Sosyal Bilimler

Spotlight'ın Anımsattıkları: İnsanlığın Çocuk İstismarı "Gelenek"i | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Spotlight’ın Anımsattıkları: İnsanlığın Çocuk İstismarı “Gelenek”i

Bu gezegende, her yıl 40 milyon çocuk istismara uğruyor. Kadın nüfusunun %20’si, erkeklerinse %10’unun çocukken istismara uğradığı istatistiki olarak biliniyor. Bunlar sadece rapor edilen vakalar. Bu salgın, dünyanın belirli ülkelerine özgü de değil, her yerde görülüyor. Üstelik, vakalar; artarak yayılmaya devam ediyor. Çocuk istismarının modern zamanlara özgü, AIDS vari bir hastalık olduğunu, ekonomik, psikolojik nedenlere dayandırılabileceğini, dünya üzerinde daha vahşi başka suçların da işlendiğini söyleyip sizleri rahatlatmayı isterdim ama gerçeği duymak isterseniz; ki, asıl durum modernitenin zehirlediği zihinler teorisinden çok öteye uzanıyor, daha geriye, belki de ilk çağlara gitmemiz gerekiyor.

Eski çağlarda, yaşça küçük erkeklerle birliktelik, bazı topluluklarda, ahlaki ve kültürel değerlerin aşılanmasını sağlayan eğitsel bir kurum, ayrıca bir nevi cinsel ifade şekli olarak görülüyordu. Bu konudaki uygulamalar, Antik Çağ’a, Yunan, Girit, Minos medeniyetlerine, MÖ 1650 yılına kadar uzanır. Plato’ya göre, Antik Yunan’da homoseksüellik, ergen bir genç ve yetişkin bir erkek arasında, bir ilişki ve bağ -cinsel ya da değil- anlamına geliyordu. Ki, birçok erkek, hem kadınlarla hem de genç erkeklerle ilişki içindeydi. Roma’da ise, bu tür ilişkiler daha gayri resmi ve kent dışında sürdürülüyordu. Yetişkin erkekler, baskın sosyal statülerini, alt sınıflardaki kişilerden cinsel olarak faydalanmak ya da yasadışı ilişkiler sürdürmek için kullanıyordu. Benzer ilişkiler, Trakyalılar, Keltler, Persler gibi topluluklarda da görülmüştür.

‘Oğlancılık’ kelimesi, Yunanca erkek çocuk ya da çocuk anlamına gelen ‘filiorum’ ve sevgili anlamına gelen ‘erastis’ sözcüklerinin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Plato’nun Symposium eserinden alınmıştır. Kelime, İngilizce’de ilk kez Rönesans’da “pæderastie” olarak, yetişkin erkeklerle genç erkek çocuklar arasındaki ilişkileri tanımlamak için kullanılmıştır. Çocuklarla ve gençlerle ilişkiler, bazı antik filozoflar, Japon Samurayları ve Oscar Wilde gibi modern yazarlar tarafından ‘yarayışlı’ olarak nitelenmiştir. Wilde, yaşlı bir erkekle genç bir adamın ilişkisi için sevginin en soylu hali” yorumunu yapmıştır. Antik Yunan gibi birçok toplumda, aşk, şehirli ve kültürel değerleri olduğu kadar, cesareti de aşılamada önemli rol oynamıştır; erkekler arasındaki eşcinsel ilişkiler diğer aşk biçimlerinden üstün görülüyordu. Tabii bu tür ilişkileri utanç verici bularak yasaklayan bazı şehirler ve topluluklar da olmuştur. Örneğin Sparta’da sadece platonik düzeydeki ilişkilere izin verilmiştir. [Ksenofon] Plato’nun yazılarında da küçük yaştaki erkek çocuklarla birliktelik kınanmıştır. MS 2. yüzyıldan itibaren, bu tür suçlara savaş açan Hristiyanlık ve Musevilik “Etrafta şarap ve oğlanlar oldukça, şeytanın keşişleri baştan çıkarmasına gerek yoktur.” deyişinin yayılmasına engel olamamıştır.

Kanadalı yazar ve tarihçi Elizabeth Abbott’a göre, bu tür deyişler, istismar suçu işlemeden önce sarhoş olmayı akıl etmekten, daha doğrusu, Roma ve Yunan anlatısındaki 1000 yıllık tecavüz geleneğinden sonra küçük bir ‘gelişme’dir. Bundan önce Minos medeniyetinde, yaşlılardan biri veya bir arabulucu, çocuğun babasıyla anlaşma yapıp çocuğu aylarca ormanda tutar ve sonra, hiçbir şey olmamış gibi geri dönerdi; bu ilişkiye Harpagmos denilirdi. Eğer MÖ 17. yüzyılda sizler için yeteri kadar uzak değilse, belki de MÖ 3000 yılında, çocuk yaştaki kızların Uruk’da “Kutsal Evlilik” adı altında Tanrıça Inanna’ya sunulup tapınaklarda rahibe olarak yetiştirilmesinden; daha sonra ‘odalık’ statüsüne terfi ettirilmesinden, sonra da sokaklarda seks işçisi olarak çalıştırılmasını da anımsatmalıyız.

Genel olarak, reşit olmayan kişilerle ilişki, erken Hristiyan teologlarının bu tür uygulamalara, cinselliğe karşı daha geniş kapsamlı bir savaş dahilinde saldırmalarına kadar (3. ve 4. yüzyıllar) asla bir sorun olarak ele alınmamıştır. Çocuk istismarı, daha sonraları da, özellikle Viktorya İngiltere’sinde yaygın bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Mahkumiyet oranlarının düşüklüğüne rağmen, 19. yüzyılda, çocuk istismarına ilişkin davalarda büyük bir artış görülmüştür. 1841’de tecavüz suçuna ölüm cezası şartı getirilmesi, 1885’de kız çocuklarının erginlik yaşının 16’ya yükseltilmesi, 1908’de ensestin suç olarak kabul edilmesi gibi yasal önlemler, profesyonel polis teşkilatının kurulmasına, çocuk esirgeme kurumlarının ve kurbanlara yasal destek sağlayan kuruluşların çoğalmasına, özellikle Ulusal Çocuk İstismarını Önleme Topluluğu’nun kurulmasına (1884) ve daha da önemlisi, araştırmacı gazeteciliğin öncüsü kabul edilen William Thomas Stead’in Pall Mall Gazetesi’nde yazdığı, Modern Babil’e Bakire Övgüsü adı altındaki bir dizi makaleye istinaden alınan yasal önlemlerdir. Gerçeklerin açığa çıkarılmasıyla oluşan panik ve kamuoyu tepkileri, Victoria İngilteresi’ni bu konuda kesin bir tavır almaya zorlamıştır.

Çocuk işçiliği, Endüstriyel Devrim’in icadı değildi. Fakir ailelere mensup çocuklar, aileleri kendilerine iş bulabildiği müddetçe çalışabiliyordu, ancak, yine de, sanayileşme öncesi İngiltere’de çocuklar için fazla iş sahası yoktu. Sanayi Devrimi ile bütün bunlar değişti. Yeni fabrikalar ve madenler, basit işleri yapabilecek çalışanlara ihtiyaç duyuyordu. Bunun sonucu olarak çocuk işçiliğinde büyük bir artış ortaya çıktı. Araştırmalar, 19. yüzyıl İngiltere’sinde çalışan çocukların ortalama 10 yaşında olduğunu gösteriyor. 1878’deki Fabrika Yasası ile çocukların çalışma yaşı 10’a yükseltildi. Ancak, bu değişiklik, çalışan çocukların işverenlerin fiziksel/duygusal istismarına maruz kalmasını engelleyemedi. Viktorya Dönemi, cinselliği çocukluğun baskın kavramlarıyla bağdaştıran metinler ve görsel malzemelerle doludur. O tarihten itibaren, çocuk cinselliği, birçok alanda değinilen bir konu haline gelmiştir. Örneğin Michel Foucault, Cinselliğin Tarihi (1978) kitabında çocuk cinselliğine geniş yer ayırmıştır. Ya da Sterling Fishman, okul organizasyonlarında çocuk cinselliğine yaklaşımı tartışmıştır. Freud’un çocukların aktif cinsel metalar olmasına dikkatimizi çekmesine rağmen, Valerie Walkerdine, Seks ve Cinsellik adlı kitabında şunları yazmıştır: “Baskı, yetişkin müdahalesi ve tecavüz kavramları, çocuk cinselliğine dair diğer bütün mefhumlardan- doğal fenomenlerden dahi- daha çok öne çıkmıştır.”

Görüldüğü üzere, çocuklara cinsel nitelikler yüklenmesi yeni bir konu değil. Yetişkinler, çocuklara karşı suç işlemeye Mezopotamya’daki ilk buğday hasadından beri devam ediyor. James Kincaid ve Anne Higonnet gibi yazarlar, çocukların ve genç insanların yetişkinler tarafından erotik görsel fetiş nesnesi olarak sunulması ve metalaştırılması meselesinin izlerini sürmüşlerdir. Higonnet, Romantik resim akımında çocuk görüntülerinin erotikleştirilmesi uygulamasının, Victorya Dönemi’nde kitap illustrasyonlarıyla, sanat fotoğrafçılığıyla ve erken reklam materyali olarak ortaya çıktığını anlatır. Kincaid ise, aynı tarihin izlerini edebiyatta ve sinemada arar. Huckleberry Finn(1885) ’den Shirley Temple ve Heidi filmlerinde, modern Hollywood yapımlarının çoğunda, Evde Tek Başına(1991) da olduğu gibi bu izlere rastlanabileceğini belirtir. Bu tür suçların çok yakınımızda gerçekleşiyor olduğunu düşünmek ürkütücü gelse de, çocuk istismarının sadece Rönesans Avrupası’nda, Ortaçağ’da ya da Çarlık Rusyası’nda veya modernite öncesi Japonya’da, Çin de görülmediğini, bu uzun soluklu lanetin maalesef küresel çapta bir sorun olarak, ekonomik ve toplumsal bütün boyutlarıyla 21. yüzyıla taşındığını, kilise, hükümetler, uluslararası kuruluşlarca görmezden gelindiğini ve salgın gibi yayılmaya devam ettiğini artık kabul etmemiz gerekiyor.

Geçtiğimiz aylarda, 2016 Oscar ödüllerine damgasını vuran Spotlight, 2002 yılında Boston Globe Gazetesi’nin Katolik Kilisesi’nde on yıllar boyunca süren çocuk istismarı skandallarını ortaya çıkaran bir dizi makale yayınlaması sürecini konu alır. Boston’da 70 yerel rahibin yaklaşık 1000 kurbanın dahil olduğu olayda Kardinal Bernard Law’ın da ihmali olduğu/durumun saklanmasını özellikle istediği ortaya çıkmıştı. Vatikan Bankası’nın 2014 yılında rekor kâr açıkladığı ve kârının 24 kat arttığı düşünülürse, örtbas skandalının  yatırımcı ve portföy kaybetmemeye yönelik bir girişim olduğu anlaşılabilir.

Spotlight ekibi, filmde de açıklıkla tasvir edildiği üzere, sadece basın özgürlüğünün dünyadaki tüm toplumlar için hayati önem taşıdığının altını çizmedi aynı zamanda, Katolik Kilisesi’nin örtbas sarmalını ve bu suça ortak olan bürokrasi, kamu kuruluşları, sermayedarlar ve politika ilişkisini de ortaya çıkardı. Filmin en can alıcı noktası, muhtemelen, Stanley Tucci’nin karakterinin muhabire “Burası Boston” diyerek ümitsizce dudak büktüğü sahnedir; bu replik, Roman Polanski’nin yine tacizi konu alan ünlü filmi Çin Mahallesi(1974)’ndeki ünlü sözleri anımsatır: “Unut bunu Jake, burası Çin Mahallesi”. Fakat, Spotlight ekibinin de kanıtladığı üzere, unutmak, ve görmezden gelmek, her zaman doğru bir seçenek değildir. Örtbas ve sessizlik, sadece daha çok suçlunun yaratılmasına ve varolanların da cezasız kalmasına sebep olacaktır.

Kilise tarihi boyunca, ki, ruhban sınıfı istismarlarına dair ilk belgeler MS 2. yüzyıla dayanır; süregelen ve önüne bir türlü geçilemeyen bu korkunç ‘gelenek’,  geçtiğimiz Ocak ayında patlak veren Alman Kilise Korosu skandalının da gösterdiği üzere, hala kurban almaya devam ediyor.

Çocuk ve gençlerin istismarının, sadece Batı’ya özgü bir mefhum olmadığını biraz önce belirtmiştik. Bu durum, Osmanlı Dönemi’nde de sıklıkla rastlanan bir konudur. Osmanlı’da oğlancılığın Orhan Gazi Dönemi’nde başladığı sanılıyor. Esir düşen Bizans Selanik Başpiskoposu Gregory Palamas, Osmanlı’da eşcinsel ilişkinin çok yaygın olduğunu, özellikle Hristiyan esirlere yönelik tacizlerin çok fazla olduğunu söylemiştir. Pasif gay erkekler (lûtî) olarak tanımlanmış, yine bireyler arasındaki ilişkiden gulâmperestlik olarak bahsedilmiştir. Yine Osmanlı İmparatorluğu’nda seks işçisi eşcinsellere “hîz oğlanı” denilirdi ve, “defter-i hîzán” adlı kütüğünde kayıt altına alınırdı. Bu durum, birçok alana olduğu gibi, Osmanlı edebiyatına da yansımıştır. 1770’lerde şair Âşık Sadık, Padişaha atfen “Lût kavmi döğüşür, put kavmi bozar. Askerin lûtîdir, bil Padişahım” şeklinde bir şiir yazmıştır. Ayrıca Osmanlı ceza hukuku çalışmaları, gönüllü olmayan gençlerle ilişkinin ciddi bir suç olduğunu ve bu suçlulara ölüm cezası verildiğini gösterir.

Bu noktadan Spotlight’a dönersek; film, dünya çapında 60’dan fazla ülkede gösterime girdi. Kilisenin sadece skandallarla çalkalanan bir kurum olmadığını, aynı zamanda, geniş bağışçı ağı, sermayedar destekçiler, serveti II. Dünya Savaşı’na dayanan gizli ilişkilere, Mussolini yatırımlarına ve hatta Nazi altınlarına dayanan esrarengiz Vatikan Bankası ile her geçen gün daha da zenginleşen bir ‘şirket’ olduğunu ortaya koydu. Fakat, aynı dönemde, ülkemizde bir üniversitede gösterimi engellenen film, hiç kuşkusuz, son aylarda ortaya çıkan ve büyük tartışmalara yol açan bir dizi taciz skandalını akıllara getirdiğinden ‘sakıncalı’ ilan edildi. Üstelik, kurbanların ailelerine mahkemeye gidilmeden anlaşma sağlanması için ödenen cüzi tazminat da Spotlight da vurgulandığı gibi Kilisenin tazminatla olayları örtbas etme çabasıyla son derece örtüşüyordu. Hatta bazı politikacıların ‘kurbanlar ve ailelerinin utancından’ bahsettiği tiratları da ruhban sınıfının kurbanlarının yine kilisenin dayattığı suskunluk (Omerta) [İspanyolca hombredad (yiğitlik) kelimesinden türemiş olan bu sözcük, kişisel ihtilafları kanuni, yasal otoritelerle çözmenin mertliğe sığmadığı anlamını taşır ve kökenleri 16. yüzyıla kadar uzanır. Cu è surdu, orbu e taci, campa cent’anni ‘mpaci’” (Sağır, kör ve sessiz olanlar 100 yıl  huzur içinde yaşar’” deyimiyle Sicilya mafyasının şiarı haline gelmiştir.] Yasası nedeniyle, utançla ve toplumsal olarak dışlanma korkusuyla örtbasa dahil olması durumunu ne kadar da çok anımsatıyordu. Öyle ki, Vatikan’ın 500 Milyar Euroluk servetinin kaynağıyla, GSM operatörleri, zengin bağışçıların desteği ve resmi kaynaklarla şişirilen vakıflar arasında büyük bir benzerlik olduğunu görmek  hiç bu kadar kolay olmamıştı! Kapitalist sömürü, toplumların en küçük üyelerine kadar ulaşmayı başaran, üstelik sadece fiziksel de değil, hakim sınıflarca desteklenen ekonomik bir döngüydü. Ve küresel ölçekte bir sorundu. (Avrupa Birliği verilerine göre ülkemizde 1 milyondan fazla çocuk işçi var.)

Bu nedenledir ki, filmin Oscar aldığını haber yapmama, (ya da onun yerine penguen belgeseli yayınlama) seçeneği olmayan kolektif medya, durumu bir Batı sorunu, tek bir yöreye ve ülkeye özgü talihsiz bir durum olarak göstermeyi seçti. Çünkü bütün bunlar, içerideki gündemi sarsan olaylarla birlikte, imasının bile daha büyük şeyleri ateşleyebileceği devrim niteliğinde bir yangına dönüşebilirdi…

Not: Konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi için Mario Puzo’nun Omerta: Suskunluk Yasası kitabını okuyabilir ya da Alex Gibney’nin 2012 yılında Emmy kazanan belgeseli Madonna Ağlıyor (Mea Maxima Culpa: Silence in the House of God)‘u izleyebilirsiniz.

Kaynakça

  • Child Sexual Abuse in Victorian England, by Louise A. Jackson; pp. ix + 209. London and New York: Routledge, 2000
  • James Kincaid (Child-Loving: The Erotic Child and Victorian Culture -1992-)
  • Girls, Boys, and Junior Sexualities: Exploring Children’s Gender and Sexual Relations in the Primary School,Psychology Press, 2005
  • David Buckingham, The Material Child,John Wiley & Sons, 2013
  • Sterling Fishman, ‘The history of childhood sexuality’, Journal of Contemporary History, 1982, vol. 17, 269–83.

Zeynep Şenel Gencer
Sosyal Bilimler Platformu, Sinema Editörü
z.s.gencer@sosyalbilimler.org

Yasal Uyarı: Yayınlanan bu yazının tüm hakları Sosyal Bilimler Platformu’na (www.sosyalbilimler.org) aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

1 yorum

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.