Sosyal Bilimler

Z: O yaşıyor! | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Z: O yaşıyor!

2013’de, faşizm karşıtı rap sanatçısı Pavlos Fyssas, bir Altın Şafak üyesi tarafından öldürüldüğünde, ülkeyi etkisi altına alan protestolar, yarım asır önce benzer bir olayla ateşlenen kargaşayı ve isyanı akıllara getirmişti. 1963’de, savaş karşıtı bir toplantıda saldırıya uğrayan politikacı, doktor, atlet ve profesör Grigoris Lambrakis, kısa bir süre sonra hayatını kaybetmişti. Olayın failleri yakalanıp soruşturma (kamuoyu baskısıyla) derinleştirildikçe, saldırının polis teşkilatı ve istihbaratca desteklenen aşırı sağcı gruplar tarafından düzenlendiği ortaya çıkmıştı.

Costa Gavras’ın 1970’de en iyi film Oscarı alan başyapıtı Z (Ölümsüz), adını eski Yunanca’da yaşıyor anlamına gelen Z harfinden alır. Film, Lambrakis’in suikastinden yola çıkarak, ülkenin içinde bulunduğu karmaşaya ışık tutar. 1967’deki dikta rejimine zemin hazırlayan olaylara odaklanır. Konstantinos Karamanlis yönetimindeki Yunan hükümetinin iç savaştan sonra, istihbarat servisleri tarafından korku ve terör estirmek için kullanılan faşist kabadayılığı ve ‘derin devlet’ kavramını dile getirmesi büyük tartışmalara yol açmıştı. Ancak, bu tutum, yakın geçmişe kadar geçerliliğini sürdürdü. Yunan hükümetlerine bağlı istihbarat servisleri, radikal milliyetçileri kullanarak, ki, bu gruplar, toplumun %7’den az bir kısmını temsil ediyordu; çoğunluğa karşı geniş bir baskı oluşturdu. Bu durum, medyadan sanata her alanda kendini gösterdi. Muhalefetle, (ya da Ölümsüz gibi yapımlarla) uzaktan yakından ilişkisi olan herkes, ya işkenceye maruz kaldı, ya da tutuklandı.

Sosyalist olmamasına rağmen, Lambrakis, siyasi ve ideolojik olarak sol yönelimlidir. Vietnam Savaşı’na karşı çıkan barışçı hareketle bağlantısı olması yanısıra, iç savaştan sonra ülkedeki tek yasal sol-kanat parti olan EDA’nın kurucuları arasında da yer almıştır. 1961’de milletvekili seçilen Lambrakis, kısa siyasi hayatı boyunca barıştan yana bir tavır sergilemiştir. Lambrakis’in ölümünden sonra, Atina, cenazesiyle alevlenen büyük çaplı bir protestoya sahne oldu. 500.000’i aşkın insan, aşırı sağcı hükümet ve meclis tarafından desteklenen faaliyetleri protesto etmek için toplandı. Lambrakis suikastı, muazzam popüler bir tepki başlattı ve kısa bir süre sonra, araştırmacı Christos Sartzetakis ve Başsavcı P. Delaportas, aşırı sağcı radikallerin polis ve ordu bağlantılarını ortaya çıkardı. Ancak, dikta rejimi sırasında işini kaybeden ve baskıya maruz kalan birçok insan gibi Christos Sarcetakis de diktatörlük döneminde hapsedildi. Christos Sartzetakis, bu soruşturma  ile dürüstlük sembolü haline geldi. Lambrakis suikastı sonrasında gelişen olaylar, hızlı siyasi gelişmelere yol açtı. Başbakan Konstantin Karamanlis istifa etti ve Marathon Barış Rallisi Lambrakis anısına her yıl düzenlenen  bir etkinlik haline geldi. Daha sonra, Mikis Theodorakis’in önderliğindeki siyasi örgütlenme, Yunanistan’ın ilerici hareketinde belirleyici bir rol oynadı. Yunanistan’ı etkisi altına alan politik istikrarsızlık, 40’ların başlarında, Soğuk Savaş koşullarının oluşmaya başlamasıyla ortaya çıkmıştı. İki kutuplu dünyada, her iki kutup tarafından da yönlendirilmek istenen Yunanistan, ancak 70’lerin sonlarına doğru liberal demokrasiye kavuşmuştur.

Başlangıçta, ekranı kaplayan önsöz, belki de bir kitaba ait olmalıydı: Gerçek kişilerle herhangi bir benzerlik kasıtlıdır.” Gavras’ın  başyapıtı, hareketli bir ezginin eşliğinde beliren, umulmadık bir görüntüyle açılır. Bir grup üniformalı, şarapçılık ve  asma ağacına dadanan küf mantarıyla ilgili bir konuşma dinlemektedir. Gerçekten de asmadan mı bahsedecek derken asıl mesele su yüzüne çıkar: “Asmaları mahveden bir hastalık, insanları mahvedenle aynı anda ortaya çıkmıştı. İdeolojik hastalık, küf gibidir; önleyici tedbirler gerektirir.”  Açılışa hükmeden uzun tirat boyunca, homurdanan, sıkılan, kafası karışmış şekilde düşüncelere dalan, kaş çatan yüzler arasında dolanan ses, “kutsal milli hürriyet ağacı” nı küften kurtarma görevinin okul çağından başlayıp iş hayatına uzanan geniş bir zamana yayıldığından, bu iş için en uygun zamanın askerlik olduğundan bahseder. Sonrasında, arkasından gelen sahnelerin bütününün yalanladığı sözleri soğukkanlılıkla sıralayıverir: “İzm salgınıyla beraber, sosyalizm, anarşizm, emperyalizm veya komünizm gibi; altın küre üzerinde güneş lekeleri çoğalmaya başladı. Tanrı, kızılları aydınlatmak istemiyor. Ama biz, bir izm değiliz. Biz demokrasiyiz!”

Bu noktadan sonra, Gavras’ın hızlı tempolu filmi, adeta ülkesinin müziğine ayak uydurarak telaşlı bir koşuşturmacaya dönüşür. Ortaya, uzlaşmaz bir gerilim ve sinematik bir dönüm noktası  çıkar. Yozlaşmış yetkililerin cinayeti kaza gibi yansıtmaya çalıştığı örtbas süreci, barış yanlısı muhaliflerin militan gerillalardan daha sorunlu bireyler olarak yansıtılmasıyla çıkmaza sürüklenir gibi görünür. Ancak, filmin başında uzun tiradını Nazi selamı vererek bitiren polis şefinin ve savcının belirsiz, isimsiz bir tanık, kuşak misafiri olunmuş bir konuşma diyerek doktora yönelen ölüm tehditlerini göz ardı etmesi, öncesinde, toplantı için bir türlü salon bulunamaması, yetkililerce önerilen salonun 3-4 bin kişi için yetersiz olması gibi bir dizi ayrıntı  Amerikan emperalizmiyle, sosyalizm ve liberalizm gibi karşıt güçlerin çekişmesine sahne olan bir ülke olarak, Yunanistan’ın da dünyadaki birçok coğrafyayla  benzer süreçlerden geçtiğini kanıtlar.

Doktorun suikastı için örgütlenen aşırılar, onun kim olduğundan bile habersizdir; bir ara yanlış bir adamı döverler, kendilerini milliyetçi olarak tanımlayan radikal kalabalık, belki çok daha vatansever bir isteğe karşı durmaktadır: Polis devleti yıkılsın, yabancı üstler istemiyoruz. Rus yada  Amerikan. Tüm silahlara karşıyız. Doktorun katilleri, kendisine vurup kaçmaya çalışan kamyonete atlayan ve iki saldırganla dövüşmeye başlayan Manolis Hatziapostolou sayesinde yakalanmıştır. Bu ayrıntı, yargı sürecinin, bağımsız bir gazetecinin araştırmalarıyla desteklendiği de göz önüne alınırsa, özgür basının ve yargının olduğu kadar, sosyal vicdanın hayatiliğine yapılan vurgu ve toplumsal yozlaşmanın önünü kestiği bir özgürlük arayışıyla karşı karşıya olunduğu gerçeği netlik kazanır. Lambrakis’in grubundaki senatörü döven adam, evinden çıkarılmaması ve pazarda satış yapma izni karşılığında bu olaya dahil olmuştur. Katiller ise, ailelerine bakılacağı sözü alarak işe koyulmuşlardır.

Bolşoy balesinden çıkan devlet büyükleri, saldırının haberini alınnca pek de şaşırmazlar; ancak doktorun ölüm tehlikesi içinde oluşu hepsinin kanını dondurur. Savcı telaşla,“Basın duydu mu? “ diye sorar. Basının olaya eğilmesiyle birlikte, önceden hücreler kötü durumda diye kantinde ağırladıkları zanlılara kelepçe takılır. Ancak, cunta, senatörün ölümüyle gelecek etkilerden koruma niyetindedir; bu sebeple, Amerikan destekçilerinin sıklıkla başvurduğu “İmaj karalama” kampanyasına başvurmak isterler. Ne de olsa “yurtdışındaki politik spekülasyonlardan” çekinmektedirler.

Finalde, polis şefi tasarlanmış cinayetle suçlanır. Hükümetin düşeceği ve aşırıların ortadan silineceği düşünülür. Ancak, mahkemeden önce, 7 tanık ve hükümet yanlısı bir milletvekili çeşitli ‘kazalarda’ hayatlarını kaybeder. Yargıç tutuklanır ve Lambrakis’in arkadaşları da ya sürülürler ya da  garip ölümlerin kurbanı olurlar. Katiiler hapse atılır ancak olayda parmağı bulunan 4 memur(polis şefi de dahil) sadece idari ceza alırlar. Olayın açığa çıkmasına yardımcı olan gazeteci de 3 yıl hapis cezası alır. Seçimlerden sonra, desteklediği iktidarın kaybettiğini görüp, aleyhine gelişebilecek sonuçlardan kaçınmak isteyen emperyalist güçler, cuntanın yeniden darbe yapmasını sağlar. Ülke, yasakların hüküm sürdüğü yeni bir karanlık döneme girer: Uzun saç,mini etek, Sofokles, Tolstoy, basın özgürlüğü, sosyoloji, modern müzik ve matematik gibi bir dizi ‘tehdit’ yasaklanır.

Filmin kalbinde, mekanik bir uğultudan, faşist eğilime yönelen taşlamadan ya da “ideolojik hastalıkla, savaşan antikorlar” söyleminden çok, sopayı sallayan neşeli sosyopat (Marcel Bozzufi), sosyalistlere antipati besleyen ve sağın paralı fedaileri olarak hedef gösterilen herkese saldıran satıcılar, dağıtımcılar ve insani bir içgüdüyle bildiklerini açıklamaktan korkmayan mavi yakalı tanık (George Géret) ya da politik suikasti çevreleyen gerçekleri araştıran sorgu yargıcı (Jean-Louis Trintignant) gibi yozlaşmışlığa karşı duranlar arasındaki savaş yatar.

Yönetmen, geçtiğimiz yüzyılda ülkesinin içinde bulunduğu şartlara odaklanırken, aslında, bugün  başka ülkelere de yayılmış olan, yozlaşmış, yıpratıcı güç takıntısıyla, hükümetlerin görülen yüzlerinin ardındaki çürüşmükle savaşan, bu gerçek küflenmeye tehdit oluşturan, idealist, genç insanların anısına da bir saygı duruşunda bulunuyor. Filme ilham olan kitabın yazarı Vassilis Vassilikos’un da belirttiği gibi Z ile, zamanımızın politik suç mekanizmasını açığa çıkarmak”  istiyor.

Z, evrensel olarak, baskıcı canavarlardan tutun da sahtekar örgütlenmelere, dünya üzerindeki karmaşık güçlerin cahil toplulukları manipüle etme ve onurlu kesimleri yok etme çabalarına ışık tutan, dahiyane bir sanat eseridir. Tabii bu gibi yapıtlar, Amerika gibi küresel sömürgeler yaratma arzusundaki ülkeler için hiç de hazzetmedikleri türde bir karşı-mücadele anlamına gelir. Z; şiddet, felaket, silahlanma karşıtı söyleviyle, bağımsız sinemanın kanıyla beslenip, Hollywood’un dünyaya yaydığı görsel afyonun sarhoşluğuna direnmemizi sağlayan bir panzehir gibidir.

Zeynep Şenel Gencer — Sosyal Bilimler Sinema Editörü
z.s.gencer@sosyalbilimler.org

Yönetmen Costa-Gavras
Senarist Roman:
Vassilis VassilikosUyarlama:
Jorge Semprún
Oyuncular Jean-Louis Trintignant
Yves Montand
Irene Papas
Jacques Perrin
Türü Dram, gerilim, politik
Yapım yılı 1969; Cezayir, Fransa
Süre 127 dakika
Dil Fransızca

Yasal Uyarı: Yayınlanan bu yazının tüm hakları Sosyal Bilimler Platformu’na (www.sosyalbilimler.org) aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.