Sosyal Bilimler

Kuşak Çatışması ve Amerikan Dış Politikası | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Kuşak Çatışması ve Amerikan Dış Politikası

Milenyum neslinin yükselişi Amerika’nın küresel liderliğini bitirir mi? Amerika’nın dünya ile derin bir etkileşim içinde olmaya devam etmesini savunanları dinlersek bu olasılığın tamamı gerçek. Chicago Council on Global Affairs tarafından yapılan güncel bir ankete göre, milenyum çocuklarının (1981 ile 1996 arasında doğan) % 47’sinin dünyada olup bitenden uzak kalması gerektiğini ve sadece yüzde 51’inin küresel etkisi olan olayların içerisinde aktif bir rol alması gerektiğini söylüyor. Bu, ABD’nin etkin bir role sahip olmasını destekleyen doğum oranının yüksek olduğu bir dönemde doğmuş kişilerin (1946 ile 1964 arasında doğanlar) ve sessiz jenerasyonun (1928 ile 1945 arasında doğanlar) %70’ini aşmaktadır.

Bugün, doğum oranının yüksek olduğu dönemde doğmuş ve en güçlü kişi olan Başkan Donald Trump üzerinde bir referandum şeklinde baş gösteren ara dönemi ile birlikte, birçok yorumcu milenyum neslinin çıkış noktasının bir sonraki Kongrenin oluşumunda etkili olabildiğini belirtti ve onların seçimdeki ağırlığı sadece büyümeye devam edecek. 2016 yılında, doğum oranının yüksek olduğu dönemde doğmuş kişilerin milenyum neslinin %27’sine oranla %31’i seçmenleri oluşturdu. Ancak bu sayının düşmesi ve milenyum neslinin büyük olasılıkla yaşları ilerledikçe oy vermeleri ile beraber, bu genç yetişkinler 2020’deki seçimlerdeki oy sandığında büyüklerini geride bırakabilir.

Bununla beraber milenyum nesli hakkındaki tüm kaygılar açısından bakıldığında, Amerika’nın dış politika alanında tavır geçişinin arkasındaki hikâye pek çok insanın düşündüğünden daha karmaşık bir durumda olduğunu söylemek mümkün.

Küresel liderlik açısından bakıldığında ciddi bir yorgunluğun varlığından bahsetmek mümkün olsa da genç Amerikalılar, eğer ortaklaşa bir fayda sağlanacaksa, ABD’nin dünya ile etkileşime geçmesine karşı çıkmıyorlar. Aslında genç Amerikalılar, kendi yollarında uluslararası hayata oldukça bağlı kalmaktalar. Bununla birlikte, Chicago Council on Global Affairs’in yapmış olduğu çalışmanın gösterdiği gibi ABD, uygun dış politika hedef ve araçları konusunda kuşaklararası bir geçiş deneyimlemekte. Yaşça kendilerinden büyük olan kişilere göre, genç Amerikalılar yurtdışındaki askerî silahlı müdahaleler konusunda daha az destekçi gözükürken, uluslararası ticaret, işbirliği ve diplomasi gibi konularda da aynı biçimde daha destekçi görünüyor.

Örneğin, çalışmamızda da belirttiğimiz gibi, doğum oranının yüksek olduğu dönemde doğanların %64’ü ile sessiz jenerasyonun %70’ine nazaran, milenyum neslinin %44’ü ve X jenerasyonunun (1965 ile 1980 arasında doğanlar) %54’ü askerî gücün üstünlüğünün sürdürülmesinin ABD’nin çok önemli bir dış politika hedefi olması gerektiğine inanıyor. Aynı anketin içerisinde, milenyum nesli aynı zamanda Suriye ve İslam Devletine karşı Güney Kore ve Japonya gibi Asya müttefiklerinin de yardıma geldiği hava operasyonlarının yapılmasını en az destekleyenlerden.

Milenyum çağı çocuklarının neden farklı dış politika seçeneklerini tercih ettikleri tartışılmaya devam ediyor. İki tane daha gelişmiş argüman, yaşa ve güncel olaylara odaklanmakta. İnsanlar yaşlandıkça, mantıklı düşünmeye başlıyorlar, dış ilişkilere daha ilgili bir hâle geliyor, Amerikan liderliğinin yurtdışındaki değerini görüyor ve askerî kuvvetin gücünü yüksek bir saygı ile savunuyorlar. Milenyum çocukları en genç jenerasyon olduğu için, askerî müdahalenin sorunları çözmede bir yol olduğuna yönelik ilgileri oldukça az. Bununla birlikte, gerçekte olan ise daha genç olan insanların her zaman kendi büyüklerinden daha enternasyonalist olmamış olmaları. Aslında bu durum, uluslararası sorumluluğa yönelik kamu desteği kaybolmuş jenerasyondan (1893 ile 1908 arasında doğanlar) bir sonraki jenerasyona (1909 ile 1927 arasında doğanlar) doğru büyümüş ve sessiz jenerasyon ile birlikte de zirveye ulaşmıştır. Bununla beraber, sessiz jenerasyondan beri her bir jenerasyon uluslararası sorumluluğa onlardan önceki yaşıtlarına göre biraz daha az destek vermiştir. Basitçe söylersek her ne kadar yaşlanma, insanların uluslararası sorumluluk için sahip oldukları tercihlere ılımlı ve olumlu bir etki bırakıyor gibi görünse de Amerikalılar bu fikirle yaşlanmayacak gibi gözüküyor.

İkinci argüman ise güncel olayların gücünü vurgulamakta, yani milenyum neslinin diğer nesillerden farklı tercihlere sahip olmasının ardında yatan neden olarak daha çok bunların “dönemsel etkileri” gibi. Bu düşünceye göre, Amerika’nın 17 yıllık teröre karşı savaş (war-on-terror) stratejisinde askerî gücünü başarısız bir biçimde kullanması sadece milenyum neslinin değil, tüm Amerikalıların militarizme yönelik desteğini azalttı. Benzer şekilde, bir savaş başladığı zaman, Amerikalılar askerî müdahalelere destek olur ve neredeyse savaş boyunca bayrak sallar. Hiç şüphesiz ki bu açıklamanın bazı gerçekleri bulunmaktadır. Misal, 2002 yılında teröre karşı savaş politikası devam ederken, tüm jenerasyonlardaki büyük bir kesim daha müdahaleci bir Amerikan dış politikası için destek gösterdi. Tıpkı Vietnam Savaşı’nın ilk zamanlarında olduğu gibi. Zaman dilimleri etkilidir, bununla beraber, milenyum çocuklarının neden sistematik bir biçimde tıpkı güncel olaylara karşı tercihlerindeki farklılaşmada olduğu gibi bir üst jenerasyonlarından daha az destek verdiğini açıklamada eksik kalıyor.

Bunun yerine, hem yaşın hem de dönemin dış politika tercihlerindeki bazı değişikleri açıklayıp bunlara yardımcı olduğunu kabul ederken, bizim güncel çalışmamız üçüncü bir açıklamaya işaret ediyor: Bir kişinin şekillendiği yıllar boyunca deneyimlemiş olduğu olayların etkisinin sürmesi. Bu argümanın tam merkezinde ise önemli bir sosyolog olan Karl Mannheim tarafından neredeyse 70 sene önce önerilen bir kavram olan “kritik dönem” kavramı vardır. Buna göre, hipotez şunu söyler: Dünyanın durumu ve kişinin genç yetişkinlik döneminde ortaya çıkan dönüştürücü olaylar insanların tutumları üzerinde çok büyük ve kalıcı etki bırakmaktadır.

Her bir Amerikan jenerasyonu, kendi ebeveynleri ile dede ve büyükannelerinin karşı karşıya geldiğinden farklı gözüken bir dünyaya geldikleri için, kritik dönem deneyimleri her birinin dünya hakkında düşünme şekilleri öncekilerinden ayrılmaktadır. Bu düşünce, Birinci Dünya Savaşı ve 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı ile dünyaya gelen kayıp jenerasyonun, neden askerî güce ve Amerikan girişimlerine İkinci Dünya Savaşı’nın zaferi ile beraber aslında eşsiz görülen ABD’nin ekonomik ve politik hegemonyası olmadığı bir zamanda kritik dönemlerine sahip olan sessiz jenerasyondan daha şüpheci yaklaştığını açıklar. Aynı zamanda neden Büyük Buhran ve başarısız olmuş teröre karşı savaş girişimleri döneminde büyümüş olan milenyum neslinin kayıp jenerasyonunki ile benzer tercihleri ifade ettiğine dair bir içgörü perspektifi sağlar.

Genç Amerikalılar, şekillendikleri yıllarını ve erken yetişkinliklerini başarısız ve uzun süren savaşlar ile Irak, Afganistan gibi yerlere yapılan askerî müdahalelere tanık olarak geçirdi. Onlar ABD’nin inanılmaz derecede yüksek olan ekonomik ve politik üstünlüğünün olduğu bir kuvvetli İkinci Dünya Savaşı sonrasını deneyimlemedi. 1981’de doğan en büyükleri ile beraber de milenyum nesli, Soğuk Savaş’ın çevreleme politikasının başarısında önemli rol oynayan askerî gücün o kadar da farkında değildi. Eğer farkında olsalardı, aynı zamanda ABD’nin Vietnam fiyaskosundan sonra nadiren askerî güç kullandığını ve yine de 1991 yılında Soğuk Savaşı kazandığını fark ederlerdi. Basitçe söyleyecek olursak, savaş genç Amerikalılara zayıf bir strateji gibi gözüktü. Sonuç olarak da onlar, büyüklerinin Amerika’nın ulusal çıkarlarını etkin bir biçimde sürdürmek için askeri güç kullanma becerisinde duyduğu güveni paylaşmadı.

Aynı zamanda genç Amerikalılar, dünyayı yetişkin Amerikalılara nazaran daha az tehlikeli bir yer olarak görüyorlar. Milenyum çağı çocukları, olası tehditlere karşı daha az kaygı duyuyorlar ki bu mesele Kuzey Kore ya da İran’ın nükleer silahları, uluslararası terörizm ya da siber çatışma olsa bile. Bu onların, askerî gücün yararına yönelik güven eksiklikleri üzerinden takip edilebilir: Eğer çekice güvenmiyorsanız, belki de hiçbir şey bir çivi gibi gözükmez.

Çok daha temel bir seviyede daha genç Amerikalılar, Amerikan istisnası fikri için destek olma konusunda giderek azalan bir trend gösterme eğilimindeler. Örneğin, çalışmamızda milenyum neslinin sadece yarısı, doğum oranının yüksek olduğu dönemde doğanların dörtte üçü ile sessiz jenerasyona nazaran, ABD’nin “dünyadaki en iyi ülke” olduğu karşılığını verdi. Dört sene önce Amerikan Ulusal Seçim Çalışmaları tarafından yapılan bir çalışmaya göre, tıpkı buna benzer biçimde sessiz jenerasyonunun %79’u Amerikan kimliğinin oldukça önemli olduğunu düşünürken, milenyum neslinin sadece %45’i bu şekilde düşünmekteydi. Bir önceki nesilden daha az biçimde ulusal bayraklarına sarılmış bir nesil olan milenyum nesli büyük çoğunlukla ABD’nin askerî gücünün küresel açıdan esnediğine dair önyargılı bir bakışa sahip.

Bununla birlikte, her ne kadar onlar, askerî gücün kullanılması hakkında büyük bir şüpheye sahip olsalar da, genç Amerikalılar uluslararası entegrasyonun işbirlikçi versiyonlarına hâlâ bağlılıklarını sürdürüyor. Milenyum çağı çocukları, tıpkı yetişkin Amerikalılar ile aynı oranda İran nükleer anlaşması gibi uluslararası anlaşmaları destekliyor ve onlar, NAFTA ve Trans-Pasifik Ortaklığı gibi serbest ticaret anlaşmalarına da oldukça yüksek oranda destekçi oluyor. Aynı zamanda küreselleşmeyi büyük olasılıkla olumlu şekilde görüyor.

Kısacası, İkinci Dünya Savaşından beri Amerikalıların birbirini takip eden jenerasyonları daha az militan bir tutum sergiledi ve daha işbirlikçi bir Amerikan dış politikası istedi. Sonuç ise yeni Amerikan jenerasyonu dış ilişkilerde askeri gücün kullanılmasındaki zorluklar ve ticaret gibi karşılıklı faydalı etkileşimler için daha çok umuda sahip olma açısından büyük bir realist duruş belirleme konusunda yeni bir rota çizmeleri oldu.

2020’deki seçim için başkanlık rekabeti içerisinde olanlar zafere ulaşmak için potansiyel yollarını planlamaya başlamışken, 40 yaşın altındaki seçmenleri oylarını artırabilecekleri ve iyi politika yapacakları önerilerle hedeflemeliler. Hazır olasılıklar, Afganistan’daki 17 yıllık Amerikan savaşında yer alan askerleri geri çekmeyi, Trans-Pasifik Ortaklığına geri dönüş yolu için müzakere yapmayı ve İran, Kuzey Kore ve Rusya gibi rakipler ile Amerikan çıkarlarını daha iyi bir duruma getirmek için barışçıl bir yol bulmayı içerebilir.

 

This article was originally published at War on the Rocks.

Çeviri: Pınar Eldemir
Sosyal Bilimler / Çevirmen
pinar.eldemir@sosyalbilimler.org

Kaynak: A. Trevor Thrall, William Ruger, Erik Goepner / War on the Rocks
The Clash of Generations and American Foreign Policy


Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazı Türkçeye yabancı dilden sosyalbilimler.org tarafından çevrilmiştir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: https://warontherocks.com/2018/08/the-clash-of-generations-and-american-foreign-policy/

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.