Sosyal Bilimler

Yüz Yıllık Bir Düğüm ve Yeni Tartışmalar | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Yüz Yıllık Bir Düğüm ve Yeni Tartışmalar

 

Geçtiğimiz ay gösterime giren Terry George’un The Promise [2016] ve Joseph Ruben’in The Ottoman Lieutenant [Osmanlı Subayı – 2017] filmleri medya dünyasını ikiye böldü. Bu tartışmanın ateşlenmesinde filmlerin konusunun 1915 olayları olmasının ve The Promise filminin oyuncularından Daniel Giménez Cacho’nun, çekimler başlamadan önce bir Türk elçinin kendisiyle görüştüğünü ve Türkiye’nin resmi tavrıyla uyumlu olarak, 1.5 milyon Ermeni vatandaşın ölümüne yol açan olayların hiç olmadığını iddia ettiğini söylemesinin de büyük bir etkisi var. Filmin Toronto Film Festivali’ndeki gösteriminden sonra, Hollywood Reporter’dan Alex Ritman ve Mia Galuppo, internet film arşivinde 55.000 kişiden düşük puan aldığını ancak üç gösterimde filmi sadece birkaç bin kişi izlediğini dolayısıyla filmin değerlendirilmesinde yapımın niteliğinin değil politik görüşlerin etkili olduğu imasında bulundular.

The Promise’in gösterime girmesinden altı hafta önce konusu son derece benzer başka bir film de izleyiciyle buluştu. Bazı eleştirmenler, The Ottoman Lieutenant’ın Türk yatırımcılar tarafından desteklendiğini iddia ettiler. New York Times’dan Cara Buckley’ye göre, iki filmin çatışması, Türkiye’nin tarihsel anlatımı kontrol etme arayışında son girişimi temsil ediyor. Birçok eleştirmen de Birleşmiş Milletler, Avrupa Parlamentosu ve tarihçilerin 1915 olayları üzerine tavrının Ermeni tarafının lehine olduğunu belirtiyor.  

Bilindiği gibi Papa Francis, 2016’da yaptığı bir konuşmada Ermenilere seslenerek “Barışı arayın ama Soykırımı unutmayın.” demişti. Ancak Türkiye, hem Türk hem Ermeni olan birçok insanın savaş zamanı dehşetini yaşadığını söylemiş ve böyle bir soykırım girişimi olmadığı konusunda ısrarcı tavrını korumuştu. Her iki taraftan gelen kışkırtıcı açıklamalar nedeniyle tarafsız bir uzlaşma noktası bulunamamıştı.

Terry George da tartışmaya katılarak Filmimize resmen ayna tutmuşlar ancak  tamamen inkârcı bir perspektifle.” demişti. Ve Türk hükümetinin rakip filme katkı yaptığı şüphelerini dile getirmişti.

Görünen o ki bu bölünme, The Ottoman Lieutenant oyuncuları arasında da yaşandı. Hem yapım aşamasında hem de sonrasında Türk yapımcıların yönetmenin bilgisi dışında filmin son halini denetledikleri söylentileri de oldukça yaygın.

Projeye aşina olan kişiler, yapımcılar Ermenilere karşı şiddet görüntülerini en aza indirmeyi istediğinde gerginliklerin ortaya çıktığını söyledi. Çalışanlar ise, filmin son halinde sanatsal yönlerinin katledildiğini ve inkâr kokusu yayıldığını düşünüyordu: İddialara göre, senaryoda sistematik toplu katliamdan açıkça bahsedilen diyalog filmden çıkarılmıştı. Dahası yönetmen yardımcısı ve yapımcı Michael Steele de Filmin yapım aşamasında her zaman bizi denetleyebileceklerini biliyorduk. Bu yürümek zorunda olduğumuz gergin bir ipti. diyerek Türk yapımcıları işaret etmişti.

1930’larda MGM’in konuyla ilgili bir film yapma çalışmalarının Dış İşleri Bakanlığının girişimleri ile engellendiği iddiaları da şu günlerde yerli ve yabancı medyada geniş yer tutuyor. Daha sonra yine konuyu işlemek isteyen Kanadalı yapımcı Atom Egoyan’ın Ararat [2002] filmini çekerken tehdit aldığı iddiaları Türk basınında şöyle yer bulmuştu: “Belge Film şirketi, Ermeni asıllı Kanadalı yönetmen Atom Egoyan’ın çektiği ‘‘Ararat’’ filminin Türkiye gösteriminden ‘‘vatandaşların arzusuna uyarak’’ vazgeçtiklerini bildirdi. Belge Film’den yapılan yazılı açıklamada, ‘‘Ararat filminin yayın haklarını, Türkiye üzerinde ikinci bir ‘Gece Yarısı Ekspresi’ imajı yaratılmaması için satın aldıkları’’ kaydedildi.”

Başrollerinde bir Ermeni tıp öğrencisini canlandıran Oscar Isaac ve Amerikalı bir gazeteciyi hayat veren Christian Bale, herhangi bir stüdyo baskısına maruz kalmadı. Bilindiği üzere filmin finansörü Kirk Kerkorian, renkli bir Hollywood iş adamı ve kumarhane patronuydu. 2015’de 98 yaşında ölümünden önce filme 100 milyon dolar yatırmıştı; yapımın dünya çapındaki iddiaları destekleyen en büyük bütçeli film olması bekleniyordu.

Bütün bunların yanısıra yapım ekibinin tehdit aldıklarına dair beyanları ve “Bana öyle geliyor ki, tarihsel suikastleri geçip dijital suikastlere ulaştık.” sözleri, Amerika’da yaşayan bazı ünlü Ermeni vatandaşların tweetleri, The Promise’in olayların 102. yıldönümünde gösterime girecek olması, bu dönemde bazı Ermeni entelektüellerinin Türk hükümetince tutuklanması gibi olaylar tartışmayı tırmandırdı. Filmin yönetmeni Terry George, güncel çatışmaları kast ederek Bu olay Ermeni diasporasının ruhunu kül etti. Bir şekilde tanınıncaya kadar durmayacaklar.” demişti. The Promise, Türkiye’de gösterime girmedi. Clark Üniversitesi’nde tarih profesörü olan Taner Akçam konu hakkında şunları söylemişti: Yetkililer, eğer tek bir laf dahi etmeye karar verirlerse, bunu Ermenilerin finanse ettiği bir propaganda olarak görebilirler. Sessizlik onların olağan stratejisi.”

Bilal Erdoğan‘ın, East Sunrise Film’in kurucusu ve aynı zamanda filmin yapımcılarından biri olan Yusuf Esenkal ile film endüstrisi dışında ticari ilişkileri olduğuna da inanılıyor. Esenkal’ın aynı zamanda Türkiye dışında ‘Kızıl Sultan’ olarak anılan ve binlerce Ermeni vatandaşın ölümüyle ilişkilendirilen II. Abdulhamid’in hayatını konu alan bir dizi projesi olduğu da biliniyor. Fakat yapımcının The Ottoman Lieutenant’ın senaryosunu şekillendirmede nasıl bir rol oynadığı bilinmiyor. Konu hakkında THR ve Stephen Brown‘ın (The Devil’s Advocate [Şeytanın Avukatı -1997] filminin yapımcısı) yorum alma çabaları da sonuçsuz kalmıştı.

THR’ye konuşan tek yapımcı Ron Bareham ise, The Ottoman Leutenant’ın The Promise nedeniyle çekildiğine ikna olmadığını belirtmişti: “Film çekilirken (The Promise) hakkında konuşuluyordu ama bu film yıllar önce çekilmeye başlandı.”

Bütün bu tartışmalar ve bilgiler ışığında, tarihe dair tartışmaların filmler, eserler ve beyanat özgürlüğü kapsamındaki görüşler üzerinden değil de, hayli zengin oldukları bilinen arşiv belgeleri üzerinden yapılmasının daha sağlıklı ve her iki taraf için de daha tatmin edici olacağını ve ne The Ottoman Lieutenantın ne de The Promise‘in diğer bir Hollywood ürünü Schindler’s List [Schindler’in Listesi – 1997] filminden ya da günah çıkarma vasıtası olarak Good Morning, Vietnam [Günaydın Vietnam – 1987] filminden çok da farklı olmadığını (hem amaç hem nitelik hem de konu bakımından) ayrıca tartışmanın kaynağının da aslen Osmanlı’ya körü körüne sahip çıkma hevesi olduğunu söylemek gerekir. Bu da demektir ki, birileri gerçekleri ortaya dökmeye başlamadan atılan her nara, her iddia, çıkarılan her gürültü,  her aklama girişimi taraflı olacaktır.

Zeynep Şenel Gencer
Sosyal Bilimler Platformu, Sinema Editörü
z.s.gencer@sosyalbilimler.org

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları Sosyal Bilimler Platformu’na (www.sosyalbilimler.org) aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; Sosyal Bilimler Platformu, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.