Genç yaşta olgunlaşmış bir polimat, “Pazar” filozofu, Ortak Pazar’ın mimarı, Stalin destekçisi ve muhtemelen bir Sovyet ajanı… Alexandre Kojève bunların hepsiydi. 1902’de Moskova’da doğan Kojève belki de aslen 1933-1939 seneleri arasında Paris’te yer alan École Pratique des Hautes Études’de G.W.F. Hegel’in Phenomenology of Spirit [Tinin Fenomenolojisi] (1807) üzerine verdiği derslerle tanınır. Bu dersler yalnızca iki dünya savaşı arasındaki dönemde değil, savaşın bitiminden çok sonrasına dek Fransız düşünce dünyasında olağanüstü etki yaratmıştır. Verdiği dersler, Hegel’in Fransa’ya tanıtılmasının ilk etabını oluştururken, Louis Althusser ve Jacques Derrida gibi birbirinden farklı filozofları da olumsuz şekillerde de olsa etkilemişlerdir. Kojève’nin, dönemin Fransız düşünce dünyasının en seçkin kişileri olan Raymond Aron, André Breton, Georges Bataille, Henry Corbin, Jacques Lacan, Maurice Merleau-Ponty ve Raymond Queneau gibi isimlerin bulunduğu izleyici topluluğu düşünüldüğünde bu derslerin pek çokları için esin kaynağı olmaları pek de şaşırtıcı bir durum değildir. Hatta Kojève, derslerinin çokça beğenilen bir “yorumlama” örneği olarak Introduction to the Reading of Hegel [Hegel Felsefesine Giriş] (1947) adıyla yayımlanmasını Queneau’nun ısrarlarına borçludur. Kojève’nin kendisinin bunları yayımlama gibi bir niyeti yoktu; ancak Queneau’yu yayımlamaktan vazgeçirmeyi de reddetti. Dostu Leo Strauss’a yazdığı bir mektupta, böyle bir girişimin “kendini ciddiye almak anlamına geleceğini” belirtti. Kojève yaşamı boyunca yalnızca bir tane daha kapsamlı kitap yayınlamıştır. Oysaki, kısıtlı sayıdaki yayınları onun yazılarının genişliğini ve kapsamını örtbas eder. Kendisini ciddiye almayan biri olsa da ardında Fransız Ulusal Kütüphanesinde yer alan Fransızca, Almanca ve Rusça olmak üzere yayımlanmamış metinlerinin oluşturduğu 21 kutuluk geniş bir koleksiyon bırakmıştır. Bunların arasında bir kitap uzunluğunda matbu olmayan kuantum fiziği üzerine el yazısı bir metin, ateizm üzerine bilimsel bir eser taslağı, hukuk alanında uzun bir yazma eser, sürekli ortamlar matematiğinden Budizme uzanan çeşitli konulardaki birçok inceleme ve ara sıra kaleme aldığı yazılarla birlikte 1941’de George Bataille’e tevdi etmiş ve ancak 1990’ların sonuna doğru Bataille arşivlerinde bulunan oldukça uzun (933 sayfa) felsefe üzerine Rusça bir yazma eser bulunur. Bu çalışmaların çoğu 1968 senesinde, Kojève’nin ölümünün ardından yayımlanmıştır; ancak 933 sayfalık Rusça yazma eserin de arasında bulunduğu bazı çalışmalar hâlâ yayımlanmayı beklemektedir.
Şüphesiz, bunlardan yola çıkarak Kojève’nin sıra dışı bir figür olduğu söylenebilir. Kendisi, üniversitenin rutinlerinden ve entelektüellerinden tiksinen ilham dolu bir eğitimciydi. Sonrasında bürokrasi oyununun çok daha üstün geldiğini savunmuş bir filozoftu. İronik tonunu sürdürürken kışkırtıcı, paradoksal ve apaçık eksantrik olandan zevk alırdı. Çalışmalarında görüleceği üzere hem dostlarını hem de düşmanlarını şaşırtmak için yarattığı tavrıyla çelişen ciddiyetiyle kısmen bir entelektüel bir züppeydi.
Yazının devamında, Kojève’nin en karakteristik öğretilerine ve bunların yarattığı etkilere geçmeden önce, onu hayatının karmaşık bağlamlarına daha iyi yerleştirebilmek maksadıyla öz geçmişinden bazı kapsamlı bilgiler sunmak istiyorum.
Kojève imparatorluk dönemi Rus kültürünün “gümüş çağı” olarak adlandırılan muazzam bir sanatsal ve entelektüel canlılığın yaşandığı zamanlarda, ünlü ressam Vasily Kandinsky onun amcasıydı, varlıklı ve meziyetli bir ailede doğdu. Gümüş çağ, büyük oranda Fyodor Dostoyevski’nin türlerarası sınırları tanımayan romanları ve imparatorluk dönemi Rusya’sının en nüfuzlu düşünürleri “Rus Hegel” Vladimir Soloviev ve Nikolai Fedorov’un baskın etkilerinin yol açtığı özellikle felsefi ve teolojik fikirlerin ortaya çıktığı bir dönemdi. Onların adımlarını takip eden önemli düşünürlerin listesi oldukça uzundur. Rusya dışında da öncelikle uzmanlar için tanınırlığını koruyan Nikolai Berdiaev, Sergei Bulgakov, Pavel Florensky, Ivan II’in, Lev Karsavin, Dmitri Merezhkovsky, Vasily Rozanov ve Lev Shestov gibi isimler bu listede yer alır. Kojève’nin bu isimlerin arasında yer almaması ise onlara nazaran genç yaşı ve 1917 Rus Devrimi ardından yaşadığı tuhaf dönüm noktası ile ilişkilendirilir. Bununla birlikte önemli polimatların ve içlerinden bir örnek olarak, çeşitli dillere ve baş döndüren bir dizi bilimsel ve kültürel ilgi alanlarına sahip bir teolog ve aynı zamanda başarılı bir matematikçi olan Florensky’nin yaşadığı bir dönemde özellikle takdire değer bilgeliği ile Kojève’nin bu isimlerle oldukça fazla ortak noktası bulunur.
Kojève, 1917’nin bilançosu yaşanırken Rusya’dan ayrıldı. Bolşevikler tarafından mahkûm edilmesine rağmen hayatta kalmayı başararak 1920’de arkadaşıyla Almanya’ya kaçana kadar Rusya’da kaldı. Esasen Berlin’e yerleşmesine rağmen Heidelberg’deki üniversitede derslere katıldı. Heidelberg’de, tanınmış bir Neo-Kantçı olan Heinrich Rickert ve Karl Jaspers’la birlikte eğitim aldı. Aynı zamanda özellikle Budizm ve Taoizm gibi Doğu’da inanılan dinlere ve Çince, Sanskritçe ve Tibetçe olmak üzere Doğu dillerine ek olarak Antik Yunan Felsefesi üzerine derin çalışmalarını sürdürdü. 1926 yılında Karl Jaspers’ın danışmanlığında felsefe ve Doğu dilleri alanlarında (Çince ve Tibetçe) doktora derecesini elde etti. 650 sayfadan fazla olan doktora tezi The Religious Philosophy of Vladimir Soloviev [Vladimir Solovyov’un Dini Felsefesi] başlığıyla yayımlandı. Kojève aynı yıl içerisinde eşiyle Paris’e taşındı. Matematik ve kuantum fiziği alanındaki yoğun araştırmalarıyla çalışmalarını sürdürdü. Çalışmaları sonucunda Sorbonne’daki fakülteye teslim ettiği The Idea of Determinism in Classical and Modern Physics [Klasik ve Modern Fizik’te Deterministik İde] isimli kapsamlı eserinin unvanına, eseri oldukça takdir görse de müphem sebepler sonucunda hiç ulaşamadı. Kojève ihtiyatlı yatırımları sonucu 1920’lerin sonlarında görkemli hayatını sürdürürken 1929 Büyük Buhranı sonucunda iflas etti ve yaklaşık üç yıl boyunca iş aramasının ardından, 1933 senesinde Alexandre Koyré’nin École de Hautes Études’de Hegel’in din felsefesi üzerine verdiği seminer derslerini üstlendi. Kojève yalnızca bir sene ders verecekti; ancak küçük ama oldukça istekli bir grup öğrenci arasındaki popülaritesi sayesinde II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar seminerlerine devam etti. Fransa’nın işgalinin ardından Kojève Fransa’nın güneyine taşındı ve Marsilya yakınlarında yaşarken On Authority [Otorite Kavramı] (1942) ve Outline of a Phenomenology of Right [Bir Hukuk Fenomenolojisi Taslağı] (1943) isimli iki önemli eserini kaleme aldı. 1944 senesinde Fransız direnişine katıldı. Bazı kaynaklara göre, 1941 yılında hâlihazırda Sovyet istihbaratına destek sağlamaya başlamıştı.
Savaşın ardından, eski öğrencisi Robert Marjolin tarafından Dış Ekonomik İlişkiler Yönetiminde görev alması için davet edildi ve çok geçmeden Fransız hükümetinde güçlü bir figür hâline geldi. İleriki yıllarda Fransız Başbakanı olarak görev yapacak Raymond Barre ile 1950-60’ların başlarında Fransız dış ekonomi politikalarını birlikte yönetecek Olivier Wormser ve Bernard Clappier gibi önde gelen memurlarla yakın iş birliği içerisinde çalıştı. Kojève, özellikle Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT) olmak üzere ticaretle bilhassa ilgiliydi ve Avrupa entegrasyonunun güçlü bir savunucusuydu. 4 Haziran 1968’de Avrupa Ortak Pazarı’ndan bir delegasyona konuşma yaparken, aniden yere yığılarak kalp yetmezliğinden bulunduğu yerde hayatını kaybetti. Kojève, üst düzey devlet memuru olarak görev aldığı yıllarda da ağırlıklı olarak Hegelci bir çizgide seyreden felsefi çalışmalarını ortaya koymaya devam etti. 1952’de Kant üzerine bir yazma eser, 1953’te The Concept, Time and Discourse [Kavram, Zaman ve Söylem] isimli “Bilim Sistemi”ne giriş niteliğinde bir metin ve yazmış olduğu en uzun eser olan 1300 sayfanın üzerindeki üç ciltlik Attempt at a Reasoned History of Pagan Philosophy [Pagan Felsefesinin Makul Tarihi Üzerine Bir Deneme] olmak üzere üç önemli metin kaleme aldı. Bunlardan yalnızca 1968 senesinde Attempt at a Reasoned History of Pagan Philosophy eserinin ilk cildini yayımladı. Leo Strauss ile tiranlık üzerine yaşadığı ünlü polemik de yine bu yıllarda gerçekleşti.
Kojève, Hegelci bir düşünür olarak tanınmasına rağmen, Hegel yorumlaması her zaman çok tartışılan bir konu olmuştur. Akademide, Kojève’nin Hegel yorumlamasının üç farklı ana alımlaması bulunur. Bazı akademisyenler, diğerlerinin arasında belirgin bir azınlığı oluşturanlar, Kojève’nin yorumunun mantıklı ve aydınlatıcı nitelikte olduğunu düşünürler. Sayıca daha fazla olan kesim ise, yorumunun gerçeğe ve yönteme uymayan hatta zararlı; Hegel, Marx ve Heidegger’in saptırılmış bir sentezi olduğunu öne sürerler. Yine de Raymond Aron gibi bazıları, Kojève’nin Hegelci düşünceyi görünüşte kasıtlı olarak çarpıtmasını onun kendi düşüncesinin bir dışavurumu olarak değerlendirirler. Şüphesiz bunlar, Kojève’nin yorumlarına dair en belirgin endişeleri oluştursa da her biri tek ve doğru bir Hegel anlayışı olduğunu varsaydıklarından, problemli bir bakış açısı sunmaya devam ederler. Böyle bir Hegel anlayışının var olduğunu savunmak elbette oldukça zor bir iştir. En azından, 200 yıllık tartışmanın ardından hâlâ kimse bu tahakkümü elde edebilmiş değildir. Ancak, Kojève’nin yorumlarının oldukça dikkat çeken seçici doğasından bahsetmemek de ihmalkârlık olacaktır. Kojève, Hegel’in Tinin Fenomenolojisi’nin büyük bölümüne kısıtlı bir ilgi göstererek neredeyse tüm dikkatini iki kısa bölüm üzerine odaklamıştır: Dördüncü Bölüm’deki ününü çoğunlukla Kojève’ye borçlu olan Efendi ve Köle diyalektiği üzerine yazılmış A kısmı ve mutlak Bilme hakkındaki Sekizinci Bölüm. Bu yaklaşık 31 sayfadan oluşan (Meiner baskısında) iki bölüm Kojève’nin 597 sayfalık yorumlamasının başlangıcı ve sonunu şekillendirirken en ayırt edici öğretilerini de bunların etrafında oluşturur.
Bu öğretiler ilk etapta iki birbirinden ayrılamaz teze indirgenebilir:
- Bütün insan eylemleri, farz olunan Efendi ve Kölenin iki taraf hâlinde ölümüne mücadelesinden kaynaklanır.
- Bu mücadeleyi kaybeden Köle, tarih yazar; ancak bu esasen nihai bir hakikati ya da evrensel ve homojen bir Bilme’yi elde etmek maksadıyla tarihi sonlandıran bir eylemden ibarettir.
Bu iki tez hakkında daha detaylı açıklamalar yapmak istiyorum. Efendi ve Köle arasındaki mücadele, yorumlamanın ana tezi, onun kurucu alegorisidir. Aralarındaki anlaşmazlık bir nesne üzerine başlar ve Efendinin Köleyi yendiği bir savaşa dönüşür. Nitekim, Efendi Köleyi doğrudan bir güç kullanarak yenmez. Tam tersi, Efendi Köleyi, Köle savaşmayı göze alamadığı için yener. Ölmeye hazır olan taraf Köle değil, Efendidir. Köle, ölümü değil köleliği seçer. Her şeyini ortaya koyarak mücadele etmesi gereken bir savaşta ölme ihtimalindense köleliği sürdürmeyi seçer.
Peki aralarındaki bu mücadelenin sebebi nedir? Kojève’nin buna dair açıklaması, onun düşüncesi adına oldukça önemlidir. Bu savaş, insansal isteğin bir sonucu olarak gerçekleşir. Kojève’ye göre İstek temelinde olumsuzdur. İnsanlar, karşılaştıklarını asimile ederken onları diyalektik olarak aşan yokluktur. Kojève, bu görüşünü basit örneklerle betimler. Hayvansal isteği açlığı yatıştırmak için yemeğe duyulan basit bir iştah olarak tanımlar. Ona göre bu istek, beslenme sürecinde nesnesini dönüştürürken onu olumsuzlar. Böylece bitki, beslenme yoluyla hayvanın varlığını sürdüren besinler olarak dönüşüme uğrar. Bu anlayışa göre hayvansal isteklerin hepsi dönüştürücü işlevdedir; ancak Kojève’ye göre insansal istek, hayvansal istekten ayırıcı bir şekilde farklı olduğunu iddia eder. İsteğin nesnesine bakıldığında ise bu farklılık belirgin bir hâl alır. Hayvan için nesne açlığını yatıştırabilecek şeydir; hayvansal istek yalnızca özdekseldir. İnsansal istek ise doğrudan özdeksel değildir. Bir başkasının isteğini istemekle ilişkili olduğu için hayvansal istekten ayrışır. Bu acemi anlatım asli bir değişimi izah eder: İnsansal istek bir nesneye ilişkin değil, kendi istekleri olan bir başka insanın beni ile ilgilidir. Dahası, insansal istek barındırdığı olumsuzlamalardaki farklılıklarla daha da ayrışır. İnsansal istek, özdeksel nesneyi beslenme eylemiyle değil, başka bir isteğin yerini alarak ya da Kojève’nin vurguladığı üzere kişinin başkasının isteğini kendi isteği gibi benimseyerek onu bu isteği tanımaya zorlaması yoluyla olumsuzlar. Bu, “Seni, benim isteğimi senin gibi tanımaya zorlayarak kendi isteğini olumsuzlayacağım.” demektir.
Peki bunun nedeni nedir? Kojève kendi gerçekliğimize dair her türlü karşıtlığı eleyene dek ondan emin olamayacağımızı savunur. Bu dikkatli yorumlanmayı hak eden radikal bir iddiadır. Kojève hayvansal ve insansal istek arasında özellikle şu hususta bir analoji yaratır: İki istek de karşı konulmaz bir hayatta kalma içgüdüsünden kaynaklanır. Hayvan söz konusu olduğunda besinin beslenme maksadıyla kullanımı hayvanın varlığını sürdürmek için gereklidir. Bu, şüphesiz bütün hayvansal eylemlerin temel güdüsüdür. İnsana gelindiğinde ise, başkasının isteğine duyulan istek, kişinin gerçekliğini güvence altına almak adına kendi isteklerini başkalarının isteklerinden üstün kılmasına dayalıdır. Bu güvence altına alma eylemi, kişinin yaşam tarzının muhakkak tek gerçek olması, onun tamamıyla kesin hakikate ulaşması anlamlarına gelir.
Tam ve kesin olan hakikat evrensel bir tanınmadır: Bir hayat tarzı, onunla rekabet edecek şeylerin özünü değerlendirecek başka bir yol kalmayacak şekilde diğerlerine üstünlük gösterir. İnsansal istek ise hegemoniktir. Bu istek, bütün çeşitli insansal isteklerin tek bir çeşit isteğe dönüştürüldüğü kadar bir bütün ya da homojen hâl almadan yatıştırılamaz. Tüm ve kesin olan gerçek istek, bu dönüşümün ardından gelir. Varılan bu sonuca uygun sosyal organizasyon biçimi ise evrensel ve homojen bir devlettir.
Yenilmiş Köle, çalışma yoluyla Efendi’nin yerini almayı hedefler. Böylece Tarihi, yani Efendi’den ama esasen görünüşte “mutlak Efendi” olan ölümden özgürleşmenin anlatısını yaratır. Mücadelenin öncelikli olarak ortaya çıkardığı ölüm korkusu Köle’yi ileriye götürür ve gösterdiği ilerleme, Köle’nin dünyaya ya da “gerçekliğin” kendisine dair hegemonyasını sağlamlaştırarak ölümü yenmeye dair çalışmasıdır. Bu çalışma tümüyle teknoloji olarak ortaya çıkar ve bu dünyanın Efendisi olma arayışındaki Kölenin amacı ölümün teknolojiyle mağlup edilmesidir. Bu Efendilik gerçekleştiğinde dünya sona erer. Artık yapacak bir şeyi kalmamış Bilge ya da bilmeye ulaşmış insan doğmuştur. Evrensel ve homojen devlette, bir tür Köle olan İnsan olanın tüm olasılıkları Efendiliğe yükselişinde tükenmiştir.
Bunları aktarırken, Kojève’nin düşüncesinde apaçık eksantrik görünebilecek açıları hafifletmek adına bir şey yapmadım. Peki Kojève kendi görüşünün “gerçeği” yansıttığını düşünüyor mu? Bu Hegel’in Fenomenolojisi’ne dayanan görünürde keyfi Efendi ve Köle anlatısının kaynağı nedir? Neden tarihin bu olduğunu varsaymalıyız? Bu bilakis şaşırtıcı bir indirgeyiş, bir alegori değil midir? Sorular böylece bir hayli çeşitlendirilebilir. Kojève’nin düşüncesi Anglosakson/Amerikan düşüncenin şüphe duyulmayan gelenekleri ya da sağlam “sağduyu” karşısında incelendiğinde bir karikatüre veya alay konusu hâline kolayca indirgenebilir. Elbette Kojève de bunun tamamen farkındaydı; ancak o öğretilerini onaylamakta ısrarcıydı. Onun buna bir alternatif olarak savunduğuna göre, tarih Napolyon’un devletiyle, hatta bazıları için daha rahatsız edici bir şekilde, Stalin’in hegemonik devletiyle birlikte çoktan sona ermişti. Kimileri için Kojève’nin sıradan bir provokatör olduğunu düşünmek, ki kesinlikle öyleydi de cezbedici gelebilir ancak ben öğretilerinde bundan çok daha fazlasının olduğunu düşünüyorum. Zira bu öğretiler içerisinde kapsamlı, yerinde ve vaktinde özgürlüğe dair sorgulamalar barındırırlar.
Filozofunki de dahil olmak üzere, insan yaratımı ve kültürü ile Köle’nin özgürlüğe duyduğu istek arasındaki bağlantı pek de yeni sayılmaz. Kojève’nin tezine göre Efendi’nin kültürü yoktur, O, Köleye karşı kazandığı zaferde eylemsiz, doğal bir nesneden hâllicedir. Kojève’nin tabiriyle, Efendi bir “çıkmazdır”. Kojève’nin alegorisinde Efendi Yunan, Köle de Hıristiyan varoluşunu temsil eder ve bu iki varoluş biçimi birbirini tamamlayıcı değil, birbirlerine karşıttır.
Kojève’ye göre Yunan varoluşu insanları hâlihazırda oldukları gibi var olan doğal nesneler olarak görür. Bu düşüncenin en uç noktası da şüphesiz değişmeyen ve değişemeyecek olanın tanınırlığı ve derin düşüncesi theorein’dir. Kojève bu bakış açısını insanları kendilerini nesne olarak düşünmekle tatmin oldukları nesnelere dönüştüren bir sisteme doğru modern eğilimle ilişkilendirir. Ona göre Yunan düşüncede bireysellik ya da özgürlüğün herhangi bir tasavvuru saptanamaz. Bu son iki kavram Hıristiyanlığın, Köle’ninkine benzeyen bu dünya görüşünün ortaya çıkması ile doğmuştur. Tıpkı Köle’ye olduğu gibi, Hıristiyanlığa da ölüm korkusu musallat olur ve Hıristiyanlık esas gayesinin Köle’nin ebedi yaşamda özgürleşmesi olduğunu onaylar. Öyleyse Kojève için Hıristiyanlık, Köle’yi kendisini dünyadan ve dahası ölümden özgür kılmak maksadıyla o dünyayı değiştirmeye teşvik eden memnuniyetsizliğin hayat görüşüdür. Özetlemek gerekirse, Kojève’nin Hegel’e duyduğu sonsuz hayranlık tek ve oldukça önemli bir noktaya dayanır: Kendisinden önceki filozofların aksine Hegel, özgürlüğü öte dünyaya ya da “sonraki” bir noktaya taşımaktan ziyade, özgürlüğün bu dünyada farkına varılmasında ısrarcıdır. Hegel, her zaman “tamamlanmamış” ya da “beklenen” hakikati arayan bir filozof olmamıştır ancak hakikatin kendisinin ortaya çıkışını beyan edebilecek kadar ölçüsüz bir cesarete sahiptir.
Kojève bu noktayı Hegel’in mutlak hakikat teziyle belirttiği felsefi geleneğin mutlakiyetine işaret ederek açıklar. Kojève’nin iddia ettiği gibi nesne ile özne, tin ile tenselin bir olması sonucunda; insan tini ya da tözleşen nesnenin doğanın üstüne yükselmesi Fenomenoloji’nin merkezindeki devinimdir. Buna rağmen, doğanın üstüne yükselme eylemi son derece mühim bir sonucu da beraberinde getirir: Bir kölenin, en önemlisi hayatta kalma içgüdüsü olan kendi menfaatlerinin peşinde koşan görünürde “özgür”, tarihi birey olarak bilinen insanın sonunu. Aksine Kojève’nin tezine göre şahsi menfaatini korumak, başta Köle olanı yaratan ölüm korkusunun, hayatta kalma içgüdüsünün üstesinden gelemeyen ya da ondan özgürleşemeyen Kölenin ayırıcı göstergesidir. Kojève’nin en ilgi çekici tezlerinden biri ise şudur: İnsanlar kendilerini korumaya duydukları ihtiyacı korudukları sürece Köle olarak kalmaya devam edeceklerdir. Yalnızca Köleliğin tamamıyla reddedilmesi özgürleşmeyi getirebilir. Nitekim bu durumda özgürleşme ölümle ya da –hatta– intiharla eşdeğerdir. Kojève’nin alaylı bir şekilde kaleme aldığı gibi, “hayat dolaylı bir intihardan ibarettir”.
Bu bağlamda Kojève muhakkak bir Sol Hegelciydi ancak alışılmışın dışında, kendine has bir tarzı vardı. Zira Tanrı’nın insanda tanınırlığı sonlu, kendisini silen bir Tanrı yaratır. Kojève’ye göre insan yaşamının öncelikli amacı bu yaşamı sonlandırmaktır.
Yukarıda bahsedilenler göz önünde bulundurulduğunda, Kojève’nin herhangi bir etki gösterdiğini söylemek hayret verici görülebilir. Buna rağmen, II. Dünya Savaşı sonu dönemin Fransız düşüncesi, yalnızca totaliter ya da kapalı bir düşünce sisteminin önde gelen savunucusu Hegel’e karşı takınılan çoğunlukla düşmanca tavırda değil; aynı zamanda “insanın ölümü” ya da “yazarın ölümü” ile Judith Butler’ın ünlü eserinden alıntılayarak nesnenin isteğin nesnesi vurgusunda yaygın etkisinin izlerini gösterir. Elbette 1960’lardaki Fransız düşüncesinin bu günümüze kadar basmakalıplaşmış klişelerinde diğer etkileri de dikkate almak gerekir ancak Kojève’nin bırakmış olduğu etkiyi görmezden gelmek de adil olmayacaktır.
Savaş sonrası etkinin bir diğer ana kanalı da Leo Strauss’un Birleşmiş Milletler’deki öğrencileri üzerinden sürmüştür. Eğer Kojève’nin Fransa’daki etkisi sol kesimde çoğu kez olumsuz olarak tescillendiyse, Birleşmiş Milletler’deki etki de sağ kesimin birçok muhitinde olumsuz olarak kayda geçmiştir. Strauss’un öğrencileri, Kojève’nin tarihin sonunda Nietzsche felsefesine ait hiçbir şeyi önemsemeyen, rahatlık ve barış için kahramanca mücadeleyi terk eden son insanın ortaya çıkışını fark etmişlerdi.
Bununla beraber, her şey son derece olumsuz da değildi. 1991’de Sovyetler Birliği’nin çöküşü ile görünüşte daha olumlu bir açıyla doğrudan Kojève’ye atıfta bulunan tarihin sonuyla ilgili beyannameler yayınlandı. Bunlardan en ünlüsü, Francis Fukuyama’nın tıpkı tarihin sonunun ideolojik bir mücadele olması gibi liberal demokrasinin de küresel siyasal örgütlenmenin nihai biçimi olduğunu deklare eden The End of History and the Last Man [Tarihin Sonu ve Son İnsan] isimli kitabıdır.
Bu tez şüphesiz çağımızın dirilen milliyetçiliği düşünüldüğünde oldukça ilginçtir. Burada Kojève’ye dönüp onun hayatta kalma içgüdüsünün önceliğinin Kölenin ayırıcı göstergesi olduğuna dair isabetli tezinden bahsetmemek elde değildir. Milliyetçilik, evrenselciliğe bir tepki olarak, kurtuluş kisvesi altında, hayatta kalma içgüdüsünü tasdiklemek ve dolayısıyla daha derin bir kölelik ve köleliği yenmeyi reddetmek adına geri döner. Kojève’ye katılıp katılmamak bir yana, milliyetçilik rezervuarı olarak hayatta kalma içgüdüsü ve teknolojik ilerleme yoluyla koşullarımızın yükünü hafifletebilecek bir sistem olarak küresel kapitalizm arasındaki çatışmanın; tam özgürleşmeye duyulan dokunaklı biçimde ironik İstek ve özgürleşmeden kaçarak sığınılan hayatta kalma içgüdüsüyle iyice anlaşılmış şahsi menfaatin arasındaki daha kapsamlı bir mücadele olmadığını iddia etmek zor olacaktır.
Kojève bizi şu soruyla karşı karşıya getirir: Köleliğimizi, onu aşmak için gösterdiğimiz tüm çabaların beyhude olduğunun farkına vararak kabul mü edeceğiz yoksa kendimizi silme eylemiyle onu kesin olarak ortadan kaldırma gayretinde mi olacağız? Eğer biri kendini silmeyi kabul etmezse o kişi amansız bir düşmanla ebedi mücadeleye mahkumdur. Kişi tarihi bitirmeyi ve kendini silmeyi reddederek sonsuz sanrılarını tekrarlamaya adeta mahkûm edilir. Peki eğer payına düşen sonsuz bir mücadeleyse insan olanı neden sürdürmeli?
| Bu yazı Rumeysa Tuğçe Arman tarafından sosyalbilimler.org’un “Felsefe” kategorisinde yayımlanmak üzere Türkçeye çevrilmiştir. Çeviri metnin editörlüğünü Talha Dereci, orijinal metinle kıyasını Doğan Ağcakaya ve Türkçe redaksiyonunu M. Utku Yeşilöz yapmıştır.
Orijinal Kaynak: Love, Jeff. (2024, 23 February). “Alexandre Kojève and Universal Emancipation”, The Philosopher 1923. Atıf Şekli: Love, Jeff. (2026, Şubat 23). “Alexandre Kojève ve Evrensel Özgürleşme” çev. Rumeysa Tuğçe Arman, Sosyal Bilimler, Erişim Linki. Kapak Resmi: Alexandre Kojève, Fransa’nın Mont Saint Michel yakınlarında poz veriyor, tarih bilinmiyor. Arşiv: Fransa Ulusal Kütüphanesi Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazı Türkçeye yabancı dilden sosyalbilimler.org çevirmenleri tarafından çevrilmiştir. Söz konusu Türkçe metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlâli söz konusu olduğunda; sosyalbilimler.org, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Bu metinde yer alan görüşler yazara aittir ve sosyalbilimler.org’un editöryal politikasını yansıtmayabilir. |








