Sosyal Bilimler

Selahattin Hilav Yazısı: Sanat ile Halk Arasındaki İlişkiler | Sosyal Bilimler
Sosyal Bilimler

Selahattin Hilav Yazısı: Sanat ile Halk Arasındaki İlişkiler

Toplumcu sanat felsefesindeki son değişiklikler sanatçı ile kitleler arasındaki ilişkinin değişik biçimde ele alınmasına yol açmıştır. Daha önceki yazılarda sözünü ettiğimiz Avusturyalı düşünür Ernst Fischer sanatla halk ilişkisini incelerken, bir sanat eserinin hemen ve kolayca anlaşılabilir olması gerektiğini ileri sürenlerin halkın estetik zevklerini bir kıstas gibi ele almalarını ve çeşitli nedenlerin etkisiyle büyük çapta yozlaştırılmış olan bu zevklere uygun düşen eserleri “ilerici eserler” gibi görmelerini eleştiriyor ve yanlış buluyor. Brecht de bu konuda şunları söylüyor: “Seyircilere gösterilecek saygının biricik işareti, onların zekâsını ve kavrayışını küçümsememektir.” Gerçekten de “ilerici eser” vermek bahanesiyle halkın iyice gelişmemiş ve yozlaştırılmış zevklerine dalkavukluk etmek halka karşı saygı duymamak demektir.

Marx, her çağda, yaygın ve hâkim olan fikirlerin o çağın hâkim sınıflarının fikirleri olduğunu söylemişti. Estetik zevk (beğeni) için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Kitlelerin estetik zevkini yozlaştırarak bozan büyük tirajlı gazetelerin, sıradan filmlerin ve piyeslerin iktisadî monopoller tarafından desteklendiği çağımızda hâkim sınıfların belli birtakım estetik değerleri halka nasıl kabul ettirdiklerini açıkça görüyoruz. Yalnız şunu da unutmamak gerekir: Burjuvazi, halk kitlelerinin manevî ve estetik hayatının yozlaştırılıp bozulmasını, soyut resim ya da en yeni roman akımları; sözgelimi Fransa’da görülen “Yeni Roman” aracılığı ile gerçekleştirmiyor. Burjuvazi bu yozlaştırma işini, tam tersine kaba ve sığ figüratif resimle, aşk ve macera romanlarıyla, fotoromanlar yayımlayan gazete ve dergilerle ya da şehvet ve macera filmleri aracılığı ile yapıyor. Bu çeşit “sanat” ürünlerinde görülen akademik ustalık aslında hâkim sınıfların kitlelere kabul ettirdiği basit ve sığ bir “sanat”tır. Burada üzerinde dikkatle durulması gereken bir nokta vardır. Bu nokta da şudur: Toplumcu gerçekçilik bu “sanat” biçimlerini (formlarını) ele alıp onların içine yeni muhtevalar ve eğilimler koymaya kalkışmakla olumlu bir iş yapmış olmaz. Yaygın olan bu sanat biçimlerinin içine toplumcu gerçekçiliğe uygun ilerici bir muhteva koymanın mümkün olduğunu sanmak yanlıştır. Çünkü bir sanat biçimi (formu) içine zehir ya da hayat iksiri konması mümkün olan bir kap değildir. Ernst Fischer herhangi bir biçimin mutlaka belli bir muhtevanın biçimi olduğunu açıklamıştır. Biçim ile özün (muhtevanın) ayrılmazlığını ve ayrılmaması gerektiğini daha önce başka Marx’cı düşünürler de ileri sürmüşlerdir. “Biçim, kristalize olmuş bir toplumsal tecrübedir” diyor Fischer. Ve bu düşünceden kalkarak biçimciliğin (formalizm) gerçek bir tanımını da yapıyor. Fischer’e göre biçimcilik, biçim üzerinde durmak ve ısrar etmek diye tanımlanamaz. Çünkü biçim üzerinde durmak sanatçının tabii işidir ve bu konuda göstereceği titizliğe sınır koymak imkânsızdır. Biçimcilik, aslında, teknikçilik demektir. Yani biçimcilik kendi kendisiyle yetinen ve kendi dışında herhangi bir amacı olmaksızın kendisiyle varolan bir çabadır. Nitekim, şartlar değişmiş olduğu halde, eski biçimleri taklit ve tekrar etmekten başka bir şey olmayan akademizm de biçimciliğin bir türüdür.

Biçimcilik aynı zamanda insani duygulardan ve hayattan kopuş da demektir. Biçimciliği yeni gerçekleri dile getirmek amacıyla yeni bir dil bulmak için yapılan bir araştırma olarak tanımlamak da kabil değildir. Teknik yaratmaktan başka bir amacı olmayan biçimcilik, yeni gerçekleri dile getirmek için biçim konusunda gösterilen titizlik ile teknikçiliği birbirine karıştırmaktadır. Nitekim, bütün büyük sanatçılar, yeni bir teknik ortaya koymak amacıyla değil, çağlarının yeni gerçeklerini dile getirebilmek için yeni bir biçim ortaya koymak amacıyla çalışmışlardır. Bundan ötürü, Van Eyck’ın ya da Balzac’ın kullandığı teknikler ne kadar hayranlık verici olurlarsa olsunlar bu sanat ustalarının kullandığı dil bugünün gerçeklerini dile getirmeye yeterli değildir. Engels’in “Ludwig Feuerbach”da açıkladığı[1] gibi, çağ açan her yeni bilimsel keşif yeni bir maddecilik biçiminin yaratılmasını nasıl gerektiriyorsa, Brecht’e göre de her yeni çağ gerçekçiliğin yeni bir biçimini ortaya koymak zorundadır. Demek ki, sanatçı, halkın yozlaştırılmış ve bozulmuş estetiklerine uygun düşen eserler vermek yerine çağının ve toplumun gerçeklerini bu gerçeklere yaraşır bir biçimde dile getiren eserler vermek ve bu eserler aracılığı ile kitlelere seslenmek zorundadır.

Bu arada, halk kitlelerinin saflığını ve gerçek özünü kaybetmemiş olan sanat gelenekleri ile ilinti kurarak bunlardan yararlanmak da sanatçının elinde bulunan en önemli imkânlardan biridir. Hem sanatın gereklerini yerine getirmek hem de halkın bozulmamış ama bir yana itilmiş geleneklerinden onlara yeni bir nitelik kazandıracak biçimde yararlanarak eser vermek her sanatçının kendi ülkesinin özel şartları ile belirlenen bir çaba ve ödevdir.

Selahattin Hilav
Yön, 12 Mart 1965, Sayı 102

 


Künye

Selahattin Hilav, 2008. Entelektüeller ve Eylem: Düşünceler-Tartışmalar-Söyleşiler, Haz. Sema Rifat, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, s. 27-30.

Kapak Görseli

Penn’s Treaty with the Indians
Edward Hicksc / 1830-1840
Koleksiyon: The Museum of Fine Arts, Houston

Dipnotlar

[1] Ludwig Feuerbach ve Klasik Ahlak Felsefesinin Sonu, İstanbul: Sosyal Yayınları. Editör Notu: Ocak 1976’da ilk basımı yapılan kitaba Sol Yayınları’ndan ulaşmak mümkün.

Sosyal Bilimler Haftalık E-Bülten Aboneliği

* indicates required

Yorum Yazın

sosyalbilimler.org’a Katkıda Bulunabilirsiniz.

sosyalbilimler.org'da editörlük yapabilir, kendi yazılarını yayımlayarak blog yazarımız olabilir veya Türkçe literatüre katkı sağlamak amacıyla çevirmenlik yapabilirsin. Mutlaka ilgi alanına yönelik bir görev vardır. sosyalbilimler.org ekibine katılmak için seni buraya alalım!

Bizi Takip Edin!

Sosyal Bilimleri sosyal ağlardan takip edebilir, aylık düzenlenen kitap çekilişlerimize katılabilirsiniz.