Sosyal Bilimler

Kameralwissenschaft ve Nizamat-ı Esasiyye: II. Mahmud Devrinin Tahlili | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Kameralwissenschaft ve Nizamat-ı Esasiyye: II. Mahmud Devrinin Tahlili

Ne düşünürsen düşün ama, itaat et.”
Büyük Friedrich, Prusya İmparatoru

Aydınlanmanın en büyük paradokslarından biri olan siyasal yönetim sorunu, Avrupa monarşilerinin, kendi meşru zeminlerini inşa etme hususunda geliştirilen yöntem ve modellerin doğmasıyla sonuçlandı. Ancien regime’in mevcut imparatorluklarda varlığı, devletin en üst egemen erk olması gerektiği fikriyle pekiştiriliyor, buna yönelik adımlar başta İngiliz, Fransız ve Prusya monarkları tarafından atılıyordu.

XVIII. yüzyılın mutlak monarşilerinin temel amacı, devlet mekanizmasını merkezden taşranın en ucra köşelerine değin yayması, topraklarında Ortaçağ’dan miras kalan feodal beylerin ilgası ile açıklanabilir. Bu ilga etme mücadelesi, Thomas Hobbes’un Leviathan’ında etraflıca açıklanmış, insanların doğal durumlarında meydana gelebilecek çatışmaların, dirliği ve düzeni bozma tehlikesiyle sonuçlanacağını öngörmüştür. Hobbes’dan takriben bir yüzyıl sonra Immanuel Kant hem aydınlanmayı hem de yönetimi şu şekilde bağdaştırmıştır:

Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır Sapare Aude! Aklını kendin kullanmak cesaretini göster! Sözü şimdi Aydınlanmanın parolası olmaktadır.

Kant burada bahsettiği ergin olmama durumundan ötürü insanı suçlu gösterirken, bu durumdan aydın bir monark öncülüğünde çıkılabileceğini söylemektedir. Yine Kant bu aforizmasından sonra Prusya Kralı Büyük Friedrich’e övgüler dizer ve onun “aydınlanmış bir kral” olarak, düşünme özgürlüğünü tanımasını heyecanla ilan edip olumlar. “İstediğin kadar düşün” der Friedrich fakat itaat etme önkoşulu ile… İşte Friedrich’in bu dünya görüşü özellikle Almanya’da “Kameralwissenschaft”ın1 doğmasına neden olacaktır. Bu görüş mutlak iktidar sahibi olan kralların, bürokrasi ve modern kurumlar oluşturarak topluma nüfus etmesinden ibarettir. Bu nüfus etme sürecine özellikle İngiltere Royal Society’i açarak, eğitimin önemine dikkat çekmiş, ardından Fransa ve Prusya’da da bilimin önderliğinde mutlak monarşi güçlenmiştir. Biraz daha açmak gerekirse Kameralizm; devletin zenginliğinin önemini ve bu hedefe ulaşmayı sağlayacak güçlü bir yönetimin avantajlarını vurguluyordu.

Tanrı tarafından halkının önderi ve koruyucusu olarak atanan bir hükümdar, kendisine teslim edilen ülkenin iyiliği için gereken her şeyi yapmakta haklıdır. Kameralizm aynı zamanda yöneticilerin güçlü, sağlıklı, sayıca çok ve sadık bir halk ortaya çıkarabilme hedefine ulaşabilmek için vatandaşlarının yaşamlarını ayrıntısıyla düzenlemelerinin gerektiğini savunuyordu. Kameralwissenschaft ya da dilimizde Kameralist düşünce Alman devletlerinde yeni üniversiteler ve eğitim okulları kurma dalgasıyla kurumsal olarak yerleşmiş bulunuyordu. Bu okulların müfredatları aydın Kameralist bürokratlar yetiştirmeye yönelikti ve çoğunlukla kralın sıkı denetimi altındaydı. Kameralizmin başka etkileri de vardı. Dine karşı olmamasına rağmen, devlet yönetimini, ve dolayısıyla monarşiyi, kutsal ve birleştirici bir sembol olmaktan çok bir eylem ve karar mekanizması olarak görüyordu. Bu karar mekanizmasının inşa edilmesi başta Avusturya Kraliçesi Maria Theresa (1740-80) olmak üzere birçok iktidar sahibi tarafından model alınacaktır. Kilise, aristokrasi ve bürokrasinin harmanlanarak yalnızca merkezi otoriteye tabiiyetinden ibaret olan bu kavramı açıkladıktan sonra yazımın başlığında zikrettiğim “Nizamat-ı Esasiyye” ile ilgisine nihayet geçmek istiyorum.

Yukarıda da belirttiğim gibi XVIII. yüzyıl ve XIX. yüzyılın başları merkeziyetçi mutlak monarşiler çağıdır. Bu monarşi çağının tezahürü ise coğrafyamızda nasıl vuku bulmuştu? Osmanlı İmparatorluğu XVI. yüzyılın ihtişamından çok uzakta ve ardı ardına hem diplomatik hem de siyasi başarısızlıklarla çalkalanıyordu. Bu çalkalanmalar, merkezi otoritenin resmen yok olmasıyla birlikte tebaanın sultana ve devletine olan güveninin gittikçe sarsılmasına neden olmuştur. Bu gerileyişi muhatap alma noktasında oldukça geciken imparatorluğu tabiri caiz ise ateş içerisinde devralan III. Selim bir dizi reformlar yapmak istese de, geleneksellik ile yenilik arasında sıkışıp kalmış ve bu sıkışma onun halli ile sonuçlanmıştır. III. Selim’in projesi olan Nizam-ı Cedid bu sebepten ötürü sınırlı bir başarıyla gerçekleşmiştir.

I. Mahmud, hem Nizam-ı Cedid’in sınırlı başarısına hem de kuzeni Selim’in düşüşüne ve ölümüne tanık olmuştu. Fakat bunlardan iyi ders çıkarmış olduğunu ve çok daha usta taktikler uygulayabildiğini göstermişti. Tahta çıktığında son derece zayıf bir konumdaydı hatta, oturduğu tahtını yerel bir feodale yani Alemdar Mustafa Paşa’ya borçluydu. Nitekim Sultan Mahmud, saltanatının ilk on beş yılını bir güç tabanı oluşturmak için harcadı. Bu da kalemiye, ulema hiyerarşisi ve ordunun kilit mevkilerine güvenilir destekçilerin atanması demekti. İkinci hedefi, kendisini iktidara getiren yarı bağımsız ayanın etkisini azaltmaktı ki, Mahmud “Aydın despot” kişiliği ile bu ayanın nüfusunu kıracak, merkezi otoriteyi tekrar başkente kaydıracaktır. Her ne kadar II. Mahmud ve Büyük Friedrich’in imparatorluklarının muhtevası farklı olsa da, karşılaştırmalı perspektif sonucunda belli başlı benzerlikler gözlemlemek mümkündür. En başta iki hükümdarın nihai amacı, dağınık bulunan iktidar odaklarını tek merkezde tutup eritmektir. Bu iktidar odaklarının yok edilmesinde ise bürokrasi ve bu sınıfın eğitim yoluyla kanalize edilmesi başrolde oynayan bir realitedir. İşte “Kameralwissenschaft” ve “Nizamat-ı Esasiyye”yi ortak ya da benzer kılan olgu budur. II. Mahmud’un kurmaya çalıştığı rejim, merkez dışı bölgelerin temsilcisi sayılan taşra güçlerinin ortaklığı ile sözleşmeye dayalı bir rejimin tersine (ki 1808 Sened-i İttifak, bu sözleşmeye dayalı evreyi gözler önüne serer), merkezi gücün üstünlüğü altında, onun görevlendireceği kanun yapma kurumlarıyla çalışacak bir hükümet biçimindedir. İşte bu tarz çalışmalarıyla sultan, yavaş yavaş bir “nizamat-ı esasiye”2 kavramı belirlemeye başlamıştır. Bu temel kuralların konması için de hükümdarın gücünü kanunlara bağlama zorunluluğunun yolu bir nebze de olsa açılmıştır. Fakat Osmanlı’da bunu yapacak olan güçler ayan ya da esnaf değil, merkez gücünün kendi desteği olarak geliştirdiği din, bürokrasi ve ordu olmuştur. Nitekim her ne kadar II. Mahmud’un kendisi göremese de Tanzimat döneminden itibaren (Sultan 1839’da Gülhane Hatt-ı Hümayunu okunmadan hemen önce hayatını kaybetmiştir) siyasal gelişmelerin rotası bu üç örgütün davranışlarına göre şekillenmiştir. Peki ya Friedrich ile II. Mahmud’un gerçekleştirdiği reformlara eğilirsek, ne tür benzerlikler mevcut olabilir? Bu soruya yalnızca II. Mahmud’un reformizasyon programını açıklayarak cevap vermek istiyorum çünkü yazımın girişinde batı ve Almanya’da vuku bulan bu düzeni yeterince açıkladığımı düşünüyorum.

Mahmud’un reformizasyon dönemi, gördüğümüz yeni bir rejim arama deneylerinde gelenek doğrultusuna en çok uyan mutlakiyetçi monarşi şekline yöneliş dönemidir. Bunu gösteren özellikleri ise kıymetli hoca Niyazi Berkes şu şekilde tasnif etmiştir:

  1. Hükümdarın mutlak yetki hakkı devam ediyor,
  2. Kapıkulluğu kalkıyor, onun yerine sınıf, ırk, din farkları gözetilmeden devşirilen bir sivil bürokrasi gelişiyor (1826’da Yeniçeri Ocağının lağvedilmesi, merkezi gücün etkin kılınması,
  3. Yönetilenler “reaya” olmaktan çıkıp, “tebaa” ve “halk” oluyor.

Bu tasnif bürokrasinin merkeziyetçi örgütlenmesinin, sultan tarafından ne derece ehemmiyet arz ettiğini kanıtlar niteliktedir. Bu noktada II. Mahmud üç meclis teessüs edip merkez-taşra ilişkilerini iktidarın istekleri doğrultusunda yönlendirmeye çalışmıştır. Meclisler ise şunlardır; Dar-ı Şura-yı Bab-ı Ali, Meclis-i Ahkam-ı Adliye ve Dar-ı Şura-yı Askeri’dir. Bunlardan birincisi merkezi hükümet organı, ikincisi adalet organı ve üçüncüsü de ordu ile ilgili yeni kurallar koyacak olan meclislerdir. II. Mahmud ayanların gücünü kırdıktan sonra oluşturduğu bu meclisler ile mutlak hakimiyetini esas kılma eğilimini göstermiştir. Bürokrasinin yanında Mühendishane, Tıbbıye ve Harb Okulları’nın açılması ise yine Friedrich’in Kameralwissenschaft’ındaki gibi, kendisine ve iktidarına sadık birer nefer yetiştirmek, devlete kaybolan itibarını tekrar kazandırmak, köklü ve radikal dönüşümü gerçekleştirmek için yapılan kurumsallaşma çabalarıdır. Görüldüğü gibi Kameralwissenschaft ile Nizamat-ı Esasiyye arasında birçok benzerlik söz konusudur. II. Mahmud’da, tıpkı Fredrich gibi düşünceyi serbest bırakmış fakat bu serbestiliği kendi mutlakiyetçi monarşisi doğrultusunda, kimi zaman paternalist bir şekilde gerçekleştirmiştir. Yine görüyoruz ki, II. Mahmud “aydın bir despot”tur. Bu aydınlığı ise açtığı eğitim kurumlarından yeterince anlaşılır durumdadır.

Sonuç yerine;

Yazımın ana ekseni, XVIII. yüzyılda ve XIX. yüzyılın başlarında batıda ve özellikle Prusya’da vuku bulan Kameralwissenschaft’ın, Osmanlı İmparatorluğu’nda karşılaştığımız benzer eğilimleri belirlemekti. Bu belirlemeler bize gösteriyor ki, “Aydın despotizm” yalnızca Aydınlanma’ya özgü değildir. Son dönem Osmanlı İmparatorluk yapısı içerisinde barınmış bir düşünce olarak karşımıza çıkan her reformizasyonun muhtevası şahsıma göre aynı niteliği taşımaktadır. II. Abdülhamid ile doruğuna ulaşacak olan aydın mutlakiyetçi görüş, Türk Modernleşmesini anlamak için gerekli bir enstrümandır. Bu düşüncenin kaynaklarına inmek ise yine yazımda yer yer belirttiğim gibi Aydınlanma devrinin felsefesini ve düşünsel mirasını kavramaktan geçmektedir.

Gökhan Toka
sosyalbilimler.org Blog Yazarı
blog@sosyalbilimler.org

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org‘a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; Sosyal Bilimler Platformu, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

Dipnotlar   [ + ]

1. Kameralizm: Batıda aydın despotizmi adı verilen siyasal görüşün, siyasal teorisini oluşturuyordu. Kameralizm de amaç bazı hükümdarların tekellerine toplamak istedikleri gücü parçalayan ortaçağ kurumlarını ortadan kaldırmak istemeleridir. Bunların arasına loncalar, şehirlerin özel imtiyazları kısaca bölük pörçük bir idare sistemini oluşturan egemenliği parçalayıcı bütün kurumlar giriyordu. Aydın despotizminin istediği bunların yerine merkezden idare edilen, bütün birimleri birbirine eşit bir devlet yapısı kurmaktı.
2. Nizamat-ı Esasiyye: Devlet işleyişinde belirlenen temel kurallardır. Nizam kelimesi, düzen vermek, ıslah etmek manasında kullanılır. Esas ise gerçek, öz yada sahi. Osmanlıca bir tamlama olan bu sözcüğün tam karşılığı temel kurallar silsilesi olarak zikredilebilir.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.