Sosyal Bilimler | Kayda Değer Akademik Metinler

Sosyal Bilimler

Ötekine Yönelik Nefretin Fark Edilmediği ya da Kanıksandığı Alan: Türkiye Futbol Medyası | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Ötekine Yönelik Nefretin Fark Edilmediği ya da Kanıksandığı Alan: Türkiye Futbol Medyası

Futbol, diğer spor dallarıyla kıyaslandığında hem daha yaygın hem daha simgesel bir toplumsal ifade kanalı açarak gelişebildiği için toplumsal yaşama yansıması daha fazla olmuştur. Futbola popülerlik kazandıran bizim bu oyuna vermiş olduğumuz anlamın bizatihi kendisidir. Bu açıdan oyuna yeniden baktığımızda, futbol üzerinden bir gerçeklik kurgusunun, resminin oluşturulmaya çalışıldığını görebiliriz. Bunun yanı sıra mevcut olanın da manipüle edilmesi ve korunması gerçeği ile de karşılaşırız. Genel olarak toplumda eğer bir düşünce sistemi, bir teori, bir açıklama tarzı, bir kavramlaştırma ya da tanımlama toplumdaki iktidar ilişkilerinin üstünü örtüyor ya da bu iktidar ilişkilerinin yeniden üretimine farklı seviyelerde katkıda bulunuyorsa o, bir tür meşrulaştırıcı ideolojidir. İktidarlar sadece kendilerini kurumsal olarak var etmezler ve yeniden üretmezler aynı zamanda kendilerini meşrulaştıracak bir bilgi sistemine de ihtiyaç duyarlar ve bu bilgi sistemini üretirler. spor / futbol, toplumsal yaşam içerisinde kök salan ve kültürün üretilmesinde, dolaşıma sokulmasında katkıları bulunan bir alan olarak, egemen ideolojilerin üretiminde ve toplumsal rızanın sağlanmasında kullanılan bir simgeler sistemidir. Spor / futbol, üzerinde egemenlik mücadelelerinin verildiği, toplumsal meşrulaştırma süreçlerinin gerçekleştirildiği bir inşa sürecidir.

Toplumsal bir inşa süreci olarak sporun/futbolun anlamı ancak inşa edilmiş olduğu bir kurallar sistemi yada söylemi içindeki yeri kavranarak anlaşılabilir. Sporu/Futbolu böyle görmeye başladığımız anda toplumsal yapı içindeki yeri ve önemi netleşecek ve sporun/futbolun aktarımında ‘bu alanlardaki gerçeğin yeniden kurgulanmasını’ sağlayan medya metinlerini inceleyerek spordaki/futboldaki söylemsel yapıların ve dilin nasıl bir ideolojik aktarım süreci içinde bulunduklarını ve arka planda yer alan egemen gücü deşifre edebiliriz.

Spor / futbol, kapsamlı ideolojik tanımlamaları salt pasif bir biçimde yansıtmaz. Aynı zamanda söz konusu imajların üretimine büyük ölçüde katkıda bulunur. “Toplumdan bağımsız bir faaliyet alanı olarak ve özellikle de doğal, fiziksel beceriler ve kapasitelerle ilgili bir alan gibi göründüğü için spor bu ideolojik imajları sanki onlar doğalmış gibi sunar. Bu imajlar insanın sosyal ve siyasal inşasının ürünleri olmaktan ziyade doğal veya toplumsallık dışı hakikatlere dayanıyormuş gibi görünürler” (Clarke&Clarke,1985: 63). Bu konuda Jennifer Hargreaves’in ‘kültürel alan ve metinlerde sporun dışarıda bırakılmasının sonuçları’ da açıklayıcı olabilir. “Son dönemde kültür ve kültürel pratiklerle ilgili metinlerde spor dışarıda tutulmuş ve kültürel pratikler olarak daha çok dans, drama, medya , müzik, konuşma, şiir, edebiyat, opera, film, resim, bilim kurgu ve korku filmleri üzerinde durulmuştur. Sporun kültür analizinde dışarıda tutulması önemli bazı sonuçlara yol açar. Böylesi bir tavır izleyicilerin bilincinde sporun nötr, ve kültür analizinde önemli olmayan bir alan olduğu şeklindeki sağduyusal kanaati güçlendiren bir etkiye yol açar” (Hargreaves,1985: 9).

Futbol/spor sayfalarında sunulan haberler sanki bambaşka bir dünyada yapılan bir etkinlik şeklinde kitleye aktarılmakta ve bu haberlerde kullanılan dil ve söylem aracılığı ile toplumsal yaşama egemen değer yargıları ve ideolojilerin aktarımı gerçekleştirilmekte ve futbolun/sporun nötr bir alan ve kültür analizinde önemli olmayan bir alan olduğu düşüncesi güçlendirilir. Futbol, popüler kültürün en önemli parçalarından birisidir ve kendi dilini/söylemini yaratmıştır. Bir söylem biçimi olarak futbolun, tüm yaşanılabilir alanlar içerisine sirayet etmiş olması sonucunda futbolla büyüyen ve futbolla sosyalleşen kitlelerin yaratılması sağlanmıştır. Futbolun dili ve söylemi, toplumsal yaşam içerisinde biz ve onlar ayrımlaşmasının yaratılıp, kökleştirilmesinin yanı sıra özellikle uluslar arası karşılaşmalar sırasında milliyetçi refleksleri ön plana çıkartan ve tarihsel geçmişe göndermede bulunan bir anlayışı pekiştir(ebil)mektedir.

Bu çalışmada farklı/öteki ya da bizden olmayan olarak değerlendirilenlere yönelik olarak geliştirilen düşünce kalıplarının oluşumunda belki hiç farkında olmadan kabullendiğimiz bir alanda (Türkiye futbol medyasında) yaşananlara daha yakından bakacağız. Bu amaçla önce futbolun sosyolojik temellerinin neler olduğunu ortaya koyacağız ve hemen ardından futbolun kitlelerle buluşmasını sağlayan medya ile kurmuş olduğu bağlantının nasıl gerçekleştiğini ve bunun etkilerinin neler olduğunu inceleyeceğiz. Futbol ve medya arasında ideolojik açıdan kurulan bağlantının nefret söyleminin toplumsal hayat içerisinde kök salması üzerindeki izlerini, kullanılan gazete başlıkları ve köşe yazarlarının söylemleri üzerinden örneklerle göstermeye çalışacağız.

A) Futbolun Sosyolojik Boyutu

Futbol, modern anlamda ilk kez İngiltere’de ortaya çıkmasına rağmen bugün dünyanın hemen her ülkesinde milli bir spor dalı olarak diğer spor dallarının önüne geçmiştir. Futbol, insana ve insanlığa ait değerleri bünyesinde barındırdığı ve dünyanın en kitlesel spor dalı olduğu için, her zaman üzerinde konuşulmayı, araştırılmayı ve yorumlanmayı hak etmeye devam etmektedir. “Futbol, girdiği ülkelerin toplumsal yapısı içerisinde kendisine yer açmış ve kısa bir süre içerisinde o kültürel yapının önemli bir göstereni haline gelmiştir. Bugün futbol, içinden bakılarak farklı toplumlar ve toplumsal yapıların gözlemlenebileceği önemli bir prizma haline gelmiştir. Futbolun kolaylıkla her ortamda oynanabilir bir oyun olması ve içinde barındırdığı göstergelerin toplumsal hayat içinde taşıdığı anlamların çokluğu, futbolun evrensel bir referans haline gelmesini sağlamıştır. Futbol, tek bir çerçeveye sığdırılamayacak kadar kapsamlı bir spor dalıdır. Futbol olgusu oynanan maçın ötesinde anlamları bünyesinde taşımaktadır. Maçların oynandığı statlar, tıpkı kitlesel temsiliyetlerde yaşanmakta olduğu gibi kitlelerin anlam dünyalarında geçişkenliği sağlayabilen, Ehrenberg’in deyimiyle; ‘demokrasi ütopyasının ete kemiğe büründüğü yerlerdir’” (Talimciler, 2010: 107).

Futbolun başarısının temel nedeni yaygın kabul görmesinden kaynaklanmaktadır. Futbol hayli geniş hayran tabanından (dünyanın her yerinden ve her kesiminden olan insanlardan) önemli ölçüde destek görmektedir. Başka bir şekilde söylemek istersek futbol, çok anlamlılığın ortaya çıktığı bir alandır. Ne kadar çok anlamlığa sahip metin üretirse, popülarite potansiyeli de o oranda artmaktadır. Bu açıdan futbolun birçok avantajı bulunmaktır. Birincisi futbol, birbirinden farklı çeşitli duygulara seslenebilme yeteneğine sahiptir. İkincisi futbol pek çok kişi için kendi dünyalarını kurmalarında bir anlamlılık kaynağı olabilmektedir (grup içi aidiyet-kimlik kurma ve geliştirme, bir bütünün parçası olma gibi duyguların yanı sıra) futbolun siyasal, kültürel, ekonomik, psikolojik, sosyolojik yönlerinin yanı sıra ideolojik bir yönü de bulunmaktadır. “Futbol, yaygın düşüncenin tersine, toplumun büyük sorunlarının dışında kalan kurtarılmış bir bölge değildir. Aksine, büyük ekonomik çıkarlar, ideolojik çarpışmalar, ulusal ve uluslar arası politikalarla şekillenen alanlardan biridir. Futbol, çağımızın sorunlarının aynasıdır. Futbol toplumlarımızın aynasıdır” (Wahl, 2005: 118).

Futbolun bu kadar çok insan tarafından ilgi ile izleniyor olması bile sosyolojik bir değerlendirmeyi hak etmektedir. Neden öteki spor dalları değil de futbol? Çünkü futbol hem kitlesel hem de simgesel bir oyun olarak içinde barındırdığı anlamlar bütünüyle toplumsal yaşama daha fazla dokunabilmektedir. İnsanların kişilik özelliklerinin kolaylıkla açığa çıkabildiği alanların birisi haline gelen futbol ve futbol karşılaşmaları, özellikle 1980’li yıllar sonrasında tüm dünyada gelişen küreselleşme ve yeni toplumsal hareketlerin de etkisi ile toplumsal yaşam üzerindeki etkisini arttırmıştır.

Futbolun yaşam ile kurmuş olduğu bağ öylesine güçlüdür ki, futboldan uzaklaştığınızı zannettiğiniz bir ortamda aslında futbola daha da yakınlaşmış olursunuz. Çünkü futbol, toplumsal yapı içerisinde her geçen gün daha fazla yer işgal etmeye başlamıştır ve bu işgal sonrasında toplumsal ortak paydanın yaratılmasında, güçlendirilmesinde de daha fazla rol oynamaktadır. Belge’ye göre, futbolseverlik bir hayli karmaşık bir olaydır, adeta hayatın içindeki birçok olayın duygunun, tutkuların aktarıldığı bir alandır. Futbol gibi spor dalları, başka derneklerinkine pek benzemeyen bir tarzda ideoloji yayarlar çünkü ‘üyelik’ statüsünü aşan bir taraftarlık olayı yaratabilirler. Aynı zamanda, ülke çapında ünlü takımlar ve başka ülkeler karşısında ‘bizi’ temsil edecek ‘milli takım’ vardır. “Böylece özellikle futbolun yarattığı ideolojik yapı, neredeyse politik yapının bir paradoksu gibidir. ‘Tirespor-Bandırmaspor’ gibi, bölgesel bağlılığımızı çeken takımlar vardır. Fenerbahçe-Galatasaray-Beşiktaş ulusal politik partilere benzer. Tepede ise milli devletimizin paraleli ‘milli takım’ bulunur… Bütün bu kurumları, eş değer saymak, aynı ortak paydayla açıklamak güç. Kimisi ideolojinin daha doğrudan doğruya üreticisi (aile, okullar vb.) kimisi, üretmekten çok destekliyor var olan ideolojiyi. Kimi gününü büyük ölçüde doldurmuş, kimi değişiklik geçiriyor, kimi yeni oluşuyor. ‘Ortak payda’, belki ‘ben/biz/ötekiler’ ilişkisini yansıtmaktaki ortaklıklarıdır. Şu halde sayılan kurumların, kulüp, dernek ve benzerlerinin çoğu ideolojiyi gerçek anlamda üretmez, var olan ideolojiyi çoğaltır, destekler, pekiştirirler. Toplumun somut, maddi koşullarıyla düşüncelerimiz arasında somut bağlantıyı sağlarlar” (Belge, 1979: 59-60).

Futbol, toplumsal yaşam içerisinde bir ‘minyatür’ model olarak işlev görmekte ve futbol üzerinden toplumsal yaşama bir takım rol ve değer transferleri gerçekleştirilmektedir. Futbol, ortak bir referans çerçevesi sağlayabildiği ve ortak duyunun inşasına katkıda bulunabildiği için her dönem iktidarlar tarafından dikkatle takip edilmiştir. Futbolun her türden yorumu kaldırabilen bir yapıya sahip olması, onun hem bölen hem de birleştiren bir spor dalı haline gelmesine yol açmıştır. Bu açıdan futbol güç odaklarına geniş bir hareket serbestisi yaratmakta, kitlelerin hedefsizleştirilmesinde iktidarlarca kullanılabilmektedir. Toplumsal bir ortak payda olarak futbol, yaratmış olduğu kimlik ve aidiyet temelli yapı ile kitlelerin ilgisini ve öfkesini siyasal temelden uzaklaştırmaktadır.

İnsanoğlunun yarattığı kültürün bir ürünü olan futbol, sadece bir eğlence, vakit geçirme, rahatlama ya da zinde kalma aracı değildir. Adeta hayatın yoğunlaştırılmış bir hali gibi görünen futbol da, insanlar yaşamları içinde adını koyamadıkları pek çok şeyin yansımasını bulmaktadırlar. Biraz da bu nedenle futbol, artık sadece futbol değildir. “Bir ritüel olarak futbol, kendi çevre ve şartlarının ötesinde bir gerçekliğe konumlandırılmış başka bir şeyin, tek boyutlu temsili gibi değerlendirilemez. Futbol sahici bir sosyal gerçeklikle, kendince bir bağ kurar. Futbol içi bağlamlarda meydana gelen hareket ve olaylar, daha geniş bir sosyo-kültürel sürecin aynasından ibaret değil; bir toplumun, kendi merkezindeki ahlaki, siyasi ve varoluşa dair meseleleri ortaya koyma sürecinin bir parçası gibi değerlendirilmelidir” (Hognestad, 1997: 195).

Gündelik hayat içerisinde yaşanan ötekileştirme pratiklerinin, hayata dair algıların yansıtıldığı bir alan haline dönüşen futbol gibi milyonlarca insanı ilgilendiren bir alanda kendisini hissettirmemesi kaçınılmazdır. Bu durumun futbol üzerinden toplumsal hayata yansımasını sağlayan ise medyadır. Futbol ile medya arasında kurulan bağlantıda kullanılan söylemler aracılığıyla ötekileştirmenin yanı sıra bir takım ön yargı ve nefret içeren duyguların da geniş kitleler ile buluşması gerçekleş(ebil)mektedir.

B) Futbol – Medya Birlikteliği

İletişimin temel taşıyıcısı olan dil hem toplumsal kurum hem de bir değerler dizgesidir. Dil, sözcüklerden ve bu sözcüklerin belli dil bilgisi kurallarına uygun olarak dizilmelerinden oluşur. “Dil, farklı toplumsal sınıf ve grupların anlam sistemlerinin içinde bir arada bulunduğu bir anlamlandırma dizisidir. Dil, dünyayı tanımlamanın üzerinde uzlaşılmış nötr bir yansıtanı değil dünyayı ve gerçekliği temsil etme sürecinde yapısal olarak kodlanmış bir anlamlandırma dizgesidir” (Çelebi, 1990: 84). Dil, dünyaya bakışımızda ve yaşananları yorumlamada kullandığımız bir araçtır. Sözcükler dile getirdikleri şeyleri temsil etmekte olan işaretlerdir/seslerdir. Kullanımları sırasında bir varlık ve değer kazanırlar.

Toplumsal yaşam içerisinde yer alan bireyler, dil aracılığı ile anlaşarak sözlü ve yazılı kültürün oluşmasına katkıda bulunurlar. Dil, dünyaya bakışımızda ve yaşananları yorumlamada kullandığımız bir araç olarak aynı zamanda ideolojinin aktarılmasını ve işlemesine de olanak sağlamaktadır. Kelimeler, dile getirdikleri şeyleri temsil etmekte olan işaretlerdir ve kullanımları sırasında bir varlık/değer kazanırlar. Bireyler, dil ve dilin içerdiği ideolojiyi paylaşarak, toplumsal yaşam içindeki varlıklarını sürdürebilirler. Bireylerin, kitle ile kurması gereken zihinsel bağı, yapılandırılmış bir gerçeklik sistemi içinde sağlayan ise kitle iletişim araçlarıdır. Bireyler, medyadaki imgelerden yararlanmak suretiyle içinde yaşadıkları toplumsal gerçekliği ve yaşananları yorumlayabildikleri için medyanın yönlendirmelerinden de etkilenmektedirler. Medya, kullandığı dil ve söylemle bireyleri ‘ortak duyu’ya yönlendirecek zihinsel anlam haritalarının oluşmasını sağladığı için, iktidarların vazgeçemediği ‘rıza’ üretim araçlarıdır. “İletişim gündelik yaşamımızda bize nesneleri, insanları tanımlar, işbölümü içinde değişik toplumsal roller yüklenmiş insanlara bu rolleri yerine getirirken, bu rol dağılımından oluşan toplumun o tarih dönemindeki hayat tarzını öğretir, olumlatır, yeniden-üretimi için gereken değerlendirme biçimlerini aşılar. Toplumsal sistemin sürmesini, kendini yeniden üretmesini sağlar” (Oskay, 1992: 8).

Haber medyası yalnızca toplumsal olayları kamuoyuna yansıtan araçlar olmanın ötesinde var olan toplumsal güç ve iktidar ilişkilerinin kurulduğu, dolaşıma sokulduğu ve yeniden üretildiği araçlardır. Bir kurum olarak medyanın siyasal rol ve gücü de bu yapısından kaynaklanır. Medyanın ‘ortak duyu’nun oluşturulmasına yönelik yapmış olduğu yayınlar ile sınıflar arası geçişkenlik, ideolojik ögelerin ortaklığı ile yerine getirilmiş olur. İdeolojiler toplumsal yaşam içinde algılanan, etkilerine maruz kalınan kültürel nesneler oldukları için yaşanan alanlardır ve toplumsal yaşamın olduğu her alanda etkilidirler. “Anlamlandırmalar, çekişmeli ve çatışmalı konulara gerçek ve olumlu birer güç olarak katılır ve sonuçları etkiler. Olayların anlamlandırılması, uğruna mücadeleye girilen şeyin bir parçasıdır çünkü anlamlandırma kolektif toplumsal anlamların yarattıkları araçtır (ve o nedenle, belli sonuçların alınabilmesine yönelik rızanın etkili bir şekilde seferber edilebildiği bir araçtır) ideoloji bu perspektife göre, eski bir ifadeyi kullanmak gerekirse, yalnızca gerçek bir ‘maddi güç’ (gerçek, çünkü ideoloji, etkileri bakımından ‘gerçek’tir) haline gelmekle kalmıyor, ayrıca belli mücadelelerin icrasında bir mücadele alanı (birbirleriyle rekabet halindeki tanımlar arasında) ve bir ödül, kazanılacak bir ödül haline geliyor. Bu ideolojinin bundan böyle bağımlı bir değişken olarak önceden verili bir gerçekliğin yalnızca zihindeki bir yansıması olarak görülemeyeceği anlamına gelir” (Hall,1994: 74-76). Her sözde gerçek kadar gerçek dışı bir unsur bulunmaktadır ve medyanın yapılandırılmış gerçekliği sonucu oluşan haberlerin, kamuoyuna ilettiği mesajın içeriği de işte bu ‘gerçekten daha çok gerçek dışı’ unsurlardır.

Futbol ve yayınlanan futbol haberlerini bu anlamlandırma süreci açısından yeniden incelersek, söylemin önemli ölçüde dolaşıma girdiği ve toplumsal hayatın en uç noktalarına kadar ulaşan bir iktidar mekanizmasının nasıl işlemekte olduğunu görebiliriz. Kültürel yaşamı etkileyen popüler etkinliklerin yaratmış olduğu dil ve söylem, sadece o alanla sınırlı ve o alana özgü olarak kalamaz. Toplumsal pratik içerisinde yaratılan bu alana özgü dil ve söylem, medyanın etkisi ile dolaşıma girer ve daha geniş kitlelerin kendisinden haberdar olduğu, yaşantısına aktardığı ve ister benimsesin isterse benimsemesin kullanır hale geldiği kelimelere dönüşürler. Toplumsal yaşamın diğer alanlarında olduğu gibi spor (politika, bilim, sanat, vb) da bir toplumsal mücadele aracıdır. Toplumsal yaşam içindeki çelişki, çatışma ve uzlaşmaların yaşandığı bir alan olmasına karşın spor / futbol alanına ait haberlerin kamuoyuna duyurulmasında sanki başka bir dünyadan haberler veriliyormuş gibi bir ortam yaratılmaktadır. Böylesi bir aktarım tarzı ise sporun politikadan ayrı/nötr bir alan olduğu düşüncesinin bir ‘ortak duyu’ olarak kabul edilmesine yol açar.

Medyanın görmek istemediğimiz olaylar şeklinde şiddet olaylarını yansıtması ve Avrupa ülkelerine karşı yapılan maçlarda takındığı ön yargı içeren yayınlar, toplumsal ve kültürel bir alan olarak sporun/futbolun inşa edilmiş bir alan olduğunu ve sporun özellikle de futbolun iktidarlarla olan ilişkisinin ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Gazetelerin spor / futbol sayfaları bu iktidar ilişkilerinin nasıl işlediğine ve ideolojik aktarıma ilişkin çok sayıda örnek içerir.

Futbol, içinde yaşadığımız yüzyılın en kitlesel iletişim biçimi olma özelliğine sahiptir. Giderek kitlesel bir eğlence biçimine dönüşen futbol medyanın da etkisi ile toplumun tümü için bireysel ve kolektif bir kimlik edinme alanı haline gelmiştir. “Toplumsal kimlik kitlesel olarak dolayımlanan ritüeller ve imgeler aracılığıyla oluşur. Modernliğin iki genel özelliği, dolaylı ilişkilerin yaygınlaşması ve imgesel cemaatlerin üretimi göz önüne alındığında, insanların kendilerini birbirine bağlı hissetmeleri yani böyle bir bağın var olduğunu tahayyül edebilmeleri büyük ölçüde kitle iletişim araçlarının kurduğu ve dolaşıma soktuğu kolektif imgeler, ritüeller ve simgeler tarafından sağlanır. Günümüzde spor, kitle iletişim araçlarının imal ettiği bu tür ritüellerin en önde gelenleri arasındadır” (Mutlu,1996: 371). Kitle iletişim araçları ile sporun birlikteliği başka hiçbir kurumun gerçekleştiremeyeceği bir bütünleşme ve imgesel birlik duygusu yaratır. Bu birlik duygusu özellikle uluslar arası karşılaşmalar sırasında bir millete ait olma hissini kitlelerde uyandırır.

Futbol, toplumsal bir olgu olduğu için sözlü ve yazılı açıklamalar ile birlikte, futbol üzerine yapılan yorumlardan da ayrı düşünülemez. Olan bitenleri kamuoyuna aktarmakla görevli olan medyanın en büyük güçlerinden birisi de toplumun düşünce kalıplarının şekillendirilmesidir. Ekonomik, kültürel ve politik bir fenomen olarak spor / futbol, medya için son derece önemli bir tüketim alanı oluşturur. “Bir aktivite ya da bir ilgi alanı/objesi olarak spor toplumsal olarak inşa edilmiştir. Anlamı tanımlanır ve ona anlam verilir/yüklenir. Sporla ilgili olan değerleri bize taşıyan bu anlamlardır ve bu anlamlar bize kimlikler ve özdeşleşmeler sağlarlar/sunarlar. Futbola popülaritesini kazandıran şey ona atfedilen anlamdır. Sporun bu sosyal konumlandırması ve değerlendirmesi anlaşılmadıkça sporun medya tarafından ele alınışını doğru bir biçimde kavrayamayız. Medyanın spor portresi ve sunumu yaptığı ortam, sporun daha önce mevcut olan sosyal inşasına dayanır” (Clarke&Clarke, age: 62-63).

Spor somut/reel yaşamdan kopuk ‘ayrıcalıklı bir alan’ değil aksine sistematik ve kaçınılmaz bir biçimde toplumla bağlantılı bir alandır. Hargreaves’e göre;Spor toplumsal ilişkilerin bütünselliğinden türeyen sosyal olarak dolayımlanmış bir fenomendir. O, kültürün öteki veçheleriyle iç içe geçer/kaynaşır ve farklı ideolojik formlara bürünebilir. Spor medyası ve spor literatürü spora ilişkin olarak, spor bir eğlencedir, nötr bir alandır, apolitik bir alandır, herkese açıktır düşüncelerini hayata geçirmek suretiyle sıradan insanların sağduyusunda yer almakta olan unsurları teorize etmek suretiyle spor hakkındaki ‘sağduyusal tasavvurları bilimsel olarak yeniden üretmiş olur. Böylece, “sıradan insanların yabancılaşmış bilinciyle sözü edilen literatürün ürettiği ‘bilinç’ birbiri ile örtüşür. Bu literatürün ürettiği tasavvurlar çeşitli mekanizmalar vasıtasıyla dolaşıma girer ve toplumun sosyal bilincine dahil olurlar. Spora ilişkin tercih edilen sağduyusal görüş idealize edilmiş bir görüştür. Spor genelde temel insan değerlerini tatmin eden gayri ciddi ve zevk veren bir aktivite olarak görülür. Gerçekliğin kendisi de bu bakışı onaylar. Sağduyu bize sporun herkese açık ve herkese ait olduğunu telkin eder ve spor bu şekilde nötr olarak konumlandırılır” (Hargreaves, age: 16).

Sporun/futbolun sadece spor ya da futbol olmadığını aynı zamanda toplumsal yaşam içinde kök salan ve yaratılan kültür ve kültürel değerlerin de bir parçası olduğu gerçeği, beraberinde sporu/futbolu aktarmakla görevli olan medyanın da sadece sporu/futbolu değil, onlarla ilişkili kültürü ve kültürel değerlerle de ilişkili olduğunu ortaya koyacaktır. Bu yüzden Blain&Boyle yazılarında, kültürde sporun davranışların, düşüncelerin ve inançların bilgi kaynağı haline geldiğinden bahsederler. Bu inancın bütününde, ortak ve ulusal bir kimlik olma hissi (biz duygusu) ile ulusların varlığının farkına varılması yatar. “Ulusal kimliklerin oluşmasında futbol medyasının rolü yadsınamaz. Ulusal kültür medya tarafından geliştirilir, şekillenir hatta tekrar tekrar aşılanır. David Rowe’a göre her ulusun semiyotik etkili bir ulusal kültür inşa etmesi gerekmektedir. Hiçbir kültürel güç uluslar arası spor-medya kompleksi kadar ulusal imajlı bir birlik yaratamaz. Kimlik, günlük yaşamdaki kültürel aktivitelerde yeniden oluşmaktadır, spor gibi. Burada dil en öncelikli rolü oynamaktadır. İnsan dil yoluyla kendi dünyasını yaratır ve yeniden keşfeder. Sosyal kimlikler gösterilir, yasalaştırılır ve müzakere edilir. Avrupa futbolu üzerine söylevler anlatmak için kullanılan dil, yaratılan hikayeler, ayrılamayan birçok sosyal kimlik Avrupa kültürünü oluşturmaktadır. Bu kültürü iyice anlamak için medyanın sunum yollarını ve medya dilini derinine incelemek gerekmektedir” (Crolley&Hand, 2002: 8-15).

Medya, kullandığı dil ve söylemler aracılığı ile ideolojinin ve birtakım değer, rol ve statü kalıplarının toplumsal yaşama aktarılmasında aracı olmaktadır. Ayrıca, medyanın özellikle uluslar arası karşılaşmalarda takındığı tavır, kimliklerin şekillenmesinde etkilidir. Medya, yapmış olduğu yayınlarda hakim olan egemen değer yargıları ile erkek egemen ideolojinin yaşamasını sağlar. Özellikle erkeklerin ‘kendilerine’ ait bir alan olarak gördükleri ve bu alan içerisinde kendilerini özdeşleştirdikleri, kimlik edindikleri spor / futbol dünyası medyanın en sık kullandığı alandır. Tüketim kalıplarının değiştiği ve her sınıf ile her kesime yönelik ürünlerin dolaşıma girdiği bir dünyada, erkek tüketicilerin son derece önemli bir yeri bulunmaktadır çünkü erkekler aynı zamanda bu tüketim pazarını sürekli olarak canlı tutacak olan spor / futbolun müdavimleridirler.

spor / futbol kendi tüketici kitlesini yaratmakla kalmaz aynı zamanda onların birbirleri ile iletişim içerisinde bulunabilecekleri bir topluluk biçiminin üretilmesine de olanak sağlar. Bunu yapmış olduğu yayınlarda kullandığı dil ve söylem ile gerçekleştirir. Medya futbolun coşkusunun kitlelere aktarımında aracı olurken aynı zamanda kullandığı dil vasıtası ile üstü örtük bir biçimde ideolojik öğeleri de kitlelere aktarmaktadır. Erdoğan ve Bora, kitle iletişim araçlarının kullandığı dil ve ideolojik öğeler konusunda şu saptamayı yapmaktadırlar: “Türkiye’de medyatik futbol söylemi milli kimliğin yeniden kuruluşunda ihmal edilmez bir paya sahiptir. Oyun hakkında basitçe haber veriyormuş, sadece sahada olup biteni aktarıyormuş gibi yapan medya, aslında bunu yapılanmış bir ideolojik – söylemsel kompleksin içine yerleştirerek sunar. Bunun en güzel örneklerinden biri uluslar arası maçların milliyetçi bir bağlamda yeniden kurulmasıdır. Medyatik futbol söylemi uluslararası maçları Türk milleti açısından ‘ölüm kalım’ meselesi (beka davası) havasında sunarken, lig maçlarında da kullandığı askeri söyleme özgü lügatçeye daha sık başvurarak milletlerarası ‘savaş’ efektini pekiştirir” (Bora ve Erdoğan,1993: 228-230).

Türk futbol medyasında özellikle üç büyük takımın maçları öncesi ve sonrasında yapılan yayınlarda kullanılan abartılı dil, oynanacak olan ‘oyun’u, ‘oyun’luktan çıkarmak suretiyle fanatizmin yükselmesini teşvik ederken, uluslararası karşılaşmalar sırasında savaş çığırtkanlığı yapılmaktadır. Türk futbol medyası yurt dışı karşılaşmalarını kitlelere aktarırken milliyetçiliği, şiddeti ve cinsiyetçiliği ön plana çıkarır: “Türkiye Santradadır”, “65 milyon kalp milli takım için atmaktadır”, “Türksün bugün ezer geçersin”, “Gösterin şu Avrupa’ya Türkün gücünü”, “Yedin mi Türkün lokumunu hırbo İngiliz” başlıklarında olduğu gibi.

Sportif ortam, ulusal kimliklerin inşasında uygun bir ortam sunduğu için, dünyanın her yerinde medyanın milliyetçi manipülasyonlarına açık bir alan görünümündedir. Ulusal duvarların yıkıldığı, küresel ölçekte hareketlerin etkisinin arttığı bir ortamda, spor özellikle de futbol alanında olup bitenlerin aktarılmasında şovenist, aşırı milliyetçi, ulusal birlik ve beraberliği öne çıkartan yayınlara yapılan vurgu daha fazla gerçekleşmektedir. Spor sayfaları, yılın her dönemine yayılan farklı sportif etkinliklerde elde edilen başarıların televizyonlar aracılığı ile bir takım ritüeller, sembol ve görüntüler kullanılarak ülkeye aktarılması sırasında ‘biz’ olgusunun yaratılması, yeniden güçlendirilmesi sağlanmaktadır.

Televizyonda madalya kazanan bir güreşçimizin-haltercimizin birincilik kürsüsüne çıkışı ve beraberinde seremonide istiklal marşımızın çalınması ile Türk bayrağının diğer bayraklarının üstünde yer alarak göndere çekilmesi dakikalarca gösterilir. spor / futbol medyası, bu karşılaşmaları aktarırken kullandığı dil ve söylemlerde sıkça metaforlar kullanmakta ve bu metaforlar aracılığı ile üstü kapalı bir biçimde; evrenselcilik, aşkınsallık, kahramanlık, rekabetçilik, bireysel güdülenim ve takım ruhu gibi sporla ilintili ideolojik ifade ve değerlerin dolaşıma sokulmasına aracı olmaktadır. “Bir kültürel biçim olarak spora/futbola iliştirilen mitler ve metaforlar spor medyasında sürekli yeniden inşa üretilir. Sağduyuya dayalı ve örtük olarak ideolojik ifadeleri inşa eden değerlerin sürekli tekrarlanması spor / futbol medyasında sıradanlaşmıştır. spor / futbol medyasında daha geniş ideolojik tanımlar sürekli ve sadece edilgen olarak da tekrarlanmaz. Aksine söz konusu ideolojik imajların oluşumuna katkıda bulunur, onların doğalmış gibi temsil edilmeleri sağlanır. İktidar ve tahakküm ilişkilerinin sürekli olarak üretilmesinde ve hegemonik iktidar yapısının yeniden inşasında spor uzamı ve spor medyasının oldukça etkili olduğu belirtilebilir” (Gökalp,2005: 135-136).

C) Dil / Söylem İlişkisi Açısından Futbol Medyası

Kullanmış olduğumuz dil ve bu dile bağlı olarak oluşan yazılı ve sözlü ifadeler, toplumsal yaşantı içinde kendimizi ifade etmemizi sağlamanın yanı sıra yaratmış olduğu ilişki sonucunda toplumsal yaşantının devamını sağlamaktadır. “Özne” dil içerisinde oluştuğu için, dili; bireyin inşa edildiği ve toplumsallık kazandığı yer olarak nitelendirebiliriz. Dil, ideolojinin oluşturulmasından, uygulanılmasına ve hatta zaman içerisinde değiştirilmesine dek kullanılan önemli bir araçtır. “İdeolojiler, toplumsal ilişkileri ve güç farklılıklarını, sürekli yinelenen bildik davranış biçimleri aracılığıyla meşrulaştıran araçlardır. Bu anlamda, ideolojiler ‘dil’le de çok yakından ilişkilidir. Çünkü dil kullanımı en yaygın toplumsal davranış biçimidir. Hatta ‘sağ duyu’ uzlaşmalarına en çok dayandırdığımız bir toplumsal davranış biçimidir” (Oktar, 2002: 38). Bu yüzden Althusser’in, ‘devletin ideolojik aygıtları’ olarak nitelendirdiği aile, okul, din kurumları, medya, spor gibi tüm toplumsal kurumlar, toplumsal yaşantının düzenlenmesi sırasında ideolojinin bireylere aktarılması/taşınması görevini üstleneceklerdir. Her toplumsal kurumun var olan egemenlik ilişkilerinin sürdürülmesi için diğer kurumlar ile olan ilişkilerinin sürdürülmesi son derece önemlidir. Bunun için ise, çeşitli simgeler, semboller ve söylemler kullanılmaktadır. “Toplumsal denetimi sağlayacak ögeler toplum üyelerine çeşitli diller aracılığıyla aktarılmaktadır. Dil, iletişimin öteki ögeleri ile birleşerek, nesnelere sinmekte ve bu yolla da yaşamı ideolojik hale sokmaktadır. Bu çerçeve içinde ideolojik olan ideolojinin yaşam içinde serpiştirilmiş yaşam biçimi haline dönüşmüş görünümüdür” (Özkök, 1985: 352).

spor / futbolu kitlelere ulaştıran kitle iletişim araçlarının kullandığı dil ve söylem ideolojik aktarımın gerektirdiği benzer kelime yapıları, stereotipleri, eğretilemeleri, milliyetçi ögeleri (hatta zaman zaman faşizan bir takım ögeleri) toplumsal birlikteliğe vurgu yapacak bir takım ritüel ve sembolizasyonları, mitleri bünyesinde taşımaktadır. Medya, bu olayları yorumlayarak aktarma görevini yerine getirmekle kalmaz, bunun yanı sıra bu olaylara “anlam verecek anlam çerçevelerini de sağlar. Seçme ve yorumlama sürecinde medya, spor ile ilgili ideolojik değerlerden bazılarını yeniden güçlendirir” (Clarke&Clarke, age: 69). Kitle iletişim araçlarında kullanılan dil ve söylem çerçevesinde gerçekliğin yeniden kurgulanmış hali ile karşı karşıya bırakılırız. Kitle iletişim araçları kullanmış oldukları dil ve söylem aracılığı ile bizlere gerçeğin, kendilerince oluşturulmuş yeni bir tanımlamasını/yaratımını sunarlar.

Toplumsal yaşam bünyesinde dil dolayımı ile gerçekleşecek olan mücadeleleri, çekişmeleri de taşır. Kullanılan dil ve sembolleştirmeler anlamın üretilmesini ve yeniden üretilmesini sağlayan ve bu sayede de ideolojinin dolaşıma girmesine olanak veren araçlardır. Bunun için günümüzde “İdeoloji çözümlemesi, temel olarak dil ile ilgilenir; çünkü dil, egemenlik ilişkilerinin sürdürülmesine hizmet eden anlamlandırmanın başlıca aracıdır” (Thompson, 1984: 131). İdeolojinin bulunacağı yer dildir ancak Üşür’e göre, dilin yapısı ideolojik mesajların kodlanma düzeyidir; fakat dilin kullanıcıları bu yapının özelliklerini kolayca anlayamazlar ve deşifre edemezler. Bu yüzden ideolojiyi dilsel temelde ortaya koyabilmenin yolu, sistematik olarak çarpıtılmış ideolojinin incelenmesinden geçecektir. Çünkü Adorno’ya göre, “kavramlar sıradan halleriyle kullanıldıkları zaman toplumsal gerçekliği örterler, bozarlar” (Kejanlıoğlu, 2005: 205).

Toplumsal gerçekliğin örtülmesinde dil ile birlikte kullanılan bir diğer kavram ise söylem’dir. Dil ve söylem’de yaşanan dönüşüm uzun süreçli olduğu kadar da anlaşılması ve deşifre edilmesi güç olan bir dönüşümdür. Toplumsal yaşamın farklı alanlarına mahsus kişi ve kurumlar, zaman içerisinde kullanmış oldukları kendilerine özgü olan ve bu şekilde yapılandırılmış bir gerçeklik olan ‘teknik’ dilin, farklı kanallar aracılığı ile geniş kitleler ile buluşmasını sağlarlar. Bu anlamda dil ve söylem, uzun soluklu bir yaratım eyleminin sonuçları olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumsal yaşantı içerisinde hakim olan bir takım değer ve ideolojilerin, bu yaratım eyleminde büyük etkileri olacaktır. Militarizasyonu sadece askeri alanda değil, toplumsal yaşamın her alanında yaşayan Türk toplumu için, kullanılan dil ve söylemin militarize bir dili üretmesi ve yeniden üretmesi kaçınılmazdır. Bu militarize dilin kullanımı, inşa edilmiş bir gerçeklik olan haberlerin üretilmesine ve sunumuna da yansıyacaktır.

Futbol medyasını biraz daha yakından incelediğimizde özellikle askeri bir dilin tercih edildiği ve bu dil aracılığı ile şoven bir anlayışın desteklendiği görülmektedir. Türkiye’de futbol medyası belki metaforik olarak belki de taraftarlara şirin gözükmek adına kullandığı dil (seçilen haber başlıkları, kullanılan fotoğraflar, haber metinleri) ile ideolojinin oluşturulmasına, uygulanmasına ve değiştirilmesine yardımcı olmaktadırlar çünkü ideolojiler kullanılan dil üzerinden temellenmek suretiyle çeşitli güç ilişkilerinin oluşmasına vesile olmaktadırlar. Futbol medyamız sık(ıştık)ça kullandığı milliyetçi dili özellikle militarist söylemler (futbol takımını orduya benzetme, nişan alma, hedefi vurma, sınır ötesi harekatta bulunma, galibiyeti şehitlerimize hediye etme, terfi etme, yüzbaşı rütbesini alma vb. gibi örneklerde olduğu gibi) ve fotoğraflarla sıkça desteklemektedir.

D) Nefret Söylemi Açısından Türkiye Futbol Medyası

Biz ayrımlaştırması ile bir ‘kolektif kimlik’ yaratırken, bireydeki ‘kolektiflik bilincini’ ve bir anlamda ‘kimlik’ arayışını da sınırlandırmış oluruz. ‘Biz’ bireyin iyilik değil, güç ve haklılığını anlatmasının aracı haline dönüştüğü ölçüde, ‘Öteki’ zayıflığı ve haksızlığı temsil etmeye başlar ve ‘Biz’ bizim gibi olmayan ‘ötekiler’den işte bu yüzden nefret etmeye başlarız. Nefret’in asli unsuru giderek ‘ötekilerin’ varlığına indirgenir. Oysa ki hiçbir insan, sevgi ve mutluluk idealini ötekiler olmadan gerçekleştiremez.

Nefretin suça dönüşmesinde ise kişilik özellikleri kadar nefreti körükleyen ve teşvik eden nefret söyleminin de payı gözden kaçırılmamalıdır. “Nefret söylemi çoğu kez nefret suçlarının önünü açmakta, bu suçları teşvik etmektedir… Nefret söyleminin bir boyutu da salt söylem olarak kalmaması, teşvik veya provoke edici bir yönünün de olmasıdır. Nefret söyleminin oluşmasında, dile gelmesinde belirli bir artalan vardır ve bu arka planda aşırılaşan ön yargılar rol oynar. Tarlach McGonagle nefret söylemini şu şekilde tanımlar: ‘Nefret söylemi geniş bir spektruma yayılan olumsuz bir söylemdir. Bu söylem esnektir, çünkü nefretten yola çıkarak nefreti teşvik etmeye varabilen, suistimale, aşağılamaya, hakarete, yermeye dayanan kelimeler ve sıfatlardan oluşan öte yandan da aşırı ön yargılardan bağımsız olmayan bir söylemdir’” (Alğan ve Şensever, 2010: 16).

Nefret söylemi tahammülsüzlüğün ve hoşgörüsüzlüğün dışa vurumu olarak nitelendirilebilir. Nefret söylemi içerisinde aşırılık barındırır, aşırılık taşıyan ön yargılardan oluşur. Bu tahammülsüzlük ve hoşnutsuzluk adaletsizliklere, başkalarının haklarının gasp edilmesine, barışı yaralamaya yol açabilme potansiyeline de sahiptir “Nefret söyleminin temelinde ön yargılar, ırkçılık, yabancı korkusu veya düşmanlığı, taraf tutma, ayrımcılık, cinsiyetçilik, homofobi, vb. yatar. Kültürel kimlikler ve grup özellikleri gibi unsurlar nefret söyleminin kullanılmasını etkiler; yükselen milliyetçilik ve farklı olana tahammülsüzlük gibi koşullarda, nefret dili yükselir ve etkisini artırır” (Alğan ve Şensever, age: 15).

Bir kolektif kimliğin kurulması ancak diğer kolektif kimliklerin kurulmasıyla yani bir ilişkiler bağlamında gerçekleşeceği için genellikle ‘diğerleri’nin referans alınmasıyla ‘diğerleri’ne karşıt olarak üretilir. “Spor, özellikle profesyonel spor ‘yenilecek, alt edilecek’, ‘diğer(ler)i’ni gerektirdiği için, bu tür simge ve inanç kümelerinin üretilmesi yani türdeş olmayan bir ‘biz’in içindeki gerçek farklılıkların silinerek bir ‘kurmaca ulus birliği’nin kurulması için çok elverişli bir ilişkisel mekan sunar” (Mutlu,age: 374). Takımınızın taraftarlarının stadyumu doldurması yeterli değildir; sizin kendinizi kıyaslayabilmeniz, takımınızı ne kadar sevdiğinizi gösterebilmeniz için rakip takım taraftarlarına ihtiyaç vardır. Çünkü rakip taraftarlar ‘onlar’dır ve aşağılık kimselerdir. ‘Bizim takım’ın taraftarları ise hayranlık uyandırıcıdır.

Futbol kendi bünyesinde yerel ve bölgesel çekişmeleri yaratıp yaşatırken özellikle uluslararası karşılaşmalarda biz/öteki imgesi net bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. Bu karşılaşmalar milletin temsili olarak yeniden ve yeniden kurulduğu, güçlendirildiği 90 dakika ile sınırlı da olsa milli bir bütünleşme duygusunun temsili olarak yaratıldığı bir ortamın hayata geçirilmesine katkıda bulunurlar. Bu çerçevede Hobsbawm’ın yapmış olduğu ayrımda iki savaş arası dönemde milletlerarası spor, milli mücadeleyi ifade eder olmuştur. “Milletleri ya da devletlerini temsil eden sporcular hayali toplulukların esas temsilcileridir. Sporu her koşulda erkekler adına, milli duyguları aşılamanın benzersiz ölçüde etkili bir aracı durumuna getiren etken, en az politikleşmiş ya da kamusallaşmış bireylerin bile kendilerini pratikte her insanın olmasını istediği ya da ömrünün bir anında kendisinin olmak istediği kadar mükemmel olan genç insanların sembolize ettiği milletle rahatlıkla özdeşleştirebilmektedir. Milyonların oluşturduğu hayali topluluk on bir isimli bir ekipte daha gerçek görünmektedir. Birey alkışlamakla yetinse bile, kendi milletinin bir sembolü haline gelmektedir” (Hobsbawm, 1995: 170).

Futbol ve milliyetçilik bağıntısını ortaya koymaya gayret edenlerin başında gelen Tanıl Bora’ya göre; “futbol, dünyanın her yerinde, banal / sıradan / gündelik milliyetçiliğin canlı bir dışa vurum alanıdır. Her şeyden önce futbol maçındaki karşılaşma durumu, özcül milliyetçi ‘biz-onlar’ ayrımını en rahatça ve en doğal / masum görünümüyle yansıtır. (Türk basınının zaman zaman kullandığı deyişle, milli maçlarda ’60 milyon santrada’dır.) Milliyetçi ideolojinin ‘tarihin motoru’ olarak kurgulandığı milletlerarası mücadelenin mimetik temsilini sağlar; bu mücadele de kesin (rakamlarla ifade edilebilir) ve görünür zafer temsillerini sunar. Futbol dünyası, özellikle taraftar (alt) kültürü, takımını / kendini yüceltip rakibi / düşmanı aşağılayan marşlar, bayraklar, pankartlar vb. repertuvarının zenginliği ve coşkusu ile milliyetçiliği özellikle gündelik ve popüler düzeyde cisimleştiren ritüel ve sembol ihtiyacı için mükemmel bir kaynaktır… Futboldaki milli maçlar ve belki onlardan daha önemlisi kulüp takımlarının Avrupa takımlarıyla yaptığı müsabakalar, öteden beri, hemen her yerde olduğu gibi Türkiye’de de milliyetçiliğin başlı başına önemli dışa vurum vesileleridir. Futbol, ulusal tutunum sağlama ve benlik kurma sürecinde önemli rol oynar” (Bora, 2001: 559-60).

Futbol, biz ve onlar / ötekiler ayrımlaştırmasının yaratılmasını katkıda bulunmakla beraber hoşgörü ve farklılıklara tahammül edebilme düzeyimizi de gösteren bir toplumsal ayna işlevini yerine getirmektedir. Futbol sahalarında rakip takım taraftarlarına yönelik davranışlarımız aracılığı ile aslında kendimizi tanımlarız. Uluslararası müsabakalar; ülkelerin kendi kimliklerini, güçlerini ortaya koymaları ve elde ettikleri sonuçlarla bunları sınamaları için uygun ortam sunmaktadır. Geçmişten gelen ön yargılar ve karşılıklı ilişkilerde yaşananlar bugün futbol sahalarında etkisini sürdürebilmektedir. Türk takımları için Avrupa ülkeleri ile yapılacak olan müsabakaların her zaman ayrı bir yeri ve önemi vardır. Ancak özellikle İngiltere ve Yunanistan ile olan tarihsel münasebetlerimiz nedeniyle bu ülkelerin gerek milli takımları ve de gerekse kulüp takımları ile yapılan müsabakalardaki atmosfer ve gerilim daha farklı bir biçimde tezahür etmektedir.

Türk milliyetçiliği açısından ‘Batı’ hem öykünülen hem de öfke duyulan ‘onlar’ı temsil etmektedir. 1980 sonrasında yükselen milliyetçilik dalgasında ülke içinde yaşanan terör hareketlerinin de etkisi bulunmaktadır. PKK’nın Avrupa ülkeleri tarafından desteklendiği düşüncesi, bu ülkelere duyulan öfkenin ve ‘Türkün Türk’ten başka dostu yoktur’ anlayışının pekiştirecek söylemlerin gelişmesine neden olmuştur. Herkesten, her şeyden şüphe duyma ‘biz’e atfedilen değerlerin sürekli olumlanmasını, ‘onlar’a atfedilen değerlerin ise sürekli olumsuzlanmasını beraberinde getirmiştir. Bizi güçlendirecek olan Türklük, Türkiye, Türkiyem, gibi söylemler sıklıkla kullanılırken bayrak, vatan, ay yıldız, istiklal marşı gibi sembollere atıflarda bulunma sıklığı da artmıştır.

Futbol medyası özellikle uluslar arası karşılaşmalarda ‘biz’ kimliğinin güçlendirilmesi doğrultusunda yaptığı yayınlarla zaman zaman ön yargıları besleyen, erkeksi ve şoven bir dilin dolaşıma sokulmasında aracı olabilmektedir. Nötr bir alan olarak gösterilen spor / futbol ve bu alanı bize aktarmakla görevli olan spor / futbol medyası kullandığı dil / söylem aracılığı ile nefret söyleminin kitleler ile buluşmasında ve şiddetin alt yapısının hazırlanmasında etkin bir rol üstlenmektedir. “Medyanın nefret suçları kapsamında ele alınabilecek eylemleri haberleştirme, kullanılan dil ve mağdurları ya da olayı sunma şekli, eylemi meşrulaştırmaya ve suçun altında yatan ayrımcılığı gizlemeye yol açabilmektedir” (Alğan ve Şensever, age: 17-18). Akın’a göre bu duruma spor medyası özelinde bakıldığında ortaya çıkan tablo, nefret söylemine zemin hazırlayan farklı tipte ön yargıların kolaylıkla dolaşıma sokulduğunu ortaya koymaktadır. “Nefret söylemi bağlamında düşünüldüğünde, spor / futbol etrafındaki taraftarlık kültürünü, grup aidiyetinin içe kapalı ve dışlayıcı yanından beslenen ve aynı zamanda onu pekiştiren bir spor medyası dilinden bahsedilebilir” (Akın, 2010: 205).

E) İnceleme Birimi ve Yöntem

Futbol popüler kültürün en önemli parçalarından birisidir ve kendi dilini yaratmıştır. Spor gazetelerinin textlerinin analiz edilmesi de sosyal bir analizdir. Bu metinler aracılığıyla söylemin olanaklı bir dünyaya işaret etmekte olan yanını ortaya koyabiliriz. Futbol alanında zihinsel anlam haritalarımızın oluşturulmasında, gazetelerdeki futbol sayfaları, televizyonlardaki futbol programları ve futbol gazeteleri aracı rol oynamaktadırlar. Bu yayın organları yapmış oldukları yayınlar aracılığı ile taraftarların takımları için zihinlerinde bulunan şemaların geliştirilmesinde ve yeni şemaların oluşturulmasında rol oynamaktadırlar. Medya burada ikili karşıtlıklardan hareket etmek suretiyle ‘bizim’ takımımız ve ‘rakip’ takımlar imgesini önce kurgulamakta daha sonra da tekrarlar yaparak yerleştirmek suretiyle de gerilimin artmasını sağlamaktadır. Gündelik hayat içerisinde kanıksadığımız bu dilin deşifre edilmesi ile toplumsal yaşam içinde hakim değer ve ideolojilerin ortaya çıkartılması sağlanabilir. Bu çerçevede son yirmi yıl içerisinde Türkiye futbol medyasında yayınlanan gazete metinlerine yönelik bir söylem analizi uygulaması ile cinsiyetçi, şoven-milliyetçi ve şiddet kültürünün oluşmasında fark edilmeyen ideolojik etkilerin neler olduğu gösterilmeye çalışılacaktır.

Kitle iletişim araçlarının belirleyiciliği mesaj oluşturma ve bu mesajı aktarma pratiklerinde yaşanmaktadır. Söylem, kamusal hayatta kullanılan dildir. Gazete ve televizyonları takip eden insanlar gerçeği değil, gerçeğin kurgulanmasıyla karşılaşırlar ve bu duyguyu bizlere yaşatan medyanın bizatihi kendisidir. Her sözde gerçek kadar gerçek dışı bir unsur vardır. Medya enformasyon aktarımında belli bir dünya görüşünden, ideolojiden hareket etmektedir. Söylem analizi ile bu aktarımın nasıl gerçekleştirilebildiğini yakalama şansına sahip oluruz. “Bir olayı veya bir tarihsel olguyu tanımlamada seçilen sözcükler ve kavramlar aynı zamanda bazı tarihsel / toplumsal süreçleri nasıl kavramlaştırdığımız, nasıl kurguladığımızı anlatan anahtarları oluştururlar. Sözcükler, belirli bakış açısına göre yapılmış, kategorizasyonları temsil ederler. … Medya söylemleri, basit bir biçimde belirli temaları, belirli ideolojileri kurgulayarak eklemlenmez; medya söylemleri aynı zamanda belirli temalara karşıtlıklar ve paralelliklerden oluşan belirli çerçevelere yerleştirerek bu temaların bazı kategoriler içinde yer almasını engelleyebilir” (Erol, 1995: 199-210).

Betimsel Analiz Örnekleri

O… çocuğu hakem millilerimizi yaktı. (Fotomaç – 24/09/1992)

İngiliz basını yenilgiyi hazmedemeyip yine saldırdı; “Yavşaklar“ (Fotomaç – 05/11/1993)

Yedin mi Türkün lokumunu hırbo İngiliz / Hindi bu kez acayip bindi! (Fotomaç – 05/11/1993)

Hindi dediniz bize nasıl yedirdik size (Fotomaç – 01/11/1996)

Şerefsizler! (UEFA İtalyan mafyasına teslim oldu, devletin verdiği güvenceyi bile göz ardı edip maçı 2 Aralık’a erteledi) (Fanatik)

D’Alema (İtalyan Başbakanı) — Dallama(UEFA Başkanı) (Fanatik)

Haçlı Tezgahı (UEFA JUVE’nin Kuklası), (UEFA İcra Komitesi, Juventus’un ‘Türkiye’de can güvenliğimiz yok’ şeklindeki başvurusunu dikkate aldı ve yaptığı iki ayrı toplantı sonunda yarın oynanması gereken maçı erteledi… Ve “Haçlılar’ bir kez daha çirkin yüzünü gözler önüne serdi. Bu karar tüm Türkiye’yi ayağa kaldırdı. (Sabah – 24/11/1998)

Kızları Kadar Olamadılar (Bayan Basketbol Takımı Botaş’la karşılaşmak Üzere Türkiye’de), Neredesiniz Delikanlı Juventus’un Erkekleri (Fanatik)

Bunlar Eşşeoğlu Eşek! (Görüşlerini ileten taraftarlar. Bunların hepsi karaktersiz, Hepsi satılmış. Türk’ün Türk’ten Başka Dostu Yok’ dediler.) (Fotomaç – 25/11/1998)

Türkiye Sizinle Gurur Duyuyor (Tabii ki önemli İtalyanların katil Apo’ya sahip çıkması… İade etmemesi… ve Juventus’un bir İtalyan takımı olması… Unutmayalım ki, bu akşam Galatasaray’ımız bir futbol maçına çıkacak… Sikorsky helikopteri düşürmeye (!) ya da kısaca savaşa çıkmayacak. Juventusu yenersek… Şampiyonlar liginde çeyrek finale çıkarsak … ki bunlar olacak !… O zaman Aposever İtalya dersini alacak, dünya misafirperver Türklerin haklılığını anlayacak… Haydi Aslanım, sana çok iş düşüyor… Çünkü omuzlarında 65 milyonun ağırlığı var!) (Sabah)

T. Yücel: Ucuz Haçlı Mafyası (Fanatik – 03/12/1998)

Cimbom Katilden Kurtuldu. Apo Artık Roma’yı Tutuyor (Hürriyet – 04/12/1998)

En Büyük Türkiye PKK’ya 4 Gol (Finlandiya’da çirkin PKK gösterisi millilerimizin moralini bozamadı. Yenilgiden 4 gollü zafere ulaştık), (Hem Fin’i hem haini 4-2) (Takvim – 06/06/1999)

Küstahlar (İrlanda’nın hocası ve medya, kuyruğuna basılmış it gibi havladı) (Takvim – 15/10/1999)

YENDİK Mİ LAN

Galatasaray Milan’a aganigi naganigi yaptı ve UEFA’ya kaldı 3-2 (Star – 04/11/1999)

BORU SSIA

Heeey! Avrupa.. Gördün mü? Cim Bom Bu Boru Değil (Borussia Dortmund’u paçavraya çevirdik: 2-0 (Star – 03/03/2000)

Hindi baba hindi Leedse kötü bindi! (Star – 07/04/2000)

Yok Öyle! Burası Türkiye

Engin Ardıç: Herkesin Lumpeni Kendine (Star)

Haçlı Ruhu Hortladı

Osman Tanburacı : Ya Evladım Ölseydi ( …şimdi, kupaya kan bulandı, ayıp ettik, biz hep böyleyiz diyenlere soruyorum. İki birayı çekince senin bayrağına saldıran, kadınına kızına kıçını başını gösteren bu ahlaksızlara karşı niye hala kendini suçlama kompleksine düşüyorsun? Vazgeçin böyle cilalı laflar etmekten. Ya bu köpeklerin yüzünden benim evladım ölseydi?… Düşündünüz mü hiç? (Fanatik – 08/04/2000)

Sapıklar! (İngiliz holiganlar gün geçtikçe sakinleşip, gerçekleri görmek yerine daha da saldırganlaşıyor. Ada’da yaşayan Türkler’e fiziki saldırılarda bulanan caniler dün de Sheffield’da bir Türk lokantasını yaktı) (Fotomaç)

Bu laflar yenilir yutulur gibi değil İngilizler İnternet’e şunları yazıyor: Türkler kız kardeşleri ile cinsel ilişkiye girer.. Hastirin SOB’LER (O. Çocukları) (Takvim – 12/04/2000)

Sıka Sıka Yeneceğiz (Asabi – 15/04/2000)

Sifonu Çektik / Çirkin İngilizler boylarının ölçüsünü aldı artık ağlasınlar, karaları bağlasınlar; Türk Şamarı 2-2 (Galatasaray, 65 milyon Türk’ün manevi desteğiyle Leeds’de destan yazdı. Haçlı ordusu Hagi ve Hakan Şükür’ün golleriyle dize geldi. Aslanlar finalde bir başka, İngiliz Arsenal’le karşılaşacak) (Asabi)

DİNGİLTERE (Aslanımız 15 gündür her türlü çirkefliği yapan İngilizler’e dersini verdi. İlk kez bir Türk takımı UEFA Finaline çıktı… (Star – 21/04/2000)

Tivoli meydan savaşı / Holikan=99 yaralı (Yaralı İngilizlerin yardımına önce Türk gençleri koştu…Galatasaray-Arsenal finali öncesi, içip içip Türk Kadınlarına ve çocuklarına saldıran İngiliz holiganlar, yine kan döktü… (Takvim)

Ali Sami Alkış; Biz adamın böyle ciğerini sökeriz (Onun adı Cimbom… kodu mu oturtur! Osmanlı tokatını yapıştırdı mı bir de yer çarpar… Yamulur, dağılır… Allahına yan bakarsın…) (Star – 31/10/2001)

Turkish Job! (Türk İşi) Italian Cop! (İtalyan Copu) (Fanatik -14/03/2002)

İT ALYAN (Pislik İtalyanlar, Aslan’a yenilmeyi hazmedemedi Öleceğiz… Biteceğiz… Barça’yı yeneceğiz. (Vahşet)

Y.Özdil: Koduk mu oturturuz! (Eskiden bir Türk takımı, İngiliz takımıyla maç yapacağı zaman, soğuk nevale İngiliz gazeteciler hep aynı ucuz espriyi yapardı: ‘Hindiyi fırına vereceğiz…’ Hesapta ‘Türkiye’ ve ‘hindi’ anlamına gelen ‘Turkey’ kelimesini çift anlamlı kullanıp, bizimle maytap geçerlerdi. Zaten bu ‘derin espri yeteneği’ yüzünden dünyanın en ince kitaplarından biri ‘İngiliz Mizah Tarihi’dir… Galatasaray, Türkiye’nin ‘aşağılık kompleksi’ni yenmeyi başardı. Türkler’in alnında kara bir leke gibi yapışan ‘hindi’ etiketini çıkardı…)

T.Erker: Forza Roma Nahh Roma! (Star – 14/03/2002)

65 Milyon Kore Gazisi (52 yıl önce Güney Korelileri, Kuzeylilerin elinden kurtarmıştık… 52 yıl sonra, Güney Koreli bir hakem, sırtımızdan bıçakladı, Brezilya’yı elimizden kurtardı) (Star – 04/06/2002)

Türkiyem vursun köpekler kudursun (Pas – 22/06/2002)

Naber Dünya! İşte Türk İşte Türkiye – Dünya deviyiz (Gözcü – 23/06/2002)

Evine Dön Köylü! Olmadı Kadıköylü ( Yazık… Gerçekten çok yazık…Fenerbahçe Cumhuriyeti’yim diyorsun, ama teknik direktörün Fenerbahçe Cumhuriyetinden değil.. Dünya çapında bir stada, dünya çapında starlara sahipsin, ama antrenörün Alman köylüsü.. Böyle bir takımı, bir Alman köylüsüne emanet edeceğine, keşke bir ‘Türk köylüsü’ne teslim etseydin) (Star – 28/08/2002)

Erkek Adam Bu Turu Geçer! (Fanatik – 27/03/2003)

Erkek Adam Tarih Yazar! (Fanatik – 28/03/2003)

İngiltere’yi Evinde Devirmeye Hazırız (Takvim – 02/04/2003)

M.Tunca: İki İngiliz Dövmezsem Bana Adam Demesinler (Star – 03/04/2003)

70 Milyon Türk İçin Çok Acele ‘KAN’ Aranıyor! (Bizim kanımızda, adı sanı belli olmayan, dünya futbolunda 56.sırada bulunan takımlara elenmek yoktu!) Türkiye 2-Letonya 2 (Fanatik – 20/11/2003)

Ayıdan Post Olmuyor Aslanım! (Bugün İstanbul yerine, Juventus’la Dortmund’da oynuyoruz) (Milli Gazete – 02/12/2003)

Ali Sami Alkış: Giren de UEFA’ya Çıkan da UEFA’ya! (Star)

Teröre de UEFA’ya da Türk Tokadı TARİHİ korkaklar değil ASLANLAR YAZAR 2-0 (Fotomaç – 03/12/2003)

Muhtaç Olduğun Kudret Damarlarındaki Asil Kanda Mevcuttur (İsviçre-Türkiye) (Fotomaç – 12/11/2005)

Haçlı Tuzağı (Hakemi arkasına alan İsviçre; taraftarı, yöneticileri ile birlik olup adeta haçlı ordusu kurdu. Bizi kalleşçe sırtımızdan vurdu 0-2) (Fotomaç – 13/11/2005)

Futbol Erkek Oyunu (Biz erkekçe oynayıp yiğitçe bir destan yazacağız. Peki ya siz İsviçreli oyuncular? Dört İsviçreli oyuncu kadın kılığında fotoğrafları ile) Buyrun Er Meydanına (Dünya üzerindeki bütün Türkler, tek ses, tek yürek oldu. Bu akşam Kadıköy’de Şükrü Saraçoğlu stadında ilk maçta Bern’de 2-0 yenildiğimiz İsviçre’yi konuk ediyoruz. İsviçreliler adeta bir Haçlı Ordusu kurup bizi ilk maçta yendiler. A milli takımımız, bu akşam İsviçre’yi masa başı oyunlarla değil, erkekçe mücadele ederek Kadıköy’ün çimlerine gömecek. Çünkü futbol bir erkek oyunudur. Erkekçe oynayıp, zafere ulaşacağız… Evet, bu akşam tüm Türklerin kalbi Kadıköy’de atacak) (Fotomaç – 16/11/2005)

Haçlı Tezgahı 4-2 / Şerefsiz Huggel! (Rakip takım oyuncusu, maç bitimi soyunma odasına giderken önce Terim’in yardımcısı Mehmet Özdilek’e tekme attı, sonra da koridorda Alpay’ı itti. Çıkan arbedede Özdilek’in kaşı açıldı, Emre’nin ise gözü morardı)

Fatih Terim: Ahlaksız Hakemler. Millilerimizin hocası hakem bahanesinin arkasına sığınmak istemem ama böyle ahlaksız iki hakem görmedim (Star – 17/11/2005)

Blatterbiyesiz (Bunu yapan sizsiniz… Tekme attılar, küfrettiler, hakemi ayarladılar yetmedi. İsviçre tezgahının son perdesinde FİFA’nın İsviçreli Başkanı Sepp Blatter sahne aldı) (Güneş)

Pisviçreli Amigo (Star – 18/11/2005)

O… Çocukları – 2 (İsviçre yıllar sonra bu kez de FİFA ile kol kola girdi, yapacağını yaptı…18 yıl önce UEFA ile işbirliği yapıp Galatasarayımızı Neuchatel Xamax’a kurban etmeye çalışan zihniyet, dün Zürih’te hortladı… Milli Takımımıza 6 maç tarafsız sahada hem de seyircisiz oynama ve 200 bin Frank ceza verdi. FİFA – İsviçre A.Ş.(!) bu kadarla da kalmadı. Futbolcularımıza da ‘insan haklarını hiçe sayan’ cezalar biçildi. Alpay 6 ay, Emre 6, Serkan 2 maç yok. Şifo 12 ay cezalı (Fotospor – 08/02/2006)

Atina’yı deleriz Yorgo’yu Öperiz! (Fotospor – 24/03/2007)

Yine O… Çocukları (Yunanlıdan dost olmaz sözü bir kez daha kendisini gösterdi. 700 yıllık kuyruk acısını çıkartmak için dün gece de yapmadıkları pislikleri bırakmadı) (Fotospor)

Yunanistan’ı Atina’da Darmadağın Ettik (Fanatik)

Reziller (Atatürk aleyhine pankart açma terbiyesizliğini yaptılar) (Fotomaç)

Z.Tüzün: Yunanlılara Kapak Oldu (Fotospor)

O.Şenher: Komşuyu Dağıttık (Posta – 25/03/2007)

M.Kemal’in Çocuklarından Yunan’a Sevgilerle SUS VE DİZ ÇÖK 4-1 (Fotospor – 25/03/2007)

Suyu Isıt Komşu Kızı (Yunanlılar, ‘Bugün Türkler’in çamaşırlarını alacağız’ diyor.. Herhalde yıkıyacaklar!.. Eh, madem öyle.. ) (Fotospor – 17/10/2007)

Çikolata ÇOCUKLARI (Ev sahibi İsviçre’ye Basel’de bozguna uğrattık! Maçtan önce Terim’i ‘kebap’ yapan İsviçreli ‘Çikolata Çocukları’na ‘Tokat Kebabı’nı yedirdik! Çeyrek final şansımızı Çek Cumhuriyeti maçına taşıdık!) 2-1 (Fotomaç)

İsviçre’ye milli tokat(içimizdeki ve dışımızdaki bölücülerin duası kabul olmadı) (Halka ve Olaylara Tercüman)

Haşırt Diye! (Şımarıklara döner kebabı Semih ve Arda Yedirdi!) (Fotomaç – 12/06/2008)

Türkiş Boru (2-0 yeniktik son 15 dakikada 3 ÇEKip çeyrek finale çıktık 3-2) (Fotogol – 16/06/2008)

Osmanlı Tokadı Geliyooor (Euro 2008’de Çek maçında tarih yazan Türkiyemiz bu akşam çeyrek finalde Hırvatistan ile kapışıyor… 3’üncü Viyana kuşatmasında hedefimiz yarı final..) (Fotogol – 20/06/2008)

Mama Lı Turchı (Anneciğim Türkler Geliyor) 4-2 (Takvim)

Viyana Düştü(Hırvatları devirdik!) (Türkiye – 21/06/2008)

Karadeniz Kartalı (TS’u evinde devirdi) (Fotomaç – 08/11/2009)

Alex KUŞA ÇEVİRDİ 1-0 (Fotospor – 19/04/2010)

Rezalet! 1-1 (FB tıpkı 4 sezon önce olduğu gibi şampiyonluğu son maçta kaptırdı) (Fotogol)

A. Yıldırım, Daum için işte böyle dedi: Defolup Gitsin (Fotomaç – 17/05/2010)

Bir Adam Var Gapgara Diyiler Ona Yatara (Fotomaç – 24/08/2010)

Sen Uyursan Rakip Vurur! (FB-GS) (Fotospor – 24.10.2010)

Sonuç

Toplumların önemli özelliklerinden birisi tarihsel ve kültürel miraslarını kuşaktan kuşağa aktarabilmeleri ile geçmişten gelen birtakım ön yargı ve düşmanlıkları da gerek gündelik yaşam içerisinde gerekse okullardaki ders kitapları içerisinde yeni yetişen kitleye aktarabilmeleridir. Toplumsal hafıza kullanılan sembollerle, dile yerleşen birtakım eğretilemelerle kuşaktan kuşağa aktarılabilmektedir. Eğretilemeler o alana ilişkin olarak düşüncelerimizin belirlenmesinde dünya görüşümüzün oluşturulmasında ya da bir takım insanlar, milletler, dinler hakkındaki fikirlerimizi farkında olmadan etkileyebilmektedirler. Karşı karşıya olduğumuz sorunun ve içinde bulunulan konumun etkisi ile zihniyet kalıpları ve kodlanmış cümleler saklı tutuldukları depodan çıkarılmakta ve olaya uyarlanmaktadır. İncelenen gazete metinlerinde sıkça ‘Haçlı Tuzağı’ ifadesine rastlanmıştır.

Bu anlamda zaman içerisinde oluşan biz / öteki imgeleri tarihten beslenip günümüze kadar uzanan bir çizgide derin anlamları barındırabilmektedirler. Bunun yanı sıra Hıristiyan-Müslüman ayrımının da devrede olduğunu akıldan çıkartmamamız gerekmektedir. Futbol sahalarında uluslar arası karşılaşmalar sırasında meydana gelen birtakım olayların sadece kaba kuvvet ya da şiddetin dışa vurumu olmadığı arkasında bir takım tarihsel gerçekleri de barındırmakta olduğu gerçeğini unutmamalıyız. Biz / Öteki ayrımlaşması somut bir biçimde burada kendisini gösterebilmekte tarihten gelen karşıtlıklar futbol aracılığıyla su yüzüne çıkabilmektedir. Bu konuda en çarpıcı örnek Yunanistan milli takımı ile oynanan karşılaşmalar sonrasında atılan başlıklardır.

Karşılıklı ön yargı ve düşmanlıklardan beslenerek gelişen bu süreç grupların karşılıklı ilişkiye geçtiği durumlarda çatışma ile sonuçlanabiliyor. Uluslararası futbol müsabakaları da bu türden düşmanlıkların çatışmaya dönüşebileceği ortamların oluşumuna katkıda bulunabiliyor. 17 Mayıs 2000 tarihinde Tivoli meydanında yaşanan arbede de olduğu gibi. İngiliz holiganları İngiliz ayrıcalıkçılığını, futbolda üstün oldukları gerçeğini çıkarttıkları olaylarla tüm dünyaya duyururken onların karşısında Türk’ün gücünü tüm Avrupa’ya göstermeye niyetli olanlarda onlardan hiç geri kalmamaya özen göstermişlerdir. Bu olayların Türk tabloid basınında yansıması gündelik milliyetçi zihniyet kalıplarının başlıklara taşınması biçiminde olmuştur:

‘BÖYLE DAYAK YEMEDİLER’ (Gittikleri her ülkede terör estiren İngiliz serseriler, Kopenhag’ta Türklere bulaşmanın bedelini eşek sudan gelinceye kadar dayak yiyerek ödediler… Türk bu kuru gürültüye pabuç bırakır mı?) (Asabi – 18/05/2000)

‘İLK ŞAMARI HOLİGANLAR YEDİ’ (Kaşındılar! Kendini bilmez İngilizler kendi kazdıkları kuyuya düştüler. Holiganlar, tahrik ettikleri Türklerin altında ezildiler) (Gözcü – 18/05/2000)

Aslında her iki ülkenin de tarihlerinde benzer deneyimler yaşamış olmalarının sonuçlarını futbol dünyasına göstermiş oldukları tepkilerden de takip edebiliriz. Büyük Britanya ve Osmanlı İmparatorluğu’nun yüzyıllar boyunca getirmiş olduğu ayrıcalıkların içinde yaşadığımız dönemde ortadan kalkmasına karşı duydukları agresiflik futbol sahalarında da kendisini göstermektedir. İngilizlerin kendi oyunları olarak gördükleri futbolun uluslar arası teşkilatı olan FİFA’ya ikinci dünya savaşı sonuna kadar üye olmamaları ve dünya kupalarına da ancak 1950’de katılmaları bu durum için verilebilecek iyi bir örnektir. Büyük ve güçlü devlet olma mirası Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının bilinç altında her zaman saklı bulunmaktadır. Bunun içindir ki hala dünyanın en güçlü ordularından birine sahip olmakla övünürüz. Tarihimiz boyunca mücadele içinde olduğumuz Avrupa oluşturduğu birlik içine bizi almadığında ‘Hıristiyan kulübü’ nitelemesini ve dinsel farklılığımızla kendimizi yüceltmeyi öne çıkarabiliriz. Osmanlı’dan getirdiğimiz savaşçı millet imajımızı futbol terimlerine de yansıtmışızdır: TOP-KALE kelimeleri bile bizim futbolla zihniyet kalıplarımız arasındaki ilişkiyi belirtmesi açısından son derece etkileyicidir.

Bilinç altımızdaki Viyana kapıları imgesini bir türlü üzerimizden atabilmiş değiliz. Eğin’in de belirtmiş olduğu gibi; “Avrupa kelimesini zaten bilinç altında bir kıtadan öte şeylere tercüme eden Türkler, yine aynı ilkel bilinç altının ürünü olan ve popüler dil tarafından da sık sık hatırlatılan ‘Haçlı seferleri’ ya da ‘Hıristiyan kulübü’ gibi tanımlamalarla gerçekte var olmayan, hayal edilmiş bir devletler arası savaşın tarafları gibi kendilerini görüyorlar. Bu dil sayesinde taraftarlar arası şiddet, ürkütücü bir boyut kazanarak ölümlere yol açabiliyor. Saldırganlar yaptıklarının ne de olsa birileri tarafından meşrulaştırılacağını, kabullenileceğini ‘istemediğimiz görüntüler’ ya da ‘kendini bilmez birkaç kişi’ denerek geçiştirileceğini biliyorlar” (Eğin,2000: 3). Özellikle 2008 Avrupa Şampiyonası sırasında kazanılan her maç sonrasında bilinç altımızdaki ‘Viyana İmgesi’ su yüzüne çıkmış ve gazetelerimizde sıkça ‘Viyana düştü’ başlıklarına yer verilmiştir.

Galatasaray-Leeds United karşılaşması öncesinde (06/04/2000) 2 İngiliz taraftarın öldürülmesi sonrasında maçın iptali ile ilgili çıkan yayınlar üzerine kimi gazeteler ‘HAÇLI RUHU HORTLADI-HAÇLI İTTİFAKI’ başlıklarını kullandılar. Bu olaya karışanlar hakkında ‘kadınlarımıza sarkıntılık ettiler, bayrağımızı cinsel organlarına sürttüler, paralarımızı yırttılar’ gibi bahaneler ileri sürülürken 08/04/2000 tarihinde Osman Tanburacı’nın ‘bu köpekler yüzünden ya evladım ölseydi?’ ve Engin Ardıç’ın ‘herkesin lümpeni kendine’ (Elin iti kopuğu gelecek ortalığı dağıtacak, İngiltere’nin artık hababam işsiz ve lümpen üreten sanayi şehirlerinin yetmiş iki buçuk serserisi birayı çekecek Beyoğlu barlarında kadınımıza hem sözüyle hem eliyle sarkıntılık edecek arabalara saldırıp tekmeleyecek, Türk bayrağını indirmeye kalkacak, ona buna küfürler savuracak masaları iskemleleri kıracak dökecek, yetmeyecek bıçak çekecek… İngiliz lümpeni bunu yapacak da , Türk lümpeninin eli armut mu toplayacak?… İşte böyle olur… İki gol yerler… iki de bıçak yerler, giderler…) başlıklı köşe yazılarında kullanılan ifadelerin, olaya karışanlarla aynı çizgide olması düşündürücüdür. Ölümler üzerinden kendi milletini olumlamaya çalışan zihniyet yapılarını nefret söyleminin spor / futbol üzerinden nasıl inşa edilebildiğini göstermesi açısından bu ve benzer örnekler önem taşımaktadır.

Futbolun, toplumsal yaşam içerisinde her geçen gün daha fazla yer almaya başlamasında hiç kuşkusuz medyanın yapmış olduğu yayınların büyük etkisi bulunmaktadır. Medya, Türkiye’deki futbol iktidarının kurumsallaşmasında son derece etkili bir ajan konumundadır. Futbolun, oynanan sürenin dışında kalan saatler ve günler hatta haftalar-aylar boyunca kamuoyunu meşgul etmesi beraberinde Bora’nın yerinde saptamasında olduğu gibi; başka konularda sohbet etmeye ayrılabilecek vakit ve enerji rezervlerini ciddi biçimde tehdit etmek suretiyle, dünyanın başka olayları hakkındaki duyarlılığımızı köreltmek gibi, daha vahim bir tehdidi de beraberinde getirmektedir. “Kullanılan dil, büyük çoğunlukla, birkaç şablon idare eden, kısır bir dil. Ya da bir külhanbeyi dili. Üstelik onun ‘edebi’ açıdan zayıf, bayağı bir versiyonu, Bu dil, kör bir fanatizmi yansıtıyor. Yine çoğunlukla bir futbol kulübüne angajmana bağlı bir fanatizm; onunla birleşerek, skora ve başarıya odaklanmış, futbolun başka güzelliklerine ve değerlerine körleşmiş bir fanatizm… Bu dil ve bu bakış açısı, belki bu futbol sohbetleriyle yaratılmıyor ama bunlar vasıtasıyla yeniden üretiliyor, çoğaltılıyor, meşrulaştırılıyor. Bilhassa ergen nüfus, bu dil ve bu bakış açısıyla ‘sosyalleşiyor’ ve belki de ömür boyu ergen olarak kalması sağlanıyor! Bir başka faktör , bu söylenenlerden çıkan doğal bir sonuç: Futbolla ilgilenmeyenlerin kaçacak yeri kalmıyor!” (Bora, 2004: 12).

Futbol, militarize dil ve zihniyetin en sık kullanıldığı ve bu anlayışın yerleşip, gelişmesine en kolay ortam hazırlayan alanlardan birisi belki de birincisidir. Futbol üzerinden gerçekleştirilen ‘politika diskuru’ ile milliyetçilik, tam bağımsızlık, düşmana / ötekine karşı yurdun korunması, Türk’ün gücünün tüm dünyaya gösterilmesi ve Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur algısı ve benzerleri tüm topluma ve toplumsal yaşama aktarılabilmektedir. Futbol haberleri söz konusu olduğunda kullanılan argo konuşma ve deyimleri içeren dilin, zaman zaman faşizan ögeleri de bünyesinde barındıran ‘kirli’ bir dil haline geldiği görülür.

Erkeksi dilin ön planda tutulduğu ve bunun milliyetçi bir söylemle birleştirildiği noktada homofobik bir zihniyet algısının kitlelere aktarımında etkili olduğu söylenebilir. Bu doğrultuda yaptığımız analiz içerisinde Türkiye – İsviçre maçı öncesinde Fotomaç Gazetesi’nin (16/11/2005) ‘Futbol Erkek Oyunu Buyrun Er Meydanına (İsviçre’yi bugün Kadıköy’ün çimlerine gömeceğiz. Biz erkekçe oynayıp yiğitçe bir destan yazacağız. Peki ya siz İsviçreli Oyuncular?) diyerek sormasının ardından İsviçreli futbolcuları travesti kılığında göstermesi dikkat çekicidir. Ayrıca argo ifadelerle beslenen ve gündelik hayat içerisinde sıkça kullanılan bir takım küfürlerin başlıklara yansıtılması -bunun özellikle uluslar arası karşılaşmalar sonrasında sıkça hakemlerin yanı sıra İngiltere, Yunanistan ve İsviçre gibi ülkeler için kullanılması- önemlidir.

Spor, cinsiyet ayrımcılığını besleyen ideolojik ögelerle yüklü bir alandır. Bu alan içerisinde erkek egemen değerler ve bu değerleri meşrulaştıracak bir düzen söz konusu olmaktadır. Seksizm bir ideolojidir ve bu ideoloji içerisinde baskın ve sönük konumda olan yani yenen ve yenilenler bulunmaktadır. Seksizm, kültürel ve toplumsal bir olgudur ve spor toplumdaki cinsel bölünmeyi destekleyici yapısı ile bu ideolojinin yaygınlaşmasında, kitleler arasında sorgulanmaksızın kabul edilmesinde aracı bir rol oynar. “Spor yoluyla cinsiyetçi ideolojilerin yeniden üretimi bu alandan çok daha fazla yerlere uzanır. Sporun bizatihi kendisi doğal olarak erkeksi gibi görünüyor. Spor, erkekliğin aktif, agresif, rekabetçi,güçlü, meydan okuyucu, cesaretli vb. olduğunu yeniden olumlamak suretiyle erkeksilik mitlerini yeniden üreten bir formdur. Sporda erkekler, rekabet ederek çabalayarak ve başarmaya çalışarak kendi erkeksi kimliklerini onaylamaya çalışırlar. Spor arenası erkeksi referanslarla tanımlanan bir arenadır” (Clarke&Clarke,1985: 67).

Popüler futbol kültürü içinde kullanılan metaforlar aracılığı ile kendisi ‘dişi’ olarak görülen oyun üzerinden, galip gelen ‘erkek’, mağlup olan ise yine ‘dişi-kadın’ olarak ifade edilmektedir. Bu benzeştirme sürecinde şiddetle cinsellik, argo kullanımı da birlikte kullanılmaktadır. Kullanılan sokak dili üzerinde temellenen futbol medyası söyleminin, cinsiyetçi-argo ifadeler içeren kelimeleri kullanması son derece normal karşılanmalıdır. Çünkü sokağın dilinin içerisinde cinselliği çağrıştıran küfürler, argo ifadeler sıkça yer almaktadır. Bu dil içerisinde yetişen çocukların, kendi tahayyül dünyalarını kurmalarında futbol gibi içerisinde çok sayıda göstergeyi taşıyan bir spor dalının büyük bir etkisi olmaktadır. Futbol, erkek egemen kimliğin kurulmasında, içinde taşıdığı erkeksi ögeler nedeniyle son derece önemlidir. Futbol, erkeklere kendilerine ait bir dünyanın kapılarını açmakta ve o dünya içerisinde daha özgür bir yaşam alanı yaratma fırsatını vermektedir.

Türkiye’de erkek kimliğinin oluşumunda etkili olan spor / futbol alanının da kullanılan erkek egemen dilin, medyadaki (gazete-televizyon ve reklamlardaki) uzantıları erkek dünyasının sürmesine katkıları göründüğünden çok daha fazladır. Erkeklerin, ‘kendilerine’ ait bir dünya olarak gördükleri, futbol dünyasında, erkek egemen değerler rahatça dolaşıma girmekte ve futbolu kullanan reklamlarda da, hep bu değerlere göndermelerde bulunulmaktadır: İçki içmek, özgürlüğün tadına varmak, güç-gurur duymak gibi. “Futbol, erkeklerin çocukluk rüyalarının yetişkin dönemlerde de sürmesine katkıda bulunurken, futbolun hayatla kurmuş olduğu güçlü bağlantı ve kimlik/aidiyet bağlantıları sayesinde erkeklerin kendilerine ait bir dünyada ve kendi hemcinsleri ile bir arada güven içinde bulunmaları sağlanmaktadır. Futbolun küçük yaşlardan itibaren erkek çocuklarının sosyalleşmesinden, bir grup içerisinde yer almasına ve erkek kimliğini öğrenmesine kadar pek çok alanda büyük etkileri de bulunmaktadır. Futbolun ya da futbolun cinsiyetçi yapısının tehlikeli patikalarda dolaşmasına neden olan yönü daha çok milliyetçi duygularla iç içe geçtiği anlarda ortaya çıkan ruh halinin tezahürü ile ilgilidir. Kendi kimliğinin en önemli parçalarından birisi olan erkeksilik boyutuna getirilen eleştiriler (küfürler, küfürlü pankartlar, gazetelerdeki başlıklar vb. gibi) milliyetçi duygularla birleştiğinde militer, ırkçı, aşağılayıcı, homofobik, zenofobik bir dilin dolaşıma girmesine neden olmaktadır. Kendisi gibi olmayan her kesimi ve kişiyi tehlikeli görme anlayışının beslendiği, kullanılan kirli dil ile serpilip büyütüldüğü spor / futbol alanı üzerinde daha fazla durulması gereken adeta bir kurtarılmış bölge olarak üzerinde daha fazla çalışılmayı beklemektedir” (Talimciler,2009: 63).

Medya, futbolu ve futbol alanına ait aktörlerle ilgili olarak yapmış olduğu yayınlar ile sadece futbolu ve bu aktörleri değil, toplumsal yaşamı ve bu alanla ilgili düzenlemeleri de etkilemektedir. İşte bunun içindir ki, medyanın spor / futbol ideolojisinin dekode edilmesi, aslında toplumsal yaşam içerisine sinmiş olan bir takım ideolojilerin, değer yargılarının ve rol kalıplarının da ortaya çıkartılması anlamına gelecektir. Türkiye’de futbol medyası cinsiyetçi, şoven-milliyetçi ve şiddet içeren söylemler aracılığı ile genel olarak ayrımcı, saldırgan ve militer bir anlayışı destekleyen bir anlayış üzerinde yayınlarını gerçekleştirmekte ve bu durum nefret söyleminin farkında olunmadan geniş kitlelerle buluşmasında aracı olmaktadır.

Ahmet Talimciler
“Ötekine Yönelik Nefretin Fark Edilmediği ya da Kanıksandığı Alan: Türkiye Futbol Medyası”
Der. Yasemin İnceoğlu, Nefret Söylemi Nefret Suçları, Ayrıntı Yayınları, 2012
talimciler@hotmail.com


Kaynakça

  • Ağlan,C ve Şensever, L.(2010) Ulusal Basında Nefret Suçları: 10 Yıl 10 Örnek, Sosyal Değişim Derneği, İstanbul
  • Akın, A. (2010) “Çevrimiçi Spor Ortamlarında Nefret Söylemi: Bir Topun Peşinde Koşan Yirmi İki Adam, Taraftar Ve Medya” Yeni Medyada Nefret Söylemi içinde. (Yay.Haz.) Çomu,T.,ss.193-222, Kalkedon Yayınları, İstanbul
  • Belge, M. (1979) “İdeoloji ve Örgüt”, Birikim Dergisi, Sayı: 48, ss.56-62
  • Bora, T. (2001) “Türkiye’de Futbol ve Milliyetçilik”, Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik içinde. (Der)Bora, T., ss.559-581, İletişim Yayınları, İstanbul
  • Bora, T. (2004). “Medya ve Hayatın Bir Sorunu: Aşırı Futbol”, Nokta Dergisi, sayı:39, ss.12
  • Bora, T. & Erdoğan, N. (1993) “Dur Tarih Vur Türkiye”, Futbol ve Kültürü içinde (Der)Bora,T.-Horak,R.-Rester,W., ss.221-240, İletişim Yayınları, İstanbul
  • Clarke, A. & Clarke, J.(1985) “Hıghlights and Action Replays: Ideology, Sport and Media” Jennifer Hargreaves(Der.) Sport, Culture and Ideology. (ss.62-87). London: Routledge
  • Crolley, L. & Hand, D.(2002) Football Europe and Press, Frank Cass Pub. London
  • Çelebi, A. (1990) Söylem Çözümlemesi: Gazetelerin Haber Oluşturma ve Gündem Belirleme İşlevlerine Eleştirel Bir Yaklaşım, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. A.Ü. Sosyal Bilimler Ens. İletişim A.B.D. Ankara
  • Eğin, O. (2000) “Bir Çocukluk Hastalığı”, Binyıl Pazar ilavesi,21 Mayıs 2000
  • Erol, N. (1995) “Söylem Olarak İdeoloji: New York Times Örneği”, Toplum ve Bilim Sayı:67, ss.199-214
  • Gökalp, E. (2005). “Medya ve Spor ya da spor / futbol Medyası”, Toplum ve Bilim, Sayı:103, ss.121-137
  • Hall, S. (1994) “İdeolojinin Yeniden Keşfi”, Medya, İktidar ve İdeoloji içinde. (Der.ve çev: M.Küçük, ss.57-103, Ark Yayınları, Ankara
  • Hargreaves, Jennifer (1982) “Theorising Sport: An Introduction”, Sport, Culture and Ideology içinde.(Der)Hargreaves, Jennifer,ss.1-29, Routledge& Kegan Paul, London
  • Hobsbawm, E. (1995)Milletler ve Milliyetçilik, Çev. O.Akınhay, Ayrıntı Yayınları, İstanbul
  • Hognestad, H. K. (1997) “The Jambo Experience: An Antropological Study of Hearts Fans”, Entering the Field: New Perspectives on World Football içinde. (der) Armstrong,G&Guilanotti,R. Oxford, Berg
  • Kejanlıoğlu, B. (2005) Frankfurt Okulunun Eleştirel Bir Uğrağı: İletişim ve Medya, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara
  • Mutlu, E. (1996) “Avrupa’yı Salladık, İngiltere’yi Sarsacağız: Futbol, Milliyetçilik ve Şiddet” Cogito Şiddet Özel Sayısı (6-7), ss.367-375
  • Oktar, L. (2002) “Gazete Söyleminde İdeolojik Yapılar”, 1990 Sonrası Laik-Anti Laik Çatışmasında Farklı Söylemlerin içinde. (Der)Yağcıoğlu,S. ss.37-52, Dokuz Eylül Yayınları, İzmir
  • Oskay ,Ü. (1992) İletişimin ABC’si, Simavi Yayınları, İstanbul
  • Özkök, E. (1985) Kitlelerin Çözülüşü, Tan Yayınları, Ankara
  • Talimciler, A. (2009) “Türkiye’de Erkek Kimliğinin Oluşumunda Gözardı Edilen Alan: spor / futbol” (Erkek Kimliğinin Değişe(meye)n Halleri içinde. (Edit.)Kuruoğlu,H .,ss.45-65 Beta Yayınları, İstanbul
  • Talimciler, A. (2010) Sporun Sosyolojisi Sosyolojinin Sporu, Bağlam Yayınları, İstanbul
  • Thompson, J. B. (1984) Studies in the Theory of Ideology, Berkeley, University of California Pres
  • Wahl, A. (2005) Ayaktopu Futbolun Öyküsü, (çev.) C.İleri, YKY, İstanbul

 

Yorum Yazın

Haftalık E-Bülten Aboneliği




sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Haftalık E-Bülten Aboneliği




sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.