Sosyal Bilimler

Toplumsal Meselelerin Haritası Olarak Star Trek | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Toplumsal Meselelerin Haritası Olarak Star Trek

Dizinin ortaya çıkışı, birçok akımla olduğu gibi, 1960’ların Kadın Hareketleriyle de aynı zamana denk gelmişti. Star Trek’in kadınlara yaklaşımı ilerici bir niyetle yola çıktıysa da, dönemin şartları, yapımcıları, cinsiyetler arası ilişkiler ve kadının rolü konusunda var olan durumu korumaya yöneltti. Dizide güçlü, otoriter bir kadın karakter olması istenmişti; ancak daha sonra daha geleneksel rollere yer verildi. Karen Blair’ın da belirttiği gibi, onlar, “derinliği olmayan, dişi objelerdi ve her bölümün sonunda yok olup gidiyorlardı.” Diziye dair ilk çalışmalarda, düşünülen “Bir Numara”, U.S.S Enterprise ‘daki kadın ikinci kaptan’dı. Güçlü, karizmatik, neredeyse duygusuz bir karakterdi. Kaptan Pike, S.S Columbia’nın kazasını araştırmak üzere gemiden ayrıldığında onu geride bırakmıştı, kadın olduğu için değil, gemideki en deneyimli subay olduğu için. Fakat “Bir numara ”‘nın  varlığı ne yazık ki uzun soluklu olmadı. NBC yetkilileri, karakterin senaryodan çıkarılmasını istediler; çünkü seyircinin böylesi güçlü, otoriter bir kadın karakterle özdeşleşemeyeceğini düşündüler.

Maalesef, 1960’larda cinsel ayrımcılık, geleneksel tavırlardan dolayı modern, ilerici bir karakterin doğmasını engelleyecek kadar güçlüydü. NBC tarafından (nihayetinde) kabul edilen ikinci bölümde, “Where No Man has Gone Before”( Hiç bir erkeğin daha önce gitmediği yer) olarak adlandırıldı ve mürettebattaki tüm kadın karakterler, oldukça kısa mini etekler giymeye başladı. Greenberg bu konuyu şöyle açıklar: “Bir Numara’nın ölümü, dizinin kadınları erkeklerle eşit olarak gören inancını yansıtırken bir yandan da sözde eşitlikçiliğe dair örnekler veriyordu. Enterprise’ın kadın mürettabatı, genel olarak, son derece pasif kalarak aksiyonu izleyen ve erkeklerin amaçlarına hizmet eden uysal bir sürü olarak tasvir edildi.”

Teğmen Uhura ve Yeoman Janice Rand karakterleri de bu belirsizliğe dair önemli örneklerdir. Uhura (Nichelle Nichols), USS Atılgan’daki en yüksek rütbeli kadın subaydır. İletişim subayı olarak görev yapar ve Enterprise komutasında dördüncü kişidir. Asla erkeklerden yardım almadan hiçbir iş yapamayan aciz, basmakalıp bir karakter olarak tasvir edilmemiştir. Güçlü, sert biri olarak, başının çaresine bakabilmiştir. Ancak, yine de bir seks objesine indirgenmekten kurtulamamıştır: “Ayna, Ayna” adlı bölümde, Uhura’nın görevi, paralel evrendeki Sulu karakterini “cezbederek” dümenden uzaklaştırıp Bay Scott’a takımı kendi evrenlerine ışınlaması için zaman kazandırmaktır. Uhura bu görevi tamamlar. Daha sonra diğer kadın mürettebatı da güvene almayı başarır. Şüphesiz ki, Roddenbery’nin bakış açısı, kadın karakterlerin prototip olarak sunulmasına(yapımcılara rağmen) engel olarak, güçlü yanların da ortaya çıkarılmasını sağlamıştır.

Yeoman Janice Rand karakteri, “aptal sarışın” olarak, kısacık eteğiyle erkek egemen dünyada koşturup durur ve her daim yardıma muhtaçtır. Belli başlı görevleri, Kaptan Kirk’e belge imzalatmak, kahvesini getirmek olan bu karakter, tipik bir sekreterden farksızdır. Hatta “The Carbonite Maneuver” adlı bölümde, daha da ileri gidilerek, kaliteli bir hizmetçi rolüne büründürülür; Kaptan’a kahve getirmesinin yanı sıra, ilaçlarını aldığından da emin olmaya çalışır. Kaptan Kirk bu durumdan oldukça şikâyetçidir; hatta şu yorumda bulunur: “ Bu dişi kâhyayla ne yapacağım ben” Bilindiği gibi ‘yeoman’ kelimesi İngilizcede birçok anlamının yanında kâhya anlamında da kullanılır. Dizi, daha sonra Yeoman Rand karakterine yönelen açık cinsiyetçilikten vazgeçti; ama bu kadın figür, mürettebatın erkek üyeleri için bir seks objesi olarak kaldı.

Cinsiyet ayrımı konusu, filmlerde de sıklıkla varlık bulur. Örneğin Eve Yolculuk ’da(1986) Kaptan Kirk, bir bilim insanı olan Gillian’a şunları söyler: “Nasıl olur da senin gibi cici bir kız deniz biyoloğu olur?” ya da Keşfedilmemiş ’de Spock, yerini kendi ırkından bir kadına bırakmak ister, ancak, Valeris, Federasyon ve Klingon İmparatorluğu arasındaki barış görüşmelerini baltalamak için bir komploya imza atar. Bu açıdan bakıldığında dizi, kadınların bilim insanı olmaları, eğitimli ve bilgili olmaları, hatta yüksek kademelere gelmeleri her yönden ‘sakıncalı’ görüldüğü toplumsal yapıyı bazen hedef alır bazen de aynen yansıtır. (Her ikisinde de eleştirel bir niyet olduğu açıktır; çünkü küçümseyici ya da sansürcü yaklaşımlar yapımcıların düşündüğünün aksine, seyirciden tepki alıyordu; özellikle o amaçla yapılandırılmasalar bile)

Star Trek’in değindiği konulardan biri de ırkçılık ve ırklar arası ilişkilerdir. Örneğin, USS Enterprise’ın dümencisi Mr. Sulu, güçlü bir kademede resmedilen Japon asıllı bir Amerikalı olarak, büyük bir adımın habercisiydi. Amerikan toplumunda, Japon nüfusa karşı II. Dünya savaşı ile ortaya çıkan düşmanca hisler giderek yok olmuş olsa da, yapımcılar kadın karakterlere karşı gösterdikleri aynı “çekimserliği” bu karakter için de ileri sürdüler. Gene Roddenberry ise Sulu’yu asla bir Asyalı sembolü olarak görmedi ve herkes ona karşıyken bile azınlıkları temsil eden karakterlere ana rolleri vermekten çekinmedi. Ve bu maceracı, asabi kahraman, şövalye vari tarzıyla en sevilen karakterlerden biri haline geldi.

Star Trek’deki bir diğer azınlık karakter, tabii ki, Enterprise’ın iletişim subayı Teğmen Uhura’ydı. Yine, söylemek gerekir ki, o günlerde, Siyahi bir karakteri göz önünde bir yapımda kullanmak cesurca bir hamleydi. Uhura ki, adı “özgürlük” anlamına geliyordu; Doğu Afrikalı bir prensestir. Birçok dili akıcı konuşur. Afro-Amerikalı olmayışı bu karaktere mistik bir hava verir.

Star Trek’in şüphesiz oldukça belirgin ırkçılığa dokunan bir yönü vardır; ancak bu durum, dizide düzenli yer alan azınlık karakterlere yöneltilmez; bunun yerine Mr Spock’a yöneltilir. Bu yarı insan yarı Vulkanlı ikinci kaptan ve bilim subayı, sivri kulakları, yeşil kanı ve saf mantığa olan bağlılığıyla diğer mürettebattan ayrılır. Spock’a etnik kökeni hakkında yapılan yorumlar, eğer gerçek azınlık gruplarına karşı yapılsaydı; herkesin kınayarak bakacağı türdendiler; fakat film içinde bunlar tam bir dokunulmazlıkla sürdürüldü. Mr. Spock ve Dr. McCoy arasındaki ilişki, bu çıkarıma netlik kazandırır, doktor neredeyse her bölümde Spock’un sivri kulaklarından ya da yeşil kanından dem vurur.

“Bread and Circuses” adlı bölümde, Spock, bir gladyatör savaşı sırasında McCoy’un hayatını kurtarır; doktor, daha sonra Spock’a teşekkür etmek ister; ancak, yanlış zamanı seçmiştir; çünkü Vulkanlı kendilerini hapsedildikleri hücreden kurtarmak için bir yol aramaktadır ve onu dinlemez. McCoy ’da Spock’un fiziksel özellikleriyle ilgili kırıcı yorumlarına geri döner: “Sana hayatımı kurtardığın için teşekkür etmek istiyorum seni sivri kulaklı Vulkanlı!”  Ancak, McCoy, Spock’un etnik kökeniyle sorunu olan tek kişi değildir. “The Omega Glory” adlı bölümde, Kaptan Ronald Tracey(USS Exeter) kendilerini yakalayan Yangları Spock’un Şeytan olduğuna ikna etmeye çalışır. “Balance of Terror” ‘de atalarından birkaçını ilk Romulan savaşında kaybetmiş Teğmen Stiles, gizli ırkçı düşünceleri olan tutucu biridir ve Spock’u Romulan sempatizanı olmakla suçlar; sadece onun da kulakları sivri olduğu için. Finalde, Spock, Stiles’ı kurtarmak için hayatını riske atar. Stiles önyargılı davrandığını anlar ve ‘aniden’ fikrini değiştirir.

Spock’a karşı gösterilen bu tavırlar, tolere edildi çünkü Nimoy bir beyazdı (ve karakteri bir Vulkandı; kurgusal bir ırktandı) siyahi ya da Latin veya Asyalı değildi. Roddenberry aslında bu rol için siyahi birini istemişti; ancak karakterin siyahi olması durumunda bu gibi yorumlar yapılması Roddenberry için bile cesaretten fazlasını gerektiriyordu.

Star Trek’in değindiği veya imada bulunduğu sosyal meseleler içinde, en çok üzerinde durulan savaş ve barışın ahlaki yönüdür. Star Trek, Vietnam savaşının tırmanma noktasında gösterime girdi. Bu dönemde, iki süper güç arasındaki ilişkiler oldukça gergindi. Dizide, belirli bir politika yürütmek için güç ve tehdit kullanılması etraflıca eleştirildi. Dizi boyunca, Birleşik Gezegenler Federasyonu ve Batı, Klingon İmparatorluğu, Romulan İmparatorluğu ve Doğu arasındaki benzerlikleri geliştirdi.

Birleşik Gezegenler Federasyonu, Star Trek’deki yönetim birimi, Enterprise’ın da içinde bulunduğu askeri kuvvetlerin idari kolu olarak dizinin ikinci sezonunda ortaya çıktı. Gazeteci eleştirmen Terry Worland, “Kaptan Kirk: Soğukkanlı Savaşçı”  adlı makalesinde, Federasyon ve hasımları arasındaki ilişkiye yönelik son derece aydınlatıcı bir tartışma sunar: “Birinci sezon boyunca, Enterprise, birçok düşmanıyla çatışma yaşar. Fakat Federasyon ortaya çıktığında, aralarındaki çatışma, bölümlerdeki ideolojik yapıyı devralır.” Ve ekler: “  Federasyonun kesin bir etki alanını ve sürekli meydan okunan ve tehdit edilen yaşamsal bir gücü kontrol ettiği netleşti.”

Dahası, Worland, Federasyonun siyasi hedeflere ulaşmak için kısıtlı araçlara sahip daha zayıf Birleşmiş Milletler’in metaforu olduğuna inanıyordu. (Hatta dizide en çok yer alan gemi Enterprise’ın adının anlamı da girişimdir.) Ona göre, bu yapı, Yıldız filosu tarafından korunan“özgür dünya” ya benziyordu, hatta NATO’nun ve Birleşik Devletler ’in temsili olarak kabul edilebilirdi:“Eğer Federasyon, Amerika’yı ve Batı İttifakını temsil ediyorsa, Star Trek’in yapım süreci boyunca, ABD hükümetinin III. Dünyadaki baş düşmanlarıyla rekabet etmeye çalıştığını göz önüne almalısınız; özellikle Vietnam’da.” David Gerrold’a göre, aynı Amerika’nın dünyanın polisi olarak düşünüldüğü gibi, Enterprise’ da galaksinin polisiydi. Hem de Amerika’nın küresel gerilimlerde bir rolü olsun mu olmasın mı diye düşünülen bir dönemde. Yıldız filosunun aslen bilimsel olan misyonu, dizinin ilerleyen bölümlerinde ve filmlerin bütününde, “Gerçeği, adaleti ve Amerikan tarzını kâinatın uzak köşelerine yayma” ülküsüne doğru evrildi.

Dizinin Federasyonun düşmanlarına yer vermeyen ancak militarizmin sakıncalarına değinen bağımsız bölümleri de mevcuttu. Örneğin,“A Taste of Armageddon” adlı bölümde, Romulan ya da Klingonlar yer almaz. Enterprise komşularıyla savaş içinde ancak müreffeh bir medeniyet gibi görünen uzak bir gezegene ulaşır. Kirk, iki gezegenin, nesiller önce savaşlarını bilgisayar simülasyonu saldırılara indirgemek üzere anlaştıklarını ve ‘düşmanın ’savaş kayıplarının rapor edilmesi gerektiğini öğrenir. Bilgisayarı yok eder(iki gezegenin anlaşmasını fes eder.) Böylece, bu topluluk, katliam, vahşet ve korkunç ölümlerin, yani savaşın kaçınılması gereken bir şey olduğuna ikna olacaktır. David Gerrold, kayıpların sayımının ve bu insanların kayıpları istatistiklere dökmelerini zorunlu kılma meselesinin, Vietnam savaşındaki birliklerin gücünün ve düşmanın verdiği ölü sayısının doğru orantılı kabul edilmesinden ilham alınarak diziye aktarıldığını söylüyor. Savaş, sadece sayılara indirgendiğinde, acısız ve itiraz edilemez bir hal alır. Star Trek, burada, savaşın yeniden formüle edilmesine karşı çıkıyor. Finale, ütopik bir yaklaşım hakim oluyor; gezegenin liderleri, savaşa sonsuza dek son vermek için ‘düşmanla’ anlaşmaya ve müzakereye razı oluyorlar.

“Let That Be Your Last Battlefield”’da ırkçılığa dair net bir tavır gösterilir ve ırk kavramının doğaya aykırı, faydasız bir düşünce sistemine ait olduğunu vurgulanır. Bu bölüm, Cheron gezegenindeki yarı-siyah-yarı-beyaz varlıkları ve aralarındaki anlaşmazlığın Enterprise’a taşınmasını konu alır. Lokai, gemiye çalıntı bir mekikle gelir ve sığınma talep eder. Onu takip eden Bele’nin gemiye gelmesiyle, mürettebat, politik suçlardan dolayı yargılanacağını öğrendikleri sığınmacıyı iade edip etmemeye karar vermek zorunda kalır.

Bele, bir noktada, Kaptan Kirk’e, Lokai’yi neden Cheron’a geri götürmek istediğini açıklar: Görünen o ki, Lokai ve onun gibiler, Bele’yi alt tabaka olarak görmektedir çünkü kendilerinin vücutlarının sağ tarafı siyahken, Bele’nin sağ tarafı beyazdır. Bu durum, Kirk ve mürettebat için bir anlam ifade etmez; çünkü aralarındaki farkı bile ancak Bele açıkladığında fark edebilmişlerdir.

Lokai, köprüdeki mürettebata ırkçılık ve sonuçları hakkında bir ders verir- ki, mürettebat da geçmişte, toplumlarının bu yarayla boğuştuğunu görmüşlerdir. Bele, Federasyon iade talebini reddedince, Enterprise’ı kaçırır ve Cheron’a indirir. Ancak, bütün nüfusun korkunç bir savaşla yok olduğunu görürler. İki ‘düşman’, bu felaket karşısında farklılıklarını bir kenara bırakıp birlik olmak yerine, birbirlerini suçlarlar. Ve gezegene dönerek anlamsız savaşlarına devam ederler. Bölüm, Kaptan Kirk’ün “onların umurunda olan tek şey nefretleriydi.” sözleriyle biter. Bu bölümle Amerika’daki İnsan Hakları mücadelesinin benzerliği olağanüstüdür.

Birleşik Devletler’de Dr. Martin Luther King, Jr gibi barışçıl değişimi savunan insanların yanı sıra, Senatör Thurmond gibi statükoyu destekleyen kişiler de vardı. Radikal gruplar, nefret ve öfkeye dayalı ideolojileriyle kan ve savaş istemlerini haykırmaktan çekinmiyorlardı.  Bütün bu bireyler ve gruplar, temelde, şiddetli, kendilerine karşı olanları, farklı düşünenleri lanetlemeye yok etmeye yönelen Bele ve Lokai tarzı anlamsız bir çatışma içindeydiler. Star Trek’in bütün bunlara verdiği mesaj ise açıktır: Nefret ve şiddet herkes için sadece yıkım getirir.

Bu noktadan başa dönersek, ilk kez yayınlanmasından 50 yıl sonra, Star Trek’in yüzyıllar da geçse evrenin ve onun sakinlerinin doğasının aynı kalacağına dair müthiş bir öngörüde bulunduğunu görüp, David Gerrold’a hak verebiliriz: Hikâyeler, yirminci yüzyıl insanının gelecekteki bir evrendeki tutumlarıyla ilgilidir.

Kaynakça

  • Blair, Karen. “Sex and Star Trek.” Science Fiction Studies, 10 (1983), 292-297.
  • Greenberg, Harvey R. “In Search of Spock: A Psychoanalytic Inquiry.” Journal of Popular Film and Television, (1984), 52-65.

Zeynep Şenel Gencer
Sosyal Bilimler Platformu, Sinema Editörü
z.s.gencer@sosyalbilimler.org

Yasal Uyarı: Yayınlanan bu yazının tüm hakları Sosyal Bilimler Platformu’na (www.sosyalbilimler.org) aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.