında Luria ve meslektaşları, tek ve çift yumurta ikizleriyle bir dizi çalışma gerçekleştirdi. Bu çalışmanın çok azı Rusça veya İngilizce olarak yayınlandı. 1935 ve 1936’da Tıbbi Genetik Enstitüsünün Çalışmaları‘nda (çalışmanın yapıldığı kurum) birkaç makale yayınlandı.  İkizlerde temel ve karmaşık zihinsel işlevlerin karşılaştırmalı gelişimi üzerine olan bir makale, artık bulunmayan bir Amerikan dergisi, Karakter ve Kişilik‘te (Luria,1937) yayınlandı. 1950’lerin sonlarına kadar bu çalışmanın daha kolay anlaşılır yorumları Rusça olarak ortaya çıkmadı ve yayınlandıkları zaman da, ikizlerin biyolojik ve kültürel olarak belirlenmiş psikolojik süreçleri ayırt etme (ki bu çalışmanın itici gücüydü) aracı olarak incelenmesi [metodu/durumu] tamamen unutulup gitmişti. Makalenin başlığında, bilişsel araştırmalarda ikizlerin önemine ilişkin bu vurguya uygun olarak,  Luria’nın yapıcı oyun çalışmalarında kullanılan deneklerin tek yumurta ikizi oldukları olgusuna değinilmemiştir. Onları çalışma için seçmek, sadece aynı özdeşliklerinin ve benzer ev ortamlarının planlı çevresel (eğitimsel) müdahalenin etkilerini ayırt etmeyi kolaylaştırdığı gerekçesiyle haklı çıkarılabilir.

Bu yapıcı oyun tartışması, Luria’nın temel, teorik yönelimli araştırmayı; geniş sosyal kaygı sorunlarıyla ilişkilendirmesinin mükemmel bir örneğidir. Makale, araştırmaları eğitimsel uygulamalara adanmış bir yayında yer almıştır ve Luria, problemi, çelişen pedagoji programları bağlamında açıkça ortaya koyar. Ancak tanımladığı müdahale deneyi, köklerini zihinsel gelişimin sosyo-tarihsel teorisinden alır. Bu, onun yapıcı faaliyetlere adanmış okul öncesi müfredat birimlerinin organize edilmesine yönelik farklı yaklaşımların destekleyici kavramsal unsurları tartışmasında açık bir şekilde görülmektedir. Montessori’ye ve onun takipçilerine atfedilen son derece yapılandırılmış yaklaşımı reddedişinde ya da tamamen çarpık serbest yapıya başvuruşunda, Vygotsky’nin istemsiz uygulanan yalın işlevler ve planlama öğelerini kasıtlı olarak birleştiren yüksek kortikal işlevler arasındaki ayrıma yansıyan ısrarını görürüz.

Eğiticinin görevi, çocuğu temel becerilerin kendiliğinden uygulanmasından, yüksek analitik becerilerin planlı uygulanmasına taşımak için bir ortam yaratmaktır. Böyle bir eğitim programının etkinliğinin sınanması, öğretim görevinin kendisinin tatmin edici bir şekilde tamamlanmasından daha önemlidir. Eğer eğitim programı gerçekten başarılı olursa, bu durum, teorinin gerektirdiği üzere, çocuğun faaliyetinin yapısındaki nitel değişiklikler, görünüşte küçük, öğretimsel görevlere özgü özel bir örnekseme taşıyan görevlerin çeşitliliği ile sonuçlanacaktır. Çocukların çeşitli algısal ve sınıflandırma görevlerini yerine getirme becerilerini değerlendiren makalenin ikinci kısmı, blok oluşturma görevindeki ayrımsal öğretimin sonuçlarının daha genel bir tahlilini ve aynı zamanda temel teorinin sınanmasını temsil eder.

1940’ların sonlarında psikoloji yine saldırıya maruz kaldı; ancak bu kez Komünist Parti Merkez Komitesi ve Başkanı Joseph Stalin’in doğrudan ve aktif müdahalesini içeren bir şekilde. Stalin, Pavlovcu psiko-fizyolojinin, tüm psikolojik yaklaşımın üzerine inşa edilmesi gereken bir model olarak benimsenmesini şiddetle desteklemiştir. Diğer tüm yaklaşımlar hatalı kabul edildi ve yandaşları önceki faaliyetlerinden vazgeçmek ve Pavlovcu çizgiler boyunca psikolojinin yeniden inşasına katılmak için müthiş bir baskı altına alındılar.

Luria, bu genel zorunluluktan muaf tutulmuş değildi; dahası, geçmişte inceleme altında olan bir psikoloji okulu ile ilişkisi vardı. Takriben 1937’den 1947’ye kadar, bilişsel gelişim çalışmasını bıraktı ve kariyerine nörolog (Bu çalışmanın meyveleri, bu kitabın üçüncü bölümünde incelenmiştir.) olarak devam etti. Bununla birlikte, takriben 1948’de bir yıl boyunca çalıştığı Beyin Cerrahisi Enstitüsü’nden ayrıldı ve yaklaşık 20 yıl önce Vygotsky tarafından kurulmuş bir kurum olan Defektoloji Enstitüsü’ne atandı. Orada, kariyerinin erken dönemlerinde kendisini meşgul eden problemlere bir kez daha döndü; ancak bu sefer onlara 1930’larda benimseyebildiği aynı tarzla yaklaşmak mümkün değildi.

Luria’nın öncülük ettiği şey, en yakın örneği İnsani Çatışmaların Doğasındaki çalışmalarda bulunabilecek deneysel bir yaklaşımdı; ancak doğrudan sosyo-tarihsel ekolün temel prensiplerinden doğan kavramsal bir yapıya ve adamakıllı Pavlovyan bir dile sahipti.

Bu nedenle, temel yöntem kombine motor yöntemidir fakat çocuğun tepkisinin sözel ve motor bileşenlerinin, çocuğun görevin gerekliliklerini karşılamasını sağlamak için karmaşık fonksiyonel sistemlere katıldığı çok dikkatli bir yoğunlaşmayla… Burada kritik olan, konuşmanın motor yanıttan (sadece uyarıcı ve engelleyici bileşenleri iyi entegre edildiğinde mümkündür) önce gelip gelmediği ve bu tepkiyi yönlendirip yönlendirmediği veya sadece eyleme eşlik edip etmediğidir. Bu mesele, yazının onu takip etmek veya eşlik etmek yerine, ne zaman çocuğun eyleminden önce geldiği ve onu yönlendirdiğinin ayırt edilmesinin önemli olduğu 20 yıl önce yürütülen yazın çalışmalarıyla doğrudan paralellik göstermektedir.

Bazı yönlerden Luria’nın ana endişelerini gizleyen bu çalışmanın, Amerikan psikologları arasında büyük bir ilgi yaratması bir nebze ironiktir. İnsan emin olamıyor ama Luria’nın çalışmasını tanımlamak ve motive etmek için kullandığı Pavlovyan çerçevenin, özellikle de refleks teorilerinin dil çalışmalarına (Pavlov’un ikinci sinyal sistemi) genişletilebileceği vaadinin, çalışmanın Amerika Birleşik Devletleri’ndeki popülerliğinin nedeni olduğundan şüpheleniyorum.

1950’lerin sonları ve 1960’ların başları, yeni davranışçıların dil hakkında kuram oluşturmasının [örneklerinin] doruk noktasıydı ve birçok psikolog Luria’nın dilsel tepkilerin motor tepkilere aracılık ettiği düşüncesi ve burada Hull, Spence ve Skinner’ın şartlandırma modelleri üzerinde ayrıntılı olarak ele alınmış olan çeşitli aracı uyaran-tepki teorileri arasında bariz bir benzerlik buldu. Bu aynı zamanda, bir öğrenme teori geleneği içinde çocukların entelektüel gelişimine ilişkin deneysel çalışmaların daha yeni moda olmaya başladığı ve Luria’nın bu süreçte konuşmanın rolü hakkındaki düşüncelerinin son derece tatmin edici olduğu bir dönemdi.

Luria, son on yılında ve hayatının yarısı boyunca, çalışmalarını özetleyen birkaç kitap yayınladı; [beynin yüksek psikolojik fonksiyonlarını örgütlemesi çalışması], nöro-psikoloji olarak adlandırmaktan hoşlandığını öğrenen bir kitle…

L. S. Vygotsky ve İşlevsel Lokalizasyon Problemi (1966) Vygotsky’nin teorisine ve onun beyin davranış ilişkileri çalışması yansımalarına genel bir bakış niteliğindedir. Bu makale, kesinlikle Luria’nın nöropsikolojiye (ve iddiaya varım ki insan bilişselliği çalışmasıyla ilgilenen herkes) yaklaşımıyla ilgilenen herkesçe incelenmeyi hak ediyor; çünkü onun nöropsikolojinin tek görünüm olduğu genel teşebbüsünü kısaca gözler önüne seriyor.

Bu öneri, Vygotsky’nin ‘daha yüksek sinir fonksiyonlarının lokalizasyonunun sadece zihinsel gelişimin bir sonucu olarak oluş sırasıyla anlaşılabileceği’ görüşüyle tamamen uyumludur. Amerikalı meslektaşları, Luria’nın nöropsikoloji ekollerini ‘teoriye dayanmayan’ bir yaklaşım olarak nitelendirmesine sıklıkla kızıyorlardı. Çalışmalarını yönlendiren beyin fonksiyon teorilerinin ve testlerinin güvenilirliğini ve geçerliliğini sağlama konusundaki titiz girişimlerine doğru bir şekilde işaret ediyorlar.

Ne yazık ki, bu noktada, Luria ve onun Batılı karşıtları birbirlerini hiçbir zaman anlamamışlardır. Luria’nın, Vygotsky’nin görüşlerine (şekillendirmede büyük rolü vardır) dair özeti, onun teori fikrinin,  diğer ülkelerden herhangi bir avuç psikolog tarafından üstlenilenlerden çok daha iddialı bir girişim olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Sıklıkla, bir beyin-davranış ilişkileri teorisine sahip olmak için hem beyin hem de davranış teorisine sahip olmak gerektiğini sıklıkla söylemiştir.


This article was originally published at Marxists.

Kaynak: Michael Cole / Marxists
Introduction to “The Making of Mind”

Çeviri: Merve Erol
Sosyal Bilimler / Çevirmen
merve.erol@sosyalbilimler.org

Çeviri Düzelti: Zeynep Şenel Gencer
zeynep@sosyalbilimler.org

Redaksiyon: Esra Giriş
redaktor@sosyalbilimler.org

Kaynakça

  • “Psychoanalysis as a Monistic Psychology,” in The Selected Writings of A.R.Luria ed. by Cole, Michael, pgs. 3-41.
  • “A Child’s Speech Responses and the Social Environment,” in The Selected Writings of A.R.Luria ed. by Cole, Michael, pgs. 45-77.
  • “Experimental Psychology and Child Development,” in The Selected Writings of A.R.Luria ed. by Cole, Michael, pgs. 78-96.
  • “Paths of Development of Thought in the Child,” in The Selected Writings of A.R.Luria ed. by Cole, Michael, pgs. 97-144.
  • “L.S.Vygotsky and the Problem of Functional Localization,” in The Selected Writings of A.R.Luria ed. by Cole, Michael, pgs. 273-281.

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazı Türkçeye yabancı dilden sosyalbilimler.org tarafından çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.