Sosyal Bilimler

“Simgesel” Üzerine / ile Bir İnceleme | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

“Simgesel” Üzerine / ile Bir İnceleme

Yaklaşık bir ay önce sosyalbilimler.org’da yayımlanan Psikanalizin Aktarımı isimli yazımın ilk paragrafında artan ilgiye binaen Lacancı psikanaliz hususunda Türkçe literatürdeki genişlemeden bahsetmiştim. Simgesel, o yazıda, maalesef henüz okumadığım için değinemediğim bir yayındı. Her ne kadar başlık bu yazının bir “inceleme” olacağını işaret ediyorsa da, bu kelimeyi ben yalnızca idareten kullandım. Bahsi geçen diğer yazıda olduğu gibi bunda da öncelikle gayem, bir öğrenci olarak, Simgesel’e çeşitli övgüler veya yergiler yöneltmekten ziyade kapladığı konumun altını çizmeye çalışmak olacak. Bunun çok kıymetli olduğuna inanıyorum.

Lacancı Forum Türkiye Psikanaliz Derneği, Ecole de Psychanalyse des Forums du Champ lacanien (EPFCL)’e bağlı bir dernek; Simgesel de hem onların hem de Türkiye’nin bu konudaki ilk süreli yayını. Dernek, eğitimleri ve etkinlikleri ile ilgili bilgileri, web sitelerinden edinebilirsiniz. Ben artık kendi düşüncelerime geçmek istiyorum.

“…psikanaliz yazıdan oldukça farklı bir şeydir…” 1 diyor Lacan. Derneğin Türkçeye kazandırdığı Lacan konferansında geçiyor bu ifade, esasında ilk bakışta, neredeyse ironik -takdir edersiniz ki bu alıntıyı okumuş bulundunuz- ve bir o kadar da kıymetli. Hatırlanacak olursa Psikanalizin Aktarımı’nda, Özge Soysal’dan bir alıntı yapılmıştı. Evet, psikanaliz kesinlikle yazıdan farklı bir şeydir lâkin dil ile özne arasında yaşanılabilecek en radikal deneyimlerden bir tanesidir de. Bana kalırsa Simgesel’in konumu, tam olarak bu noktadır. Psikanalizin işaret ettiği ilişkiye / tanışmaya / taşınmaya onun kavramlarını -tabiri Derrida’dan alacak olursam- tam anlamıyla devalüasyona uğratarak işaret etmeyi beklemek, yazık ki psikanalizi “psikolojikleştirilmiş felsefe” olarak prangalara vuracaktır, vurmaktadır da. Türkiye’de ve Türkçede bu istismarın karşısına çıkarılabilecek bir otorite figürü değilse de bir dayanağa hakikaten ihtiyaç vardı ki bana kalırsa Simgesel, bunun için atılmış ciddi bir adımdır. “Yirmi yılda Lacan’ın okunamazlığını büyük ölçüde azalttık, tabii ki onu okumak istemeyen kişiler dışındakilere” diyor Colette Soler 2. Bugün Türkçede Freud’un pek çok metnine sahibiz ve buna rağmen psikanalizin klinikteki ve akademideki konumu alabildiğine kaygan, kaygı verici ve yanlış, bu çok açık. Onu “çalıştırabilmek” için çalışmamız gerekiyor evvela. Dolayısıyla bugün “cinsel ilişki yoktur!”u belleyip önünü görmeden yazılmış hiçbir şeye, Lacan’ın çalışılması, çalıştırılması olarak bakamıyorum, bu oldukça güç. Fazlasıyla radikal ve bu coğrafya için fazlasıyla kullanılabilir; şaşırtıcı şeyler söylemeye müsaade ediyor zira ve şaşırtıcı olana tapılıyor burada. Şairane veyahut değil: Sömürülüyor. Hâlbuki Türkçede onu okunabilir kılmak adına gerçekleştirilen az sayıda çalışma var; çok kıymetli çevirilere ve “artık” süreli yayın/(dilerim)lara sarılmak, haklarını teslim etmek gerekiyor.

Freud psikanalizi Viyana’da histerikler üzerine çalışırken geliştirdi ve Zehra Eryörük’ün dergide çok güzel bir şekilde işaret ettiği gibi yıllar içerisinde, aynı ve farklı coğrafyalarda semptom / semptomlar (ayrımın manasını yazar dergi içerisinde yayımlanan yazısında açıklıyor) dönüşüm geçirdi. Bu son derece normal ve umut verici. Dünya hızla değişirken ve insanlara sıkıntı veren semptom/semptomlar değişiklik gösterirken içerisinde bulunduğumuz coğrafya bundan nasibini almamış değil, zira bu imkânsız, o hâlde bu durum kesinlikle umut verici. Umut verici çünkü (sanılanın aksine!) psikanalizi Türkiye’de çalışmak ve çalıştırmak için Freud’un histerik kadınlarına ihtiyacımız yok, Almanca ve Fransızca karşısında Türkçenin “psikanalize müsaade etmeyecek” bir dil olduğuna dair bir kanıt da yok. O hâlde yapılagelen “yazı”ya dair çalışmalar, Türkçenin öznesinin kendi semptomuna bakabilmeye gayret edişinin şüphesiz önünü açacaktır; dilde açılacak bir alan, “bilinçdışının susturulan öznesine” 3 konuşabilme imkânı sağlayacaktır ki bu taşınmaya ihtiyacımız var. Lâkin burada ihtiyaçtan bahsederken, bunun bir psikanaliz, Lacancı psikanaliz propagandası gibi duyulması zannediyorum ki düşülebilecek en büyük hataya düşüldüğünün göstergesi olur. Bir tartışma esnasında, mezun olmaya hazırlanan birisi bana eğitimini aldığı terapi ekolünü şu şekilde savunmuştu: “X, doğru olan. Çünkü bizim insanlarımız eğitimsiz ve onlara yaklaşabilmek gerek. Ayrıca psikanaliz bilimsel dahi değil…” Dolayısıyla kliniğe gelmiş / gelmesi gereken / gelebilecek olan insanlar bir kenara dursun, alanda çalışmakta olan uzmanlar dahi psikanalizin konumuna veya konumlanmayışına hâkim değil ve bu ciddiye alınması gereken bir mesele. Sıkça savrulan bir argüman zira “psikolojiye duyulan ihtiyaç” bu topraklarda, zira travmadan travmaya sürüklenmekteyiz. Doğru lâkin eksik; unutulmamalı: İyileştirme maksadı bulunmayan bir praksisin akıbeti ne olurdu, bunu görmek gerek. Tekrar ve tekrar: Psikanaliz “psikoloji” değildir, bir alt alanı, bir terapi ekolü hiç değildir. Dergiyi edinecekler Luis Izcovich’in “Psikanaliz Diğerleri Gibi Bir Tedavi Değildir” isimli makalesini okurken bu husus yeniden akıllarına düşecektir.

Uzaklaşmadık dergiden, aksine, hâlâ okumamış olanlar varsa, onlara yapacakları okumadan evvel bir bağlam sunmaya çalıştık ve yazının en başında işaret ettiğimiz gibi yalnızca Simgesel’in konumunu konuştuk esasında, başka hiçbir şeyi değil.

***

İlk sayı içeriği ve dergi editörleri, Ayşegül Erdem ile Oğuzhan Nacak’ın takdim yazılarına buradan ulaşılabilir.

İ. Şahin Ateş
sosyalbilimler.org Blog Yazarı
blog@sosyalbilimler.org

Kaynakça

Soysal, Ö. (2011). Bilmemek ve Dile Getirmek Arasında: Psikanalizin Bilinçdışı Öznesi. Doğu Batı, 127-143.

Yasal Uyarı: Yayımlanan bu yazının tüm hakları sosyalbilimler.org‘a aittir. Söz konusu metin, izin alınmadan başka bir web sitesinde ya da mecrada kısmen veya tamamen yayımlanamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz, içeriğinde herhangi bir değişiklik yapılamaz. Aksi taktirde bir hak ihlali söz konusu olduğunda; Sosyal Bilimler Platformu, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.

Dipnotlar   [ + ]

1. Simgesel, sayfa: 21
2. Simgesel, sayfa: 42
3. Soysal, 2011

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.