Sosyal Bilimler

Yorgunluk Toplumu: Derin Sıkıntı | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Yorgunluk Toplumu: Derin Sıkıntı

Pozitifliğin ifratı uyarıcılarda, malumatta ve dürtülerde ifrat olarak da tezahür eder. Bu durum, dikkatin yapısını ve ekonomisini de kökten değiştirir. Böylelikle duyuşumuz da parçalanıp dağılır. Çoğalan iş yükü de kendine özgü yeni bir zaman ve dikkat tekniğini, dikkatin bün­yesine tesir eden bu teknikleri zaruri kılmıştır. Bir zaman ve dikkat tekniği olan multitasking[1] medeniyetin ilerleyişini temsil etmez. Multitasking, insanın geç-modern işçi ve bilgi toplumunda yalnızca çalışmasına uygun bir kabi­liyet değildir. Multitasking, daha ziyade, bir gerilemedir. Özellikle vahşi doğadaki hayvanlar arasında bir hayli yaygındır. Balta girmemiş ormanda hayatta kalabilmek için vazgeçilmez bir dikkat tekniğidir.

Yemekle meşgul olan bir hayvan kendini başka vazifelere de yöneltmek zorundadır. Mesela, yırtıcı hayvanların avından uzak tutmak mecburiyetindedir. Avını parçalarken, kendisi başkalarına av olmasın diye sürekli olarak etrafını gözetlemek zorundadır. Aynı anda yavrusunu korumalı ve eşinden gözünü ayırmamalıdır. Vahşi doğada hayvan, dikkatini muhtelif işlere bölmeye mecburdur. Ne yemek yerken ne de çiftleşirken derinlere dalabilir. Hayvan, karşısında bulunanın içinde derinlere dalamaz çünkü aynı zamanda içinde bulunduğu alanı tetkik etmek zorundadır. Yalnızca multitasking değil, bilgisayar oyunu oynamak gibi aktiviteler de hayvanın teyakkuzuna benzeyen, geniş ama yüzeysel bir dikkat meydana getirir. En son toplumsal gelişmeler ve dikkatin yapısal dönüşümü, insan toplumunu sürekli olarak vahşi doğaya yaklaştırıyor. Bu sırada, örneğin mobbing, bir salgın boyutuna ulaştı. İyi bir hayat yaşama kaygısı, kaldı ki buna başkalarıyla yaşamayı başarmak da dahildir, gitgide hayatta kalma kaygısına doğru dönmektedir.

İnsanlığın kültürel icraatları, buna felsefe de dahildir, bize derin ve yoğunlaşmış bir dikkat vermiştir. Kültür, içinde derin bir dikkatin mümkün olduğu muhiti şart koşar. Bu derin dikkatin yerini gitgide tamamıyla başka bir dikkat formu alır: Hiper-dikkat (hyperattention). Çeşitli hedefler, bilgi kaynakları ve işlemler arasındaki ani odaklanma değişiklikleri bu dağınık dikkati işaret eder. Sıkıntıya karşı az bir tolerans gösterdiği için de, yaratıcı süreçler için hiç de önemsiz olmayan derin sıkıntıya çok az müsaade eder. Walter Benjamin bu derin sıkıntıya “tecrübe yumurtasına kuluçkaya yatmış bir rüya kuşu” demiştir.[2] Maddinin zirvesi uykuysa, manevi [geistige] dinlenmenin zirvesi de derin sıkıntıdır. Salt kargaşa, meydana yeni bir şey getirmez. Zaten var olan mevcudu [Vorhandene] tekrardan üretip hızlandırır. Benjamin zamanda yuva yapmış rüya kuşunun ve dinlenme vaktinin modernde ortadan kayboluşundan dert yanar. Artık o “dokunmayacak ve eğrilmeyecektir.” Sıkıntı “içi ipeklerin en parlak ve renklisiyle dokunmuş ılık gri bir kumaştır” ve “içinde rüya gördükçe ona sarmalanırız.” Sıkıntının “astarının arabeskliği”[3] evimizdir. Dinlenmenin ortadan kalkmasıyla “dinleme kabiliyeti” kaybolur ve “dinleyenler cemaati” sırra kadem basar. Bizim aktivite topluluğumuz ise buna taban tabana zıttır. “Dinleme kabiliyeti” doğrudan doğruya, yoğunlaşmış ve derin dikkat istidatımıza dayanır, buraya hiperaktif ego için herhangi bir giriş yolu yoktur.

Gidişattan bıkan [langeweilt] ve bununla birlikte sıkıntıya [Langeweile] tahammülü olmayan kişi huzursuzca, kıçında kurt varmışçasına ortalıkta dolaşacak veya şu ya da bu meşguliyetin peşinden koşacaktır. Fakat sıkıntıya tahammül eden kişi de, belki de gidişatın böylesinin onu bıktırdığını bir süre sonra idrak edecektir. Böylelikle yeni bir hareketlilik bulmaya sürüklenecektir. Burada yürümek ya da koşmak yeni bir gidiş tarzı değildir. Bunlar hızlandırılmış bir gidiştir. Dans etmek veya muallakta kalmak bambaşka bir hareketi temsil eder. Yalnızca insan dans edebilir. Muhtemelen gidişatta derin bir sıkıntıya yakalanınca, insanın koşar adım yürüyüşü, sıkıntının bu zapt-u raptıyla dansa intikal etmiştir. Doğrusal ve dolaysız gidişle karşılaştırıldığında dansın süslü hareketleri performans ilkesinin tamamıyla es geçtiği bir lükstür.

“Vita Contemplativa” başlığıyla, (Vita Contemplativa’nın) kendisinin aslen yerlisi olduğu dünyayı geri çağırmak niyetinde değiliz. O, insanın kavrayışının her türlüsünden ırak, güzeli ve mükemmeli müteakiben sonsuz ve değişmez olan varlık tecrübesine bağlıdır. Temel hissi [Grund­stimmung] yapılabilirlik ve sürerliğin her türlüsünden muaf, şeylerin böyle-oluşlarına binaen hissettiğimiz hayrettir. Hayretin yerine modern-kartezyan şüphe geçmiştir. Fakat, düşünceye dalma [kontemplative] yetisi sonsuz varlığa bağlı değildir. Bilhassa askıda olan, görünmeyen veya kaçan kendini derin ve yoğunlaşmış bir dikkate açar.[4] Uzun [Lange] ve yavaş [Langsam][5] olana duhul da yalnızca dalgın bir oyalanmayla olur. Süre formları veya durumları hiperaktiviteden kaçar. Derin ve yoğun dikkat ustası Paul Cézanne bir keresinde şeylerin kokusunu da görebildiğini söylemişti. Kokuların görselleştirilmesi derin bir dikkat gerektirir. Yoğunlaşma halinde insan sanki kendinden dışarı çıkıp şeylerin içine dalar. Merlau-Ponty, Cézanne’ın yoğun manzara tetkiklerini bir dışa vurma ya da içselleştirme olarak açıklar: “Önce manzaranın jeolojik temellerini keşfederek başlar, sonra, Madame Cézanne’ın aktardığına göre, biraz durur ve tabiatta filizlenen her şeye gözünü dört açarak bakar… ‘Manzara bende düşünüyor, ben onun bilinciyim’ derdi.”[6] Yalnızca derin dikkat “gözün kesintililiğini” durdurup “tabiatın başıboş dolaşan ellerine sarılabilmeyi” sağlayan toparlanmayı meydana getirebilir. Bu yoğun toparlanma olmadığı müddetçe bakış şurada burada rahatsızca dolanıp şaşırır ve hiçbir şeyi söze dökemez. Lakin sanat, bir “söz-edimidir”. Varlığın yerine iradeyi koyan Nietzsche bile insanca hayatın, kendisinden yoğunlaşabilme unsurlarının tümünün çıkarıldığında, ölümcül bir hiperaktivitede biteceğini biliyordu: “Huzur eksikliğinden dolayı medeniyetimiz yeni bir barbarlığa dönüşüyor. Hiçbir zamanda çalışanlar, yani huzursuzlar, bu kadar muteber değildi. Bu sebeple insan karakterine dair ele alınması gereken en önemli düzeltmelerden biri ondaki dalgınlaşma unsurunun önemli bir derecede güçlendirilmesidir.”[7]

Künye: Byung-Chul Han (2010), Yorgunluk Toplumu, Çev. Samet Yalçın, İstanbul: Açılım Kitap, s. 23-29

Öne Çıkarılan Görsel: PH-80, Clyfford Still (1935), © City and County of Denver


Dipnotlar

[1]  Kitabın orijinalinde İngilizce olarak geçiyor. Multitasking, “çoklu görev” veya “aynı anda birden fazla iş yapma” diye çevrilebilir (ç.n.).

[2]  Walter Benjamin, Gesammelte Schriften Bd. II/2, Frankfurt a. M. 1977, s. 446.

[3] Walter Benjamin, Gesammelte Schriften Bd. II/2, Frankfurt a. M. 1977, s. 161.

[4] Merleau-Ponty şöyle der: “Sürekli olarak, belirsiz ve çok­ anlamlı zahiri unutarak, doğruca şeylerin bize sunduklarına teveccüh ediyoruz.” Das Auge und der Geist. Philosophische Essays, Hamburg 1984, s. 16. [Göz ve Tin, çev. Ahmet Soysal, Metis Yayınları, 2012].

[5] Han burada, sıkıntı “Langeweile” kelimesinde geçen, uzun veya uzun zaman anlamlarına gelen “Lange” kelimesi üzerine oynuyor. (ç.n.)

[6] A.g.e., s.15.

[7] Friedrich Nietzsche, Menschliches, Allzumenschliches I, Kri­ tische Gesamtausgabe, 4. Abteilung, Bd. 2, Berlin, 1967, s.236. [İnsanca, Pek İnsanca-l ve 2, çev. Mustafa Tüzel, İş Bankası Kültür Yayınları , 2012].

 

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.